KADERİN CİLVESİ

2500 Kelimeler
19. BÖLÜM: KADERİN CİLVESİ Bir koku... Sadece bir koku bu kadar özlenir miydi? Anne kokusu çok başkaydı. Hiçbir kokuya benzemiyordu. Daha bir haftaya evvel kokusunu kendime saklamışken nasıl oluyordu da yine özleyebiliyordum? Yanımda kokusu olsa da hasret çekebiliyormuş insan... "Anne sen nereden öğrendin..." sözümü yarıda kesip sonradan idrak edercesine Tuğra'ya baktığımda o an anladım Tuğra'nın neden gelmediğini. Annemi bana getirmek içinmiş, yalnız başıma buradan çıkmayayım diye... ben bu adama daha ne kadar hayran kalacaktım? Minnet dolu bir tebessüm dudaklarıma bahşettiğimde karşılık olarak göz kırpmıştı gizlice. "Doktor söylemezse ben senin yolunu hala gözlüyor olacaktım Hera? Mahkemen bile olmuş yine yanında değildim." Diye hüzünle iç çektiğinde ses tonu kızar gibi çıkmıştı. "Bilerek aramadım. Eğer ki... yine tutuklanırsam diye bunu görme diye... üzülme, kahrolma diye söylemedim anne. Hem çıksam da eve nasıl döneceğimi bilmiyordum bilmiyorum da halen. Çünkü..." konuşmadım ama annem beni anladı. Beni kollarına yeniden sararken Tuğra kenarda bize imrenerek bakıyordu. "Ne demek o şimdi? Evin adresini mi unuttun?" diye cevabını bildiği halde o soruyu sorarken sertçe yutkundum. Evin adresini unutmadım anne... ben o kapıdan çıkarken eve giden tüm yolları silmek zorunda kaldım hafızamdan. Dönemeyeceğim evin adresini hatırlamak istemedim sadece. Ben o kapıdan ablamla küs ve kırgın bir şekilde ayrılmışken gelemezdim işte. "Ablan yolunu dört gözle bekliyor yavrum. Senin için sabahtan beri hazırlıklar yapıyor. Dün senin geleceğini duyduğundan beri mutluluktan uyuyamadı." Diye ablamı bana anlattığında hıçkırıklarım boğazıma kadar dizildi. Kalbim bir zindandaymış gibi boğulurken nefes alamadım. Annemin elleri saçlarımı bulduğunda anne şefkatiyle okşadı. "Mehtap da öyle. Hepimiz senin gelmeni dört gözle bekledik yavrum." Ya babam, anne... O da gelebilir miydi ki? "Ablam beni affetmez ki?" "Yanılıyorsun annem. Hepimiz seni çoktan affettik. En çok da ablan." Ya babam... Mezarındayken beni affedebilmiş miydi? "Hadi hadi, daha fazla bekletmeyelim. Üç yılın boşluğunu doldurmamız gerek." Deyip benden ayrıldığında elimden tutmak için elini bana uzattığında bir süre uzattığı eli izledim. Daha sonra bakışlarım zeytinlerini bulduğunda gözlerini yumup açtı. Güven kokan sessiz sözleriyle sertçe yutkunup başımla onaylarken gidecektim ama ondan önce biriyle vedalaşmam gerekiyordu. Annem benim bakışlarımdan ne demek istediğimi anladığında burukça gülümseyip bizden uzaklaştığında Tuğra hemen yanıma gelip sıkıca sarıldı. Boynuma doğru başını gömdüğünde annem bizi görmeyecek bir alana geçmişti. "Bana veda etmeden nereye böyle?" sesi boğuk gibi çıktığında gözlerim onunkilerle buluştu, başını boynundan kaldırdığı evvel. "Sana veda etmeden gitmem. Revirde yoktun, bahçede de avluda da. Zeytin gözlerini görmeden nereye gidebilirim ki? Onları bana hasret etmişken hele ki..." Dudakları iki yana doğru genişçe kıvrıldığında söylediklerim onu mutlu etmişti. "Hasret kalmayacaksın zaten. Ben yine dibinde, arkanda, yanı başında olacağım." "O nasıl olacakmış acaba?" "Size yakın bir yerde doktorluğa devam etmek istiyorum." Demesiyle küçük bir şok yaşadım. Ağzım açık kalırken "Buradaki işin ne olacak?" diyebildim zar zor. "Burayı bırakamazsın ki?" "Bal gibi bırakırım. Senin varlığının olmadığı yerde duramam. Seni görmeden günüm aymıyor biliyorsun?" "Bilmez miyim? Her bayıldığımda yanında buluyorum kendimi?" dediğimde kıkırdamadan edemedim. "Keşke bayılmadan yanımda bulsaydın kendini." Diye iç geçirerek fısıldadığında hiç bu durumdan hoşnut değildi. Çünkü endişelenmesi iki kat artıyordu. Göz bebekleri titriyordu bana baktığı zamanda. "Yalandan bayılıp sana gelemezdim ya? Ne yapalım olması gereken buymuş." Dediğimde "Azıcık oyunculuğunu gösterseydin fena olmazdı ya neyse. Hadi anneni daha fazla bekletme. Ben seni bulurum ne olursa olsun, yine." Deyip gözkapaklarımdan öptüğünde veda eder gibi değil de bir dahakine denk kendine dikkat et der gibi öpüyordu. "Yalandan baygınlık geçiremezdim? Hemen yalanım ortaya çıkardı. Neyse, ben gideyim gidebilirsem. Allah'a emanet ol." Diyerek sarıldığımda o da bana sarılıp "Sen de Allah'a emanet ol." Diye kulağıma fısıldamıştı beni bırakmadan önce. Beni bırakmak istemez gibi gözlerime yalvarır gibi baktığında çoktan annemin yanına ulaşmıştım. Ben şimdi Tuğra'yı göremeden nasıl duracaktım. Kalbimdeki bu ağrı neden acıtıyordu ruhumu? *** Mahalleye giriş yaptığımızda diken üstünde yürüyordum. Annemin koluna öyle sarılmıştım ki korkudan küçük çocuklar gibi titriyordum. Geçtiğimiz her adımda insanların bakışları uzun uzun üzerimde durup daha sonra da anneme benim için geçmiş olsun dileklerini iletiyorlardı. Yabancılaşmıştım sokağıma, evime, yoluma... sanki ilk defa buradan geçiyormuşum gibiydim. Başımı yerden kaldıramıyordum bile. Elimdeki bavul emanet gibi ardından ilerlerken nihayetinde eve ulaşmış adımlarım son bulmuştu. Fakat ben yine de başımı yerden kaldıramıyordum. Ablamı karşımda görmeye dayanamazdım. Bana yine arkasını döner diye kıpırdayamıyordum bile. "Yavrum benim, geldik evimize. Bu ev de seni o kadar özledi ki annem." Cansız bir evdi ama içindeki anılar, kahkahalar canlıydı. "Ben..." sesim çıkmadı. "Korkuyorum anne." Diye itiraf edebilmiştim nihayet. Yüzüne dönen bakışlarımla iç çekerken boğazım acıyordu. Nefes alamıyordum adeta. "Korkma annem, korkulacak bir şey yok ki?" güven verir gibi yüzümü ellerine hapsettiğinde hafiften tebessüm edip yanaklarımdan uzun uzun öptü. Bedenim karda kalmışçasına titriyordu. "Var anne... bu ev var, bu ev benim bedellerimle dolu. Anne, ben ablamı göremem. Onca laftan sonra ben geldim Abla diye bağıramam... ben... ben kardeşimi o halde görmeye dayanamam." Yine ağlama krizlerim tuttuğunda anneme sıkıca sarılmıştım. "Ne biliyorsun annem? Belki de bir mucizeyle karşılaşacaksın?" sesindeki sevinç nidası merak etmeme neden olurken burnumu çekip "Ne mucizeymiş o?" diye sordum. O kadar ihtiyacım vardı ki... Bir şey demeden elimden tuttu ve bahçeye kadar sürüklediğinde kapıyı çoktan çalmıştı bile. Ben ise ürkek bir şekilde bekledim. "Geldiler, geldiler!" içerden tanıdık sesi işittiğim gibi gözlerim kapıyı buldu. Dudaklarım aralandığımda kapalı kapı ağır ağır açıldı ve çok özlediğim ablamla karşı karşıya geldim. O an zaman durdu benim için. Ablam... Benim için her şeyim olan... Hiç değişmemiş desem? Yine her zaman ki gibi endamlı, güven kokuyordu. Dudaklarım titredi. Ablam kıpırdayamıyordu aynı benim gibi. Başım hafiften yana doğru kaydığında dudaklarımdan sessiz bir feryat aktı. "Abla..." "Hera'm!" kolları hemen beni buldu. Yuvasını bulmuş anne kuş gibi... saçlarıma ve yüzüme sayısız kondurduğu öpücüklerle ben de kokusunu içime çekmekle yetindim. Ablam Biray'ım en çok haksızlığı ona yapmıştım. Nasıl oluyordu da hiçbir şey olmamış gibi sarılabiliyordu bana? "Oy kokusuna kurban olduğum Hera'm! Nasıl hasretim sana bir bilsen?" Sen mi ben mi abla... "Bak bana utanma benden!" diye yalvarır gibi inlediğinde yüzüne bakamadığımın farkında bile değildim. "Bakamıyorum." "Şştt ben sana hiç kızabilir miyim, sırtımı sana dönebilir miyim sence? Sen de yüzünü benden esirgeme ablam. Üç senedir esirgediğin yeter!" sesi ağlamaklı bir şekilde çıktığında nihayet yüzüne bakabilmiştim. Gözleri o an ağlasa da parıldadı ve bir kere daha hasretle sarılırken arkasında onu gördüm. Mehtap... Ayaktaydı! Tekerlekli sandalyede değildi! Elinde iki değnek vardı ama yürüyebiliyordu? Gözlerime inanamadım. Hayal görmüyordum değil mi? Mehtap gerçekten yürüyebiliyordu? Ablamdan ayrıldım. Gözlerim dolu dolu ve ellerim titreye titreye Mehtap'a koştum. Ona vardığım gibi boynuna sıkıca sarıldığımda bana özlediğim hitapla seslendi. "Abla?" "Ablan sana kurban olsun!" sarılmayı bölüp uzun uzun ona baktım. Ayaktaydı! Anneme hızla döndüğümde bundan bahsettiğini hiç düşünmemiştim. Yüzüm gülümserken "Çok özledik hepimiz?" diye serzenişte bulundu. Ben de ablam ben de sizi çok özledim. "Bir daha gitme tamam mı?" Gitmem! Yemin ederim ki bir daha sizi ne olursa olsun bırakmam. Aynı hataya düşmeyeceğim. Mehtap'a sarılmaya devam ettiğimde annem ve ablam da bize ortak olmuştu. Uzun uzun hasretimizi dindirmeye çalışırken çoktan akşam olmuştu ve zamanın çabuk geçişini anlayamamıştık bile... ** "Yavrum hadi odandan çık da yanımıza gel. Ablan mis gibi çay da demlemiş, en sevdiğin tatlı da var." Annemin odaya girişiyle söylediklerini kulak asarken odamdan çıkmak gibi niyetim yoktu şu an. Uyumak istiyordum sadece uyumak... "Çok uykum var anne. Uyusam olur mu?" diye yorgun bir sesle sorduğumda yatağın diğer köşesi çöktü. Saçlarımda hissettiğim anne öpücüğüyle gözlerim kapanırken yüzümü yastığa iyice bastırdım. İçerden çıktım çıkalı psikolojim iyice alt üst olmuştu. Kolay değildi elbette bir anda içerden çıkıp aile evine dönmek... kolay değildi sarıldığım insanlarla eskisi gibi gülümseyebilmek, hiçbir şey olmamış gibi bir araya gelip eskisi gibi sohbet etmek... "Kaç gün geçti annem? Hala mı alışamadın evine? Yavrum seni anlıyorum ama böyle yapma ne olursun! Biz zaten yeterince acı çektik, ayrı kaldık. Bundan sonra da hiç ayrılmamak üzere yaşamaya devam etmek istiyoruz seninle. Bir anda ayak uydur diyemem ama bizden de kendini esirgeme yavrum." Derin bir iç çekişle anneme döndüğümde kurban olduğum gözleri buğulanmıştı benim yüzünden yine. "Elimde değil..." değildi. Yemin olsun ki böyle davranmayı bende istemiyorum ama olmuyor, yapamıyorum. Kaldığımız yerden devam edemiyorum. "Yemin ederim ki elimde değil anne! O sofraya geçip eskisi gibi gülüşüp eğlenmeyi bende çok istiyorum ama size baktığım Zaman aklıma o anlar düşüyor. İyileştirmek istiyorum kendimi ama zorlanıyorum." "Tut elimizden, yaralarına merhem olalım annem. Tut elimizden yavrum, tut ki bu yükü hep birlikte sırtlayalım! Üstünde o kadar ağır yük var ki taşıyamıyorsun. Bırak da bu yükü birlikte sırtlayalım Hera'm." Alnımdan öpüp derin bir iç çekerken saçlarımı okşamaya devam etti. O ağır yükler zaten üç yıldır hepimizin sırtında yük anne. Üç yıldır zaten taşıdınız. Bırakın da bu yükten tek başıma kurtulayım size acısı dokunmasın. Deşe deşe o yüklerden arınayım... Bir yerden başlamalıydım artık. Şu birkaç günde o kadar eziyet doluydu ki hepimiz için. Özellikle ablam bekledi. Benim bu halimin kolay kolay değişemeyeceğini bilerekten üstüme düşmüyordu. Zaman tanıyordu fakat annem her seferinde üstüme o kadar çok düşüyordu ki istemsizce boğuyordum. "Tamam anne birazdan yanınızda olurum." Diyerek yüzümü yastığa daha çok bastırıp gözlerimi yumdum. Yatağın köşe tarafı hafiflerken kalktığını anladım ve birkaç saniye sonra kapanan kapıyla göz kapaklarımı daha çok sıkarcasına yumarken uzun zamandır sesi soluğu çıkmayan telefonuma bildirim gelmesiyle gözlerimi aralarken Tuğra'dandır ümidiyle hızlı hareketlerde bulunsam da telefonumu elime aldığım gibi geri bıraktım. Çünkü mesaj Tuğra'dan değil indirim mesajlarındandı. Yataktan doğrulup saçlarımı toplarken ayaklarımı yere ağırca bıraktım. Ellerim yatağın kenarında yaslı dururken bakışlarım dolabımın kapağındaki fotoğraflardaydı. Babamlarla çekildiğim son fotoğraf olacağını bilseydim daha çok çektirirdim ama amansız ve zamansız gelen kayıpların önüne geçemiyorduk. Aslında hiçbir şey zamansız değildi. Sadece biz zamanı ertelemekle çare bulduk. Ayağa kalktım. Fotoğrafı elime alıp babamın yüzünü okşadığımda bana gülümseyerek bakıyordu. Her zaman gülümseyerek bakardı zaten. Ne yaparsam yapayım, hata da etsem gülümserdi... Acaba hala beni görüp de gülümseyerek bakıyor mudur cennetinde? Yoksa cennet de cehennemi olmuştu? Uzun uzun izledim özlediğim yüzünü. Ardından dolap kapağına yeniden yapıştırırken odamdan çıkarak salona geçtim. Herkes sofradaydı. Eniştem de işten yeni gelmişe benziyordu. Bakışları yana dönerken beni fark ettiği gibi ayaklanıp yanına ilerledi. Birkaç gündür şehir dışındaydı ve biz yeni karşılaşabiliyorduk. "Baldız? Bu güzellik de ne böyle, uykunda güzellik maskesi mi yapıyorsun ne yapıyorsun?" diyerek bana sarıldığında hemen ardında kocasına ortak çıkan ablam gülümseyerek kıkırdadı. "Hera, uykusunda da güzelliğini düşünür düşünür ve sonuç yine güzel olur." Demesiyle yüzüm kızardı. Bakışlarımı kaçırdığımda ablama ikaz ediyordum. "Abla!" "Ne yalan mı diyelim şimdi? Hepimizden güzelsin diye kıskançlık yapmayacağım evet." Dese de sesindeki hınzırlık yalan bir hoşnutsuzluğa dönüşmüştü. Eniştem anında karısının yanına geçerek gövdesine yasladığında saçının ucuna öpücük kondurup çapkın bir bakış attı. "Benim karımın güzelliği dillere destan zaten ama bu durumda senin güzel olmanı bende kıskanıyorum." Ablam yalandan bir ifadeyle "Öyle mi neden?" diye şaşırırken "Çünkü tüm gözler senin üstünde oluyor." Demesiyle ablama bir bakış daha attı. Ablam cilveyle gözlerini kırpıştırıp "Sen de çok yakışıklı olduğunda." Demişti sanki bizim varlığımızı anlık unutmuşlar gibiydi. "Öhömmm. Aile var burada." Diyerek mutfaktan gelen Mehtap'la, ablam anında utanıp kocasından uzaklaşmıştı. Genzini temizleyip gülümsemeye devam ettiğinde ayakta dikildiğimi fark ederek "Gelsene Ablacım, yabancı gibi dikilme köşede. Bak senin için neler hazırladım." "Evet abla, hiçbir yardım da kabul ettirmedi sen gelmeden de yedirmedi?" diye ablasını bana şikayet ettiğinde Biray ablam tek kaşını havaya kaldırdı. "Tekne kazıntısı başladı yine senin şikayetlerin?" "Yalan mı abla! Biz istesek şöyle bir sofra kurmazsın! ablamdan neyimiz eksik bizim, değil mi enişte?" top bir anda enişteme dönerken sertçe yutkunup ablama tereddüt dolu bir bakış atarak sessiz bir şekilde fısıldadı. "Evet, bana... kocasına şöyle bir sofra kurduğunu hatırlamıyorum." Abla bu sözlerini duydu ve öfkeyle kocasına dönüp imayla kaşlarını çattı. "Öyle mi kocacığım? Ben ne zaman sana..." deyip Mehtap'a döndü. "Size şöyle sofra hazırlamadım?" "Saymadım." Ablam daha da bozguna uğrarken bana döndü. Sevimlice gülümsemeye çalışsam da olmadı. "Sen doğru söylersin ablam. Bunlar gibi nankör değilsin sen?" "Ben nankör müyüm Biray?" "Sus, seninle sonra görüşeceğiz!" diyerek kocasını uyarırken çapkın bir gülüş daha atmıştı. "Evet Hera dinliyorum?" bana dönüp cevap ister gibi baktığında ne diyeceğimi bilemedim. Ne dersem diğer taraf üstüme gelecekmiş gibi hissediyordum. O anda imdadıma annem yetişirken "Annem!" diye çığlık attım. Kadının yüreğine iner gibi irkilirken yerinde zıplamıştı. "Tövbe bismillah ne bağırıyorsun yavrum öyle? Yüreğime iniyordu." Mahcup bir şekilde dudak büküp elinden son tabakları alıp sofraya geçtim. Göz ucuyla ablama baktığımda gülümsedim. Tam anneme tekrar edecekti ki araya girmiştim. "Anne?" "Efendim annem?" "Yarın da o meşhur kütüğünden yapsana. Özledim." Annemin yüzü Anında canlanınca hevesle "Olur." Demişti. "Sen yeter ki iste yavrum." "Oho çifte standart var burada ama ya! Biz istesek yorgunum yavrum. Oh ne ala! Abla olmak varmış bu hayatta." "Annem, sen kütük sevmediğin için yapmıyor olabilir miyim?" diye sorduğunda haklıydı. Mehtap hayatta kütük sevmezdi. "Olabilir evet." Deyip önüne döndüğünde sofradaki bu sohbetleri didişmelerini özlediğimi fark etmiştim. Herkes yemeğine dönerken ben onları izlemekle meşguldüm. Ara ara bana ikaz verip yemeğimi yememi söylerseler de duymuyordum. Annemin her zaman ki söylenmeleri, eniştemin ablama olan iltifatları, Mehtap'ın her zaman ki gibi tatlı ablamla uğraşıyordu. Tek bir şey eksikti, eksiktik. Babamın ne olursa olsun herkese karşı beni koruması, damadını sevse de laf sokması hiç eksik etmemesi... Babam olmadan eksiktik.... "Tekne kazıntısı bugün senin fizik tedavin vardı unutmadın değil mi?" "Unutmadım abla. Annemle gideceğiz birazdan zaten." "Ben bırakırım seni Mehtap. Annem yorulmasın şimdi." Dedi eniştem son lokmasını da yutarken. "Evet, Ozan bırakır seni." "Yorulmam ben oğlum, Mehtap'ın tedavisinde ilerleme görüyorum ya yorgunluğum anında yok oluyor." "Az kaldı yürüyerek değneksiz." Diyen ablamla burukla tebessüm ettim. Mehtap'ın yürümesini o kadar istiyorum ki, imkansız gibi gelmişti. "Ben de gelebilir miyim?" diye çekingen bir edayla sorduğumda annem anında "Gelebilirsin tabi ki annem." Demişti. Evden çıkacağım sevinmişti. "Tamam öyleyse hazırlanıp geliorum." Der demez odama girdim ve üstümü değiştirip içeriye geçtiğimde Mehtap hazırlanmış kapıda beni bekliyorlardı. Ablam da bizimle gelirken eniştemin arabasına binmiştik. Dışarıya çıkmaya korkuyordum ilk başlarda ama sonra yavaş yavaş alışmıştım. Sokakta geçerken hala arada iğneleyici laflar işitsem de duymazlıktan geliyordum. Birkaç dakika sonra hastane önünde dururken Mehtap'ı arabadan indirip değneklerini eline bıraktım. Diğer koluna girdiğimde ise ablamla beraber eniştem de ardımızdan geliyordu. Eniştem bana karşı zorunlu bir şekilde konuştuğunu evdeyken anlamıştım. Beni haklı olarak affedemiyordu ama ablamın hatırına ılımlı olmaya çalışıyordu. "Senin doktorun odası neredeydi?" diğer sorduğumda ilerdeki odayı işaret edince yavaş yavaş yürümeye devam ettik. Ardından odaya doğru geçip kapıyı tıkladığımızda doktorun sesiyle içeriye geçtik. "Oo, Mehtap hanım hoş geldiniz! Bu hafta gelmeyecekseniz diye ümidimi kesecektim ben de." Mehtap'ı görür görmez gülümsedi. "Bu hafta önemli bir kavuşma yaşadık da?" diyen ablam gözlerini bana çevirmişti. Doktor o An Kısa bakışmadan ne anladıysa gülümsemeye devam edip Mehtap'ın yanına geçti. "Evet, başlayalım mı?" "Başlayalım." Deyip fizik tedavi için yürüme aletine doğru ilerlediler ve değnekleri enişteme bırakıp iki demire tutunduğunda derin bir nefes almıştı. Mehtap'ı yürürken görmek o kadar güzeldi ki yüzümde geniş bir gülümsemenin mucizesi oluyordu. Her ağır adımda yürürken gözlerim doluyordu. Ayakları ilerlemek adına çaba sarf ederken Mehtap'ın bakışları benden bir dakika olsun ayrılmıyordu. "Çok iyi gidiyorsun Mehtap hanım. Bu ilerlemeyle yakında değneksiz de yürüyebilirsiniz." Yürüyebilirdi değil mi? Eski sağlığına kavuşabilirdi. Mehtap yürümeye devam ederken ablam da destek verircesine motivasyon bir şekilde sohbet ederken açık kapının önünde geçen bir doktorla tanıdık bir sese rastladım. O anda zelzele gibi sarsıldığımı hissederken hızla Arkamı döndüm. Fakat kimse yoktu. Koridor bomboştu ben yine hayal görüyorum sanacakken tekrar o tanıdık sesi duymamla koridora fırladım ve arkamdan ablamın seslenmesini duysam da durmadım. Koridorun sonuna kadar koşarken bana arkası dönük üç doktorla karşılaştım. İkisi erkekti ve biri bana öyle çok tanıdık geldi ki dudaklarımın arasından adı fırlamıştı. "Tuğra..." Ve beklediğim kişi arkasını döndü. Zeytin gözleri yeşillerimle kavuştuğumda bu anı beklercesine kocaman gülümsedi. "Ve kader bizi yeniden karşılaştırır."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE