İHANETİN İKİNCİ AĞIR DARBESI

1995 Kelimeler
16. bölüm İHANETİN İKİNCİ AĞIR DARBESİ Öldürdüler mi seni saudade? En çok hangi yanını öldürdüler peki? Kalbini mi yoksa duygularını mı... Söyle saudade, seni kıranlar bir gün pişman olurlar mı? Hera'nın hücrede olduğunun haberini aldığında soluğu müdürün odasında almıştı Tuğra doktor. Sertçe kapıyı açıp bir öfkeyle müdürün yakasına yapıştığında müdür ne olduğunu anlamadan kendini bir anda sert kolların boğazına yapışmasıyla bulmuştu. "Ne yapıyorsun sen? Ne hakla odama bu şekilde dalma cesaretinde bulursun?" yakasına yapışan ellere korkuyla baksa da cesur durmaya çalıştı. Nitekim Tuğra'nın öfkesi alev kadar güçlüydü. "Gardiyanlara sen mi emir verdin?" Yüzüne anlamsız bir bakış attığında boğazına sarılan ellerden kurtulmaya devam etti. Biraz daha sıksa da nefes alamayacaktı. "Ne emrinden bahsediyorsun sen doktor? Derhal beni bırak yoksa güvenliği çağıracağım!" diye uyardığında Tuğra ilk önce ellerini çekmedi hatta daha da sıkınca sonradan boğazını rahat bırakmıştı. Parmağını gözüne sokarcasına salladığında müdür nefesine kavuşarak derince soluklamakla meşguldü. Yakasını da düzeltirken gözlerine gözlerini çevirmişti. "Hera'yı sebepsiz yere hücre cezası kesmişsin?" sakinleşse de sesindeki öfke çok netti. "Ben öyle bir emir vermedim." Dediğinde kendisi de buna şaşkındı. "Sen vermedin yani?" şüpheyle kaşlarını çattığında tedbirli durmaya devam etti. "Bunu yakama yapışmadan sorabilirdin doktor?" sesindeki ima barizken tek kaşını havaya doğru kaldırdı. "Sen vermediysen kim verdi o zaman lan?" delirecekti adeta. O kadar saat hücrede kalmasını düşündükçe kafayı yiyordu. "Ne bileyim?" "Hani senden habersiz kuş uçmazdı? Bak gardiyanlar bir mahkumu sebepsiz yere hücreye atmış!" Müdür büyük rahatlıkla yerine geçip masanın köşesine yan bir şekilde otururken Tuğra şüpheyle baktı. "Peki ya sen? Neden bu kadar delirdin, geldin buraya? Her mahkum illaki hücreye girmiştir neden sen biri için sadece bu kadar tepkilisin doktor?" Tuğra'nın ani değişen yüz ifadesiyle doğru noktaya basmanın zaferiyle dudak kıvırırken donuk halini izlemeye devam etti. Tuğra'yı beş yıldır tanırdı ve hiç kimse için bu kadar delirdiğini görmemişti bir mahkumun hücreye atıldığı için. "Benim için değerli biri olduğunu görmemek için kör olmak gerekir... gardiyanlar bile biliyorken..." sustu ve sırıttı genişçe. Ardından asıl konuya döndüğünde yüzünde öfke yerini aldı. "Bana bak müdür! Benim seçtiğim gardiyandan başka gardiyan o koğuşun yakınından geçmeyecek bile." Temkin verdiğinde Müdür alayla sırıttı. "Oldu doktor başka bir emrin? İstersen Hera'ya özel bir koğuş da hazırlatalım ister misin?" alaycı sözlerinden sonra sert ifadesine büründü. "Bana bak doktor! Burada benim sözüm geçer. Her mahkuma özel koğuş hazırlatırsam suçlunun ne anlamı kalır mahkumluğunu yaşamadıktan sonra. O gardiyan meselesine gelirsek de görevli hangisiyse o bakacak o koğuşa!" "Bırakalım da o zaman Hera'yı öldürsünler." Bunu söylerken bile kalbi ağrımaya başlamıştı. Zorlukla yutkundu. "Zaten onların derdi de bu! Hera'nın kendi kendisini öldürmesi. Kimse de suçlanmaz o zaman da. İlk önce psikolojik şiddetten vururlar sonra aklını yitirmesi için hücreye koyarlar. Ben buna izin vermem anlıyor musun? o arkaya saklanan her kimse bana gelsin tabi gücü yeterse." Deyip son kez uyardıktan sonra kapıyı hızla çarpıp hücrenin olduğu kısma geçti. *** Tuğra'ya sarılmaya devam ettiğimde beni kucağına alacaktı fakat boynuna sıkıca sarılmamla buna izin vermemiştim. Tek istediğim vardı o da birine uzun uzun sarılmak. Hücreye girme sebebim belliydi aslında. Suçluydum, suçsuzun suçlusuydum ve her mahkûm hücreye de girerdi. Psikoloji bozulsun isterdi bazıları. Öyle de oluyordu, psikolojim yerle bir olmuştu. Çağrı'yı hayal olarak görecek kadar, ablamla konuşacak kadar delirmiştim. "Tuğra..." diye kısık bir sesle mırıldandığımda saçlarımda bir el hissettim. Acıtmadan okşar gibi seviyordu kırlaşan saçlarımı. Göz göze geldiğimizde boyun yetmediğimden başımı yukarıya doğru kaldırmıştım. "Ben deliriyorum galiba..." galiba değildi. Hakikaten deliriyordum ve bunu kendime de Tuğra'ya itiraf etmek hiç kolay olmamıştı. Hücredeyken birilerini görüyorum, kafamın içinde konuşuyorlar sanki." Birileri de Çağrı ve ablamdı. Kaşlarını hızla çattığını fark ederken başı gövdesinden ayrılacakmış gibi arkasına döndürdüğünde kime baktıysa korkusunu buradan bile hissedebiliyordum. Ben acımasız olacaktım değil mi? Kimseyi düşünmeyecektim değil mi? Al işte daha ilk dakikasında yenildim sözlerime. Tuğra tekrardan yeşillerime döndüğünde derin bir iç çekerek yüzümü avuçlarımın arasına aldı. Gözlerim onun dokunuşuyla kapanırken kendi içimde bir savaş başlattım. "Delirmedin Hera." Diye fısıldadı teselli vermek istercesine. Oysaki benim teselliye değil özgürlüğüme ihtiyacım vardı. "Aklın seninle oyun oynamak istiyor ama sen bunu da yeneceksin. Tıpkı bu savaşı gibi." Tıpkı Çağrı'ya olan savaşım gibi... Koğuşa dönmek istiyorum?" dediğimde başıyla onayladı. Ardından beni kalkanın altına alarak hücreden çıkacakken bir gardiyan daha geldi. "Hera Karaeski, avukatın geldi." Demesiyle birden canlandım sanki. Avukat geldiyse bir umut ışığı da gelmiştir değil mi? Tuğra ile gidecekken gardiyan bir kere daha konuştu. "Doktor Tuğra revirde bir yaralanan adam var. Acil revire geçmen gerek." Demesiyle Tuğra'nın yüzünde sıkıntılı bir ifade belirdi. Gitmek istemeyen bir hali olsa da mecburdu. "Tamam geliyorum." Deyip bana baktı zeytin gözleriyle. "Güzel düşün güzel şeyler olsun tamam mı?" deyip yanımdan ayrılmadan önce gardiyanı defalarca kez uyarmıştı. Ardından gardiyanla küçük odaya geçtiğimizde avukat odadaydı ve yüzü gülüyordu. Kapıyı açıp içeriye geçtiğim gibi avukat hevesle konuşmaya başlamıştı. "Hera hanım, savcılıktan geliyorum. Davayı yeniden açtırmayı başardık. Savcı onayladı." Yüzümde bir umut tebessümü oluştu. "Yani çıkma şansım yüksek?" diye heyecanla sorduğumda "Yüksek demek için daha erken Hera hanım ama biz umudumuzu yitirmeyelim. Sonuçta kapanan davayı yeniden açtırmak da bir adımdı. Adım adım ilerleyeceğiz." "Peki ilk duruşma ne zaman olur peki?" diye sorduğumda avukat çantasından bir dosya çıkarıp önüme sundu. "Ha ben de o yüzden geldim diyebilirim. Sizi temsil etmem için Vekaleti bana verdiğiniz takdirde ilk duruşmamız bir hafta sonra." Sevindim bu habere. "Veriyorum vekaleti." Heyecandan hızla konuştuğumda avukat gülümsemişti. "Önünüze koyduğum dosyada isminizin altına imza atmanız gerek." Diye açıklama yaptığında yüzüm kızardı hemen. Bakışlarımı kaçırdığımda avukat halimi anlayarak babacan bir şekilde tebessüm etmişti. "Heyecanınızı anlıyorum Hera hanım rahat olun." Gülümsedim genişçe. "Sonra ne olacak?" diye sorduğumda bundan sonraki izlenimi merak etmiştim. "Elimize geçen kanıtı sunacağız Hera hanım. Tanıklarımız Çağrı bey ve biri daha var." Dediğinde Çağrı'nın ismini duymamla gerildim. "Elbet bir yatma süreniz olacaktır. Çünkü kasten adam öldürme olmasa bile yaralanma var görüntülerde. Savcıdan takipsiz yargılama talebinde de bulundum. Eğer olursa cezaevinden çıkabilirsiniz." "Belli bir süre cezaevinde yattım o da indirimli halden bir şeyler çıkmaz mı?" "Çıkar tabi ki. Savcı bunu da göz önüne alacaktır elbet." "Yani ben artık özgür biri olabilirim değil mi?" duymaya çok ihtiyacım vardı. "Ümitlendirmeyim ama evet şansınız var." Avukatın güven verici cevabından sonra vekaletnameyi imzalayıp avukata vermiştim. O sırada kalan tüm ayrıntıları da gözden geçirmiştik. ** Odaya girdiğim gibi aceleyle kapımı kapatıp kilidini çevirdiğimde yakalanmamaya çalışırcasına yatağın üzerine genişçe uzanmış olan Çağrı'ya yaklaşıp öfkeyle azarlamaya başladım. "Ya sen delirdin mi Çağrı? Babam evde annem evde ablam evde, sen gelmişsin geniş bir rahatlıkla odama tırmanmışsın! Hadi Çağrı git, git yakalanmadan!" korkuyordum. Telaştan elim ayağım titriyordu. Çağrı'yı yataktan kaldırmaya çalışsam da çok ağırdı eşek. Arsızlığı üzerindeydi ve kolumdan tuttuğu gibi yatağa çekerken son anda çığlığı yutmuştum. Gözlerim kocaman olurken ellerim göğsümdeydi. Zorlukla yutkundum. Çağrı'nın kara gözleri kaygılı bir hal aldığında "Özür dilerim." Demişti sözlerini algılamakta güçlük çekerek. Heybetli cüsseli bir günde solmuştu sanki. Üstündeki ceket düzensizdi. Aceleyle giymiş gibiydi. Saçları savaş alanı gibi dağınıktı. Ne için özür dilediğini biliyordum. Beni kurtarmakta az kalsın geç kalacağı içindi ama gelmişti değil mi? Önemli olan bu değil miydi? Perde sonuna kadar açıktı ve her an karşı caddeden görünecekti. Pencere tarafına tekrar temkinli bakışlar attığımda "Komşular anneme haber uçuşur, seni burada görürlerse..." der demez perdeyi kapatmak için kalkacakken kolları izin vermedi. "Umurumda değil komşularının. Beni, seni görmeme kimse engelleyemez." dediğinde kısıkça azarlamaya devam ettim. "Delirdin mi sen? Yarını bekleyemedin mi?" dediğimde o da kızarak azarlamaya başlamıştı. "Delirdim lan var mı? Yarını çok görürsün sen, kıza bak ya yarını bekleyemedin mi diyor? Ben bir saniye bile dayanamıyorken koskoca yirmi dört saatten bahsediyor. Ömrümden ömür gitti benim, o saat geçmez zamanda." Anında elimle ağzını kapattım ve kapıya doğru telaşla baktığımda Çağrı'nın dudakları boynuma gitti. İrkilerek uzaklaşırken nefesim kesik kesik oldu. Daha sonra tahammülsüz bir şekilde atak yaparak bana sımsıkı sarıldı. Yerimde put kesildim sarılışına karşılık veremedim. Bana öyle sıcakla sarılmıştı ki terleyeceğimi sandım. Yüzünü saçlarıma gömüp sanki ilk defa nefes alıyormuş gibi nefes aldı. "İşte benim cennetim burasıymış... Bu saçlar benim cennetimmiş... İster inan ister inanma Hera'm, ben ilk defa böyle nefes alıyormuşum gibiyim." Sonra benden izin ister gibi dudaklarıma baktığında geri çevirecek gücüm yoktu. Çok seviyordum, ailemi bile karşıma alacak kadar çok.... 1 hafta sonra... Mahkemeydim... üç yıl sonra yine hakim karşısındaydım bu sefer cezaevine girmek için değil evime dönmek için. Dönerdim değil mi? "Hera Karaeski!" öyle bir dalmıştım ki hakimin adımı seslendiğini bile fark edememiştim. Avukatın bana dokunmasıyla kendime gelirken hakim karşısında ayağa kalktım. Bakışlarım ürkekti. Ellerimi sıkmaktan beyazlaşmıştı kenarları. "Evet hakimim..." "Kasten adam öldürmekten üç yıl hapis yatmışsın, doğru mudur?" "Evet." "Peki, videoda silah senin elindeydi. Erkek arkadaşını korumak için ateş ettiğin doğru mu?" "Evet." Dedim yeniden yutkunurken. Bakışlarım yan tarafımı bulduğunda Çağrı tedirgin bir şekilde zemini izliyordu. Hakimin her sorduğu soruda kaskatı kesildiğini sırtının gerilmesinden anlaşılıyordu. "Sonra da adalete kendin isteğinle teslim olmuşsun ancak bunlar yaşanırken bir müddet bu suçu saklama gereği duymuşsun?" Saklamadım aslında Çağrı halledeceğim deyince... "Saklama gereği duymadım susturuldum." Diye itiraf edince hakimin bakışları beni ardından Çağrı'yı buldu. "Öyle mi?" diye sorarken bana değil de Çağrı'ya yönelerek sormuştu. Çağrı irkilerek kendine gelirken başıyla onayladı. Hakim bu sessiz cevabı beğenmiş olacak ki daha sertçe baktığında Çağrı sesli bir şekilde dile getirmişti bu sefer. "Doğrudur." Anında gözlerimi yumduğumda titriyordum. Sesini duymaya bile tahammül edemezken... "Sonradan adalete teslim olmanla ne gibi sebep değiştirdi?" Çağrı... hakim bey. Komple Çağrı'nın yaptıkları yüzünden... "Karşınızdaki kişidir, sebebi hakimim. Bana ve aileme yaptıklarından dolayıdır..." "Aranızda ne gibi ilişki vardı?" Bu soruya eskiden olsa çekinmeden ve sevgiyle aşk ilişkisi derdim ama şimdi... utanıyordum söylemeye, Çağrı gibi biriyle sevgili olduğum için en çok da kalbimden utanıyordum. Benim dilim söylemeye varmadı ama onun varmış olacak ki hiç çekinmeden söyledi. "Aşk ilişkisi." "Sanık Hera Karaeski ile bir aşk ilişkiniz vardı? Sizi koruma amaçlı kasten adam öldürüp delili sakladınız? Sonra aranızda her ne geçtiyse sanık, adalete teslim oldu?" "Evet hakim." Diye onayladığında Çağrı tam konuşmak için ağzını tekrardan aralamıştı ki hakim bey devam etti. "Kanıt gösterilen videonun devamını yansıt." Projeksiyon da yansıyan görüntüyle bacaklarımda derman kalmadı. Kendimi güçlükle doğrulttuğumda benim sesim mahkeme salonunda yankılandı. Endişeyle dudağını ısırdım. Kavga eden Çağrı için korkuyordum çünkü adamın elinde hala silah vardı. Dakikalarca kargaşa çıkan ortamda bir ses yankılandı. Bir metal eşyanın sesi gibi... dibime düşen silahı fark ettiğimde telaş ve korkuyla yerdeki silahı izliyordum. Bakışlarım yavaş yavaş yukarıya döndüğünde Çağrı'yı kıstırmış öldürmek ister gibi bu sefer de çakısını boğazına yapışırken aklındaki dürtüyü yok etmek istedim ama daha fazla engel olamamıştım aklından geçen dürtüye. Silahı yerden aldığım gibi adama doğrulturken keskin gözlerle "Bırak onu!" diye bağırdım adama. Adam bana alayla sırıttığında "Cesur kız ha? O silahı indir hemen!" dediğine alaycı bakışı nefrete dönüştü. Çağrı kıstırırmış bir şekilde yerinde kıpırdanamıyordu. Korkuyordum ama belli etmemeliydim korktuğumu. Elimdeki silahı daha sıkı tuttuğumda Çağrı'yı diğer yanına aldı ve ben gövdesiyle göz göze geldim. "İyi indirmezsen olacaklardan ben sorumlu değilim." deyip kurşun hedef şaşmadan adamın kalbine isabet edince her şey için çok geçti. O an ne yaptığımı sonradan idrak ederek silaha yere bıraktım hızla. Dehşetle yere düşen adama bakarken titremem arttı. Nefesim kesilirken göğsüm sıkıştı. Çağrı bana endişeyle baktı. Bir kurşunla hayatı mahvolmuştu. Bir kurşunla hayatım mahvolmuştu. Elime kazınan kan artık benim kelepçemdi. Videodaki diğer görüntüler de açığa çıkarken bir kez daha yıkıldım. Çağrı'ya körü körüne inandığım için... beni düşündüğü için. Adam çelik yeleğini çıkarıp hız kesmeden olay mahalinden ayrılırken görüntü karardı. Hakim başıyla onayladığında ekran tekrar beyaz haline dönmüştü. O gün katil olduğumu sanıp gecelerce uyumazken, psikolojim adeta kötü olurken ben vicdanımdan günbegün ölürken Çağrı tüm bunlar yaşanmamış gibi yüzüme yüzüme baka baka gülümseyebiliyordu. Ben o adamı öldürdüğümü sanarak ailesine üzülürken canımdan can kopmuştu. Bir insan nasıl bu kadar kalpsiz olabilir? Vicdanı nasıl rahat olabilirdi? İnsanlık bu kadar mı katileşmişti gerçekten? "Sanık Hera Karaeski'nin ifadesine göre videodaki görüntü oyunmuş doğru mudur?" her şeyi kendi gözleriyle görse de tekrar sorma gereği duymuştu. "Kanıt, delil sakladığını itiraf ediyor musun?" Çağrı sessizleşti. Sessizleştikçe gerginlik arttı. Düşünceli bir haldeydi. Gözleri kaygılıydı. Bana bakmıyordu ya da bakamıyordu. Ortam sessiz kaldıkça korkum büyüdü. Korkum büyüdükçe Çağrı daha çok sustu. Genzinden yutkunup derin bir nefes verdiğinde cevabıyla göğsüm sıkıştı. "Ben delil saklamadım hakim. Hera videonun devamına bakmamıştır, baksaydı adamın yaşadığını fark ederdi. Sanık Hera kendi kendini yakmıştır hakim bey..." iyi bayramlar canlarım benim. ?? bayramınız nasıl geçiyor benim yine yazmak ve okumakla geçiyor. size tatlı bir bölümle gelmek isterdim ama bu kitapta o mümkün değil. değil mi ? Çağrı'ya sövenleri buraya alalım
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE