şadbağ köyü

1738 Kelimeler
Bir zamanlar devlerin, cinlerin ve canavarların cirit attığı bir dönemde Kabilin Şadbağ köyünde ailesiyle yaşayan Eyüp baba adında bir çiftçi varmış. Şadbağ yeşilliğe doymuş, içerisinden ırmaklar akan çok zengin olmayan ama çok mutlu olan bir köydü. Tabi her mutluluk bir gün son bulacaktı. . Allah kendisine bir elin parmakları adedine bir birinden güzel evlatlar nasip etmişti. Her babanın evlatlarını sevdiği gibi Eyüp babada evlatlarını çok severdi lakin aralarından en küçük olan Haris’e çok düşkündü. Eyüp baba evlatlarının rızkını temin etmek için her sabah gün ağarmadan evinden çıkarak ekinler ektiği tarlasına gider, daha iyi ürün elde edebilmek için yabani otları temizleyip ilaçlar, sular ve güneş ufuktaki dağların ardından batıp karanlık bastırınca da evinin yolunu tutardı.  Şadbağ’a yavaş yavaş kuraklık hâkim olmaya başlarken Eyüp baba dâhil tüm köylü artık kara kara düşünmeye başlamıştı. Ya kuraklık tam hâkim olursa? Ya çocuklarımız açlıktan ölürse? Diye endişeleniyordu. Tüm bu sıkıntılar içerisinde Eyüp baba kendisini şanlı hissediyordu. Çünkü karısına âşıktı ve ona evlilikleri süresi boyunca bırakın el kaldırmayı sesini dahi yükseltmemişti. Ve bununda ötesinde aşklarının meyvesi olan beş çocuk. En küçükleri olan Haris yaşı ilerledikçe gece vakitlerinde sürekli uyanır olmuştu. Bu uyanmalar artık yerini uyurgezerliğe bırakır. Bazı geceler odasından çıkıp evin içerisinde gezerdi. Bu durumdan endişelenen Eyüp baba, Harisin gece evden çıkıp ona bir şey olmasından korkmuş ve önlem olarak da koyunlarından birinin boynundaki çıngırağı alıp Harisin boynuna takar. Böylelikle ev halkı uyurken haris uyurgezer durumda evden çıkarsa çıngırağın çıkartacağı ses evdekileri uyandıracaktı. Yıllar sonra Harisin uyurgezerliği geçer lakin Haris çıngırağa o kadar bağlanmıştır ki boynunda çıkartmayı reddeder. Ama ne var ki bu bereketli toprakların mutluluğu uzun sürmedi. Dağlardan inen bir dev, sadbağ köyüne gelmişti. Devin her adımında yer sallanıyor, onu gören köylüler heybeti karşısında korkularına yenik düşüp çapalarını, tırpanlarını, atıp evlerine kaçıyorlardı. Dev belirli yıllarda köylere uğrar her evden bir çocuk alırdı. Aldığı çocuklardan bir daha haber alınamazdı. Köylüler arasında dolan rivayete göre, kimi devin çocukları yediğini, kimide kendisine köle yaptığını söylerdi ama tam olarak kimse ne olduğunu bilmezdi. Dev çocukların olduğu evlere uğrayıp çatılarını tıklatırdı. Bu tıklatmalar neredeyse çatıları delip geçecek şiddetteydi. Eyüp baba gibi her anne baba devin kendi çatısını tıklatmadan geçmesi için dua ederdi. Tıklattığı her eve kaba ye tüyleri ürpertip içleri titreten sesiyle ‘’yarın gün doğumuna kadar vaktiniz var. Gün doğduğu zaman geleceğim eğer bir çocuk vermeyi reddedecek olursanız tüm çocukları alırım. İtiraz ederseniz sizi de hemen yerim’’ diyerek gözdağı veriyordu. Eyüp baba ve ailesi evine kapanmış yalvar yakar dua ediyorlardı. Dizlerinin üzerine çökmüş olan Eyüp baba gözyaşları içerisinde -Allah’ım ne olur bizim çatıya tıklatmasın ne olur Allah’ım. Diye dua ediyordu. Ama acı sn kaçınılmazdı. Den onlarında çatısını tıklatmıştı. Gecenin çökmesiyle dev köyden ayıldı. Artık ailelerin çocuklardan birini seçip vermek zorundaydılar. Bunun için sayılı saatleri vardı. Eyüp baba o gece seçimi eşine bırakmıştı. -sen yapmalısın -hayır yapamam, kurbanın olayım bu seçimi bana bırakma İki bütün gece çaresizce ağladılar. Artık gün ağarmak üzereydi ve hala bir seçim yapmamışlardı. Ya çocuklarını vermemek için direnip hepsini kaybedeceklerdi ya da eli kurtarmak için bir parmak feda edeceklerdi. Devin silueti dağlarda görünmeye başlamıştı. Zaman tükeniyordu. Eyüp baba çocuklarının ismini küçük kâğıt parçalarına yazıp yazıp kura çekmeyi önerince hanımı gönülsüzce de olsa kabul etti. Eyüp baba: -sen çek Hanımı yaşlı gözlerle: -asla yapamam, benden bunu isteme Deyince iş yeniden Eyüp babaya kalmıştı. Bir kağıt parçasını çekti ve gördüğü isim karşısında yıkılmıştı. Nutku tutuldu. Kâğıtta en çok sevdiği küçük oğlu Haris’in ismi yazılıydı. Diğer hiçbir evladını vermek istemezdi ama Haris başkaydı. Hayat bir sınavdı, insan hep en sevdiğiyle sınanırdı. Yakup (a.s) peygamberin Yusuf (a.s) peygambere olan sevgisi ve akabinde tabi tutulduğu sınav gibi… Dev her evden birer çocuk ala ala kendi evlerine varmak üzereydi. Çocukları aldığı evlerden annelerin feryatları yükseliyordu. Eyüp baba, Harisi kapının önüne bırakıp içeri girdi, sürgüyü çekti. Koca devi gören Haris minik elleriyle çaresizce kapıyı yumruklayarak babasına yalvarmaya başladı. Dev yaklaştıkça Haris’in korkusu arttı. Şimdi titrek sesiyle babasına daha çok yalvarıyordu. Eyüp baba kapı arkasına yığılmış sessizce ağlıyor Harisin yalvarışları canını fevkalade yakarken artık dayanamayıp kulaklarını kapattı. Çünkü Harisin sesi yüreğini dağlıyordu. Haris kapı önünde kendisine yalvarırken oda Harise ‘’Beni affet oğlum, beni affet‘’ diye inliyordu. ‘’baba içeri al beni baba, çok korkuyorum baba lüt’’ cümlesini bitiremeyen Harisin sesi biranda kesilmişti. Dev diğer çocuklar gibi acımadan onu da almıştı. Aradan günler geçti, şad bağ’da artık her şey yavaş yavaş normale dönerken köylüler bir bir evlerinde çıkmaya başlamıştı. Köylüler çocuğu alınan aileleri ziyaret edip iyi dileklerde bulunarak teselli vermeye çalışıyorlardı. Eyüp babanın Harise olan düşkünlüğü köylüler arasında bilindiği için ona daha fazla ziyaret gerçekleştirmişlerdi. Arada haftalar geçti, Eyüp baba yemekten içmekten kesilmiş neredeyse hiç kimseyle konuşmaz olmuştu. Kendi kendine ‘’bir baba evladını nasıl direnmeden verebilir, bir baba bu kadar korkak olamaz, bir baba gerekirse evlatları için ölmeli, ama ne olursa olsun evladını kendi eliyle teslim etmemeliydi’’ diyerek söyleniyordu. Günlerce bu cümleleri tekrarlayıp durdu. Sanki bu cümleler köylüler tarafından söylenmiş gibi kabul ediyor ve kendisine yediremiyordu. Bir sabah gün ağarmadan ailesi uyurken hepsini birer birer öpüp saçlarını okşayarak kendisine birkaç hafta yetecek kadar yiyecek alıp beline de tırpanını takarak köyünden ayrıldı. Kararlıydı, gidip devi öldürecek ve Haris’ini geri getirecekti. Haftalar süren yolculuk… Köyden ayrılmadan önce köylülerin ağzında sakız olan ‘’ devin şatosunun önünden biri yanlışlıkla bile geçse, yetişkin eti sevmediği halde onu öldürüp yermiş.’’ Cümleleri dahi Eyüp babayı korkutmamış aksine gitmesi tetikleyen cümlelerden biri olmuştu. Onun için artık bir baba evladı için ölmezse yaşamasının da bir anlamı yoktu. Saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri, saatler günleri, günler haftaları kovalarken, Eyüp baba yanına aldığı yiyeceği bitmiş, ayakkabıları yırtılmış, saçı başı toz toprak içerisinde, ayaklarına batıp kanatan dikenlere aldırmadan yoluna azimle devam ediyordu. Devin şatosunun kubbeleri tepelerin ardından görünmeye başlamıştı. Nihayet haftalar önce dağları, dereleri aşarak çıkmış olduğu yolculuğu bitmek üzereydi. Yolculuğun bitmesiyle beraber kendisinin tüm gücüde bitmişti. Son bir hışımla kendisini devin şatosunu büyük kapılarının önüne atmıştı. Bitkin ve acizlikle kapıyı defalarca yumrukladı. Bitkindi artık çalmaya bile takati kalmamıştı. Kapıya yaslandı. Kanayan ayakları artık onu taşımıyordu. Kapının dibine yığıldı. Takatiyle beraber ümitlerini de yitirmişti ki devin homurtularıyla irkildi. -kimmiş kapımı çalıp beni rahatsız etmeye cüret eden? -şad bağ köyünden Eyüp Dev daha da sinirlendi. -buradan yanlışlıkla dahi geçenlerin bedelini canlarıyla ödediğini bilmezmisin ? -Evet bilirim. Seni öldürmeye geldim. Bu cevabı beklemeyen dev kapıları açtı. Karşısında perişan halde duran Eyüp babayı görünce kahkahalar atmaya başladı. Kahkahaları öylesine kuvvetliydi ki şatonun içerisinde gür bir şekilde yankılandı. Dev alaylı alaylı: -neden beni öldürecekmişsin ? -benden evladımı aldın. Seni öldürüp onu alacağım. -peki peki, beni öldüreceksin bunu anladım. Beni öldürmeden önce bir düello şerefini bana verirmisin ? Dev hala dalga geçiyordu. Ama Eyüp baba hala niyetinde kararlıydı. ‘’tabi veririm’’ diyerek sırtından tırpanını çeken Eyüp baba onu sıkıca kavradı. Dev ‘’cesaretli adammışsın. Düello edip beni öldürmeden önce sana bir şey göstereceğim. Eyüp baba ‘’tamam o zaman, düş önüme de göster’’ Dev hala alay ediyordu. Ama Eyüp babanın cesaretine ve geldiği yolda ki zorluklara rağmen vazgeçmeme azmine hayran kalmıştı. Çünkü evladını aldığı hiçbir baba kapısına dayanmamış onu öldüreceğini söylememişti. Dev önce Eyüp baba arkada şatodan içeri girdiler. Yürüdükleri uzun koridorun sonuna vardıklarında dev, perdeleri açarak camdan bahçeyi gösterdi. Zavallı Eyüp baba gördükleri karşısında hayretler içerisinde kaldı. Gördüklerine inanamıyordu. Yeşil bir bahçe içerisinde oynayan çocuklar, eğlenip güzel vakitler geçiriyorlardı. Gözleri en kıymetlisi olan Haris’ini aradı. Evet orada Haris’te aralarında ailesini unutmuşçasına oynayarak, gülüp eğleniyordu. Bizimki camın ardından olduğu yerde hoplayıp zıplayarak el sallayarak Haris kendisini görsün diye debelenirken dev perdeleri kapatıp ‘’boşuna uğraşma seni ne duyabilir neden görebilir’’ dedi. Anlamıyorum dedi Eyüp baba ‘’ben sanıyordum ki’’ henüz cümlesini bitirmemişti ki dev araya girdi. ‘’bu senin onca olu kat edip çektiğin zahmetin ödülü’’ Eyüp baba ‘’açıklasana şunuu’’ diye bağırdı. Dev ‘’ seni bir sınavdan geçirdim’’ -sınav mı ? -evet sınav. Gaddarca bir imtihandı, farkındayım. Sana nelere mal olduğu da gözümden kaçmadı ve sen bu sınavı geçtin ve buda senin ödülündü. -peki ya seçim yapmasaydım? Sınava girmeyi reddetseydim? -o zaman bütün çocukların yok olacaktı hepsi senden alacktım. Zayıf bir babaya sahip oldukları için zaten lanetleneceklerdi. Vicdan azabı çekmektense bütün evlatlarının ölümüne göz yuman bir ödlek olacaktın. Belki cesur biri olmadığını düşünüyorsun ama ben sende cesaret görüyorum. Senin yaptığın şey, taşımayı kabullendiğin o suçluluk duygusu cesaret ister. İşte bunun için sana saygı duyuyorum. Eyüp babanın elindeki tırpan ellerinin arasından kaydı ve yere düştü. Dizlerinin üzerine yığıldı. -oğlun seni hatırlamıyor bile. Artık onun bu onun hayatı. Ne kadar mutlu olduğunu gözlerinle gördün. Burada en iyi giysilere, en iyi arkadaşlara ve en iyi yiyeceklere sahip. Seviyor, seviliyor sanat ve yabancı diller öğreniyor. Yani hiçbir eksiği yok. Bir gün büyüyüp adam olduğunda buradan gitmeyi seçerse istediğini yapmakta özgür olacak. Dev bu şekilde konuşurken Eyüp baba kısık sesiyle ‘’onu görmek istiyorum, onu eve götürmek istiyorum’’ diye inliyordu. Gür sesiyle ‘’Öylemi’’ dedi dev. Eyüp baba önüne düşen başını kaldırıp devin çirkin yüzüne nefretle baktı. Dev pencerenin kenarında duran ahşap ve yeni cilanlanmış komidinin çekmecesinden bir kum saati çıkardı. Ters çevirip Eyüp babanın ayağının dibine bırakarak: -onu eve götürmene izin vereceğim ve o buraya bir daha asla dönmeyecek. Yok, eğer onu götürmezsen sen buraya bir daha asla dönmeyeceksin. Kumların tamamı döküldükten sonra gelip sana kararını soracağım, deyip oradan ayrılarak Eyüp babayı yürek yakıcı bir seçimle baş başara bıraktı. Eyüp baba, oğlumu alıp buradan götüreceğim diye düşünüyor ve bunu her zerresince istiyordu. Zaten bunun için kanayan ayaklarına rağmen haftalar boyu dağları aşıp gelmemişimiydi ? küçük harisi yeniden kucaklayıp yanaklarını öpmenin hayalini kurmamışımıydı ? O tüm bunları düşünürken birden onu eve götürürsem köyde onu nasıl bir hayat bekliyordu ? en iyi ihtimalle bir köylünün çetin yaşamı, üç aşağı beş yukarı kendi yaşamının aynısı. Tabi köydeki çocukları kırıp geçirmeye başlayan kuraklığı atlatmayı başarabilirse, diye söylenmeye başladı. Sahi Eyüp baba o zaman kendisini affedebilirmiydi ? sırf kendi evlat özlemini yatıştırıp gözyaşları akmasın diye bencilce bir kararla küçük Harisi bu mükemmel yaşamdan koparabilirmiydi? Daha fazla dayanamayan Eyüp baba avaz avaz bağırarak ağlamaya başladı. Şimdi sesi devin sesi gibi sütunların sıralandığı uzun koridorda yankılanıyordu. Kum saatini aldığı gibi yere fırlatarak param parça etti. İncecik renkli kum taneleri şimdi her yere dağılmıştı. Bunun üzerine salona giren dev Eyüp babayı dizlerinin üzerine yığılmış halde gördü. Gözlerini şimdi devin tam gözlerinin içine bakıyordu. -sen acımasız canavarın tekisin -sende benim kadar uzun yaşasaydın zalimlikle yardım severliğin aynı rengin iki tonu olduğunu anlardın. Bir karara vardın mı ? Gözlerini kurulayan Eyüp baba ayağa kalkarak tırpanını beline takıp ağır adımlarla başı önünde kapıya doğru yürümeye başladı. Demin ki sorusu sevapsız kalan dev yeniden gür sesiyle konuştu: -sen iyi bir babasın. Eyüp baba yine karşılık vermedi. Mantığı ile yüreği arasında kalmıştı. Ve haftalar süren yolu şimdi aynı zahmetle geri dönecekti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE