ÖZGÜRLÜĞÜN İLK ADIMI

1345 Kelimeler
17. BÖLÜM: ÖZGÜRLÜĞE İLK ADIM Aşk nefretten doğmazdı. Nefret aşktan doğardı. Ellerine bulanan kana ifadesiz bakışlarla baktı. Bilincini yitirmişti sanki. Elleri titreyerek bulaşan kanları silmeye çalışırken kendinden geçmişti Hera. İnanamıyordu bir adamı vurduğuna, kabullenemiyordu bir türlü. Yerde öylecene yatan adama gözlerini dikerken Çağrı hızlıca yanına gelmişti. Korku ve endişeyle kızın yüzünü avuçladığında kendisine değil de yerdeki cesede bakıyordu. Çağrı aniden Hera'ya sarılınca hala donmuş gibi hareket edemiyordu. Nasıl durmasındı ki... Elleri ceset kokuyordu artık onun. Kirlenmişti elleri bir silah çekişle..."Hera, bana bak güzelim. Sen katil değilsin tamam mı? Kendini suçlama." Dediğinde Çağrı, Hera'yı sakinleştirmeye çalışıyordu. Hera hızla Çağrı'dan uzaklaşıp deli gibi üzerini silmeye çalıştı. "Katil oldum katil oldum! Allah'ım ben ne yaptım!" Konduramıyordu kendine bunu. "Sakin olur musun? Adam ölmemiştir belki de... Neden hemen kendini suçlayıp katil ilan ediyorsun ki?" dediğinde Hera durdu ve başını hızla Çağrı'ya çevirdi. "Ölmemiştir değil mi Çağrı? Ne olur ölmesin ben dayanamam buna!" dediğinde sesi duyulmayacak kadar kısık çıkmıştı. Bir yandan da bakışlarını yere değdirmemek için zor duyuyordu. Çağrı, kıza güven dolu tonla "Ölmeyecek Ölüm Perisi, ölmesine izin vermeyeceğim." Demiş daha sonra cesedin yanına eğilmişti. Hera soluklanarak bakışlarını kaçırdı, tahammülü yoktu. Çağrı adamın nabzına baktı, atmadığını hissedince kalbini dinlemeye başladı. Kulağını kalbinin üzerine koydu daha sonra derince yutkundu. Başını kaldırıp gözlerini Hera'ya çevirdi. Ümitsizce "Kalbin atmıyor, ölmüş." Dediğinde başının üstünden kaynar su dökülmüştü sanki. Titremeye başladı yeniden. Delirmişçesine başını tutarken nöbeti tetiklenmeye başlamıştı. Çağrı, Hera'nın krizinin geldiğini görünce yanına koşup durdurmaya başladı. "Hayır! Hayır! Hayır! Ben... Ben bunu yapmış olamam. Bir cana kastetmiş olamam hayır!" nefesi kesiliyordu. Kendine zarar vermeye başlayınca ellerine bakındı yine. Elinde bir şey varmışçasına bakarken arabaya doğru koşup ön taraftan suyu aldı ve eline dökmeye çalıştı. Ellerini acıta acıta temizlemeye çalışıyordu. Pusat ise bu kadar etkileneceğini beklemiyordu. Ağlayan kızın yanına gidip durdurdu yine. Yüzünü yüzüne hizalayarak ellerini kendine çekip öptü. Kara harelere değen yeşiller nefes nefese kalarak akıttığı gözyaşlarını devamını getiriyordu. "Bu elleri acıtmaya nasıl kıyıyorsun? Kurban olduğum ellere neden işkence ediyorsun? Sakinleş güzelim yalvarırım. Seni böyle öfkeli ve delirmiş gibi görmeye katlanamıyorum. Bunu kimse görmedi tamam mı? Buradan hiçbir şey olmamış gibi çekip gideceğiz anlaştık mı? Ben gerisini halledeceğim güven bana." Diye teselli ederken Hera iyice deliye döndü. "Ne saçmalıyorsun Çağrı! Ne demek cesedi burada bırakıp gitmek? Sen... Sen nasıl böyle düşünebilirsin! Polise gideceğim ben. Teslim olacağım cezam neyse yatıp çıkacağım belki de çıkamayacağım orasını bilemem. Ama dışarda hiçbir şey olmamış gibi yaşayamam vicdanım rahat vermez." "Hapse mi girmek istiyorsun? Ya ailene ne diyeceksin? Onlar üzülmeyecekler mi? Bak güzelim biliyorum ne hissettiğini ama anla seni oraya gönderemem, gönderemem!" "Umurumda değil kimse tamam mı? Ne hissettiğimi biliyor musun? Bilmiyorsun Çağrı sen hiçbir şey bilmiyorsun! Şu an nasıl savaş verdiğimi inan bilmiyorsun! Ben katil oldum ya! Ellerime kan bulaştı anlıyor musun kan! Şu an bile zor tutuyorum kendimi koy vermemek için. Bu... Bu öyle bir şey ki ne temizlenebilirsin ne de aklanabilirsin." Çağrı, Hera'nın çaresiz hallerini yutkunarak izlerken çoktan pişman olmuştu fakat iş işten geçmişti çoktan... oyun bir kere başlamış sona ermeden de duramazdı. Siz hiç ikinci kez güvenilmemesi gereken birine yine güvendiniz mi? Ben güvendim... pişmandır diye bir kere daha inandım... yine olsa yine yapacağından emin olsam da içimdeki o merhametli yanımı susturamadım. 'Bu sefer seni sırtından bıçaklamaz, inan ona.' Diyen merhametim yine yaralandı. Yine inandığı yerden öldü ama yine akıllanmadı... Bir insan kaç kere daha güvendiği yerden kırılırdı ki? Kaç kere daha merhametine kanardı? İyi olmayacaktın bu dünyada çünkü en çok da iyiliğinden vururlar... merhametinden hep öldürürler fakat merhametin yine yeniden canlanır öldüğü yerden... Bir kere daha hayal kırıklığına uğrar ama hiç akıllanmaz da... Mahkeme salonunda bir kargaşa oluşmuştu ama ben ne işitiyordum ne de algılayabiliyordum. Bakışlarım hainliğe rağmen onan inanan kalbine dönerken Tuğra'nın arkadan öne gelerek yakasına yapışmasıyla yaka paça dışarıya atılmasıyla kendime geldim. Hızla önümdeki u dönüşlü alandan çıkıp Çağrı'nın karşısına çıktığımda gözlerim ilk önce takım elbisenin üstündeki kravata değdi. Suçlular takım elbise giyerek kendini aklayabilme güveniyle hakim karşısına çıkıyordu değil mi? "Bu kravat mı seni kurtaracak? Gerçekten böyle düşünüyorsun? Beni suçlayarak kendini böyle mi aklayacaksın? Az önce tüm suç benim diyordun? Söylesene Çağrı! Ben seni sevmekten başka ne yaptım da bu ağır bedelleri kalbimde taşıyarak ödüyorum! Sen gerçekten bu kadar kötü müydün ya... vicdanın rahat mı bari? Geceleri uyuyunca hiç mi aklına ben ne yaptım düşüncesi gelmiyor? Hiç mi merhamet öğrenmedin sen Çağrı! Senin kalbin gerçekten taştanmış, sen gerçekten de taş kalpliymişsin babanın dediği gibi..." sertçe yutkundum. Titriyordum. Taş kalbinin yanında buz gibi titredim. Ne avukatın beni ikaz edişini duyabildim ne de hakimin beni uyarmasını. Ben sadece Çağrı'nın karşısına geçmiş bir kere daha hayal kırıklığı ile bakıyordum. Bakışlarım yine kravatını bulduğunda hızla kravatından tutup sıktım. "Yaptıklarının bedelini misliyle vicdanınla ödeyeceksin! İstersen o bez parçasını kalbinin içine dik yine de bana yaptıklarının cezasını bir ömür kalbinde taşıyacaksın. En büyük ceza göğüs kafesinin içinde atan kalp değildir, vicdanındır." Bugün olmazsa bile bir gün... Yaptıklarının mislisini iki katını yaşayarak ölecekti. "Hera Karaeski, yerine geçmezsen seni duruşmadan atalım!" bir kere daha uyarı yediğimde yüzüne nefretle son kez bakıp yerime geçtim. Avukata döndüğümde rahattı. Bu durumun olacağını bilerek tedbirli gibi duruyordu. Neden öyle durduğunu anlamasam da sustum. Bu saatten sonra kazanacağımı ümit etmiyordum. Her şey bitmişti, Çağrı yine yapmıştı yapacağını... Umutsuzca bakışlarım zemini bulurken bir an önce duruşmanın bitmesini bekledim. "Yani, senin bu işte bir parmağın yok doğru mu?" "Evet hakimim. Hera bile isteye vurmuştur adamı sonra da öldüğünü sanıp kaçmıştır oradan." Ağlamak istiyordum canım çok yanıyordu. Kalbimdeki bıçakların haddi hesabı yoktu. Hepsi de aynı anda kalbime saplanıp duruyordu. Sonra kalbimdeki bir bıçak hareket ederek kalbimi terk etti. Onunla birlikte diğer bıçaklar da yüreğimi terk ederken bir umut doğmuştu sanki kapının açılıp içeriye tanığın girişiyle. Gördüğüm kişiyle sertçe yutkunurken şaşkınlıktan avukata dönemedim bile. Avukatın bana yaklaşıp kulağıma fısıldadığı şeyle donup kaldım. Avukat bir tanığın daha olduğunu söylemişti ama bunun Çağrı'nın annesi olacağını hiç düşünmemiştim. Çağrı da karşısında annesini görmeyi beklemiyor olacaktı ki şaşkınlıkla gözleri büyüdü ve "Anne?" diye duruşma salonun ortasında bağırdı. Zehra teyzenin çekingen bakışlarını üzerimde hissederken gözlerindeki utanç ve pişmanlık çok belirgindi. Hakimin karşısına geçerken oğluna bir saniye olsun bakmamıştı. Bakmaktan utanıyor gibiydi. Kim olsa utanırdı zaten. "Zehra Dağırman bir de sizden dinleyelim tüm olanları? Oğlunuz Çağrı Dağırman'ın anlattıklarından daha farklı ne söyleyebilirsiniz?" hakim bey, Zehra teyzeye hitaben konuşurken ellerini öndeki parmaklıların üzerine yaslayıp tüm bildiklerini anlatmaya başladığında bilmediğim gerçekleri de ardında öğrenmiştim... "Oğlumu defalarca uyardım hakim bey. Defalarca etme eyleme diye yalvardım. Dinlemedi beni, bir kızın hayallerini yıkmasına sebep oldum. Ailesinin yüzüne bakamıyorum bile. Benim oğlumun intikamı bir can aldığını sanırken bir aileyi darmadağın etti, kavurdu. Sonra geldi bana böyle böyle yapacaklarını anlattı. En büyük hamlesi olacağını ve en ağırı olacağını bilseydim izin verir miydim Hakim bey? Benim oğlum suçludur hakim bey, ne ceza verirseniz çekecektir. Oğlum diye bir kızın ödediği bedelleri o kıza tekrardan yükletemem. Ben şahidim, oradaydım ve Hera o adamı nefsi müdafaası gereği kendini ve oğlumu korumak için vurdu. Ki, zaten o adam da o zaman ölmemiştir, Hera ve oğlum gittikten bir süre sonra yerden hızla kalkıp çekip gitmiştir." Derin nefes almakta zorlanıyordu. Çağrı'nın yaptıklarını anlatmaya yüreği kaldırmasa da mecburdu. Hakimin karşısında hıçkırarak ağlamaya başladığında Çağrı, annesine hayal kırıklığı ile baktı. Annesi tüm gerçeği anlatıyor diye öyle bakmaya hakkı yoktu. Bu tüm gerçekleri daha önce anlatsaydı keşke... üç yılım hayatımdan çalınmasıydı da tüm bu olanlar olmasaydı... pişman olduklarına asla inanmıyordum. Pişman olmak için üç yıl neden beklenirdi ki? Zehra teyze iyiydi ama onun da bu gerçekleri saklaması onu suçu yok biri olarak göstermezdi. O da Çağrı kadar suçluydu gözümde. "Karar!" hakim tokmağı masaya vurduğu gibi hepimiz ayaklanırken avukat bana güven verir gibi tebessüm edince burukça karşılık verdim. Gülümsemek içimden gelmiyordu. "Sanığın Türk ceza Kanunu'na göre üç yılı göz önünde beyan ederek tutuksuz yargılanmaya devam etmesine karar verilmiştir." Ben doğru duydum değil mi? Serbestim? Özgürüm değil mi? Yine hayal görmüyorum değil mi? Avukat sözünü tutmuştu. Sevinemiyordum çünkü buradan çıkamayacağıma kendime o kadar çok inandırmıştım ki gerçeği idrak edemiyordum. Celladın avuçlarından kurtulmanın zaferiyle özgür bir kuş gibi uçarken tekrardan avuçlarımın arasına alacağına hesap edememiştim... evetttt sonundakl tahliye oluyoruz. bakalım Hera ailesinin yanına gitmeyi kabul edecek mi? Çağrı'ya ne olacak? Zehra teyzenin tanık olmasını bekliyor muydunuz? Peki Tuğra? mahkemeden konulduğu için iki kat sinirlenmistir. Hera'nın tahliye olacağını duyunca sevinecek mi sizce yoksa sevinmeyecek midir?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE