Çetin
Barın önüne çıktığımızda Taksim biraz daha sessizleşmişti ya da bana öyle geliyordu. Ali arabayı kaldırımın kenarına park etmişti, kapının dışında bekliyordu. Vale olan çocuklarla konuşuyordu. Beni görünce hemen doğruldu ve arka kapıyı açtı.
“İyi akşamlar Çetin bey.”
“İyi akşamlar Ali.” Arabaya oturdum ve kapı kapandı.
“Eve mi geçiyoruz?”
“Evet.” Eve girene kadar sadece gözlerimi kapattım. Yaklaşık on beş dakika sonra bilgisayarımı açacak ve kaosun içine dalacaktım.
“Uyudunuz mu Çetin Bey?” Ali’nin sesiyle gözlerimi açtım. “Geldik.” Rezidansın kapısındaydık. Başımı salladım. “Yarın saat kaçta çıkacağız?”
“Yedi de burada olursun. İyi geceler.” Diyerek aşağıya indim. Rezidansın valesi kapımı açmıştı. Onları aşarak asansöre bindim. Dairemin kapısını açtığımda her zamanki o düzenli sessizlik karşıladı beni. Ev büyük ama boş hissettiriyordu. Eşyalar yerli yerinde, ışıklar yumuşak, her şey kontrol altındaydı. Ceketimi sandalyeye bıraktım, kravatımı çıkardım. Telefonu masanı üzerine koyarak macbookumu açtım.
Selim haklıymış. Singapur hattında tedarik sorunu çıkmıştı. Eğer sabaha kadar çözülmezse iki yatırımcı paniğe kapılabilirdi. Rakamları, sözleşmeleri, alternatifleri hızlıca gözden geçirdim. Siri’ye CFO’yu aramasını talimatını verdim ve bir bardak su doldurmaya kalktım. Selim hemen açtı.
“Çetin Bey.”
“Panzehir hazır.” Dedim.
“Dinliyorum Çetin Bey.”
Suyumu alıp masaya, tekrar macbookun başına geçtim.
“Tokyo’daki iş ortağımızla konuşacağız. Geçici kapasiteyi onlar devralsın. Singapur kontratını da iki haftalık ek protokolle uzatıyoruz. Basına hiçbir şey düşmeyecek.” Selim birkaç saniye sustu.
“Bu… Çalışır.”
“Çalışır değil. Çalışacak Selim.
“Anladım Çetin Bey.”
“Ben taslağı gönderiyorum. Sen de yatırımcıları sabah sakinleştir.”
“Tamamdır Çetin Bey.” Telefonu kapattım. Maili yazıp yolladım. Sorun çözülmüştü, her zamanki gibi.
Yatağa uzandığımda saat çoktan geceyi geçmişti. Zifiri karanlıkta uyuyabiliyordum sadece. Işık geçirmez perdelerin kapanması için akıllı ev sistemine seslendim. Dışarıdan gelen şehrin ışıklarını da kesmiş oldum. Bir iki yatakta dönünce uyuyamadığımı anladım ve telefonu elime aldım. Masadaki konuşma düştü aklıma. Erdem’in sesi, “Bir uygulama var…” Kaan’ın sakin tonu, “Senin segment.” Gözlerimi tavana diktim. Saçma. Gerçekten saçma. Ben kimim ki bir uygulamaya profil açacağım? Tanımadığım biriyle mesajlaşamam. Kimliğimi açıklayamam. Fotoğrafımı hiç koyamam. Tanıdık biri görürse rezil olurum. Piyasadaki tüm karizmam yerle bir olur. Dışarıda yatağıma, kalbime girmek için can atan onca kadın varken…
Telefonu tekrar elime aldım. Bir süre ekrana baktım ve uygulama mağazasını açtım. Arama kısmına Joyfridens yazdım. Uygulama hemen çıktı. İndirme tuşuna bastım daha fazla düşünmeden. İndirme çubuğu dolarken içimde tuhaf bir his vardı. Kurulum bitti. Uygulamayı açtım. -Profil Oluştur- duraksadım. İsim… Gerçek adımı yazamazdım. Zeus yazdım bir anda. Meslek… Bir saniye düşündüm. Buna doğrusunu yazabilirdim. Yönetici. Ceo yazmak istemedim ilk etapta. Fotoğraf istedi. Galeride yüzlerce fotoğraf vardı ama bunlardan birini koyamazdım. Uzak Doğu’da yaptığımız bir toplantıda yandan çekilmiş bir fotoğrafım vardı. Ayaktaydım. Beyaz gömleğim kaslı vücuduma yapışmıştı. Yüzüm anlaşılmıyordu. Bunu koyabilirdim.
Profili tamamlayarak telefonu komodine bıraktım. Gözlerimi kapattım. İçimde garip çelişkiler vardı. Dünyanın öbür ucundaki milyon dolarlık sorunları birkaç telefonla çözen biriyim ama bir uygulamada tanımadığım bir insanla konuşma ihtimali bile tuhaf hissettiriyor. Bunları düşünürken uyku gözlerime doğru yavaşça ilerledi. Telefon sessizdi ama birkaç dakika sonra komodinin üzerinde küçük bir titreşim oldu. Gözlerimi açtım. Telefonu elime aldım hemen.
YENİ EŞLEŞME
Uygulamayı açtım. İsmi Selene. Bu ne garip bir isimdi öyle. Baş Mimarmış. Fotoğrafına dokundum. O da benim gibi bir pencerenin önünde duruyor. Arkadan gelen ışık siluetini belirginleştiriyordu. Uzun saçları omuzlarından aşağı düşmüştü. Üzerinde ince bir elbise vardı. Vücudunun hatları belli oluyordu ama yüzü görünmüyordu. Kadın kameraya sırtını dönmüş, hafif başını yana çevirmişti. Fotoğrafın amacı yüz göstermek değildi bunu anlayabiliyordum. Kıçı çok güzeldi.
Bir süre fotoğrafa baktım. Garip bir şekilde profesyonel görünüyordu. Profil açıklamasında, *İş *Kahve *Kitap *Az insan *Seks *Golf *Yağmurda Yürümek, yazıyordu. En çok dikkatimi çeken Seks olmuştu tabi, bir de az insan sevmesi. Süper.
Gecenin bir yarısı tanımadığım biriyle konuşmak benim hayatımın bir parçası değil… Tam uygulamayı kapatacakken mesaj kutusu açıldı. Bir nokta yanım sönüyordu.
Selene yazıyor… Sonra mesaj geldi.
Selene: Gece 02.00 uygulamaya giren biri ya çok yalnızdır ya da çok meşgul.
İstemeden gülümsedim. Cevap yazmadan önce birkaç saniye düşündüm.
Zeus: İkisi de olabilir.
Mesajı gönderince garip hissiyatlar daha çok rahatlamaya bıraktı. Amacı neydi acaba kadının? Sadece seksse güzel olurdu. Bir iki konuşur sonra uzun zamandır yapmadığım aktiviteyi yapabilirdim. O da benim gibi işkolikse sadece sevişmek sorun olmazdı.
Selene: Henüz karar vermediysen ben yardımcı olayım. Gece iki buçukta uygulamada olan insanlar genelde işkolik oluyor.
Hemen cevap verdim.
Zeus: Profilimde yazıyor zaten.
Birkaç saniye sonra cevap geldi.
Selene: Yönetici çok geniş bir tanım. Apartman yöneticisi de olabilir, şirket yöneticisi de.
Ekrana bakıp düşündüm.
Zeus: Yani… Ne kadar büyük bir apartman olduğuna bağlı. Şu an oturduğum rezidansın olabilirim. Peki sen gerçekten mimar mısın?
Selene: Evet. İnsanların yaşadığı yerleri tasarlıyorum.
Zeus: Zor iş.
Selene: İnsanları memnun etmek zor.
Zeus: Ben de mimarları yönetiyorum.
Selene: Atıyorsun şu an.
Zeus: Belki. Şirket yönetmek de aynı aslında. İnsanları mutlu etmeye çalışıyorsun ama çoğu zaman sadece sorun çözüyorsun.
Biraz gecikmeli cevap geldi.
Selene: Yani sen gerçekten yöneticisin.
Zeus: Biraz daha büyük bir yönetici Selene.
Güldüm. Karşımdaki kadın kimdi acaba? Şu an ona her türlü yalanı söyleyebilirdim. O da bana.
Selene: Tamam inanmak üzereyim. Peki sana bir sorum var.
Zeus: Dinliyorum.
Selene: Gerçek adın ne?
Zeus: Gerçek adımı belki hiç öğrenemeyeceksin Selene…
Bir saate yakın konuşmuştuk. Karşımda zeki biri vardı bu bir gerçek ama mimar mıydı emin değildim. İş hayatımda birçok mimarla çalışıyordum. Hiçbiri böyle değildi. Samimiydi. Bende öyleydim aslında. Belki de tek sebebi kendimiz gibi olduğumuz için olabilir.
Sabah uyandığımda yorgunluktan gözlerimi açamayacak durumdaydım. Alarm beynimi deliyordu. Yeni yetme çocuklar gibi sabaha kadar mesajlaşmıştık. Bunu yaparken ne düşünüyordum ki? Sesli sisteme seslenerek perdeleri açtırttım. Telefonu elime aldım. Mailler, mesajlar, takvim… Selene’den yeni bir mesaj yoktu. Telefonu kapattım. Yatağın kenarında birkaç saniye oturdum. Singapur meselesi, sabah toplantıları, yatırımcı araması… Beynim açılmaya başlamıştı bile. Hızlı bir duşun ardından belimde havlumla mutfağa geçtim. Dolabı açtım. Cam şişedeki kefiri alarak bardağa koymadan ağzıma dikledim. Dibine kadar bitirince bir kase çıkartarak granola döktüm ve üzerine dondurulmuş muz ve yaban mersini koydum. Üzerine biraz süt bir kaşıkta badem ezmesi koyup masaya bıraktım. Kahve makinesi ötünce bardağımı da alarak masaya yerleştim. Kahvaltım böyleydi. Basit, sade ve temiz içerikli. Kahvaltımı bitirince tabağımı masanın üzerinde bırakarak giyinme odasına gittim. Üzerimi giyinip saçımı yaptıktan sonra saatime baktım. Tam zamanında…
Kapıdan dışarı çıktığımda Ali çoktan arabayı hazırlamıştı. Beni görünce kapının yanına geçti.
“Günaydın Çetin Bey.”
“Günaydın Ali.”
Araba yola çıktı. Sabah trafiği yeni yeni oluşuyordu. İnsanlar işe yetişmeye çalışırken ben de macbookumu çıkardım. Canlanan piyasayı takip etmem gerekiyordu. Şirkete yaklaşırken Selim’den mail geldi. Singapur sorunu çözüldü. Güzel. Tam da beklediğim gibiydi. Binanın önünde geldiğimizde macbooku çantasına koydum ve Ali’nin açtığı kapıdan çıktım. Hızlı adımlarla içeriye girdim. Beni gören herkes hazır ola geçercesine yerlerinden fırlıyordu. Günaydın diyenlere başımı eğdim her zamanki gibi. Asansör benim katıma geldiğinde dışarıya adımımı attım. Pınar ile göz göze geldik. Masasının üzerindeki sekreterliği kaptığı gibi koşarak yanıma geldi. Evet gün başlıyordu.