Duydukları bu hikayeler karşısında mest olan çocuklar bir sonraki gecede yeni hikayeler duymak için sabırsızlanıyorlardı. Ali, üzerine çökmüş olan ağır ama sıcak tutan yorganı güç bela kaldırarak annesinin yanına geçti. Böylelikle anne çocuklarının arasında kalmış oldu. Neden buraya geldin Alim diye sorunca da sen bizim her şeyimizsin aramızda kal ki bizi hiç bir zaman bırakma anneciğim dedi. Sesinden yayılan masum ve tatlılık annesinin yüreğine mutluluk tohumları serpmişti. Böylede yürekler sevgiyle ve huzurla solan üç güzel insan dışarıda ki soğuk havanın inadı da bir hamam kadar sıcak olan yorganlarının altında keyifli bir uykuya daldılar. Yavru Köpekleri Times'te sobanın yanında kendisine bir yer bulup kıvrılmış ve günün yorgunluğunu aymak için onlar gibi uyku evresine geçmişti. Uykuya ilk önce Ayşe daldı, sonrada Ali. Anne ise hala gözü sobanın deliğinden sızıp tavanda dans eden sobanın alevlerindeydi. Bir eli Ayşe'nin diğer eli ise Alinin saçlarında dolaşıyordu. Anne bir an geçmişe daldı. Kocasını kaybettiği günden evlilik gününe, evlilik gününden ilk çocuğu olan Ayşe'nin doğum güne kadar geçen tüm evre gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçiyordu. Kah ağladı kah güldü. Kah hüzünlendi kah sevindi ama nihayet daldığı bu derin düşünce ve geçmiş deryasından bu ana gelip haline şükretti. İyi ki çocukları vardı ve bu çocuklar onu şu an hayata bağlayan en önemli şeylerdi. sabahın ilk ışıklarıyla uyanan anne havanın aydınlanmasıyla geceden yağan karın devam etmiş olduğunu gördü. aralıksız yağan kar neredeyse bir metreye ulaşmıştı. ama bu onlar için eskisi kadar önemli değildi çünkü artık hava soğuduğu zaman üşümeyecekleri sıcak bir evleri vardı. ilk uyanan ali oldu. anneciğim biliyormusun dün gece anlattıklarını rüyamda gördüm. annesi bunları duyunca anlattıklarının çocuklarının bilinçaltına yerleştiğini fark edince anlatacakları şeylere daha da dikkat edeceğine söz verdi. sobanın yanına serilen yer sofrasında bol çeşitli kahvaltılarını ettikten sonra ali annecim bir hikaye daha anlatır mısın deyince annesi tabi ki anlatırım yavrum deyip söze başladı. söze başlamadan önce aliyi ve Ayşe yi iki yanına alıp söz başladı. Zalim bir padişah bir gün bir kadın görür. Kadına gönlü Akar. Sorup soruşturur ve öğrenir ki, Kadın bir Demirci ustasının hanımıdır. Adam kendi halinde işinde gücünde örsü ve çekici ile geçinen bir gariptir. Zalim hükümdar Nasıl etsem de şu kadına sahip olsam diye düşünürken, yalaka vezirlerinden biri; ”Sultanım Ondan kolay ne var, Bu adam Demirci Haber yollayalım Bin tane mıh yapsın Bütün Mıhları da Bir günde yapsın, Yapmazsa kellesini alırız der.
Padişah ellerini ovuşturur sevinçli, Adamlarıyla haber Yollar Demirci ustasına; ‘Padişahımız bin mıh yapsın dedi. Bütün mıhları da Yarın sabaha kadar yapmazsan kelleni alırız’ Derler.
Adam bu haber üzerine yıkılır. Omuzları düşer. Hele bir gün gibi kısa bir zamanda bütün mıhları yapmasına imkan yoktur. Kederli evine gelir. Akşam sofrada bir lokma bile yemek yemez Bu hali hanımının gözünden Kaçmaz; ‘Bey Söyle hele Senin bir derdin vardır’. Demirci ustası Olanı biteni hanımını anlatır. Ferasetli hanımı Beyine şöyle der; ‘Hele Bey Tevekkel ol Mıhında sahibi var Sen üzülme, Allah bir kolaylık kapısı açar.
Adam ve hanımı yatarlar. Sabah kapı gürültüyle vurulmaya başlar. Adam, hanımına; ‘Hakkını helal et Buraya kadarmış’ der.. Hanımı ; ‘Dur bakalım Bey hele bekle’ der. ‘Bir kapıya varım’. Kim o diye seslenir kapıdan cevap gelir ; ‘padişah öldü. Usta’ya söyle Sanduka için 30 mıh almaya geldik derler.
Hanımı sevinçle beyni haber verir; ‘Bey ben sana dememiş miydim, Mıhını sahibi var hele kederlenme Tevekkel ol diye. Kalk padişah ölmüş sandukasına 30 mıh ver’.
Hepimiz iyi yahut kötü planlar yaparız Ama unutmayalım ki Allah’ın dediği olur. anne sözünü bitirir bitirmez Ayşe, annecim her zaman Allah'ın dediği mi olur diye sordu. evet yavrum her zaman Allah'ın dediği olur deyip Ayşe'nin saçlarını şefkatle okşadı. Artık çocukluktan çıkıyordu. 13’ü bitirmiş, 14’e gelmişti. Ergenlik döneminin belirtileri her hareketinde gözleniyordu. Kanı deli akıyordu. Kasları kuvvetlenmiş, kişiliği oluşmaya başlamıştı. İyiden iyiye erkek hissediyordu kendisini: Dediği dedik, güçlü, sert ve kırıcı. Arkadaşlarını kolayca kırıyor ve hep üstün kalmak istiyordu.
Babası bütün bu gelişmeleri dikkatle takip ediyordu. Yine bir arkadaşıyla münakaşa etmiş ve onu kırmıştı.
Zamanı gelmişti. Babası ona çivilerle dolu bir torba verdi:
- Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin ve onları kırdığın zaman, her seferinde bu tahta perdeye bir çivi çak, dedi.
Delikanlı birinci günde tahta perdeye 27 çivi çaktı. Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalıştı ve her geçen gün daha az çivi çaktı. Nihayet bir gün geldi ki, hiç çivi çakmadı.
Babasına gidip durumu (biraz da kasılarak) söyledi:
- Artık kimseyle kavga etmiyorum ve kimseyi kırmıyorum.
Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürdü. Oğluna:
- Bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için, tahta perdeden bir çivi çıkart (sök), dedi.
Günler geçti. Bir gün geldi ki, bütün çiviler çıkarılmıştı. Babası ona;
- Aferin iyi davrandın, seni kutluyorum. Ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artık çok delik var. Tahtan, bundan sonra geçmişteki gibi güzel olmayacak. Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman, kötü kelimeler söylenilir, kırıcı davranışlarda bulunulur. Her kötü söz ve davranış, bir yara (delik) bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin, ya da arkadaşın seni bağışladığını söylese bile, bu delik aynen kalacak (kapanmayacak). Bir arkadaş, ender bulunan mücevher gibidir. Seni dinler, sana yüreğini açar, seni güldürür, yüreklendirir. Sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur. Onlarda, kötü kelime ve hareketlerinle delik açma. Bil ki, açılan delik bir daha hiç kapanmayacak.
İki arkadasın çölde yolculuk yapmaktadırlar. Yolculuğun bir noktasında aralarında tartışma olur ve biri diğerine tokat atar. Tokadı yiyenin canı acır ama, bir şey söylemeden kuma şöyle yazar:
"Bugün en iyi arkadaşım beni tokatladı”.
Bir vahaya gelene kadar yürümeye devam ederler ve suya girmeye karar verirler. Tokadı yiyen bataklığa saplanır ve boğulmak üzereyken arkadaşı kurtarır. Yarı boğulmadan kurtulduktan sonra oradaki taşa şöyle yazar:
"Bugün en iyi arkadaşım hayatımı kurtardı”.
Tokadı atan ve hayat kurtaran sorar:
- "Canını acıttığımda kuma yazdın, neden simdi taşa?" Diğeri cevaplar:
- "Birisi canımızı yaktığında kuma yazmalıyız ki, bağışlama rüzgârı silebilsin; ama biri bizim için iyi bir şey yaparsa taşa kazımalıyız ki, hiç bir rüzgâr silemesin”.