Bazen insan anlam veremez tüm yaşadıklarına..
Dipsiz bir kuyunun içinde kaybolduğu her saniye, içinde olan tarifsiz acı daha da körüklenir her dakika..
Anlam veremediği şeyler çoğalır, aklındaki saçma sapan sahneler git gide insanı bir çıkmaza sürükler..
Her şey anlamını yitirdiği vakitte anlam bulur bazı şeyler..
Mesela "AŞK" ..İnsan her anlamda kendini çaresiz hissettiğinde, hayatındaki insanların hepsini bir kalemde çizdiğinde, alacağı intikamlarından vazgeçtiğinde, tüm bunlar için tek bahane "Aşk " sürülür öne..
Bazen yalnızca "BEN AŞIĞIM" diyerek her şeyden bir çırpıda kurtulmak ister insan...
Ama hayatın ona asıl Aşık olduktan sonra hazırlayacağı sürprizlerden habersizdir ne yazık ki..
...............
Yıllar bazı insanlara bir çok şey katarken, benden bir çok şeyimi hayatımı alıp gitmişti..
Liseyi bitirdikten sonra babamın yoğun ısrarları üzerine üniversite okumak için Hazal ile birlikte Amerika ya gittik..
Ben Hazal ve Lâra Amerika'da günümüzü gün ederken, aslında babamın bizi buraya gönderme sebebini maalesef bilmiyordum..
Hazal radyo televizyon okurken, ben baba mesleğini seçerek mimarlık okuyordum..
Mimarlık bölümünü seçmemin sebebi yalnızca babamın mesleği olması değildi elbette..
Mimarlık benim küçüklüğümden beri okumayı istediğim bölüm istanbul'da da olsam Amerika'da da olsam benim için fark etmez..
Mimar olacak ve evimi kendim çizecektim..
Babam mimarlık okurken her zaman annemle evleneceği birlikte yaşlanacağı evi annemi karşısına alıp çizeceğini düşünerek okurmuş..
Her zaman Babamın Anneme olan aşkına imrenirim. Babam Annem ona cennetten sunulan bir hediye gibi görüp, kırılmasından korkarak severdi.
Babamın üniversite dönemlerinde elle tutulur bir azmi, üstün derece bir zekası, olağanüstü bir başarısı varmış..
Ben Babamın kızı olarak tıpkı onun gibi çok zekiyim..
Güzelliğimde sanırım anne tarafından..
Hazal ile birlikte üniversiteyi bitirdikten sonra bir yıl daha Amerika'da kaldık..
Amerika'dan dönerken Lâra da bizimle gelerek Türkiye' ye yerleşmeye karar verdi.
Uzun yıllar boyunca Tıp okumuş ve nihayetinde bizden sonra da olsa mezun olmuştu.
İşte ne olduysa o zamandan sonra oldu..
Babam beni üniversite için Amerika'ya gitmem konusunda ikna etmeye çalıştığı günün haftasında, Annemin ağrılarından dolayı doktora gitmişler,yapılan tetkikler ve testler sonucunda Annemin hastalığına teşhis konulmuş..
"KANSER"...
Kanser ölümle eş değer aslında..Yalnızca biz insanlar Ölümü sevdiklerimize yakıştıramadığımız için 'erken teşhis' olayıyla yüreklerimize su serpiyor, Umut ışığı olarak görüyoruz..
Annemin kanser olduğunu öğrendiğim gün, göz pınarlarımda tek bir damla kalmamış, kendime gelmekte zorlanmıştım.
Ben Amerika'dan döndükten sonra her ne kadar Annemi doktora götürmek istediysem de, tüm çabalarım boşa çıkıyordu..
Annem her güne biraz daha yorgun başlıyor, ve her gün babamla hava almak için dışarıya çıkıyordu..
Yine Babam ve Annem ‘in dışarıya çıktığı bir gün odasına girip, ilaçlarını karıştırarak endeksiyonlar bölümünü okuduğumda, boğazıma oturan yumru iki katına çıkmış, hıçkırıklarım boğazıma düğümlenmişti..
Elimdeki ilaçlar kanser hastalarının saç, kirpik, Kaş, dökülmesini engellemek için kullanılan ilaçlardı.
Ve ben Annemin hastalığını bunun için anlamamıştım.
O gün ilk defa ölmeyi istedim ama olmadı...
Elimde tuttuğum ilaçlar Annemin acısız sızısız, rahat bir nefes alabilmesi psikolojik olarak etkilenmemesi için kullandığı, Tıp’ın ölüm yerine saç dökülmesine çözüm olarak verdiği ilaçlardı.
O acıyı bir hafta sonra yaşadım..
"ANNE'Mİ KAYBETTİM"..
------------------------------
Kendimi uykunun kollarından ayırdığımda baş ucumda benimle uğraşan Lara’yla buluştu gözlerim.
Annem vefat ettikten sonra o evde annemin hatıralarıyla yalnız kalamamış başka bir eve taşınmıştım..
Lâra temelli olarak Türkiye'ye taşınma kararı aldığında birlikte yaşamak fikri bana çok hoş gelmiş, Lâra'ya bunu teklif ettikten sonra soluğu benim evimde almıştı.
Hazal iş yeri buraya yakın olduğu için genelde bizimle kalıyor, nadiren evine gidiyordu..
Babam aklı bende kalacağını, yalnızca Hatice sultanla birlikte taşınabileceğimi söylediğinde şartsız kabul etmiştim.
Ben bu halden memnunum yalnız şu sabah sabah uyandırma teknikleri beni fazlasıyla geriyor.
Bir insanın başında uyuyana kadar kesintisiz ismi zikredilir mi.?
Üstelik işi gücü olmayan bir insan, ne sebep ile bu saatte kaldırılır ki?
Lâra'nın beni kaldırmadan gitmeyeceğini anladığımda, bedenimi zorla kaldırarak yatağımın içinde oturma pozisyonunu aldım.
"Ya sen hiç pes etmez misin?"
"Hayır bebeğim hadi kalk ve derhal hazırlan pazar kahvaltısını boğazda yapacağız"
"Uyumak diye harika bir şey varken, ben neden gidip kahvaltı yapayım söyler misin?"
Lâra kaşarını çatıp, işaret parmağını bana doğru sallayarak tehdite başvuruyordu..
"Sen eğer şu an bu yataktan kalkıp benimle gelmezsen...."
"Ayyy tamam tamam ben bu cümlenin devamını biliyorum"
Lâra odamdan çıktıktan sonra duş alıp, kıyafetlerimi giydim.
Anlaşılan o ki bugün Lâra Yıldırım'ın esintisine sürüklenecektim.
Yüzümü hafif bir makyaj yapıp çantamı alarak, aşağıya indiğimde rüzgara kapılacak olan yalnızca ben olmadığımı fark ettim.
"Günaydın bebeğim"
"Günaydın Hazal"
"Aaa bu ne suratından düşen bin parça"
"Aman Hazal sen Masal'a bakma uykusundan uyandırdık diye böyle sen keyfine bak"
"Siz ikiniz var ya hayatımda beni uykusundan kaldırma cesaretine sahip iki insansız"
"Ayy sabah sabah bu ne atar Masal aaa unutmadan sana bugün bomba haberlerimiz var Hazal’la”
Arkamı dönüp Hatice sultanın bana uzattığı ceketimi alarak bahçe kapısına doğru ilerledim.
Onların bana vereceği önemli haberler ya magazin, ya da kendi özel hayatları olurdu.
"İnanın yeni sevgililerinizin künyelerini öz geçmişlerini merak etmiyorum."
Lâra arabaya binip çalıştırdıktan sonra,bana doğru bakıp konuştu..
"Haberlerimiz bizimle yada sevgililerimizin künyeleriyle alakalı değil tatlım, bizzat seninle alakalı."
Benimle dalga geçmeye bayılan bu ikili, sabah sabah yine kendince mizah yapacaklardı.
"Yaaa neymiş merak ettim."
"Söyleme Lâra biraz merak etsin"
Hazal cümlesini bitirdikten sonra ısrar etmedim, yine hoşlanmadığım bir durumla karşı karşıya kaldığım da keşke konuşmayı sürdürseydim diye düşünüyordum.
Lâra ve Hazal arabanın radyosunu açmış, birlikte Gülşen'in son zamanlarda duymaktan midemin bulandığı "Bangır Bangır" şarkısına eşlik ediyorlardı.
"Ağzı bozuk şarkılar tuttum sana biraz ağır müzik son ses Bangır Bangır."
Yok yani anlam veremiyorum bu saçma şarkıdan ne anlıyor bunlar. Daha fazla tahammül edemeyeceğimi anladığımda tek bir hareketimle hızla radyoyu kapattım. Benim gibi son günlerde fazla asosyal yaşayan insan bile bu kadar duyduysa, sosyal insanlara Allah'tan sabır diliyorum.
Lâra ve Hazal'ın öldürücü bakışlarından kurtulmam biraz zaman alsa da sonunda kendimi tutamadım..
"Yeter be! Görende sevgilisini elinden aldık zanneder düşman gibi bakmayın bana"
İlk olarak Lâra atladı söze. Büyük olduğu için önce o azarlayacaktı anlaşılan.
"Sen nasıl bir Türk'sün ya.!
Ya bir insan efkarlandığında hiç mi Ahmet kaya, emre aydın, zakkum falan dinleyip ağlamaz,hiç mi ece seçkin ile kendinden geçmez gibi cümleler kurmayacağım canım rahat ol. Biz senin düşmanın değil dostlarınız.."
Aman Allahım Lâra'nın akli dengesinden şüphe etmeye başladım.
Normal bir zamanda şu anda bana ağız dolusu saydırması gerekiyordu.
"Aynen Lâra'ya katılıyorum"
Hazal'ında kafasına taş düştü sanırım, onlar Lâra’yla asla aynı bir şeyi düşünemezler..
"Biri bana ne olduğunu söyleyebilir mi?"
Lara bana cevap vermek yerine konuyu değiştirmeyi tercih ediyordu. Eninde sonunda kokusu çıkacaktı.
"Evet şoförünüz Lâra Yıldırım sizi çok sevdiğiniz boğaz kahvaltısı için mekana getirmiş bulunmaktadır.
Lütfen aşağıya ininiz."
Lâra konuşmasını bitirdikten sonra çantamı alarak arabadan indim.
Bugün kesinlikle bunlar bir iş karıştırıyordu.
Ceketimi çıkartıp yanımdaki sandalyeye koyduğum esnada Lâra ve Hazal aynı anda karşıma oturdular.
Boğazın tatlı esintisi yüzüme vurup geçerken, dağılan saçlarımı sağ omuzumun üzerinde topladım.
Siparişlerin gelmesini beklerken, merakıma yenilerek ellerimi masanın üzerinde birleştirip sordum.
"Lâra Hazal bana da artık ne dolaplar çevirdiğinizi söyleyecek misiniz.?"
Lâra topu Hazal'a atıyordu.
"Hazal sen anlat, nede olsa ben yalnızca suç ortağıyım."
"Peki.. Masal öncelikle fevri davran mamanı istiyorum yapabilecek misin.?"
"Sinirleniyorum ama"
Hazal'a keskin bakışlarımı yollarken, ne kadar ciddi olduğumu kaşlarımı çatarak belli ettim.
Onu dinlediğimi belirten bakışlarımı üzerine diktiğimde, anlatmaya başladı.
"Tamam şimdi şöyle oldu .........."