Hayatım hep cam kırıklıkları ile doluydu. Her attığım adımda ayağıma batan binlerce cam parçaları oldu. Herkes önüme serilen o cama parçalarını, temizlemek yerine hep daha fazlasını döktüler. Ben ise artık birinden bir şey beklemek yerine o camların üzerine basa basa, ayaklarım kan revan içinden kalmasına rağmen yürümeyi öğrendim. Acılarım ile daha fazla güçlü olmayı, hiç kimseden bir şey beklemeden ayakta kalmayı öğrendim.
Kimse sizin acılarınızı yüklenmez ama sevinçleriniz den pay çıkaran çok olur. Çünkü sevinçlerimiz de, başarılarımız da herkes kendine bir pay almak veya bir menfaat peşine düşmek ister. Ama acılarımız öylemi, kimse onu bölüşmek, omuzlamak istemez çünkü acı kabul edilebilir bir his değildir. Yaşayacağın acıyı senden başkası yaşamaz. O yüzden o önüne serilen cam parçalarını ya sen temizleyeceksin, ya da benim gibi üzerine basa basa ayakta kalmayı öğreneceksin.
Ama bugün ilk kez biri benim önüme serilen o cam parçalarının, benim yerime ayak basmıştı. Biri ilk kez benim acımı üstlenmek istemişti. Biri ilk kez benim önüme siper olmuştu.
Ama bunu yaparken ruhunu kana buladığının farkında değildi. Ben demek kan demekti, ben demek acı, göz yaşı demekti.
Hayatıma giren herkese uğursuzluk getirdiğimi söyler Annem.
Ben uğursuz olduğum için, yanımda olan herkese de bunu bulaştırıyormuşum. Neden bana bunu söylediği konuda başlarda hiç bir fikrim yoktu ve hatta bunu kabul etmiyordum ama daha sonra bende bunu böyle olduğu kanısına varmıştım.
Hayatıma giren insanlara bir şekilde bunu bulaştırıyordum. Önce anneme bulaştırmıştım bunu. Ben doğduktan sonra bir daha çocuğu olmayacağını öğrenmiş. Bir diğer uğursuzluğumu da sevdiğim adama bulaştırmıştım. Oda benim yanıma gelirken kaza geçirip ölmüştü ve şimdi ise hiç tanımadığım ve aynı nezarethaneye düşmüş olduğum Selim'e bulaştırmıştım.
Doğru düzgün birbirimizi tanımıyor olmamıza rağmen Selim, Cenk bana elini kaldırdığını da önüme geçip benim korumuştu ve şimdi benim yüzümden nezarethanedeydi. Bir diğer uğursuzluğumu da ona bu şekilde bulaştırmıştım işte.
Polisler içeriye girip Selim'i Cenk'in üzerinde zor aldığın da Cenk yerde baygın ve yüzü kanlar içinde yatıyordu. Bizi karakola, onu da hastaneye götürdüklerin de, Cenk hastanedeyken bizden şikayetçi olmuştu. Elbette ki bizde ondan şikayetçi olmuştuk ama o halen hastanedeydi ve bizde nezarethanedeydik.
Bir saatten fazladır Selim ile aynı nezarethanede yan yana tek kelime konuşmadan oturuyorduk ve aramızda olan tek ses ise Selim'in öfke ile aldığı soluk sesiydi. Onun öfkesi, siniri Cenk'e iken benim öfkem ve sinirim kendimeydi.
Oturmuş olduğum nezarethanenin içinde tahtadan olan bankın üzerinde saatlerdir kendime kızıyordum. Nasıl bu kadar zayıf davranan bildim? Nasıl Cenk elini bana kaldırdığın da kabullenir gibi gözlerimi kapatıp bekledim? Nasıl kendimi koruyamadım? Diyerek kendime kızıyordum. Zaten yeterince babama karşı savunamıyorken kendimi dışardaki insanlara karşı neden sessiz kalıp, kendimi koruyamadım.
Bu yüzden en çok kendime kızıp, kendime yükleniyordum. Cenk şerefsizinin bana elini kaldırmasına bile izin vermemeliydim. Gözlerimi kapatmamalı ve Selim'in yerine bana kaldırılan o eli ben kırmalıydım.
Orada birinin yardımına muhtaç olmamalıydım ve ben bu durumu kendime yediremiyordum.
'Bu kadar güçsüzsün işte, yalandan kendini kandırıp güçlü olduğunu zannediyorsun ama değilsin, sen zavallının birisin.'
Beynimin içinde ki beliren ses bana bunları söylerken, bir anda sanki zemherinin ortasında kalmış gibi üşümüş ve titremiştim. Bu sözler öyle bir yüzüme tokat gibi çarpmıştı ki, neye uğradığımı şaşırmıştım.
Gerçekten ben kendimi kandırıyor muydum? Güçlü olduğumu zannederken aslında bir zavallı mıydım? Beynimin içinde ki o ses susmuş ve bu kez de başka bir ses konuşmuştu.
'Hayır güçsüz ve zavallı değilsin sen. Sen yaşadığın her zorluğa rağmen ayağa kalmayı iyi bilen, güçlü bir kadınsın. Sadece o an bir anlık boşluğuna denk geldi yoksa o Cenk'e gününü gösterirdin.' Dediğin de o ses bu kez ona hak verdim.
Bir anlık boşluğuma, dalgınlığıma denk gelmişti çünkü Cenk bana elini kaldırdığın da gözümün önünde o değil de sanki babam bana elini kaldırdığını görmüştüm. Onu değil de babamı gördüğüm için yummuştum gözlerimi. Ben bu hayata bir tek babama karşı hep zayıf ve savunmasız oldum. Ben bu hayata bir tek babama yenildim.
Bir tek ben babamın karşında bana gelecek olan darbesine karşı hep yumdum gözlerimi, kıstım sesimi. O benim bu hayata ki tek yenilgimdi. Bugün bile onun hayali beni Cenk'e karşı yeni düşürmüştü.
'En iyi bildiğin şeyi yapıyorsun, yine kendini kandırıyorsun sen güçsüz birisin. Selim olmasaydı kendini koruyamayacaktın.' Bir kez daha o acımasız ses konuştuğun da artık daha fazla duymak istemediğim için kafamı iki yana hızlıca sallayıp gitmesini istedim.
Ben güçsüz biri değildim.
Ben güçsüz biri değildim.
Güçsüzsün
Değilim
Güçsüzsün
Acımasızca tekrarlıyordum ve ben artık daha fazla dayanamayıp; "Değilim ben güçsüz bir değilim!" Dedim
"Ne" Selim'in kalın sesi kulağıma ulaştığın da hızlıca başımı ona çevirdiğim de bana anlamaz gözler ile baktığını gördüm.
Ben beynimde ki o ses ile savaş verirken farkından olmadan sesli bir şekilde dile getirmiştim düşündüklerimi.
"Ne dedin anlamadım." Bir kez daha konuştuğun da Selim bakışlarımı ondan çekip yere çevirdim. Az önce beynimde susmak bilmeyen o ses bile Selim'in konuşması ile susmuştu.
Peki ben şimdi ne diyecektim ona 'beynimin içinde susmak bilmeyen bir ses ile kavga ediyordum sana demedim' mi diyecektim? Diyemezdim Deli olduğumu düşünürdü herhalde. Gerçi çokta normal olduğum söylenemezdi.
Selim'e cevap vermeyip sessiz kalıp ve yeri seyretmeye yine devam etmiştim. Oda cevap vermeyeceğimi anlamış olmalı ki başka bir şey sormayıp, oturduğu yerden kalkıp bir sağa, bir sola nezarethanenin içinde dolanmaya başladı. Yeri seyrederken aklımda dolanan tek şey az önce o sesin bana söylediği şeylerdi. Bana güçsüz ve zavallı olduğumu söylemişti. Acaba bu gece partide olan herkeste böyle mi düşünmüştü?
Cenk bana elini kaldırdığın da, gözlerimi yumduğum da, herkes beni aciz mi görmüştü?
Oysa ki ben güçlü görünebilmek için, içimde büyük fırtınaya bile ruhumu teslim etmiştim.
Sırf insanlar ile fazla yakın olup, içimi görmesinler diye arama onlar ile büyük duvarlar örüyordum. Bedenimi kalın zırhlara büründürüyor kimseyi yaklaştırmıyordum.
Kimse beni güçsüz, zavallı görmesin, bilmesin diye ben yalnız kalmayı bile kabulleniyordum. Ama bu gece sanırım ellerim ile inşaat ettiğim her şeyi yıkmıştım. Bir Cenk'e galip gelmiştim hem de yine babam sayesinde olmuştu. Dayak yemek üzere olan bir kadın ve onu koruyan bir adam olmuştu, bu gece. Aslında böyle olmamalıydı. Aslında Selim olmasaydı ben zaten hallede bilirdim.
Evet, evet o olmasaydı ben Cenk'e gününü göstere bilirdim. Ne diye araya girmişti ki zaten o? Kendime olan öfkem bir anda Selim'e dönünce, bakışlarım ona aynı hızla dönmüştü. Gözlerimden şu an ona fışkıran bir ateş topları vardı ve oda bunu hissetmiş olmalı ki bakışlarını bana çevirip, dolaşmayı bırakıp olduğu yerde durdu.
Onunda gözlerinde sinir ve öfke vardı ama benim öfkem kadar büyük değildi onun ki. Daha fazla susmayıp, başladım konuşmaya "Neden araya girdin, neden böyle bir şey yaptın? Sen olmasaydın ben hallederdim." Çok öfkeli ve kızgındım. Bunları yaşadığım için, bunların yaşanmasına izin verdiğim için çok öfkeliydim ve belli ki bu öfkemden en büyük nasibi alacak kişi Selim olacaktı.
Selim'in gözlerinde, sözlerimin karşısında şaşkınlık belirmişti. Önce uzunca yüzüme bakıp, ne dediğimi anlamaya çalışır gibi baktı ve daha sonra gülümsedi. Ama bu gülümseme öyle komik bir şeye gülmek veya sıcak bir gülüş değildi. Aksine alaycı ve soğuk bir gülümsemeydi. Ve o kıvrılan dudaklarını, ışık hızıyla birbirine birleştirip, çenesini sıkıp, bana doğru bir adım attı. O ayakta olduğu için bana yukarıdan bakarken, bende oturduğum için ona aşağıdan bakıyordum. Bana doğru yaklaşmış olduğu için sinirli olduğunu iki kaşının arasında şişmiş olan yeşil damardan daha net okuyabiliyordum.
"Ben araya girmeseydim o pezevenk sana vuracaktı!" Bunu söylerken dişlerini sıkarak söylemişti. Kalın gür bir sesle konuştuğunda sinirli ve öfkeli olduğu sadece yüzünde değil sesinden de anlaşılmıştı ama benim öfkem şu an o kadar büyüktü ki onun öfkesini yakar geçerdi.
"Buna izin vermezdim, ben hallederdim!" Dedim. Nasıl hallederdim bilmiyorum. Gözlerimin önünde babamın silueti varken bunu başarabilir miydim? Bilmiyorum ama hiç kimsenin karşısında güçsüz, aciz, muhtaç bir durumda görünmek istemiyordum. Böyle biri olmak istemediğim için ve bu gece bu yaşananlardan dolayı öfkeli olduğum için, bu öfkemden ona da pay çıkıyordu.
Soluklanır gibi bir nefes verip devam ettim." Eğer sen araya girmeseydin şu an burada bile olmayacaktık." Burada olmayı dert etmiyordum kendime çünkü burasıyla ev benim için aynıydı. Selim de zaten girerken birazdan çıkarız demişti. Neye güvenerek demişti bilmiyorum ama demişti. Ben ise onu sadece bir şeyden suçlamak için bunu söylemiştim.
Gözlerimi kırpmadan ona bakarken oda bu sözlerime sanki mümkünmüş gibi daha fazla sinirlenmiş gibi bana doğru bir adım daha atıp, tam dizlerimin önünde durdu.
"Evet olmayacaktı, o şerefsiz sana vurup çekip gidecekti ve sen hiç bir şey yapmayacaktın çünkü sen bir korkak gibi gözlerini kapatıp bekledin sana vurmasını." Bu sözleri kulağım duydu ama beynim kabul etmedi, sanki bunları onun söylediğini kabul etmiyor gibiydi. Sanki o beynimin içinde ki acımasız ses şu an karşımda konuşuyor gibiydi.
Bu kez boş ve anlamaya çalışır gözlerle bakan taraf ben olmuştum. Bana korkak demişti, ilk kez biri tarafından korkak olduğum söylenmişti, babam hariç biri tarafından.
Bu söz bir süre beynimde yankılandı, yaktı beni ve artık geri dönüşü olmayan bir hale getirdi. Patlamaya hazır bir yanar dağ gibi duruyordum ve Selim'in bu sözlerin karşısında o yanar dağ gibi olan öfkem patlamıştı. Bu yangın beni yaktıysa, aynı yangın ile onu da yakacaktım. Bu sözleri ona yedirtip, bunun böyle olmadığını ona gösterecektim.
"Sen kim oluyor..." diyerek daha sözümü bitirmeden hızlıca oturduğum yerden ayağa kalktığımda, aramızda ki mesafeyi hesaplayamadığım dan dolayı burnum, onun burnuna sürtülünce sözlerim yarım kalmıştı. Ben yapmış olduğum bu ani hareket karşısında şaşkınlık yaşarken, Selim' de de aynı şaşkınlık belirmişti. Aramızda ki bu beklenmedik temas karşısında ikimizi bir şaşkınlık sararken uzaklaşmak için bir harekette de bulunmadık.
Öyle bir halde kalmıştı ki aramızda bir nefes kadar mesafe vardı ve eğer birimiz konuşursak öbürünün nefesi onun yüzünü okşayacaktı. Sustuk ve sanki hipnoz olmuş gibi birbirimizin göz bebeklerini izlemeye başladık.
Benim yeşil gözlerim, onun açık gri gözlerine hipnoz olmuş gibiydi. Bir an bile gözlerimi kırpmadan sadece öylece durmuş bakıyordum. Saçları dağılmış alnına bir kaç saç tutamı asice düşmüştü.
Bu yakınlık yüzünden nefes alamadığımı hissediyordum. Bu kadar yakın olmamalıydık onun yüzünde ki her zerreyi bu kadar yakın görmemeliydim. Bu kadar yakınlık kana bulanmış ruhları yakardı ve ben şimdiden yanıyor gibi hissediyordum.
Ben ayağa kalkarken çok başka şeyler olacağını düşmüştüm. Az önce öfkemin ateşi ile yakacağımı söylemiştim ama bu beklenmedik temas yüzünden, sanki o ateşin üzerine soğuk su dökülmüş, buharlaşmıştı. Onunda şu an sinirden şişmiş olan damarı gevşemişti ve yutkunmuştu. Bunu hareket eden Adem elmasından anlamıştım.
Öylece bir birbirimize bakmayı sürdürürken bir ses duyuldu, bir kilit sesi gibi ve ardından biri konuştu. "Serbestsiniz" gelen görevli polis memuruydu. Ama biz halen aynı şekilde kıpırdamadan, birbirimize bakmayı sürdürüyorduk. Benim gözlerimde bu durumun şaşkınlığı dururken onun gözlerinde şaşkınlık yerine bu kez farklı bir duygu sarmıştı. Sanki yıllar sonra bir tanıdığı görmüşte özlemle bakıyor gibiydi. Derin ve özlem dolu bakıyordu. Neden böyle bakıyordu? Hiç bir fikrim yoktu. Öylece bakmaya devam ederken polis memuru bir kez daha konuşup, varlığını belli etmişti "size diyorum serbestsiniz!" dediği anda sanki elektrik çarpmış gibi kendime gelip, girmiş olduğum transtan çıkmıştım. Gözlerimi bir kaç kez kırpıştırıp, hızlıca sağa doğru dönüp yanından geçtim. Ondan uzaklaşmayı başarmıştım ama sanki kilometrelerce yol koşmuş gibide nefes nefese kalmıştım. Selim ise kıpırdamadan olduğu yerde duruyordu. Âdeta oraya çivilenmiş gibiydi.
Ondan uzaklaşıp polis memuruna doğru ilerlediğim de beynimde bana söylediği sözler birer şimşek gibi çakmaya başladı. Öyle bir halde kalınca bana söylediği sözler beynimde uçmuş gitmişti ama uzaklaşınca hepsi yeniden yankılanmıştı. Ve o anda öfkem yeniden bir alev olup harlandı. Bana o sözleri söylerken hiç bir şey yapamamıştım.
Şu an kendime çok kızıyordum Nasıl böyle kontrolsüz ve şuursuzca davranıp bu yakınlığa izin veririm diye. Hem bana o sözleri söylediği içinde tek kelime söyleyememiştim. Sinirim kat ve kat artmıştı ama şu an yapabileceğim bir şeyde kalmamıştı.
Polis memuru tamamen demir kapıyı açtığın da daha fazla durmayıp hızlıca çıktım oradan. Selim'in gelip gelmediğine bile bakmamıştım. Umurumda da değil, ne hali varsa görsün.
Cenk ile karşılıklı şikâyetlerimizi alarak serbest bırakılmıştık. Polis memuru bize bir kaç tane evrak imzaladıktan sonra, gidebileceğimiz söylediğin de Selim'e bir kez bile olsun bakmadan yan yana karakoldan dışarıya çıktık. Dışarıda kapının önünde bizi bekleyenlerin olduğunu gördük.
"Çıktılar" diyerek ilk bağıran kişi Cansın olunca hepsi aynı andan bize dönmüştü. Kuzey, Cansın, Selim'in kuzeni Demir ve bir sarışın kız bizi beklediğini görmüştüm.
Cansın bana doğru hızlıca gelirken bende ona doğru adımlarımı atmıştım. Buraya geldiğimde hiç kimseye haber vermediğim için beni bekleyen birilerinin olduğunu düşünmemiştim ama Cansın ve Kuzey buradaydı.
"İyi misin?" Diyerek hızlıca Cansın bana sarıldığın da bende aynı şekilde ona sarıldım. "İyiyim merak etme" diyerek onu yatıştırmaya çalıştım. Çünkü oldukça endişelenmiş ve korkmuş görünüyordu benim için.
Cansın ile birbirimizden uzaklaştığımız da bu kez sağ koluma dokunup konuşan Kuzey olmuştu. "Gerçekten iyi misin?" Dediğin de bakışlarım ona döndü.
Benim için oldukça endişelenmiş görünüyordu.
Kuzey zararsız ve iyi niyetli biri olduğunu çok iyi bildiğim için bu endişesinden samimi olduğunu çok iyi biliyordum. Öyle yalandan sormak için soran, yada yalandan endişelenmiş gibi görünen insanlardan değildi. Gerçekten samimiydi. Böyle bir dünyada olan nadir biriydi o.
Zorda olsa küçük bir tebessüm edip "Gayet iyiyim. Sadece içeride iki saat kaldık, endişelenmenize gerek yok." dedim.
"Nasıl yok? Cenk sana vuracaktı, Selim olmasaydı." Diyerek konuşan kişi Cansın olmuştu. Belli ki Selim bu gecenin kahramanı olmuştu. Bir çok kişinin gözünden kahraman ilan edilmişti ama benim gözümden öyle değildi. İçeride bana söylediği sözleri asla unutmayacak ve ona bunları yedirecektim. Öfkeyle avuçlarını yumruk haline getirip, içeriden çıktığımızda beri bir kez olsun bakmadığım, Selim'e bakışlarımı çevirdim.
Karakoldan dışarıya çıktığımız da, Demir beyin yanında duran sarışın kızın, Selim'in boynuna sarılmış olduğunu gördüm. Oldukça birbirlerine yakın duruyorlardı. Sanırım sevgilisiydi.
Benim gibi Cansın ve Kuzey'in bakışları da onlara döndüğün de "Ben bir Selim'e de bakıp geleyim" diyerek arkadaşının yanına doğru ilerlediğinde Kuzey, Cansın da yanıma sokulmuş. "Sevgilisi galiba, çünkü siz içerideyken Selim'de, Selim deyip duruyordu. Kız onun için çok endişelendi, belli ki çok seviyor. Acaba ne zamandan beri sevgililer?" Dediğin de Cansın, şaka mısın dercesine baktım. Bu kız her girdiği ortamda kendine konuşacak bir konu buluyordu. Bugün ki konusu Selim olmuştu ve benim o ukala ile ilgili tek kelime konuşacak veya duymaya tahammülüm yoktu.
"Sana ne Cansın adamın sevgilisinden?" Diyerek aniden çıkış yapmıştım çünkü insanların hakkından konuşmaktan hoşlanmazdım.
"Ay ne var ya sadece merak ettim." Diyerek omuzlarını silkip onları izlemeye devam ederken "Sen neden bu kadar meraksızsın? Anlamıyorum." Dedi. Ona gerçekten inanmayan bakışlar ile bakıp "Neden insanların hayatını merak edeyim ki?" Diyerek karşılık verdim. Zaten yeterince kendi hayatımın içinde kaybolurken, başkalarının hayatını merak etmiyordum. Sorunlu ve zor bir hayatım vardı, bir başkalarının hayatının da kendime dert edemezdim.
Başkalarının hayatıyla ilgilenmemesi gerektiğini ve bunun defalarca yanlış olduğunu Cansın' a söylememe rağmen o hep böyleydi. Bazen onun Kuzey'in kardeşi olduğuna inanamıyordum çünkü Kuzey asla böyle şeylerden hoşlanmazdı. Ona göre herkesin hayatı kendi özeli ve dışarda ki insanları ilgilendirmezdi. Ki doğru olanı da buydu.
Cansın bana cevap vermek yerine filim seyreder gibi onları izlerken istemeden de olsa bende göz ucuyla o tarafa baktım.
Selim, kızdan ayrılmış ve Kuzey ile konuşurken, bakışları da bizden taraftı.
Aramızdan mesafeye olmasına rağmen bakışları bir ok gibi gözlerime saplandı. O an bakışlarımı kaçırmak istedim ama bir korkak gibi görünmemek için bunu yapmadım. O benim korkak olduğumu dile getirmişti ama ben böyle olmadığımı ona kanıtlamak istercesine tam gözlerinin içine baktım ve gün gelecek bir korkak olmadığımı da göstereceğim.
O ise öyle bir bakıyordu ki gözlerime, eminim şu an düşündüğü tek şey nezarethanede ki o yakınlık olduğuna emindim ama benim bakışlarımda tam tersi vardı. Bana söylediği sözlerden dolayı öfke vardı, onu öldürmek isteyen duygular vardı. Zaten onu ilk gördüğüm günden beri hiç hazzetmemiştim ve bu gece bana söylediği sözler ilerde tamamen nefretim ona dönmüştü. Daha fazla burada kalmak istemediğim için Cansın' a döndüm.
"Benim araba barın otoparkında kaldı, beni siz eve bırakır mısınız?" Diyerek sordum. Gece gece taksiler ile uğraşmak istemiyor ve biran önce evet gitmek istiyordum. Zaten saat gece yarısını da geçmişti ve eve gittiğimde babamdan yiyeceğim azarı düşünüyordum. Zor ve bitmek bilmeyen bir gece olmuştu. Cansın bana "tabi" deyip bakışlarını abisine çevirip. "Hadi abi!" Diyerek seslenip yanına çağırdı.
Bir kaç dakikanın ardından Kuzey yeniden yanımıza geldiğin de arabaya doğru ilerleyip, binmeden önce ikisini dururdum.
Bu gece Cansın ve Kuzey'in doğum günüydü ve benim yüzümden, geceleri mahvolmuştu ve birde bu yetmezmiş gibi bu saate kadar burada beklemişlerdi. Onlara karşı kendimi oldukça mahcup hissediyordum.
"Benim yüzünden geceniz mahvoldu. Çok özür dilerim inanın böyle olmasını istemezdim." Diyerek mahcup bir şekilde üzüntümüz dile getirmiştim. Böyle olmasını istemezdim ama olan olduğu içinde elimden yapacak bir şeyde gelmiyordu özür dilemek dışında.
Kuzey yine o her zaman ki rahatlatıcı bakışları ile bana bakıp, sağ elini, sol koluma koyup "Özür dinlenecek bir şey yok. Asıl biz özür dileriz onu davet ettiğimiz için. Seni böyle bir duruma düşürdüğümüz için." Anlayışlı ve kibar bir şekilde konuştuğun da ona minnetle baktım.
Kuzey, hep çok anlayışlı ve iyi olmuştu. Bana karşı olan hisselerine karşılık veremeyeceğimi bilmesine rağmen asla iyi niyetini benden esirgememişti. Sol koluma olan elinin üzerine bende elimi koyup "teşekkür ederim." Dedim.
İyi ki Kuzey ve Cansın vardı hayatımda. Çünkü benim hayatımda benim için endişelenen ve beni düşünen sadece üç kişi vardı. Ona minnetle baktıktan sonra arabaya binecek iken bir çift gri gözlere rastladım. Bakışları ben ve Kuzey arasından gidip gelirken, onu görmezden gelerek arabaya bindim.
Kuzeyde, benim hemen arkamdan şoför koltuğun da yerini almıştı. Cansın da abisinin yanında yerini alırken ben de arka koltuğa oturmuştum. Bakışlarımı camdan dışarıya çevirdiğimde Selim de kendi aracına doğru ilerleyip şoför koltuğuna, o sarışın kız hemen onun yanına, Demir bey de başka arabaya binip uzaklaşmıştılar. Çok vakit geçmeden bizde uzaklaşmıştık karakolun önünden ve beni eve bırakmak için yola çıkmıştık.
***
Gece yarısı bir saate Kuzey ve Cansın beni eve bıraktıkların da onlara bir kez daha 'teşekkür' edip arabadan inmiştim. Evin dışında bütün ışıklar sönük olduğundan Annem ve babamın uyuduğunu düşünerek derin bir nefes verdim. Zaten zor bir gece geçirmiştim, birde onlar ile uğraşmak istemiyordum.
Önce bahçe kapısından geçip, çantamdan evin anahtarını çıkarıp kapıyı açtım. Ayağıma giymiş olduğum topuklu ayakkabıların yürürken ses çıkarmaması içinde onları da ayağımdan çıkardım. İçeriye girdikten sonra evin kapısını aynı şekilde ses çıkarmadan kapattım. Bir elimde çantam, diğer elimde de ayakkabılarımı tutarak parmak uçlarımın üzerinden yürüyerek üst kata, odama doğru ilerlemeye başladım. Yakalanmamak için o kadar yavaş hareket ediyordum ki bir anda evin bütün ışıklar yandı ve ben far tutulmuş tavşan gibi olduğum yerde kaldım.
"Neredeydin bu saate kadar?" Duyduğum sesle yavaş bir şekilde arkamı döndüğüm de salonun girişinde, elinde viski bardağı ile duran babam ile karşılaşmıştım.
Onun uyuduğunu düşünerek sevinmiştim ama o bu saate içki içiyordu.
Farkında olmadan ona iğrenerek baktım bu haline.
İçkiden çok haz etmezdim tıpkı Vera'nın babası yani amcam gibi.
Babam ve amcam kardeş olmasına rağmen onun asla böyle şeylerle işi olmazdı. O hep dinin emretti hayatı yaşayan biriydi.
Namazını kılan, orucunu tutan ve hep haramlardan kaçınan biriydi, eşi de öyle.
Babamla ikisi aynı parayı kazanmalarına rağmen o mütevazi bir mahallede ve apartman dairesinde yaşarken, babam tam tersi gösteriş meraklısı bir adamdı. Amcam gibi bir babam, yengem gibi bir Annem olmasını çok isterdim.
Ona yakalandığım için korkuyla yüreğim bir kuş misali kant çırpmaya başladı. Bu hayata ki tek korktuğum ve güçsüz olduğum kişi oydu çünkü.
Öfkeli bakışlarını üzerine dikmiş ve cevap vermemi bekliyordu. Ona nezarethaneye düştüğümü söyleyemezdim çünkü sonu benim için iyi olmazdı.
Onu rezil ettiğimi ve el allem duyarsa itibarı zedeleneceğini söyleyip, bütün hıncını benden çıkarırdı. Aslında hiç bir itibara sahip olmayan ve sürekli rezil şeyler yapan oyken, en iyi üstünü kapatmayı bilen de oydu.
Bu yüzden bir kez daha nefret etsem de yalan söylemek mecburiyetin de kalmıştım.
"Cansın, bir anda rahatsızlandı. Bu yüzden hastanedeydik, bu saate kadar." Cılız bir sesle yalanımı dile getirmiştim.
İnsanların bana yalan söylemesinden nefret ettiğim gibi, kendim de söylemekten nefret ediyordum.
Bir anda korkuyla aklıma ilk gelen yalanı söylemiştim ama ne kadar inandırıcı olup, olmadığı tartışılırdı.
Ne olurdu ki şu an gerçekleri söylediğim de bana kızmak yerine, benim için endişelenen bir aileye sahip olsaydım?
"Arayıp neden haber vermedin?" Sesinde hiç bir şekilde yumuşama olmamıştı halen sert ve öfkeliydi.
İşte ben o anda bir kez daha bir yalan söylemeye mecbur kalmıştım. Bu kez basit ve kolay bir yalan olacaktı.
"Şarjım bitmişti." Ne kadar inandırıcıydı bilmiyorum ama şu anda aklıma en iyi gelen fikir bu olmuştu.
Şüpheyle gözlerimin içine baktı ve elinde tutmuş olduğu bardağın içinde ki sıvıyı, gözlerimin içine bakarak tek seferde içti.
"Eğer bir yanlışını ve ya beni rezil edecek en ufak bir şeyini görürsem senin için hiç iyi olmaz." Dedi ve ben bunu en az günde muhakkak bir kez bile olsun duyuyordum.
Artık dokunmuyor ve incitmiyordu bu sözleri. Alışmıştım çocukluğumdan beri beni tehdit eden sözlerine.
Bu sözler karşısında yine en iyi bildiğim şeyi yapıp sessiz kaldım. Ne kadar avazım çıktığı kadar bağırıp, babam karşı kafa tutmak istesem de, bunu istemekten öteye gidemiyordum.
Çocukluğumdan beri korkup içimde bir yere saklanan Evin, çıkıp bağıramıyordu.
"Çık şimdi odana!" Bir anda bağırınca istemeden de olsa olduğum yerde sıçramıştım. Korktuğum için değil, daldığım için yerimde sıçramıştım.
Dediğini yapıp yeniden arkamı dönüp merdivenlere doğru gidecekken, bu kez merdivenlerin önünde, ellerinin göğsünü üzerinde bağlamış bir şekilde duran, Annemi gördüm.
Duygusuz bir şekilde öylece durmuş ve bizi izliyordu. Babam bana bağırırken araya girip beni savunmak yerine sadece öylece uzaktan seyretmekle yetinmişti. Benim için bir kez olsun kılını kıpırdatamaz mıydı?
Oysa ben onun için küçük yaşımdan beri neleri taşıyordum omuzumda.
Çok kez evlatlık olduğumu bile düşünmüştüm, bana davranışlarından dolayı ama annemin beni doğururken ki resimleri, videolar hepsi vardı. Beni ilk kucağına aldığı an ve her anım vardı resimli şekilde. Bu ihtimalin olmasına imkan bile yoktu.
Hayal kırıklığı ile karşımda duran kadına, yani anneme bakıp yanından geçerek odama çıktım.
Hızlıca odama girdiğim de elimde olan çanta ve ayakkabıları bir köşeye fırlatıp, öfkeyle ile bir sağa, bir sola dönmeye başladım.
Öfkem annem ve babama değildi. Yaptıklarına alışık olduğum için artık öfkelenmiyordum bile onlara. Öfkem bu gecenin yaşanmasına sebep olan Cenk'eydi. Bu geç yaşanan her şeyin tek sebebi oydu.
Bana söylediği o iğrenç sözler yetmezmiş gibi birde el kaldırması hiç biri yenilir yutulur şeyler değildi.
Ona gününü göstereceğim. Böyle bir şeyi yapmaya cüret ettiği için onu mahvedeceğim. Arabadayken Cansın hastaneden taburcu olduğunu ve eve gittiğini söylemişti. Yarın ilk işim uyanır uyanmaz evine gidip ona bu gecenin hesabını sormak olacak.
Ben sadece babama karşı zayıf biriyim, onun dışında hiç kimse beni yenemez ve ezemez buna izin vermem. Bana yaşattığı bu geceyi unutup, sessiz kalamam, bu bana yakışmazdı.
Odanın içinde dolandıkça ve düşündükçe öfkem harlanıyordu. Rahatlamak için önce bir duş almayı ve ardında derin bir uyku çekmeyi planlayarak banyoya girip bu geceyi bitirmiştim.