"İstemiyorum." Yüzümü buruşturarak söylediğim cümleye aldırış etmeden kendi yaptığı tavuk çorbasını zorla ağzıma tıktı. "Arkın bu iğrenç." "Sus, nimete iğrenç denmez." Bunu beklemediğimden olsa gerek birkaç saniye duraksadım. Bir an cidden onun söyleyip söylemediğini kafamda tartmıştım. "Ama tadı kötü... Yalan mı söyleyeyim?" Yüzüme baygın ve sinirli bir bakış attı. Yaptığı çorbayı beğenmediğimden olsa gerek kaşları çatık, yüz ifadesi huysuzdu. "İnsan nezaketen bir iki yudum alır sen hemen saydırıyorsun." "Yemek istemiyorum, zorla mı?" Sabrının taştığını belirtircesine soluklandı. Yaralanmamın üzerinden üç gün geçse de ilk günkü gibi üzerime titriyordu. Son yaşanan olay onu sarsmış olmalıydı ki ilgisini bir dakika dahi üzerimden eksik etmiyordu. Bu, güzel olduğu kadar sıkıcıydı

