TAHLİYE

1586 Kelimeler
18. BÖLÜM: TAHLİYE Boşluğa düşmek bu olsa gerek. Tahliye oluyorsundur fakat sanki cezaevinden başka gidecek yerin yokmuş gibi hissediyorsundur? O kadar alışmışım ki aslında buraya... sanki gerçek evim burasıymış gibi... ama benim bir evim daha vardı. Üç yıl sokağın önünden bile geçemediğim aile evim... gidersem yabancılık çekmeyeceğim ev şimdi yabancılaşmıştı bana oysaki. Duruşma sona erdikten sonra Çağrı hemen annesini de alarak dışarıya hışımla çıkarken şimdiden başlamıştı hayal kırıklıkları. Annesinin de Çağrı'ya bağırdığını işitince üzülmedim desem vicdanım sızlar mıydı yine? Sonuçta hiçbir anne istemezdi oğlunun kötü olmasını ama sonra yaşadıklarım aklıma geliyor az bile geldiğini kendime hatırlatıyorum. Babamı kaybetmeme neden olmuştu her şeyden önce. Bunun bir telafisini verebilir miydi onlar, bana? Veremezdiler ki? Bir ölüyü diriltemezdi telafisi. Geri getiremezdi babamı, bana... o yüzden de ne yaşıyorlarsa bin katını yaşamalarını diledim. Çünkü benim hayal kırıklığım, acım onunkinden daha fazlaydı Kolumdan tutan iki memur ile dışarıya çıktığımda beni ilk karşılayan zeytin gözler oldu. Hemen ardından endişe ile bana sarılacakken memurlar izin vermemişti. Geri çekilmek zorunda kaldığında ise sarılamadığı için gergindi ama hemen ardından genişçe tebessüm ettiğinde sevinci gözlerine de yansımıştı. Ben de onunla birlikte kocaman gülümsediğimde sarılmak için can atıyordum adeta. "Hera, duydum sonunda kurtuluyorsun!" diye fısıldadığında benden daha mutluydu neredeyse. Bir çocuk gibiydi şu an gözümde. Sevinçten ellerini koyacak yer bulamıyordu. Zeytin gözleri parıldayınca "Hakkettiğim hayatıma dönüyorum diyelim? Olması gerektiği gibi..." dediğimde Tuğra da tekrar etmişti. "Olması gerektiği gibi..." sonra bir hüzün çöktü gözlerine. Söylemekle söylememekle arasında gidip gelirken Çağrı'nın bakışlarını üzerimde hissediyordum. "Hiç görüşme imkânımız olmayacak mı yani?" dile getirmekle çekindiği korkusunu nihayet cesaret edip söylediğinde ben de bilmiyordum. "Nereden çıktı şimdi bu?" "Hani... buradan çıkacaksın evine kavuşacaksın ya? Ben senin, evini yurdunun adresini bilmiyorum. Seni nasıl bulacağım ki? Eviniz bu şehirde değil mi?" gözüme şu an o kadar tatlı geliyor ki gülemeden edemedim. "Bu şehirde." Dedim hızlıca. "Bunu sana söylemiştim aslında ama... unuttun galiba?" "Yok, unutmadım! Unutur muyum hiç senin hakkında bir şeyi. Sadece boşluğuma geldi." Gözleri memuru bulunca iki dakika geçti geçmedi kollarında buldum kendimi. Bana o kadar sıkıca sarılmıştı ki, özlemişçesine. Benim kollarımda omzunu bulurken uzun uzun keyfini çıkardım sarılışını. Çünkü bir daha bu fırsatı bulamayabilirdim. Burnunu saçlarıma doğru sürttüğünde kokumu içine çekiyordu. "O şerefsiz öyle söyleyince kendimi tutamadım, özür dilerim. Nevrim döndü o anda sanki. Senin yanındayken öfkeli halimle görünmek istemezdim." Tuğra'nın iç geçirerek söyledikleriyle öfkelendiği için özür diliyordu benden. Bu kadar düşünceli olmak zorunda mısın Tuğra? Benim güvensizliğime neden güven olarak geri dönüyorsun? Senin gibi bir adamın benimle ilgilenmemeliydi bile. Ama gönül ferman dinlemiyordu ki. Başımı göğsüne yasladığımda gözlerim istemsizce güven kokan kollarıyla kapanırken Çağrı'nın bize delirmiş gibi baktığını gördüm. Ellerini yumruk haline getirmiş öfkeyle bana sarılan Tuğra'ya bakıyordu. Bunlar için çok geç kalmadın mı sence de Çağrı? "Onunla bir şey duymak bile istemiyorum. Sadece bana sarılsan olmaz mı? Az sonra memurlar bizi ayıracak da?" dediğimde dudaklarımda bir gülüş peyda oldu. Tuğra da benimle birlikte sırıttığında benden ayrılmadan yüzümü avuçlarımın arasında aldı. Kelepçeli olan ellerimden öperken bile titriyordu karşımda. Titreme Tuğra. Titreyecek biri varsa o da Çağrı. Bundan sonraki hayatı için korkuyla titreyecek ne de olsa. "Bu fırsatı değerlendirelim o vakit. Bana çapkın bir şekilde göz kırpmasıyla beraber gülümsemeye devam ettiğinde Tuğra'yı doktor önlüğünden farklı bir giyimle görüyordum ve ona o kadar çok yakışmıştı ki gözlerimi ondan alamıyordum. "Bana böyle bakmaya devam edersen bırakamam seni." "Bırakmanı isteyen yok aslında." Dudaklarımın arasından çıkanlarını ben de bilmiyordum. İstemsizce sarf ediyordum. İçimden geldiği gibi... "İstesem de bırakmam seni zaten. Daha seninle yeniden başka bir şekilde tanışacağız." Yüzüme doğru eğilmesiyle nabzımın atışı yükselirken memur nihayet uyarıda bulunmuştu. Son kez koğuşa adım atarken Tuğra da benimle birlikte dışarıya kadar çıktı. "Beni bulursan neden olmasın?" bunlar cezaevi aracına binmeden önceki son sözlerim olmuştu. Hemen ardından kapılar üzerime kapanırken Tuğra'nın arkasında dikilen Çağrı'yı yeniden gördüm. Bakışlarımı hızla ondan çekip Tuğra'ya çevirdiğimde bana gülümseyerek bakmaya devam ediyordu. Annem beni karşısında görünce çok sevinecekti ama ablamın ve Mehtap'ı görmeye daha kendimi hazırlayamamıştım. *** "Tutuksuz yargılama kararı çıktı öyle mi? O şerefsizin iddialarına rağmen. Peki hakim o alçağa ceza vermedi mi?" son soruyu sorarken hoşnutsuz bir edayla burun kıvırmıştı. "Daha vermedi ama ileri ki duruşmada inşallah." Diye içimden defalarca kez dua ederken Sıla sevinçle boynuna sarıldı. "En ağır cezayı nasip etsin rabbim inşallah! Hücrelerde yaşarken gebersin onursuz." Amin diyemedim son sözüne. Çünkü hücrede yaşarken aklını yitirmesini istemedim. O daha çok içerdeyken delirmeliydi. "Ee ne zaman tahliye olursun kızım?" diyen Songül teyze ile yalandan bozgun bir ifadeyle dudak büktüm. "Aşk olsun ama, sen de ne meraklıymışsın beni göndermeye? Sabahtan beri hep aynı soru aa." Kaşlarını çattı anında. Sert bir edayla "Tabi meraklı olacağım!" dediğinde koluma cimcik attı. Acıyla inlerken kolumu tutarak Songül teyzeye söylendim. "Songül teyze ya!" "Söylenme! Tahliye olmanı en çok ben istemiyor muyum? Senin yerin burası değil evin, kızım." "Arkamdan ağlarsın ama?" masum bir bakış attığımda Sıla da alttan alttan gülüyordu. "Neden ağlayacakmışım kızım? Gülerim, sen çıkıyorsun diye. Kurtuluyorsun diye ağlayayım mı bir de?" "Değil mi canım! Tuğra doktor bu sefer buraya uğramaz sen yoksun diye." Diyerek kıkırdadığında bu sefer de ben koluna cimcik attım. Sert sıkmış olacaktım ki yüzünü ekşitti. "Tuğra nereden çıktı ya yine? Adam neden durduk yere uzaklaşsın ki?" Sıla bana yandan bir bakış atıp ima eder gibi Songül teyzeye döndüğünde "Ay abla Hera hakikaten çok saf be?" dediğinde kaşlarımı çattım anında. "Ne diyorsun yine Sıla?" "Diyorum ki, Tuğra sensiz buralarda ne yapsın! Adam gece bile sana bir şey olur diye boş koğuşta yatıyor ya?" dediğinde şaşkınlıkla kalakaldım. Bunu bilmiyordum. Gerçekten Tuğra kalıyor muydu geceleri de burada? Dudaklarımı ısırdım. Yüzüm kızarınca yanlarından hızla kalkıp kendime bir çay ısmarlarken Tuğra'nın ne kadar benimle ilgilendiğini bilsem de bu kadarını düşünemiyordum. Gerçi mahkemede o düşünceli hallerini de görmüştüm. Adam resmen buradan çıkacağım diye üzülüyordu ama beni bir daha göremeyeceğini sanarak söylemişti bunu. Yoksa en çok o istiyordu benim buradan kurtulmamı... Bana hediye ettiği telefonu o geldiğinde geri verdiğime pişman olacaktım neredeyse. Numarası aklıma kazılı olsa da ona bir daha ulaşamam hissi kalbimi acıtıyordu. Ama Tuğra'yı tanıyorsam benimle yeniden özgür halimle tanışmak isteyecekti, ki bunu da dile getirmişti o gün. "Kızardı hemen de baksana abla?" Munzur dolu sesini işittiğimde Songül teyze de Sıla'ya katılmıştı. "Boynuna sarılırken kızarmıyor da adı geçen sohbetten mı kızarıyor? Tam tersi olması gerekmiyor muydu ya?" "Demek ki bazı aşklarda böyle." Diye kıkırdayan Sıla'ya döndüğüm gibi ters bir bakış atmaya çalıştım. Neden her sohbet Tuğra'ya dönüyordu? "Aşk falan yok Sıla!" "Hı hı yok. Gözleriniz öyle demiyor ama? Birbirinize bakarken ateş yakıyorsunuz sanki. Kavuşsanız kim bilir ne gibi yangınlara sebep olacaksınız?" söylediği edepsiz sözlerle gözlerim kocaman oldu. Songül teyzeye döndüğümde ise bacağına bir tane tokat atınca içimin yağları erimişti resmen. "Ablanızın yanında konuşun dedik de arsızlaşmayın demedik." "Aman abla ya, bunların ateşi başlarına vurmuş zaten ha dile getirdim ha getirmedim ne fark var." Göz kırpışıyla yerinden kalktığında inkar ettim hemen. "Tövbe estağfurullah yok öyle bir şey! Yaşın başın kaç söylediklerine bak!" "Yaşım 22 ablacım. Emin ol ben sadece söylüyorum kapiş?" ima ile yine göz kırpmasıyla ağzım kilitlendi sanki. Yüzüm haddinden fazla kızarınca Songül teyzenin, Sıla'nın peşinden kalkıp kalçasına terlikle vurduğunu sadece duymakla yetinmiştim. Tuğra bir kere aklı başında biriydi. Hiç o taraflarda gözü yoktu. Gözleri alev fışkırmıyordu bile. Sıla yine durduk yere beni utandırmaya bayılıyordu. ** Her şeyimi küçük bir çantaya koyup elime aldığımda nihayet tahliye olma zamanım gelmişti. Songül teyze bana gözleri dolu dolu bakarken Eylül ve Sıla'nın da Songül teyzeden farkı yoktu. Gözlerim buğulandığında son kez onlara sarıldığımda daha fazla tutamadım kendimi ve hıçkırarak ağlamaya başladım. Çok alışmıştım onlara ve onlardan ayrılmak hiç kolay değildi. "Kendinize iyi bakın olur mu?" diye mırıldadığımda üçünden de aynı anda "Sen de." Dediğini duydum. "Hakkınızı helal edin." "Helal olsun kızım. Sen de helal et." Sesi benimki kadar titrek çıktığında son kez sıkıca sarılıp ayrıldım. Zar zor gülümseyip koğuştan çıkacakken Songül teyze elime tutuşturduğu bir miktar parayla kaldım öylecene. "Bu ne?" "Kendi aramızda topladık. Eve varana kadar yolda kalma diye." Dediğinde itiraz istemiyorum der gibi baktı. "Ama..." kabul edemezdim bunları. "İtiraz istemiyorum." Diye diretince el mecbur kabul edip gardiyanla koğuştan çıktım. Hemen yan tarafta bulunan revire göz gezdirdiğimde kapalı olan kapı beni karşılamıştı. Daha gelmemiş demek ki... onu görmeden veda etmek istemiyordum. Hüzünle iç geçirip yoluma devam ettiğimde sürekli demir parmaklıklardan çıkıp en sonunda da bir memurun önünde durduğumda uzun zamandır bende olmayan eşyalarım bir torbayla elime ulaştı. İçinde zimmetli eşyalarım, kimliğim ve öğrenci kartım çıkarken sertçe yutkundum. Ağır ağır öğrenci kartıma bakarken üniversite sınavına giremediğim aklıma geldi. Çağrı yüzünden ondan da mahrum kalmıştım. Hemen ardından dikkat çeken yüzüğü fark ettiğimde torbanın içinden zar zor çıkarıp elime aldığımda derin bir iç daha çekerken buldum kendimi. Her eşyam bana Çağrı'yı hatırlatmak zorunda mıydı? Nereye elimi atsam onun hatırası... Çıkış için imza gerektiğini söyleyen memurla kendime gelirken derin bir nefes eşliğinde imzamı atıp eşyalarımla ilerlemeye devam ettik. Cezaevinin çıkış kapısına ilerleyene denk sürekli arkamı gözlesem de zeytin gözlerine rastlayamadım bir türlü. Kapının önünde dikilen iki asker kapıyı sonuna kadar açıp geçmiş olsun dileklerini iletirken kendimle baş başa kalmıştım. Üç yıl sonra özgürdüm ama yolları tamamen unutmuş gibi kapı önünde kalakalmıştım. Aileme haber vermediğimden kimse beni karşılamadı. Cezaevine girerken yalnız olduğum gibi çıkarken de yalnızdım. Etrafa bakındım. Sessizlik hakim kurmuş gibi çıt sesi bile yoktu yolda. Nereye gideceğimi biliyordum ama nasıl gideceğimi de kimse bana fısıldamadı... Birkaç adım attığım sıra arkamdan bir ses işittim. Adımlarım duraksarken bir kere daha adımla seslenilmesiyle arkama döndüğüm gibi onu gördüğümde yüzümde bir tebessüm oluştu. Yalnızlığım bir anda onunla kalabalıklaşırken hemen arkasında tanıdık bir sima daha gördüm. Gözlerim dolu bir şekilde adımlarım yeniden canlanırken özlemle ona doğru koşup sıkıca sarıldım. Kokusunu içime çektiğimde ise Tuğra'nın beni sevişini bir kez daha anladım. Hera nihayet tahliye oldu. Bundan sonrası ablası ve kardeşiyle yüzleşmesi olacak ve Tuğra ile daha çok konuşup görüştükleri sahneler :)
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE