Haklısın

1090 Kelimeler
Selamun aleyküm 🍂🍂 Keyifli okumalar...🍭🍭 -Merhaba. -N. Neden geldin? -Ben.... Gülsüm annenin gelmesiyle konuşması yarı da kalmıştı. -Selim oğlum hoşgeldin. Geçsene içeriye. Kay kızım kenara, kocan geçsin içeriye. -Tamam. Kenara çekilip dolaptan misafir terliklerinden çıkarıp Selim' ın önüne bıraktım. Selim de o sırada ayakkabılarını çıkarmıştı. Terlikleri giyerek Gülsüm annenin arkasından salona geçmişti Ben de durmayarak arkalarından salona geçtim. -Tekrar hoşgeldin oğlum. -Hoşbuldum Gülsüm anne. Kusura bakma habersiz geldim. -Estağfirullah oğlum. Taze çay vardı içermisin? -Zahmet olmasın. -Ne zahmeti, ben getirip geleyim. -Ben getiririm Gülsüm anne. -Otur oturduğun yerde Ebru. Ben geçen gün bardakların rafını değiştirdim. Bulamazsın sen şimdi. -Ama... Gülsüm annenin gözlerini dikip bana bakması ile cümlemi yarı da kesip berjerlerden birine oturdum. -Ebru.... Konuşalım mı? -Başa sarıp duruyoruz, konuşmaya gerek yok. Senin söyleyeceklerin belli, benim söyleyeceklerim belli. Sonrası sessizlikti. Gülsüm anne altı üstü bir çay almaya gitmişti ama gelmek bilmiyordu. Gören de nereden çay getiriyor. Biraz sonra Gülsüm anne çay getirip ikimize de vererek yerine oturdu. Gülsüm annenin sohbet açma çabalarıyla nihayet Selim önündeki bardağını bitirmişti. Ee, artık giderdi. Zaten niye geldiyse. -Biz kalkalım artık. -Yemeğe kalsaydınız? -Başka sefere. Bugün bir planımız vardı, Ebru unutmuş galiba. Ben de Ebru 'yu almaya geldim. Ne planı, ne saçmalıyordu. Resmen emrivaki yapıyordu pislik. -Başka zaman yaparız. Benim şimdi Gülsüm anneye yardım etmem lazım. Sen git, ben akşama ancak gelirim.... Hadi Gülsüm anne aşağıya inelim. -Kızım sen git kocanla. Hem daha önümüzde birkaç gün var, biz hallederiz. Yardıma ihtiyacımız olursa sana haber veririm. -Ama.... -Aaaa, kızıyorum ama. Gitsene kızım. Ama hâlâ duruyorlar, zorla evden kovayım mı ikinizi de. Ne istiyorsunuz? Selim gülümseyerek önden giderken Gülsüm anne arkadan itekleyerek kapıya kadar zorla götürmüştü. Çantamı ve ayakkabıları alarak kapının diğer tarafına çıktım. -Bir dahakine yemeğe gelin. Bu sefer olmadı. -Tamam Gülsüm anne. Gülsüm anne Selim ile baş selamı verince sıra bana gelmişti. Hemen kollarımı açıp sarıldım. -Güzel kızım, oğlan buraya kadar gelmiş. Onunla konuş, diyeceklerini de dinle. -Ama aynı şeyleri yine konuşacağız. -Bana bak terlik geliyor. Belki hatasını anladı. -Tamam. Geri çekilip aşağıya indim. Selim de hemen şoför koltuğuna geçmişti. Ben de yandaki yolcu koltuğuna oturarak emniyet kemerimi taktım. Arabayı çalıştırınca yola koyulmuştuk. İkimizde konuşmuyorduk. Konuşmak isteyen kendisiydi, konuşsun öyleyse. -Neden yalan söyledin? -Anlamadım? -Halbuki cin gibi adamsın sorumu nasıl anlamadın. Neden planımız var dedin? -Konuşmak için. -Akşam eve geldiğimde de konuşabilirdik. -Bekleyemedim. -Dinliyorum seni. Ne konuşacaksın? -Gidince konuşuruz. -Ha şimdi ha on dakika sonra konuşacağız ne farkı var? -Eve gitmiyoruz. -Nereye gidiyoruz? -Sapanca 'ya gidiyoruz. -Ben bir yere gelmiyorum. Eve gidelim. -Çok geç güzelim. Evdekiler Sapanca' ya gideceğimizi biliyor. Şimdi gitmezsek olmaz. -Yine herşeyi kendine göre ayarlıyorsun. Benim fikrimi niye sorasın ki zaten. -Lütfen... Gidince konuşalım. -Sanki ne konuşacağız. Yol boyunca aramızda geçen son konuşma bu olmuştu. Yol sessizce akıp gitmişti. Bir ara eve yakın bir markete giderek iki gün yetecek kadar gıda malzemesi alarak tekrar yola koyulmuştuk. Arabanın durmasıyla hemen indim. Seviyordum bu evi. Her yıl birkaç defa geliyorduk buraya. Daha doğrusu her fırsat bulduğumuzda geliyorduk. Dini nikâhımız kıyılırken mehir olarak burayı söylemişti Selim. İlk gecemizi de burada geçirmiştik. Daha sonra fırsat buldukça hep gelirdik buraya. -Ebru sen torpidodan anahtarı alıp eve geç, ben poşetleri alayım. -Tamam. Geri dönüp torpidodan anahtarı alarak eve doğru adımladım. Kapıyı açıp ayakkabılarımı çıkararak içeriye girdim. İçerisi deterjan kokuyordu. Anlaşılan gelmeden önce Selim birilerini göndermişti buraya. Çantamı kenara bırakarak Selim 'in bıraktığı poşetlerden bir, iki tane alarak mutfağa geçtim. Ayakkabılarını çıkarınca Selim de kalanları getirmişti. -Üşüyor musun? Şömineyi yakayıp ya da doğalgazı açayım. -Yok, iyi böyle. -Çantayı bırakıp geliyorum. -Bunları hangi ara düşündün? Ev temizlenmiş, kıyafetlerimiz hazırlanmış. -Sen gittikten sonra aklıma geldi. Burası bize her zaman iyi geldi. Yine öyle olacak, inanıyorum. -Neyse sen çantayı bırak, ben de kahve yapayım. -Tamam. Gitmeden önce anlını öpüp çıkmıştı. Arkasından alık alık bir ben bırakarak. Biliyorum birazdan güzel güzel konuşup aklımı çelecekti, ama bu sefer kanmayacaktım. O kararlıysa ben de kararlıyım. Bu sefer alttan alıp, geri adım atmayacaktım. Şalımın önüne açarak arkaya attım. Hemen ardından poşetten granül kahveyi çıkardım. Çaydanlıklardan birine su koyarak üst kata çıktım. Kattaki banyodan su sesi geliyordu. Odanın boş olmasını fırsat bilerek hemen geçtim. Yatağın üstündeki çantadan kendime rahat bir pijama takımı aldım. Onları yatağın üstüne bırakıp banyoya yöneldim. Selim aşağıya inmişti, hemen abdest alıp odaya döndüm. Üstümdeki kıyafetlerle namaz kılarak pijamaları giyindim. Buraya kimse gelmezdi, eee biz de burada göre rahat yiyinmemin önünde kimse duramazdı. Pijama takımını giyerek saçımı topuz yapıp alt kata indim. Selim kupaların üstüne su döküyordu. Eline aldığı kupalarla içeriye geçtik. -Teşekkür ederim. Elindeki kahveyi alarak oturdum. Konuşmak istemediğim için etrafını incelemeye koyuldum. Ev, daha doğrusu dağ evi iki katlıydı ama küçük bir yerdi. Üst katta yatak odası dışında sadece banyo ve tuvalet vardı. Onlarda zaten birdi. Alt katta ise salon ve mutfak vardı. Ev çok küçüktü. Hatta birgün yine buraya geldiğimizde Selim 'e sormuştum, "Burası çok güzel. İleride çocuklarımızla geldiğimizde onlar nerede kalacaklar " diye. Selim ise "merak etme öyle bir problemimiz asla olmayacak "diyerek konuyu kapatmıştı. **O zamanlar yeni bir ev veya eve eklenti yaparız diye algılamıştım ama sen meğer çocuk istemediğin için öyle söylemişsin. Geç oldu ama sonunda anladım. Ama bak sen de yanıldın. Gerçi hastaneden sağ çıkabilirsem o eve adımımı dahi atmam. Çocuklarım için aynısını söyleyemem, onlar isterlerse her zaman babaları ile her yere gidebilirler. Çünkü bundan sonra ki hayatımızda, daha doğrusu sen ister o testi yaptır ister yaptırma ama bir daha o eli tutmam. Kendimi boşveriyorum ama çocuklarıma dediklerinden sonra seni asla affetmeyeceğim. ** -Açsan kahveyi içme. Birşeyler hazırlayayım. -Ha? Birşey mi dedin? Dalmışım -Açsan birşeyler yiyelim dedim. -Kahveyi içtikten sonra hazırlarım birşeyler. -Olmaz öyle. Sen keyfine bak, ben yapacağım. Bahçeye falan çık. Dışarısı çok da soğuk değil. -Hı hı. Kahvemi içerek üst kata çıktım. Çevrede kimse olmadığı için başımı örtüp üstüme uzun hirkalardan birini giyinerek evden çıktım. -Ben çıkıyorum. Bak yardıma ihtiyacın varsa sonra çıkarım. -Olmaz merak etme. Bir saate herşey hazır olur. Telefonunu yanına almayı unutma. -Sen bilirsin. Bu arada aldım telefonu. Kapıyı çekip hemen çıktım. Evin bahçesinin içerisinden çıkmadan dolaşmam daha iyi olacaktı. Ev ne kadar küçük ise bahçesi de o kadar büyüktü. Neredeyse yarım saat kadar yürüdükten sonra üşüdüğüm için geri eve döndüm. Geldiğim de Selim yemekleri ocağa koymuş, masayı kuruyordu. Birşey söylemeden yardım edip, yemeklerin servisini kendim yapmıştım. Sessizliğin hakim olduğu bir yemek olmuştu. Gerçi çok açıktığım için ağzım hiç boş durmamış, lokmaları ardı arkasına sıralamıştım. Biliyordu yemek işini Selim bey. Yine sessizce masayı toplayıp salona geçmiştik. Hava daha da soğuduğu için Selim şömineyi yakmıştı. Ben de kahve yaparak orta sehpaya bırakmıştım. Eee, artık ne konuşma zamanıydı. -Selim.... Neden geldik buraya? -Düşündüm de sen haklısın. Yaşamadan bilemeyiz. Eğer fikrini değiştirmediysen dediğin gibi olsun, artık bizim de bir çocuğumuz olsun. Ha ne dersin? 💫💫💫
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE