Gece boyunca gözlerimi hiç kapatmadım.
Tavanın sabit ışığı, zihnimin içinde hiç kapanmayan bir pencere gibi asılıydı.
Uyumam gerektiğini biliyordum.
Ama “gerekenler”le “olanlar” arasında artık bir boşluk vardı.
İçimde hâlâ aynı cümle yankılanıyordu:
“Beni unuttun, Elif.”
Sadece bir rüya kalıntısı değildi bu.
Bu, geçmişimden sızan bir yankıydı.
Bir yerlerde bana ait olan, ama benden alınan bir parçanın sesi.
Bileğimdeki bant 06:00’da titreşti.
Panelde soğuk bir ses yankılandı:
“Rüya Temizleme – ZORUNLU.”
Kapı otomatik açıldı, ama ben hâlâ yataktaydım.
Kalkmak… sadece fiziksel bir eylem değildi artık.
Ayağa kalkmak, bu sisteme yeniden boyun eğmek demekti.
Yavaşça doğruldum, aynaya yürüdüm.
Yüz tanıma ekranı çalıştı ama… bir şeyler ters gitti.
Yüzüm doğrulandıktan sonra ekranda kısa bir gecikme oldu.
Sonra kırmızı bir uyarı belirdi:
“Davranış Deseni Uyumsuzluğu / İzleniyor.”
O an içime buz gibi bir dalga yayıldı.
Sistem fark etmişti.
Benim değiştiğimi, içsel devinimimi, o küçük kaymaları…
Ve şimdi artık yalnızca izlemiyordu.
Adımı bir dosyaya yazmaya başlamıştı.
Veri birimine gittiğimde içerisi her zamanki kadar sessizdi.
Arel yerindeydi.
Başını kaldırmadı, ama varlığı odayı dolduruyordu.
Görev listeme baktım.
Olağan görünüyordu:
“SEKTÖR 5-A / Arşiv Güncelleme – Dış İletişim Logları”
Ama gri bir satır dikkatimi çekti:
“IRK-4 / Dünya-Terra Geçiş Kayıtları – Şifreli”
Bu klasör, normalde benim erişimimde olmaması gereken türdendi.
Ama oradaydı.
Sanki özellikle bırakılmış gibiydi.
Ya da… bir tuzak?
Tıklamadım.
Ama panel kendi kendine bir ses dosyasını başlattı.
Kulaklığımdan gelen kısık bir sesle irkildim:
“Zihin aktivitesi yüksek. Elazar hâlâ tamamen sıfırlanmamış.
Doğrudan silme riski… yüksek.
Geri Gönderim protokolü önerilmeli.
Y-14 geçidi yeniden etkinleştirilebilir…”
Ses kesildi.
Kalbim boşluğa düştü.
Geri Gönderim.
Zihnimden geçen ilk düşünce:
“Beni geri göndermek istiyorlar.”
Tam o sırada Arel yerinden kalktı ve bana doğru yürüdü.
Ama bu kez yanımda durmadı.
Sessizce oturdu.
Sanki sistem onu izlemiyormuş gibi, sıradan bir hareketti.
Ama bakışları ağırdı.
— “Seninle ilgili bir dosya açıldı,” dedi ansızın.
Başımı kaldırdım.
— “Ne dosyası?”
— “Erişimim yok. Ama başlığını gördüm: KD–9: Geri Gönderim.”
Kalbim tekledi. Az önce duyduğum kelimeler bir kez daha tekrarlandı.
— “Bu… ne anlama geliyor?”
Arel bir süre sessiz kaldı, sonra kısık sesle yanıtladı:
— “Bilmiyorum. Ama bu sabah, yöneticilerden biri sistem dışı bir kanal kullandı. Ardından bu dosya açıldı.”
Derin bir nefes aldım.
Soru ağzımdan kendiliğinden döküldü:
— “Bu kanal… Dünya’ya mıydı?”
Arel gözlerini kaçırdı.
— “Bunu sorma.”
— “Ama sen biliyorsun.”
— “Biliyorum. Ve bunu bilmen… sana zarar verir.”
Sesi ilk kez çatladı.
Bu, onun da korktuğunu gösteriyordu.
Ve bu sessiz korku, sistemin gerçek gücünü anlatıyordu.
Yemekhaneye gittiğimde ortam steril, sessiz ve tanıdıktı.
Ama içeri sinmiş bir gerginlik vardı.
Elvan, Cem ve Derya aynı masadaydılar.
Arka masaya geçmek istemedim.
Zaten onları tanıyordum.
Elvan, sabahları veri salonuna yürürken hep dik yürürdü.
Ama o sabah, sırtı biraz daha yuvarlaktı.
Cem, sessizdi; ama dudak kenarındaki titreme yeni bir şeyler yaşandığını fısıldıyordu.
Derya, alışıldık alaycılığını kaybetmemiş gibiydi — ama bu defa gözlerinde bir karanlık vardı.
Derya yanına oturmam için yer açtı.
Teşekkür ettim, sessizce oturdum.
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Kaşık sesleri, havalandırmanın uğultusuna karıştı.
Sonunda Elvan başını kaldırmadan konuştu:
— “Y-12 kapatılmış.”
Cem başını eğdi.
— “Dün gece biri daha götürülmüş. Sıfırlama mı, yoksa kayıp mı… kimse bilmiyor.”
Derya, kaşığını havaya kaldırdı:
— “Yine sistemin sessiz cezalarından biri.”
Başımı çevirdim.
— “Neye göre seçiliyorlar?”
Derya bana bakmadan yanıtladı:
— “Ne düşündüğüne değil, ne düşündüğünü belli ettiğine bakıyorlar.”
Elvan başını eğdi, sonra yavaşça konuştu:
— “Sistemin merkez veri tabanında bazı kelimeler kara listeye alınmış. Bir tanesi dikkatimi çekti dün gece: ‘Bilinç’”
Cem’in kaşı havaya kalktı.
— “Yasaklı mı?”
— “Evet. Kullanımı ve kaydı izleniyor.”
Derya kahkaha atar gibi bir nefes verdi:
— “İronik değil mi? En çok bastırdıkları şeyi izliyorlar şimdi.”
Kaşığımı tabağa bıraktım.
— “Peki… bunun bizimle ne ilgisi var?”
Cem gözlerini kaçırdı.
Derya gözlerinin içine baktı:
— “Her şey. Çünkü düşünmeyi başlatan kelime, bilinçtir. Sonra soru gelir. Sonra isyan.”
Elvan sessizce başını eğdi.
— “Ve sonra… geri gönderim.”
Derya ekledi:
— “Yani… hatırlama ihtimali bile cezadır burada.”
Bir süre kimse konuşmadı.
Masada derin bir boşluk oluştu.
Ve o boşluk, hepimizi içine çekti.
O gece odama döndüğümde kapıyı iki kez kontrol ettim.
Işık loştu. Yatak yerli yerindeydi.
Ama ben değildim.
Yastığımın altındaki küçük notu elime aldım:
KD–9 / DEMİR
Onu her gördüğümde içimde bir kıpırtı yükseliyordu.
Sadece bir isim değildi artık.
Bir çağrıydı.
Tam o sırada duvarın içinden gelen boğuk bir ses duyuldu.
İki kişi konuşuyordu. Yine aynı sesler.
Veri temizliği işe yaramadı. Kod-9 sapması devam ediyor.”
— “Bilinç hâlâ direnç gösteriyor. D.A. kayıtları aktifleşmiş olabilir.”
— “Yeniden sıfırlama talebi gündeme alındı.”
— “Ancak problem şu… Elazar’ın hafızası tamamen sıfırlanmadıysa, geri yükleme riskli. Dünya’ya yeniden gönderilmesi gerekebilir.”
— “Eğer boşsa, bir daha uyandıramayız.”
— “O zaman Elazar değil… Elif ölür.”
—“Henüz emin değiller.”
—“Zihin aktif ama karışık. Boş olabilir.”
—“Riskli. Doğrudan sıfırlanırsa… tamamen kaybedilir.”
— “O zaman Dünya’ya geri gönderelim. Y–14 hattı açık. Gözlem yapılabilir.”
—“Ne zaman?”
— “Üç gün içinde.”
Nefesim kesildi.
Dünya.
Ben.
Üç gün.
Artık yalnızca izlenen biri değildim.
Geri döndürülmeye çalışılan biriydim.
Ve belki de… hatırlayan tek kişiydim.