Camdan Kaleler

828 Kelimeler
​Galadan birkaç gün sonra, Aras bu kez kontrolü ele almıştı. Ancak bu, eski baskıcı kontrolü değil; Gece'ye "bak ne kadar değişim" demenin romantik bir yoluydu. Şehrin kaosundan uzakta, sadece deniz yoluyla ulaşılabilen, Aras'ın babasından kalma ama kimsenin bilmediği o sahil evinde bir akşam yemeği hazırlatmıştı. ​Hava serindi ama evin içindeki şömine ve loş ışıklar ortamı ısıtıyordu. Gece, üzerinde saten bir elbiseyle camın önünde dururken, Aras arkasından gelip kollarını onun beline doladı. Bu kez ne bir tehdit vardı ne de bir güç savaşı. Aras, başını Gece'nin omzuna koydu ve derin bir nefes aldı. ​"Burası dünyadan kaçtığım tek yer Gece," dedi Aras fısıltıyla. "Ve buraya ilk kez birini getirdim." ​Gece, Aras'ın kollarında arkasına yaslandı. Gözlerini kapattığında o sahil kasabasındaki huzuru yeniden hissediyordu. "Her şey çok yolunda görünüyor Aras. Sanki... sanki hiç canımız yanmamış gibi." ​Aras, Gece'yi kendine çevirdi. Gözlerindeki o derin, yakıcı tutkuyla ona baktı. "Canımız yandı Gece. Ama o yangın bizi bitirmedi, bizi bu ana hazırladı." ​Dudakları buluştuğunda, dışarıdaki fırtına eve sızamıyordu. Aras, Gece’yi kucağına alıp şöminenin önündeki geniş koltuğa götürdü. Her dokunuşları bir öncekinden daha derin, daha vazgeçilmezdi. Aras'ın parmakları Gece'nin teninde bir mühür gibi gezerken, Gece onun boynuna sarılmış, tüm dünyayı dışarıda bırakmıştı. Aras, Gece’nin saçlarına bir öpücük kondurdu. "Seni bu huzura hapsetmek için her şeyimi verebilirim Gece. Sadece sen ve b—" ​Cümlesi bitmedi. Bir anda evin içindeki o loş ışıklar, bir can çekişme gibi birkaç kez kırpıştı ve ardından derin, koyu bir karanlık odaya çöktü. Sadece şöminedeki can çekişen közlerin kızıllığı duvarlara vuruyordu. ​"Elektrikler mi kesildi?" diye sordu Gece, sesindeki huzur yerini anında bir gerginliğe bırakırken. ​Aras kaşlarını çattı, anında o eski, tetikteki haline bürünmüştü. "Burada jeneratör olması lazımdı. Otomatik devreye girmeliydi." ​Aras yavaşça ayağa kalktı. Tam o sırada, dışarıdan, evin ahşap zeminine vuran hızlı ama ağır adım sesleri duyuldu. Adımlar birinin evin etrafında seri bir şekilde döndüğünü haber veriyordu. Aras, Gece’ye "Burada kal," işareti yaparak sessizce kapıya yöneldi. Kolu tuttu, çevirdi. ​Kapı milim oynamadı. ​Aras, omzuyla kapıya yüklendi ama dışarıdan bir sürgüyle ya da ağır bir nesneyle kilitlendiği belliydi. "Kapı açılmıyor," dedi Aras, sesi buz gibiydi. ​O anda evin dışından gelen o uğursuz sesi duydular: Sıvı bir maddenin ahşap duvarlara fışkırtılma sesi. Keskin, geniz yakan bir koku evin aralıklarından içeri sızmaya başladı. ​"Benzin..." dedi Gece, dehşet içinde Aras’a bakarak. ​Dışarıda bir çakmağın o meşhur çıt sesi duyuldu. Ve hemen ardından, devasa bir parlamayla birlikte evin pencerelerinden içeri kızıl bir ışık doldu. Alevler, ahşap evi bir anda aç bir canavar gibi sarıvermişti. ​Yangının Ortasında ​Dışarıdaki o gizemli figürün hızla uzaklaşan ayak sesleri, alevlerin uğultusu arasında kayboldu. Ev, bir kibrit kutusu gibi yanmaya başlamıştı. Çatıdan gelen çıtırtılar, birazdan her şeyin çökeceğinin habercisiydi. ​"Aras, pencereler!" diye bağırdı Gece, öksürmeye başlayarak. ​Aras masanın üzerindeki ağır döküm şamdanı kaptı ve camlara vurdu. Ama camlar, Aras'ın babasının o meşhur güvenlik takıntısı yüzünden kurşun geçirmez ve kırılmaz cinstendi. "Lanet olsun, temperli cam! Kırılmıyor!" ​Duman, evin tavanından aşağıya doğru gri bir perde gibi iniyordu. Gece, yere çömeldi, tişörtünün yakasını ağzına kapattı. Gözleri yanıyor, ciğerleri isli havayla doluyordu. Aras, kapıya tekrar yüklendi, tüm gücüyle vurdu ama nafileydi; dışarıdaki her neyse, onları buraya canlı canlı gömmek için oraya çivilenmişti. ​Aras, Gece’nin yanına diz çöktü. Onu sıkıca göğsüne çekti. "Bana bak Gece, gözlerimin içine bak! Sakın pes etme. Buradan çıkacağız." ​Gece, dumanın arasından Aras’ın gözlerindeki o saf korkuyu ve kararlılığı gördü. Aras, kendi canından çok onun için endişeleniyordu. "Aras... nefes... alamıyorum," diye fısıldadı Gece. Bilinci yavaş yavaş bulanıyordu. ​Aras, odanın köşesindeki mutfak tezgahına doğru süründü. Elindeki şamdanla ahşap zemine tüm gücüyle vurmaya başladı. "Eski temeller... burası bir iskele üzerine kurulu! Zemini delmemiz lazım!" ​Alevler artık tavanı tamamen kaplamış, üzerlerine yanan ahşap parçaları düşmeye başlamıştı. Aras’ın elleri kan içindeydi ama o durmuyordu. Son bir darbeyle zemindeki tahtalardan biri kırıldı. Aşağıdan denizin soğuk, tuzlu kokusu dumanın arasından sızdı. ​"Gece, buraya gel!" Aras, Gece’yi kucaklayıp o dar delikten aşağıya, denizin karanlık sularına doğru bıraktı. Ardından kendisi de atladı. ​Suların Altında ​Soğuk su, ikisinin de ciğerlerine bir şok etkisi yarattı. Gece, suyun yüzeyine çıktığında arkasına baktı; tepelerindeki o huzur dolu ev şimdi devasa bir meşale gibi geceyi aydınlatıyordu. Aras, Gece’yi suyun üstünde tutmaya çalışırken, evin hemen ilerisindeki çalılıkların arasında bir karaltının onları izlediğini fark etti. ​O karaltı, bir an için alevlerin ışığında belirginleşti ve sonra ormanın derinliklerinde kayboldu. ​Aras, Gece’yi kıyıya, kayalıkların arasına çekti. İkisi de ıslak, titreyen ve duman isleri içinde kalmış halde birbirlerine sarıldılar. Ölümle burun buruna gelmek, aralarındaki o son mesafeyi de yok etmişti. ​"Kimdi o?" diye sordu Gece, sesi titreyerek. "Bizi kim öldürmek istedi?" ​Aras, Gece’nin ıslak saçlarını geriye itti ve yanan eve baktı. Gözlerinde, beş yıl önceki o sığınak gecesinden bile daha karanlık bir ifade vardı. "Bilmiyorum." Diyebildi sadece. ​İstanbul’un en güçlü adamı ve en hırslı kadını, o gece bir kayalığın üzerinde, yanan geçmişlerinin külleri altında, artık sadece birbirlerine sahip olduklarını anladılar. Oyun değişmişti. Artık mesele holdingler değil, sadece nefes almaktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE