HÜCRE

1210 Kelimeler
15. BÖLÜM: HÜCRE İnsan üç kere aşık olurmuş. Birincisinde toy ikicisinde acemi üçüncüsünde ise ehli olurmuş. Ben ikincisi olmalıydım. Çağrı'dan her öğrendiğim acemilik bana bıçak sapladı. Acım bana adeta güldü. Toyluğum ise yüzüme vurdu. Akıllanmadım yine acemiliğime koştum. Toyluğum bana ders olması gerekirken daha da hata yapmama sebep oldu. Hata üstüne hata yaptıkça durmadım. Durmak bilmedim, bana acı verse de yasak olan elmaya koşar gibi acemiye koşmuştum. Kalbim bana itaat etmezdi hiç hep aklıma ters düşerdi. Aklım beni uyarsa da ben hep kalbimi sesini dinledim. Dinledikçe ne kadar yanlış karar verdiğimi göremedim. Kör oldum aklıma. Sağır oldum kalbime... Buradan çıkacağım günü iple çekiyordum. Bir umudum vardı kırık olsa da. Görüşme alanının ortasında yere yığılacak gibi olurken duvara tutundum. Gözlerim kapanırken Tuğra'nın korkan zeytin gözleri önüme düştü. Ben buradan çıkacaktım ve belki de onu bir daha göremeyecektim. Tuğra da bundan korkuyordu işte. Buradayken beni görme şansı hep var olacaktı ama özgürlüğüme kavuştuğumda biliyordum ki bir daha onunla karşılaşmak istemeyecektim. Bana hep cezaevini hatırlatacaktı çünkü. İnsan üç kere aşık olurmuş ben bir kez daha aşık olmak istemedim... O acıyı bir kere daha göğsümde taşıyamazdım. Kaldıramam, bir adamı daha kalbimde gömemem. Gardiyan geldi ne olduğunu anlayamadan beni yaka paça hücreye doğruyu sürüklediklerinde defalarca ne olduğunu sorsam da cevap alamadım. Bizim koğuşun gardiyanı neredeydi? Neden bu gardiyanlar beni buraya getirdiler, anlamamıştım. Bir an da olmuştu. "Bana bir cevap verecek misiniz artık! Neden buraya getirdiniz beni? Bakın ben bir şey yapmadım, korkarım karanlıktan. Yalvarırım beni o hücreye götürmeyin! Ben bir şey yapmadım yemin ederim. Götürmeyin beni oraya!" kollarından tuttum durdurmaya çalıştım ama nafileydi. Yaka paça beni hücreye tıktıklarında hücreye sızan küçük ışık da kapının kapanmasıyla yok oldu. Kapıya dayandım sertçe vurmaya başladığımda nefesim daralmaya başladı. Korku içinde kapıya vurmayı sürdürdükçe kalbimin nabzı korkuyla azalıyordu. Boynumdan akan soğuk terler ellerime ulaştığında gözlerim daha çok korkuyla doldu. Bir an da ne olmuştu da beni buraya getirmişlerdi? "Ben bir vukuat çıkarmadım yemin ederim! Neden buradayım yalvarırım çıkarın beni! Dayanamıyorum... yeterince ceza çekmedim mi ben! Bu neyin bedeli daha? Neyin acısını çıkarmam gerek yine? Gardiyan çıkar beni ne olur..." Kapıya sertçe vurdukça çıkan ses hücrede yankı yaptı. Sesim sadece bana ulaşırken bir ümit Tuğra beni duyar diye bekledim. Daha çok bağırdım duysun beni diye... "Tuğra duy sesimi! Tuğra sen beni hep duydun yine duyarsın! Yalvarırım duy beni... Tuğra!" ayak sesleri azaldı, hücre tamamen derin bir sessizliğe mahkum olurken halsizce kendimi yere bıraktım. Başımı arkaya yasladığımda dizlerimi kendime doğru çektim. Başımı dizlerimin üstünde yaslarken gözlerimi yumdum. Korkacak bir şey yok Hera... seni kurtaracaklar... Tuğra duyar diye bekledim. Duymadı... Gelir diye bir ümit bekledim. Gelmedi... Hücrede ne kadar durdum bilmiyorum. Psikolojim yerle bir olurken akıl sağlığımı yitirecek gibi hissettim. Bir hayal karşıma geçti sanki... bana seslenir gibi oldu, ablam sandım. Gülümsedi yüzüme, hayal olmadığına kendime inandırmak istedim. Beni buradan ablamın hayali kurtarır zannettim. Kurtarmadı... Ablamın hayali bile beni kurtarmaya gücü yetmedi bu kirli dünyanın adaletsizliğinden... En çok da ablamın hayal oluşu öldürdü içimdeki son çırpınışlarımda... 'Benim küçük Hera'm, kalk ayağa. Kalk ve Biray'ın küçük güçlü kardeşi kimmiş görsün herkes.' Aklım benimle oyun oynuyordu, zihnime giren ses ablamın sesiyken bir anda kalın bir erkeğin sesine, Çağrı'nın sesine dönüştü. 'Sen acemi değil toysun hala Hera ve o kadar safsın ki seni buradan çıkaracağıma inandın. İnsanlara güvenilmez olduğunu benden öğrenmişken yine bana koşmakta akıllanmıyor musun? Doğruymuş, insan en çok yine güvenini paramparça edene güvenirmiş...' Kara gözleri yine nefretle parıldıyordu. Karşıma oturmuş benim gibi dizlerinin bir tanesini kendine doğru çekerken korkunç bir şekilde sırıttı. Karanlıktaydık fakat gözlerinin nefreti üstümüze ışık saçıyordu. "Sana defalarca güvendim, ailemi karşıma aldım. Ablamı ezip geçtim. En çok da ablamı yaralamam mahvetti beni. Mehtap... o en masumumuzdu ama benim kirli ellerim onun geleceğini mahvetti ve evet... yine güvendim her şeye rağmen ellerimle birini öldürürken biri koruyorsun sanıp yine sana güvendim. Ama nereden bilebilirdim ki vicdanımı kullanarak psikolojimi altüst edeceğini... o silahı elime hiç almamalıydım... keşke seni o zaman sevmeseydim de ölümünü izleseydim ama vicdan ya ona da kıyamazdı. Sana acırdı, kötü olsun sen yine de vicdanını dinle... hayatımda en büyük pişmanlığım birisi de o gün vicdanımı dinlemek oldu." Hayali gür bir kahkaha attı delirmiş gibi... burada deliren bendim ama sanki o delirmiş gibi davranıyordu. 'Bence o silahı eline bir kere daha alacaksın ve amacı da beni vurmak olacak. İtiraf etsene beni vurmak en çok istediğin şey. Gözlerin Hera, gözlerin bas bas bağırıyor intikam diye. İçinin soğuması için yap bunu!' O günün gelmesini öyle canla bekliyordum ki... elime silahı alıp Çağrı'yı vurmayı öyle açlıkla istiyorum ki, kana susamış gibi... "Seni öldürmeyeceğim bu sana ödül olur. Ben seni yaşarken öldüreceğim. Yavaş yavaş ölmeyi dileyecek kadar yalvarırken. Ben seni öldürmeyeceğim Çağrı. Kalbini parçalayarak acı çektirecek öldüreceğim. Psikolojik şiddet sana öyle bir ağır gelecek ki, kendini öldürecek raddeye geleceksin. Seni ilk önce sakat bırakacağım ama ruhen. Öyle bir sakat kalacaksın ki ölmeyi isteyecek kadar..." 'Ablam, yapma! Sen vicdanlı birisin. Onun kötülüğüne karşı kötü olma. Benim kardeşim merhamet kokar, şefkat kokar, kalbine kan değdirme.' Çağrı bir anda ablama dönüştü. Titredim, korkum büyüdü. Nefesim daraldı. Sesi bir kere daha yankılandı. 'Bir insan birini öldürdüğünde katil denilmez aslında...' "Ya ne denir? Katil denilmiyorsa ne denilir?" yutkundum. Ablamın hayali yine değişir diye korktum. 'Ne denilir biliyor musun? İnsanlığını yitirmiş her kimse. Çünkü bir cana kıymak; merhametini de sevgini de İnsanlığını da birlikte öldürür.' Sonra ablamın hayali de kayboldu. Bir hücrede yalnız, korku içinde yapayalnız karanlıkta kaldım. Kimsesiz bir yetim gibi çaresizce birinin beni kurtarmasını bekledim. *** Bir ses hücre de yankılandı. Onunla birlikte bir ışık hücreye girdi. İlk başta gözlerim ışıktan kaçındı. Ellerim hemen yüzüme giderken iki büklüm olduğum yerden doğruldum zorlukla. Psikolojim hiç iyi değildi. Düzgün düşünecek kafada hiç değildim. Bir beden belirdi ilk önce. Ardından bir el uzandı ellerime. Gözlerini o karanlık hücrede ışıl ışıl parıldarken kalbim onu hemen tanıdı. Hızlıca ellerinden tuttum. Beni yeniden ayağa kaldırdı. Sonra öyle bir iyileştirir gibi sarıldı ki... düşünmedim direkt boynuna sarıldım bende. Kokusu beni kendine getirirken güven koktu her yer. O geldi mi güven kokardı karanlık hücrem... o gelince umut dolardı yüreğim. İnsan üç kere aşık olurmuş; toyluğunda, acemiliğinde ve ehli olduğunda... ben ne toydum ne de acemi. Ben Tuğra'nın kalbinde yaşayan ama gerçekten yaşayan Hera'sıydım. Tuğra'ya sarılmak ruhumu iyileştirmekle kalmayıp beni yeniden yaşatıyordu. Çağrı öldürürken Tuğra yaşatıyordu ve bunu her seferide bıkmadan usanmadan yeniden ölmek üzereyken yapıyordu... Buraya neden girdiğimi sormadım. Sormak istemedim sadece boynunda solumak istedim. Bir ömür boynunda yaşamak istedim. Ellerim saçlarını bulduğunda beni daha hapsetti kendine. Tutsak gibi değil her an özgür olup uçabilecek gibi. Çok da özgür bırakmak istemedi aslında. Ondan gitmeyeyim diye her zaman kilidini açık bıraktığı anahtar kadar özgür bıraktı. Ama o kilidi ben bu sefer çevirdim ve anahtarını kırdım. Çünkü ondan gitmemeye karar verdim. İstediği kadar özgür bıraktığı kadar hapsoldum boynunda. "Hera'm benim güzel bebeğim..." diye soludu kokumda. Başı omzuma yaslamış kokumu ciğerlerime çekmeye devam ederken sesi titriyordu. Tuğra'nın sesi benim yanımdayken özellikle buradayken daha çok titrerdi. Kıyamadığı kadının karşısında titriyordu kıyamadığım sesi, bedeni. Tutuşu bile titrer gibiydi. Saçlarıma dudaklarını değdirirken gözlerimi açamadım. Göğsünde dinlenmek istedim. Gözlerimi hiç açmadım beni göğsünde uyutmaya devam etsin diye... o an zihnimdeki ablamın ve Çağrı'nın sesi kesildi. Sadece Tuğra'nın huzur kokan sesi kaldı karanlık hücremde... Bölüm aslında burada bitmiyordu ama psikoloji olarak çok kötü oldum. Hera'nın Hücredeki hali sonra Tuğra'ya sarılışı derken ruhsal olarak çöktüm. normalde mahkeme sahnesi, Çağrı'nın son dakika yine ihaneti derken biraz daha uzun bir bölüm olacaktı. bir daha ki bölümde görüşmek üzere.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE