Maltepe Cezaevi’nin o devasa, paslı demir kapısı, sanki bir devin iniltisiyle ağır ağır yana açıldı. Aras Karadağ, elinde sadece bir naylon poşete sığdırılmış birkaç eşyasıyla o eşikten dışarı adım attığında, İstanbul’un gri gökyüzü yüzüne sert bir rüzgar gibi çarptı. Üzerindeki gri hırka omuzlarına geniş geliyordu; içeride yediği darbeler ve o bitmek bilmeyen uykusuz geceler Aras’ı fiziksel olarak zayıflatmıştı ama gözlerindeki o hırs, eskisinden bin kat daha parlak ve yıkıcıydı. Kapının önünde, siyah bir sedan aracın yanında tek başına bekleyen Gece’yi gördü. Gece, üzerinde siyah deri bir ceket ve yüzünde ayların yorgunluğunu taşıyan ama bir o kadar da sertleşmiş bir ifadeyle ona bakıyordu. Aras, Gece’ye doğru yürüdüğü her adımda, ayaklarının altındaki asfaltın özgürlük değil, yeni bi

