2.bölüm-Öldürülen çocukluk

2923 Kelimeler
Yine güneş doğuyordu. Gökyüzü karanlıktan, yerini aydınlığa bırakıyordu. Her karanlığın bir, aydınlığı oluyordu. Acaba benim içimde biriken bu karanlığın da bir gün ışığı, aydınlığı olur muydu? Yoksa bir ışık, zifire dönüşmüş yüreğimi aydınlatmaya yetmez miydi? Odamın balkonunda oturmuş gündüze dönüşmüş gökyüzünü seyrediyordum. Gözlerim gökyüzündeydi ama aklım bambaşka yerdeydi. Yorgun hissediyordum bedenimi, bitmiş ve tükenmiş gibi. Ölmüyorum ama yaşamıyorum da. Daha ne kadar böyle ayakta durmakta zorlanan bedenimi sürükleye bilirim bilmiyordum. "Yine sabah oldu. Daha kaç gecenin, sabaha dönüştüğünü izleyeceksin?" Çocuksu sesiyle yanımda oturan küçük kız Evin konuşmuştu. Son beş yıldır küçüklüğüm olan Evin sürekli yanıma gelip benim ile konuşuyordu. Aslında onun bir halüsinasyon olduğunu biliyordum, bunun bilincindeydim ama yine de herkesin öldürdüğü o küçük Evin 'i içimde yaşatıp onun ile konuşmak iyi geliyordu bana. Derin bir iç çekip, gökyüzüne bakmayı devam ederek "Bir gün benim içimde ki karanlık gökyüzünün de, aydınlığa ulaştığı gün. Ya da ben o karanlığa tamamen gömüldüğüm de." Dedim ve sonra bakışlarımı hemen yanımda oturan küçük Evin' e çevirdim. Küt kumral saçları vardı. Hiç bir zaman küçükken uzun saçlarım olmazdı. Çünkü Annem saçlarım ile uğraşmak istemediği için hep acımadan makası vururdu saçlarıma ama oysa ben hep uzun saçlara özenirdim. Arkadaşlarım saçlarını ördüklerinde benim elim kısacık saçlarımda kalırdı. Uzamasını ve bende istediğim gibi toplamak isterdim ama hiç bir zaman öyle saçlarım olmadı, ta ki ben büyüyene kadar. Büyüdükten sonra zaten bir daha saçlarımın kesilmesine izin vermedim. Karşımda küçüklüğüm bana bakarken, elim istemeden uzun saçlarıma gitti ve onlara dokundum. Saçlarımın benimle olması birazda olsa iyi hissettiriyordu bana. Çünkü saçlarıma her dokunduğum da, büyüdüğümü hissediyor ve küçükken bana yaşatılanları artık kimsenin yaşatamayacaklarını hissettiriyordu. Zor ve acılar ile dolu bir çocukluk yaşadım. Asla unutamayacağım şeyler ve hiç kimseye anlatamayacağım çok şey yaşadım ama büyüdükçe hiç kimsenin bana bir şeyler yapmasına izin vermedim. Bu yüzden her korktuğum da saçlarıma dokunup 'Büyüdün Evin, sakın korkma' dediğimi hissedip ve güç alıyordum. Daha fazla oturup eskileri hatırlamak istemediğim için hızlıca oturmuş olduğum yerden kalkıp, odama girip balkonun kapısını örtüm. Çocukluğum bana iyi geldiği kadar bazen de, kötü geliyordu çünkü o gözlerde çok kez yaşadığım kötü günleri görüyordum ve unutmama izin vermiyordu. Bütün gece yine uykusuz geçen bir gece geçirdiğim için hiç bozulmamış olan yatağıma girdim. Günde iki saat uyku bana yetiyordu. Bugün pazar olduğu için işe de gitmeyeceğimden dinlenebilirdim. Artık yanmaya başlayan gözlerim uyumak için direnmeye başladığın da yumdum gözlerimi ve o hep alışık olduğum karanlık dünyama girdim. *** Uyuduktan üç saat sonra gürültü dolu bir sesle uyanmıştım. Babam sabah, sabah evin içinde bağırıyordu ve nerdeyse bütün evi başımıza yıkacak gibiydi. Bende ne olduğunu anlamadığım için hızlıca yataktan çıkıp alt kata inmiştim. Annem ve babamın televizyonun karşısında oturmuş, pür dikkat televizyonu seyrederken bir yandan da konuşuyorlardı. Babam sinirli bir şekilde "Bizi el aleme rezil etti ama hata onda değil, babasında. Bir sahip çıkamadı kızına." Dediğin de merak edip bende onların baktığı yere, yani televizyona baktığım da bir magazin haberin de Vera ve dün tanışmış olduğumuz Demir bey ile olan fotoğraflarını gördüm. Büyük bir manşet ile ikisinin sevgili olduğu yazıyordu. Bu haberi görünce bende elbette ki şaşırmıştım ama daha sonra böyle bir şeye ihtimal vermemiştim. Daha dün tanışmıştım ben ve ikisinin sadece iş için bir arada olduklarını görmüştüm. Bu haber tamamen düzmece, yalan haberdi. Böyle bir şey aralarında olmuş olsaydı bile muhakkak Vera bana söylerdi, o benden hiç bir şey saklamazdı. Bakışlarımı televizyonda çekip babama bakarak "Yalan bu haber. Sende, amcamda biliyorsunuz ki biz Korhanlar holding ile sadece iş yapıyoruz, aralarında böyle bir durum yok." Diyerek olanları anlatmıştım. Şu an Vera' ya iftira atılıyordu ve benim sevgili babam olan bu adamda, inanmıştı. İnsan azıcıkta olsa yeğenini tanır ve Vera' nın böyle bir şey yapmayacağını bilirdi ama o bilmek yerine herkesten daha çok inanır ve inanmıştı da. "Demek ki sadece iş değilmiş küçük hanımın olayı. Bir eli işte, bir eli oynaştaymış, sende geçmiş karşıma bir de onu savunma. Gerçi yalancının şahidi bozacıdır. Yalancı!" Tek nefeste ve büyük bir nefret ile konuştuğun da babam, bir kez daha hayal kırıklığı ile ona baktım. Hayal kırıklığım aslında ona değildi, kendimeydi çünkü her seferinde bir gün babamın bana inanacağına, inana yanımdaydı. Ona bir kez bile, bu yaşıma kadara yalan söylememiş olmama rağmen bana inanmazdı hiç bir zaman ve insanların karşısında da beni bir yalancıymışım gibi gösterirdi. Özelikle annemin yanında bunu hep yapardı, annem benim yalancı bilsin diye ve bunu da başarmıştı. Böyle göstermek ise onun hep işine gelmişti. Sağ elimi, sol omuzumdan sırtıma doğru uzatıp orayı acıyla sıktım. Acılarım sadece ruhum da değil, bedenimdeydi de. Sustum, en iyi bildiğim şeyi yaparak bir kez daha babamın karşısında sustum, çünkü biliyordum ki şu an susmasam başıma neler geleceğini. Olduğum yerden arkamı dönüp, geldiğim yere doğru gidecek iken, merdivenlerde oturmuş olan küçüklüğüm olan Evin' i gördüm. Hep böyle olayların sonunda ortaya çıkıyordu. Merdivenlerde oturmuş ve şu an benim gibi oda sol omuzunu tutmuş sıkıyordu. Gözleri ise boncuk, boncuk ağlamaklı bir şekilde bana bakıyordu. Canı açıyordu, benim gibi. O tutmuş olduğumuz yerde öyle bir ağırlık taşıyordu ki, kaç yaşında olursak olalım ağır geliyordu. En çok böyle olaylarda sessiz kalıp gitmelerim de küçük Evin' in canının yandığını biliyordum. Çünkü ben ona bir söz vermiştim gün gelecek, bir gün bütün acılarımız dinecek ve ben güçlü biri olup artık sessiz kalmayacağım. Ama halen bu sözümü tutamayıp, bir olayın sonunda sessiz kalmayı seçmiştim ve bu durumda onu yine üzmüştü. Yine güçlü biri olup, kendimi savunamadığım için utancımdan başımı önüme eğip hızlıca, onu arakamda bırakarak odama doğru koşarak çıktım. Odama geldiğim de böyle şeylerde her zaman yapmış olduğum şeyi yapıp, yatağımın baş ucunda duran çekmecenin içinde ki sakinleştirici ilaçlarım dan bir tane alıp içtim. Şu an en çok ihtiyacım olan şey sakinleşmekti. Yatağıma oturup, gözlerimi de kapatıp, derin nefesler alıp vermeye başladım. Hiç bir şeyi düşünmek istemiyordum çünkü çok iyi biliyorum ki, düşündükçe üzülüyorum ve ben üzüldükçe olan sadece bana oluyordu. Ellerim ile üzerine oturmuş olduğum yatağın örtüsünü avuçlarımın arasında sıkmaya başladım. Böyle yapınca içime dolan öfkemi ancak atabiliyordum. Avazım çıkıncaya kadar bağırmak istiyordum ama bunu bile yapamıyordum, sanki sesim içimde çok derin yerlere saklanmış ve çıkmıyor gibi hissediyordum. Aynı şekilde kaç dakika kaldığımı bilmeden, beklerken ve içmiş olduğum ilaçta etkisini gösterip beni sakinleştirmişken kulağıma tanıdık, melodik telefon sesi gelmişti. Bir yerlerde telefonumun sesini duyunca oturmuş olduğum yerden kalkıp makyaj masanın üzerinde olan telefonu aldım. *CANSIN ARIYOR.... Lise ve üniversite arkadaşımdı Cansın. Lisede çok yakın değildik birbirimiz ama üniversitede de yani bölümlerimiz ve okullarımız tesadüfen aynı olunca iyi iki arkadaş olmuştuk. Okul bittikten sonra çok görüşmedik ama Cansın çok vefalı bir kızdı. Ben pek arayıp, sormazdım ama o her zaman arardı. Daha fazla telefonu çaldırmayıp, açıp telefonu kulağıma uzatıp, yatağın üzerine oturdum. "Alo" diye cevap verdim. "Bazen gerçekten beni hiç sevmediğini düşünüyorum." Hafif sitem dolu ama neşeli bir şekilde konuşmuştu Cansın. Çok fazla neşeli ve hatta oldukça rahat bir yapıya sahip bir kızdır. Onu aramadığım için onu sevmediğimi söyleyip sitem ediyordu ve bu siteminde haklıydı da. Onu aramadığım gibi bir çok kez buluşalım dediğinde de hep ekmiştim. "Çok yoğun çalışıyorum biliyorsun." Diye karşılık verdim. Gerçekten çok çalışıyordum ve kimseyle konuşacak veya buluşacak vaktim olmuyordu. Gerçi pek kimse ise görüşmekte istemiyordum. "Sen hep çalışıyorsun zaten ama şimdilik sana bir şey demiyorum. Akşam doğum günüme geliyorsun demi?" Dediğin de Cansın, başta ne doğum günü olduğunu anlamadığım için duraksamıştım ama daha sonra kendimi toparlayıp hatırlamıştım. Geçen hafta Cansın beni arayıp bugün için doğum günü partisi vereceğini söylemişti. Tabi bende onca hengamede tamamen unutmuştum bunu ve şimdi ona unuttuğumu söylersem beni mahvederdi ama gelmek istemediğimi de söylersem benim ile asla konuşmazdı. Hiç gidecek havamda değildim ve ayrıca Vera' nın yanına gitmeyi düşünüyordum. Onu bugün yalnız bırakmak istemiyordum. "Ya Cansın ben..." daha benim konuşmamı bitirmeme bile izin vermeden hemen araya girmişti Cansın. "Kesinlikle bahane falan kabul etmiyorum kesin bekliyorum seni. Hem lise ve üniversiteden arkadaşlar da olacak gelmesen eğer konuşmam seninle." Dedi ve artık benim kabul etmekten başka çarem kalmamıştı. "Tamam geleceğim, adresi ve saati mesaj atarsın." Dedim onu kırmak istemiyordum zaten yeterince onunla ilgilenemiyordum en azından bugün yanında olmalıydım. "Ya çok sevindim tamam canım hemen atıyorum sana. Çok güzel ol tamam mı, öpüyorum seni Bay." Diyerek benim cevap vermem fırsat bile vermeden kapatmıştı telefonu. Bazen bir insanın nasıl bu kadar enerjik ve mutlu olabildiğine şaşırıyordum. Elimde tutmuş olduğum telefonun mesaj sesi gelince ekrana baktığım da Cansın mesaj atmıştı. Akşam saat 21.00 olduğunu ve tanıdık olan bir gece kulübünün adresin atmıştı. Akşam saati olduğu için bir iki saat Vera' nın yanına gidebilirim ve daha sonra Cansın için hediye almaya giderim. Mesaj bölümünden çıkıp hemen Vera' yı aradım uzun bir çalmanın ardında açılmıştı. "Alo" dedi "Canım nasılsın?" "Nasıl olayım Evin, haberleri görmüşsündür?" Dediğin de sesinde olan üzüntü ben buradayım diye avaz, avaz bağırıyordu. "Gördüm ama elbette ki buna ihtimal bile vermedim." Dedim çünkü Vera' nın böyle bir şey yapmayacağın dan adım kadar emin olduğum da bunu dile getirip, kendini iyi hissetmesini istemiştim. "Sen vermedin ama galiba babam verdi haberleri görür, görmez evden çıkıp gitti." böyle bir durumda bile sesi oldukça sakin çıkıyordu Vera' nın. Böyle aslı olmayan bir haberlerde adının geçmesine rağmen sakindi. Bazen onun bu sakinliğine imrensem de, bazen de ürküyordum. Bu kadar sakinlikte iyi değildir ve bazen sinirlenmek, öfkelenmekte gerekiyordu sonuçta mutluluk, gülmek insanlar için birer duyguyken onlarda birer duyguydu ve onları dışa vurup rahatlamak gerekiyordu. Her ne kadar ben babama karşı olan öfkemi ona karşı kusamıyor olsam da, başka türlü bir şekilde içimdekileri dışarıya veriyordum. "Seni üzmemek için, yani ağzından seni kıracak bir söz çıkmaması için gitmiştir o." Dedim. Amcam Vera' ya oldukça düşkündür, benim babamın aksine o kızına çok değer verir, onu üzmemek için gitmiştir. "Biliyorum." Kısık ve yorgun bir sesle konuşmuştu. "Birazdan hazırlanıp yanına geleceğim." Onu böyle bir zamanda yalnız bırakmak istemiyordum. "Yok yorma kendini dinlen bugün sen, hem bende uyuyacağım. Yarın görüşürüz." Dediğin de bende çok fazla ısrar etmemiştim. Belli ki Vera şu an yalnız kalmak istiyordu ve böyle durumlarda insan gerçekten yalnız kalmak istiyordu, onu anlayabiliyordum. "Tamam ama eğer gelmemi istediğin an olursa hemen ara beni, gelirin ben hemen" dedim. O benim hep en kötü zamanlarımdaydı ve bende elbette o istediği sürece her zaman yanında olacağım. "Tamam canım ararım." Dediğin de görüşürüz diyerek daha sonra telefonu kapatmıştık. Bende evde durup annem ve babamın bütün gün söylemelerini dinlenmemek için önce duşa girip daha sonra hazırlanıp Cansın için hediye almak için dışarıya çıktım... *** Aynanın karşısına geçmiş son olarak gözlerime, rimelde sürdükten sonra makyajımı tamamlamıştım. Düz olan saçlarımın çoğu kısmını sağ omuzuma doğru bıraktım. Tamamen hazırdım ama evden çıkmadan önce bir kez daha boy aynasının karşısına geçip kıyafetimi düzeltim. Dizlerimin biraz üzerinde, yarım kol dantelli, beyaz bir elbise giymiştim. Beyazı sevdiğim kadar tenime de oldukça yakışan bir renkti. Artık tamamen geceye hazırdım ve oldukça da iyi görünüyordum. Yatağımın üzerinde duran el çantamı ve gündüz Cansın için almış olduğum hediye kutusunu da alarak odamdan çıkıp alt kata indim. Annem ve babam yine her zaman ki gibi salonda oturmuş ve TV izliyorlardı. Dikkatli bir şekilde ekranda dönen filimi izliyorlardı ve ikisi de kahkaha atıyorlardı, mutlu görünüyorlardı, benim aksime onlar mutlu görünüyorlardı. Aşağıya indiğimi bile fark etmemişlerdi. Gün içerisinde onlara doğum gününe gideceğimi söylemiştim ama ikisi de bununla pek ilgilenmemiştiler. Kimin, nerede olacaksın? Gibi herhangi bir soru sormamışlardı. Her zaman ki gibi ilgisiz kalmayı tercih etmişlerdi. Bende her zaman ki gibi sessiz kalmıştım. Derin bir nefes aldım ve onları rahatsız etmeden, arkamda kahkahalarını da bırakarak ayrıldım evden. Dışarıya çıktığım da hava çoktan kararmıştı ve bende geç kaldığım için daha fazla beklemeyip arabaya binip yola çıktım. Trafik fazla olmadığı için ve gideceğim yerde yakın olduğun da fazla uzun sürmeden geleceğim yere varmıştım. Barın önünden aracı durdurup çantam ve hediye kutusunu aldıktan sonra araçtan inip, arabanın anahtarını valeye verip içeriye doğru girdim. Barın içinde çalan yüksek müzik sesi dışarıya kadara geliyordu. Renkli ışıkların etrafa saçtığı, uzun koridoru da geçtikten sonra salona girmiştim. Tamamen içeriye girmeden önce, kapının girişinde durup etrafa bakındım. Oldukça kalabalıktı etraf ve çoktan başlamıştı parti. Pistin ortasında çoğu insanlar dans etmeye başlamıştı bile. Etrafta ben gözlerim ile Cansın' ı ararken, o beni çoktan fark etmiş ve elini havaya kaldırıp, onu görmeme için sallıyordu. Onu fark edince tebessüm edip, kalabalığın içinden geçip yanına doğru ilerledim. Yanına gittiğim de "Hoş geldin!" Diyerek müzikten dolayı kulağıma doğru bağırıp bana sarıldığın da bende ona karşılık verip ve aynı şekilde bağırarak "Hoş buldum!" Dedim. Sıkı bir sarılmanım ardından birbirimizden ayrıldıktan sonra bana bakıp "harika görünüyorsun!" Heyecanlı bir şekilde konuştuğun da Cansın tebessüm etmiştim. "Teşekkür ederim ama asıl sen harika görünüyorsun ve" diyerek biraz daha ona yaklaşıp kulağına "iddialı" dedim üzerine giymiş olduğu gece mavisi askılı, dizlerinin üzerinde duran satende elbisesi ve simsiyah saçları ile gerçekten de iddialı duruyordu. Küçük bir kahkaha atıp bana, 'teşekkür' ettikten sonra ona hediyesini uzattım. "Ne gerek vardı, senin gelmen yeterdi." Diyerek bir kez daha bana sıkıca sarıldığın da bende ona sarıldım. Özlemiştim onu, çok uzun zaman olmuştu görüşmeyeli. "Nice