"sana güzellik hakkında ne söyledim" kuzenimin tepemde cırtlak sesi yankı yaparken başımı tuttum bir tane daha ağrı kesici içip saçlarımı yapmasına izin verdim evleniyorum hemde ansızın bir çocuk sahibi olarak onu sen doğurmadın... içimdeki sesi unutmak için müziğin sesini açacaktım ama Bahar benden önce davranıp Kürtçe bir şarkı açtı
- Keçe kurdan
eğlenerek devam eden insanlara ayak uydurmak istedim Firuze kuzenleri sandığı yiğenlerimle birlikte oyun oynuyordu benimle birlikte en son elbise giyinecekti gelin olmak istiyordu sürekli herkesi tembih etmiştim bir kişi bile ona diyemezdi benim kızım olmadığını inanmak zorundalardı ben doğurmasam da ben doğurmuşum gibi bilmek zorundaydılar
kuşak bağlansın istemiyordum ama annem bunu mecbur yapmamız gerektiğini söyledi sonunda kuşak bağlandığında sabahın köründe nikahımın kırıldığı o adamı gördüm artık at ile gelin çıkarmak bitmişti ve ben Ateşin kolunda evimden çıktım zılgıtlar ve davul eşliğinde böyle şeylerden hiç haz etmezdim ama ibn Haldun çok doğru demiş coğrafya kaderdir
arabaya bindiğimizde nereye gittiğimize çok dikkat etmediğimi fark ettim düğün salonu mu yoksa kocaman bir bahçe mı anlayamadım "yüzünden düşen bin parça ne oldu güzelim?" omuz silktim dışarı döndüm düğün gününde insanın havası olmaz mıydı sanırım bu ilk bende ve istemeyerek evlenen kadınlar da "bilmiyorum ama benim hayal ettiğim böyle değildi" beni onayladı ve heyecanla bana döndü "bak bu bizim düğünümüz ama senin istediğin gibi kırk gün kırk gece düğün yaparım gelenek görenek istemediğini biliyorum istediğin elbiseyi giyin akşam arkadaşlarla kendi aramızda eğlenceye gideriz" heyecanla bende ona döndüm ve boynuna sarıldım belki de beni seviyordur dedim içimden...
düğün kazasız belasız bittiğinde bende bitmiştim gece saat iki olmuştu biz arkadaşlarla çıkıyor olucaktık ama halim kalmamıştı yarına ertelemek istiyordum konağa geldiğimizde herkes yatmıştı biz sona kalmıştık "odama geçelim mobilyaları Zilan değiştirdi seni onunla da yormak istemedim" elimden tutup götürmesini beklerken o ağır gelinlik ile beni kucağına aldı "Ateş dur düşeceğiz bir yerine bir şey olur" boynumu öpüp yüzüme baktı "adet sevmezsin ama ben kendime buldum bir tane kadını evine ayakları yere değmeden sokan adam dünyanın en mutlu evliliğine sahip olurmuş ayrıca benim karım doktor olmuş sence bu umurumda mı " hızlı şekilde odasına götürürken o beni Firuze geldi aklıma Yusuf ile birlikte kalıcaktı bu gün
"karımı çok özledim" biz içeri girerken yakalarımı kızartacak şekilde konuşmaya başlamıştı sen daha dur Ahu daha ne şekilde kızaracaksın iç sesim yüzünden ay ışığında birbirimizi zor görsek de gözlerim kocaman oldu tamam bu tıp da var da anlatım şekli yaşandığı gibi değilmiş diyorlardı kızlar okulda hemen banyoya kaçıp kapıyı arkamdan kilitledim
"güzel karım gece boyu orda kalamazsın pijamalarını giyinmek için geri gel korkma canın acımaz" o benimle dalga geçerken kendi kendime kızdım hemen saçlarımı açmaya başladım dişlerimi fırçalayıp ılık suyu ayarladım gelinliği güç bela çıkardığımda kocaman ebeveyn banyosunun kenarına koydum konaklarda hep odaların içinde bu banyolarda olurdu aileler mahremiyeti önemserdi
duş da bittiğinde yanıma kıyafet alamadığım için kendime kızdım Ahu sen iyi misin zaten soyunucaksın iç sesim susar mısın artık çünkü yardımcı olamıyorsun. kendi kendime konuşmayı bırakıp derin bir nefes aldım
odaya geri döndüğümde Diyar ortalarda yoktu ona istediğim gibi seslenmek hoşuma gidiyordu tam ben mutlu mutlu dolaba giderken beni yakalayan güçlü eller ile yatağa çekildim "sen ne zamandır buradasın?" bana çarpık şekilde gülümsedi en sevdiğimi yapıyor bu adam sürekli "seninle odaya geldiğim andan beri karıcığım" boynumu öpüp uyur pozisyona geçti hemen "Ateş annenler yarın bizden bir şeyler isteyecek" öfkeyle solurken yüzüme baktı ciddi olduğumdan emin olmak istiyordu
namusuma laf edicek o iki cadı bu konaktaydı ve benim malzeme vermeye niyetim yoktu ne kadar onunla ilişkiye girmeye hazır olmasam da "Ahu sana çok aşığım ama emin misin sonuçta ne bileyim korkmuyor musun?" deli gibi korkuyordum kafamı yana çevirdim bunu belli etmemem gerekiyordu "sen istemiyorsan başın ağrıyorsa bilemeyeceğim Ateş" gözleri sanki daha da olabilir gibi siyah perdelerin daha çok karanlık yaptığı oda da kararmıştı
loş ışıkta üzerine sarındığım havlu dışında kaçışım yoktu "bu dediğine pişman olmazsın karıcığım çünkü sabaha kadar durmayacağım" gözlerimi sımsıkı yumup yanmaya başlayan vücuduma lanetler ettim sapık adam geri gelmişti