Derin bir uyku çekmenin hayali ile yatağa girdiğim de bütün gece yine kabusların esiri olmuştum. Zaten çok geç uyuduğum için yorgunken, birde kabuslar da görünce hiç uyuyamamıştım. Bende daha fazla kabus görmemek için erkenden kalkıp hazırlanmaya başlamıştım. Uykusuz ve yorgun olduğum dan göz altlarım morarmıştı. Onları kapatmak için en iyi bildiğim ve her gün yaptığım şeyi yapıp, bir güzel kapatıp ve kusursuz bir makyaja yaparak mutsuz görünen yüzümü kapatmıştım.
Her sabah uyandığım da uykusuzluktan yorgun ve soluk bir yüz gördüğüm için onları kapatmakta ve çevremde ki insanlara karşı kusursuz görüne bilmek için her gün makyaj yapıyordum. Artık ustalaşmıştım bu konuda.
Kusursuz bir makyajın ardında saçlarımı gelişi bir güzel ellerim ile uçlarını dalgalandırıp sprey sıkmıştım.
Üzerime gitmiş olduğum gri kumaş pantolon, onun üzerine pudra pembesi puluz ve blazer kareli ceket, pudra stiletto topuklularım ile tamamlamıştım.
Tamamen hazır olunca evden çıkmadan önce son kez aynanın karşısına geçip kendime baktım. Aynada gördüğüm kadın kusursuz ve güçlü görünüyordu. Dün gecenin hiç bir izi yoktu üzerinde, tam da benim istediğim gibi. Aynada gördüğüm kadın karşısında memnun olduğum da, çantamı alarak odamdan çıktım.
Yavaş adımlar ile merdivenleri inip, salona doğru ilerledim. Evde çalışanımız olan Asuman hanım hep ayni saate hazırlamış olduğu kahvaltı yine hazırdı. İçeriye girdiğim de Annemle, babamın yerlerini almış olduklarını gördüm.
"Günaydın" diyerek ilerleyip bende yerime geçtiğim de bana karşılık veren Annem olmuştu.
Babam yine yüzüne tutmuş olduğu gazeteyi dikkatle okuyordu.
Biz öyle bir aradayken sohbet eden bir aile olmadığımız için sofrada ki bu sessizlik artık beni şaşırmıyordu.
Tabağıma bir kaç şey alıp yavaş bir şekilde yemeye başladım. Aslında öyle çok aç değildim ama yemek için kendimi zorluyordum. Çünkü çoğu zaman gün içerisinde yemek yemeği unutuyordum. İlaç kullandığım için de haliyle bu durum sıkıntı oluyordu.
Bir kaç bir şey daha yedikten sonra tam gitmek için ayağa kalmıştım ki babam konuştu. "Öğleden sonra şirkete geleceğim orada ol." Dedi ve yüzüme bakmadan bir kez daha o gazetesine dikkatli bir şekilde bakmaya devam etti. Ayda bir kez de olsa şirkete gelip hesapları kontrol ederdi. Şirketi bana vermişti ama tam anlamıyla güvenmediği için sürekli kontrol ediyordu her şeyi. Buna da alıştığım için artık yadırgamıyordum.
Babam yüzünden ne çok şeye alışmak zorunda kalmıştım.
"Tamam." Deyip oradan hızlıca ayrılıp evden çıktım. Hava yine her zaman ki gibi yaz ayından dolayı sıcaktı. Tepeden vuran güneş yüzünden, güneş gözlüğünü gözüme takip, arabama bindim ve yola çıktım. Arabam dün gece barın orada kaldığı için bende Kuzeyden rica etmiştim arabamı getirmesi için. Oda sağ olsun sabah erkenden getirmişti.
Bugün önce şirkete gidip ardından Cenk, hadsizine, haddini bildirmek için evine gideceğim. Ona dün bana yaptığının bedelini, ödeteceğim. Ben bana yanlış yapanı unutmam.
Dün geç çok düşündüm o beni herkesin gözünün önünde küçük düşürmüştü ve bende ona aynı öyle karşılık vermeyi planlıyordum. Aklımda onu bitirecek bir plan var ama yine de çok vicdansız olmamak için ona bugün gidip, benden özür dilemesi için bir şans vereceğim. Eğer dilemezse o zaman olacaklardan tek suçlu kendisi olacak. Ve daha sonra ki hesabım Selim ile olacak dün gece bana söylediği hiç bir sözleri unutmadım. Sadece zamanı var daha.
Yarım saatlik yolun ardında arabayı otoparka, park edip şirkete giriş yaptım. Herkes her zaman ki gibi kendi işinin başında verimli bir şekilde çalışırken hepsine 'Kolay gelsin' diyerek yanlarından geçip kendi odama girdim.
Bugün yoğun bir gün olmayacağını umuyordum ki, babamın geleceğini öğrenince öyle olmamıştı. Bugün bu ay ki hesapları tekrar kontrol edip, içeride ki malların sayısını belirtmem gerekiyordu. Yerime oturup, çantamı masanın üzerine bıraktığım da ilk önce sekreterimi arayıp bu ay ki dosyaları getirmesini istedim ve daha sonra Vera'nın gelip gelmediğini sormuştum.
Dünkü magazin haberlerinden sonra onun ile görüşmemiştik ve nasıl olduğunu merak ediyordum.
Gelmiş olduğunu öğrendiğim de dosyalar gelmeden önce onun yanına gitmek için yeniden odamdan çıkıp, odasına ilerledim. Odanın kapının önüne geldiğim de kapıyı iki kere tıklatmama rağmen ses gelmemişti
Ses vermeyince merak edip, kapıyı açarak içeriye girdim.
Ayakta camın önünde kollarının göğsünün üzerinde, birbirine bağlamış dalgın bir şekilde dışarıyı izliyordu.
Oldukça dalgın göründüğünden, korkutmak için yanına yaklaşmayıp kısık bir sesle seslendim. "Vera," dedim ama o beni duymadığı için bir tepki vermemişti. "Vera!" Diyerek beni duyması için biraz sesimi yükselttiğim de korkup irkilmişti. Korku dolu gözler ile bana döndüğünde, benim olduğumu görünce derin bir nefes verip elini kalbinin üzerine koydu. "Kokuttun beni"
Kapının önünde çekilip önce odanın kapısını kapatıp, daha sonra ona doğru ilerledim. "Kapıya vurdum duymadın, seslendim yine duymadın. Bende biraz bağırmak zorunda kaldım." Dediğim de başını ağır, ağır sallayıp sandalyesine doğru ilerledi.
"Dalmışım"
"Onu anladım zaten. Dünkü magazin haberini mi düşünüyordun?" Bende onun karşısında ki sandalyeye oturup onu incelemeye başladım.
Yorgun ve soluk görünüyordu. Belli ki oda benim gibi bütün gece uyumamıştı. Dün gece yaşadığım hiç bir şeyden ona bahsetmeyi düşünmüyordum. Çünkü yeterince üzgün olduğundan, birde benim için üzülmesini istemiyordum.
"İnsanlar nasıl bir başka, insana bu kadar kolay çamur atabiliyor? Anlamıyorum. Hiç bir şey olmadığı halde varmış gibi yalan haberler yapıp, çok kolay iftira alabiliyorlar." Vera yalandan ve iftiradan nefret eder, korkar.
Bugün iftiraya uğradığı için öfkeliydim ama daha çok üzülüyordu.
Çünkü o hep insanların içinde bir nebzede olsa iyilik olduğuna inandığı için yaşadığı bu şey karşısında kırılmış, incinmişti. İnsanların içinde iyilik olduğuna inanan biri daha eksiliyordu. Ben küçük yaştayken eksilmiştim onların arasından.
"Herkes kendi menfaati peşinde. Kimse kimseyi düşünmez ya da iftira attığını düşünüp vicdan yapmaz, tıpkı bu haberi yapan kişi gibi. Senin üzülmen ve ya zor durumda kalman kimsenin umurunda olmaz. Onlar bu tür haberleri kaça satarım düşüncesine girerler. O yüzden onların nasıl, neden yaptığını düşünüp kendini üzme," Vera' ya doğru uzanıp elini tuttum. "hem bırak onlar istediğini yazsın, istediğini çizsin. Sen kendini, biz seni bildikten sonra gerisinin, senin için bir önemi olmasın." Destek olmaya çalışıyordum ama bu konularda pek iyi olamıyordum. Dert dinleyebilirdim ama asla teselli edemiyordum, yapamıyordum. Şu an Vera için çok şeyler söyleyip onu rahatlatmak istiyordum ama kelimeler ancak bu kadar çıkıyordu dilimde. Ona en iyi söyleye bileceğim sözler bunlar olabiliyordu.
Ben bu konuda kusurluydum.
Vera karşımda önce yorgun bir nefes verip ardında oda elimi tuttu sıkıca ve "Haklısın ama işte takıldı aklıma, sonuçta ilk kez geliyor başıma." Dediğin de ne söylersem söyleyeyim kendini kötü hissetmekten vazgeçmeyeceğini anlamıştım. Bende aklını dağıtması için ortaya başka bir şey atmayı düşündüm.
"Aklına takacak başka konu bul mesela öğleden sonra babamın buraya gelmesini takabilirsin." Söylediğim anda Vera'nın gözleri büyüdü. "şaka yapıyorsun?" Dedi. Tam da beklediğim tepkiyi vermişti. Çünkü babam her ay kontrole geldikten sonra her şey kusursuz olsa bile, bir konu bulup bize bir şekilde kızıyordu.
"Şaka falan yapmıyorum sabah söyledi ve bende şimdi odama gidiyorum. " diyerek oturmuş olduğum yerde kalkınca Vera bana üzgünce baktı.
"Zor bir gün olacak desene" dediğin de ona göz kırpıp "aynen" diyerek odasından çıkıp odama girdim.
***
İki saat aralıksız dosyaları inceledikten sonra son dosyada bitmişti. Vera ile harika bir ay kapatmıştık ve babam geldiğin de her şeyin yolunda olduğunu görecekti.
Dosyanın kapağını kapatıp, kolumda ki kol saatine baktığım da 11 olduğunu gördüm. Babam öğlenden sonra geleceği için bugün Cenk meselesini, o şirkete gelmeden halledip geri dönmem gerekiyordu. Oturmuş olduğum yerden kalkıp çantamı da elime alarak odamda çıktım. Dışarda olan sekreterim Asya beni görünce ayağa kalkıp içten bir gülümseme ile yüzüme baktı.
"Ben çıkıyorum Asya. İki saat sonra dönmüş olurum, sen içeride ki dosyaları alırsın."
"Tabi efendim." Dediğin de ardıma dönerek otoparka inmek için asansöre bindim.
Asansör zemin katta durduğun da dışarıya çıkıp arabama doğru ilerledim. Çantam da arabanın anahtarını çıkarıp, uzaktan kumanda ile bütün kilitlerini açarak, içeriye bindim. Çantamı yan koltuğa koyup ve emniyet kemerimi de taktıktan sonra, aracı çalıştırarak yola çıktım. Öğlen saatleri olduğundan trafik olmadığı için Cenk'in evine varmam uzun sürmezdi.
Cenk'in adresini Cansın da almıştım. Nedenini çok sormuştu ama ona bir şey söylemeyip, bir şekilde geçiştirmiştim. Çünkü biliyorum ki Cenk'in evine gideceğimi öğrenirse bana engel olmak için uğraşır ve ya oda gelirdi. Hiç kimseyi kendi meseleme bulaştırmak istemiyordum. Bu benim meselem ve ben tek başıma halledeceğim.
Cenk hayatı boyunca dün bana söylediği o sözler ve elini kaldırdığını için ömür boyu pişman olacak. Telefondan açmış olduğum navigasyon sayesinde Cenk'in evine geldiğim de arabayı park edip arabadan indim. İki katkı lüks ve gösterişli bir evde kalıyordu. Cenk lisede de her zaman zenginliğini belli eden tiplerdendi. Evinin tam önünde durup derin bir nefes verdim. Öfkem dünkü gibi içimde taze duruyordu asla azalma yoktu. Dün bana yaşattıkları için onu pişman etmek istiyordum ama önce özür dileyecek benden.
Üzerimde ki ceketi düzeltirken sonra uzun saçlarımı da arkaya doğru atıp, çenemi de dikleştirerek eve doğru yürümeye başladım. Dış kapının önüne geldiğim de elimi kaldırıp, kapıyı çalacaktım ki aralıklı olduğunu gördüm.
Etrafta ne bir kimse, neden en ufak bir ses vardı. Ama Cenk'in gelirken arabasının bahçe girişinde gördüğüm için evde olduğuna emindim. Sanırım kapıyı tam kapatamamış ve aralık kalmış olmalıydı. Bende kapıyı çalmak yerine, aralık duran kapıyı tamamen açıp içeriye girdim.
Kocaman bir giriş ve yukarıya doğru uzanan merdivenler vardı. Sol tarafta ise geniş büyük bir kapı vardı. İçeriye tamamen girdiğim de halen bir ses yoktu. Yukarıya merdivenleri çıkmadan önce sol tarafta duran büyük kapalı kapının salon olduğunu düşünerek oraya doğru ilerlemeye başladım.
Büyük uzun cam ile kapalı olan kapının önüne gelip elimi ileriye doğru uzatıp, kapı kulpunu tuttum. Hiç vakit kaybetmeden o kapının kulpunu aşağıya doğru büküp kapıyı açtım. Açmış olduğum o kapıdan içeriye girdiğim de ise gördüğüm şey karşında olduğum yerde kalmıştım.
Görmeyi beklediğim şey asla bu değildi.