senelere, iyi ki doğdun bir tanem." Dedim sıcak bir sesle. Sıcaklığımı gösterdiğim nadir insanlardan biriydi Cansın. Zor günlerimde Vera kadar Cansın da hep yanımda olmuştu. "Oo kimleri görüyorum" diyerek yanımıza Cansın' ın abisi Kuzey gelmişti. Onu görünce küçük bir tebessüm gönderdiğim de bana doğru yaklaşıp "Hoş geldin" diyerek elini belime koyup, yanaklarımızı birbirine yaklaştırıp tokalaştık ve bende "Hoş buldum Kuzey" diyerek karşılık verdim. Kuzey ile aramızda çok fazla bir yaş farkı yoktu ve abi demiyordum ona-ki zaten oda dememi pek istemiyordum. Oldukça yakışıklı ve hoş biriydi. Cansın ile kardeş olmalarına rağmen asla birbirlerine benzemiyordu. Cansın esmer ve minyon bir kızdır ama Kuzey onu aksine sarışın ve uzun boylu biriydi. "Cansın, sabah geleceğini söylemişti ama ne yalan söyleyeyim ben gelmezsin diye düşünmüştüm." Kuzey yakışıklı olduğu kadar açık sözlü biriydi de aynı zamanda. "Gelmemek gibi bir şansı yoktu onu, abiciğim." Benim cevap vermem fırsat vermeden Cansın konuşmuştu. Dönüp ona baktığım da gözlerini kısmış ve bana kötü bir şekilde baktığında, işaret parmağım ile o bakışlarını Kuzey'e gösterip "Bence de öyle bir şansım yoktu." Dediğin de ikisi de gülmeye başladı. "Bu arada burası düşündüğümden kalabalıkmış." Dedim gelmeden önce Cansın bana, barı kapattıklarını ve sadece tanıdıkların olacağını söylemişti ama tanımadığım insanlarda vardı burada ve kalabalıktı. "Abim ile doğum günümüzün arasında çok fazla bir şey olmayınca bu yıl beraber kutlayalım dedik. Bu yüzden onun arkadaşları ve benim arkadaşlarım bir araya gelince böyle oldu." Dediğin de Cansın ona şaşkın bir şekilde baktım çünkü bana bundan bahsetmemişti. Bunu bilmediğim için sadece Cansın'a hediye almıştım, eğer bilseydim Kuzey'e de bir hediye alırdım "Bana Kuzeyin de doğum günü olduğunu söylemiştin." Şaşkın ve bir o kadarda kızgın bir şekilde söyledim çünkü böyle mahcup olmuştum. Cansın da ne yaptığını ancak anlamış olmalı ki elini ağzına koyup şaşkınca "Ay unutmuşum" dediğin de ona başımı iki yana sallayarak "sonra görüşeceğiz" diyerek kuzeye doğru döndüm. "Ya kusura bakma haberim yoktu yoksa hediye falan bir şey alırdım" "Yok önemli değil, sen geldin ya bu yeterli" Kuzey'in bana karşı bir ilgisi olduğunun her zaman farkındaydım, bunu bir şekilde bana belli ediyordu ama asla açık açık duygularını dile getirmemişti ve bende açık açık onun bana olan duygularının farkında olduğumu belli etmemiştim. Hoş, yakışıklı ve çok iyi biriydi ama asla onun duygularına karşılık vermezdim. Ona karşı asla böyle bir duygu ile yaklaşmazdım, kuzey benim her zaman en yakın arkadaşımın abisi olarak kalmalıydı. "İyi ki doğdun" diyerek ona yaklaşıp doğum günü kutladım. Oda yine elini belime koyarak aynı şekilde yanaklarımı öptükten sonra "Teşekkür ederim" demişti. Çok kibar bir şekilde karşılamıştı beni ama yine de ona karşı ben mahcup olmuştum. "Hadi locaya geçelim orası daha rahat" diyerek Cansın eli ile bizim lisede ki arkadaşların olduğu yeri gösterdi. Bende başım ile onu onayladığım da, Kuzey de yanımızdan arkadaşlarının yanına gideceğini söyleyip ayrılmıştı. Cansın ile locaya, arkadaşlara doğru ilerlediğimizde, onlarda bizim geldiğimizi gördüklerinde hepsi ayağa kalkmıştı. "Hoş geldin Evin" diyerek ilk önce Selda ile görüşüp, daha sonra Melih, Kübra, Melis ve Erdem ile görüşüp "Hoş buldum" diyerek yanlarına oturdum. Hepsi iyi insanlardı liseden arkadaştık çok fazla görmüyordum ama bir yerlerde denk geldiğimizde muhakkak selamlaşırdık. Hepsi aralarında konuşup neler yaptıklarını anlatıyordu arada konu bana da geldiğinde bende sohbetlerine eşitlik etmeye çalışıyordum. Uzun zaman olmuştu görüşmeyeli ve hepsinin konuşacak konularında baya birikmişti. Çoğu kendi işini kurmuş veya babalarının şirketine başlamıştı ama sadece içlerinde Kübra fizyoterapist olup ve iki gün önce mesleğine başladığını söylemişti. Herkes bir şekilde hayatını düzene sokmuş gibi görünüyordu. Melih bana dönüp "ee Evin müzik ile ilgileniyor musun?" Diye sorduğun da elimde tutmuş olduğum suyu masaya bırakıp ona baktım. Lise de iken müziğe oldukça ilgim vardı sesim güzel olduğu için müzik hocası özelikle her derste şarkı söyletirdi ve bende şarkı söylemeyi çok sevdiğim için büyüyünce, konservatuar okuyacağımı söylerdim hep ama asla babam buna izin vermemişti. 'Bizi rezil mi edeceksin' diyerek, temiz bir dövmüştü ve izin vermemişti. Bende bir daha şarkı bile söylememiştim, bırakmıştım. Melih'in bu soruyu sormasında kötü bir niyet olmadığını biliyordum. İşletme okumuş olduğumu biliyordu ama halen şarkı söyleyip, söylemediğimi merak ediyordu. "Yok ilgilenmiyorum." Diyerek kısa bir cevap verip oturmuş olduğum yerden kalktım. "Ben içecek bir şey alayım" diyerek oradan uzaklaşıp barmene doğru ilerledim. Bu konuları konuşmak istemiyordum ve insanların 'neden' diye soracakları sorulara cevap vermek de istemiyordum, bu sebepten en iyi olduğum yerden uzaklaşmaktı. Bar masasına yaklaşıp, taburelerden birine oturup önümde duran barmene "Bir limonlu soda alabilir miyim?" dedim. Antidepresan ilaçlar kullandığım için alkol alamıyordum. İkisini aynı anda aldığım zamanlarda yoğun bir uyku hali ve dikkat bozukluğu yaşıyordum. Asla kendimde olamıyordu ve bu gece de içip kendimi kaybetmek istemiyordum çünkü eve vardığımda babam ile uğraşmak istemiyordum. Barmen sodayı önüme bırakıp diğer tarafa ilerlediğinde bende tam içecekten, içecek iken kulağıma önce sıcak bir nefes deyip ve ardında o nefesin sahibinin sözlerini işitmiştim. "Bakıyorum da birileri halen hazmedememiş bir şeyleri." diye bana karşı biri konuştuğunda sesin geldiği yöne doğru hızlıca arkamı döndüğüm de onu gördüm. "Sen!" Diyerek şaşkın bir şekilde ona bakıp "Senin ne işin var burada?" Diye devam etmiştim. Dün kafede almış olduğum hediyenin kırılmasına sebep olan o adam buradaydı. İsmini tam olarak hatırlayamıyordum ama ukala öküz olduğunu biliyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE