4. Bölüm | Geriye Dönüş

1681 Kelimeler
Kapıyı içten kilitledim. Sanki kilit, beni dışarıdan değil de, içeriden gelecek bir şeyden koruyacaktı. Duvarların arkasında ses yoktu artık. Ama sessizlik, güvenli değildi. Tam tersine… daha tehlikeliydi. Gerçekten izleniyorsan, seni uyaran bir tıkırtı bile lüks sayılır. Sistem artık ses çıkarmıyordu. Demek ki her şey plan dâhilindeydi. Elimi notun üzerine koydum. “KD–9 / DEMİR” Parmak uçlarım, sanki kağıttan çok onun üzerinden geçen zamanı hissediyordu. Bu harfler, bir dosya başlığı değildi. Bir isimdi. Bir sesin, bir hatıranın yankısıydı. Gözlerimi kapattım. Hafızamın arkasında bir boşluk vardı, ama o boşluk gittikçe daralıyordu. Biri, ya da bir şey, o boşluğu doldurmaya başlamıştı. O ismin arkasında kim olduğunu bilmiyordum. Ama bedenim biliyordu. Kalbim, adını duyduğunda neden sızladığını çok iyi anlıyordu. Üç gün. Üç gün sonra “görev” bahanesiyle beni Dünya’ya göndereceklerdi. Ama bu bir görev değil, bir temizlemeydi. Açıkça “öldürmek” demiyorlardı belki ama “tam sıfırlama”nın ne anlama geldiğini artık biliyordum. Ben ölürsem, Elif Azra da sonsuza dek silinecekti. Ayağa kalktım, aynanın karşısına geçtim. “Beni unuttun, Elif.” Rüyada o sesi duymuştum. Ama o ses şimdi gerçeğe karışıyordu. Beni çağıran, elimden alınan geçmişimdi. Artık o geçmişe ulaşmam gerekiyordu. Ne pahasına olursa olsun. Sabah, saat 07:12. Rüya Temizleme protokolüne hâlâ katılmamıştım. Bu sistemin her şeyi kaydettiğini biliyordum. Her gecikme, her sapma not ediliyordu. Ama artık zamanı doğru kullanmalıydım. Ne yapacağımı bilmeden kendimi sokağa attım. İstikametim belli değildi ama ayaklarımın beni götürdüğü yere güvenmeye başladım. Sanki bir yer beni çağırıyordu. Koridorlarda yürürken fark ettim: bazı yüzler bana farklı bakıyordu artık. Sanki sistem içindeki kırılmamın kokusunu almışlardı. Arel görünürde yoktu. Belki de onun da planları vardı ama beni yalnız bırakması… içimde ince bir sızıya dönüşmüştü. Veri birimine gitmedim. Bu kez yolumu değiştirip başka bir katmana indim: Gözlem Merkezi. Oraya izinsiz girmek imkânsızdı ama sabah devriyesinden önce kısa bir süre açık kalırdı. Bu birkaç dakikalık boşluğu biliyordum. Belki hatırladığım bir şeydi. Belki içgüdümdü. Giriş kapısında durdum. Parmak izimi gösterdim. Erişim reddedildi. Ama kapının hemen yanında eski bir kablolama hattı vardı. Tozlu, neredeyse unutulmuş. Elimi uzattım. Daha dokunur dokunmaz ekran titreşti. Kısa bir cızırtı, ardından ekranda şu yazı belirdi: “Geçici Erişim / Elazar – Kod: Gölge Kanalı” Ne olduğunu bilmiyordum. Ama sistemin bile unuttuğu eski bir geçit bana açılmıştı. Belki de biri… bir zamanlar ben, kendime bu yolu bırakmıştım. Kapı sessizce açıldı. İçerisi karanlıktı. Gözlem Merkezi… Terra’nın beyni. Duvarlar boyunca dizilmiş panellerde, binlerce bireyin davranış kayıtları dönüyordu. Ama ekranlar tam olarak aktif değildi. Yalnızca bazıları yanıyordu. Özellikle bir tanesi: KD–9: Geri Gönderim / Risk Analizi başlıklı bir rapor akıyordu. Altında benim ismim vardı. Ama benim bildiğim ismim değil: Elif Azra. Donup kaldım. Demek gerçek kimliğimi sistem hatırlıyordu. Sadece görünür kılmıyordu. Ekranın alt köşesinde başka bir klasör daha yanıp sönüyordu: D.A. / Zihin Arşivleri / Kayıp Kodlar Baş parmağımı sensöre bastım. Ekran açıldı. Bir video kaydıydı. Görüntü açıldığında kendimi gördüm. Ama şu anki halim değildi. Daha gençtim. Belki 15… belki 16 yaşındaydım. Yanımda bir çocuk vardı. Kumral saçlı, gözleri yeşil. Konuşmuyordu. Ama bana bakıyordu. Uzun uzun. Birlikte bir duvarın dibine oturmuş, gizlice bir çantayı kurcalıyorduk. Çantanın içinden çıkan şey… bir kitap. Adı görünmüyordu ama kapağındaki sözcük netti: “Aşk.” Birden bir ses yankılandı videoda: — “Bunu burada tutamayız Elif. Bulurlarsa…” Sesin sahibini tanıyamadım. Ama gözlerim çocukta takılı kalmıştı. Demir. O oydu. İçimde bir şey kıpırdadı. Ben unutsam da bedenim unutmamıştı. Ekranı kapattım. Bir karar vermem gerekiyordu. Üç günüm yoktu artık. Belki de… sadece bu anım vardı. Harika. O zaman Terra: Yeniden Başlatılan Dünya – 4. Bölümün ikinci kısmıyla devam ediyorum. Burada Elazar, sistemin üst kademesinden biriyle yüzleşecek, ona Dünya’ya gönderilme “görevi” sunulacak. Elazar bu bahanenin sahte olduğunu sezmesine rağmen belli etmeyecek. Sahne geçişleri yumuşak, duygu geçişleri katmanlı ilerleyecek. ⸻ Bölüm 4 – Geriye Dönüş Yoksa (Devamı) Tam kapıdan çıkacaktım ki… bileğimdeki bant titredi. Bir mesaj geldi. “Yönetici-Üst Kademe Talebi – Anında Katılım Gerekli” Altında bir isim yoktu. Sadece sembol: ⨁ Bu sembolü daha önce hiç görmemiştim. Normalde yöneticilerin isimleri açık olurdu. Ama bu… gizli bir protokolün işaretiydi. Tereddüt etmeden kapıyı kapattım ve aşağı kata yöneldim. İniş boyunca sessizliği taşıdım. Bedenim yürüyor ama zihnim çoktan bir hesaplaşmanın içindeydi. Bu çağrı, tahmin ettiğim şeydi. Görev bahanesiyle verilecek karar. Sözde “önemli bir misyon.” Gerçekte… sıfırlamanın son aşaması. Kat – 17 Kapı otomatik açıldığında içeride yalnızca bir kişi vardı. Beyaz bir kıyafet giymişti. Üniformasız, rozet yok. Saçları griye çalıyordu ama yüzü sanki hiç yaşlanmamıştı. Gözlüklerinin ardındaki bakışlar, beni taradı. Sanki tüm kimliğimi… kelimelerime gerek kalmadan çözümlüyordu. Masaya otur dediler. Oturmadım. Söze o başladı: — “Elazar.” — “Buyrun.” — “Veri akışın son üç gündür düzensiz.” — “Evet. Rüya Temizleme’ye katılmadım.” — “Neden?” Ses tonunda yargı yoktu. Ama onun yargıya ihtiyacı da yoktu. Zaten kararı çoktan vermişti. — “Çünkü… artık bazı şeyleri unutmak istemiyorum.” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra başını eğdi. Bir klasör çıkardı. Masanın üzerine bıraktı. “Terra–Dünya / Geri Gönderim Görevi – Y14-338” İçimden geçen şeyleri susturmaya çalıştım. O ise sakince devam etti: — “Bir birey olarak sistemle uyumun sarsıldı. Bu farkındayız. Ama bu seni cezalandırmak için değil, bir şansı teklif etmek için buradayız.” Sahte bir merhamet. Kelimeler yumuşaktı ama alt metni keskindi. Bir şans dedikleri şey, bir sondu. — “Görev nedir?” Dosyayı açtı, bana göstermedi. — “Dünya’daki bazı verilerin güncellenmesi gerekiyor. Y14 geçidi üzerinden Dünya’ya gideceksin. Eski kodlarda kalan bazı fiziksel arşivlere erişim hakkın verildi.” Yutkundum. Bu kadar… kolay mıydı yani? — “Geri dönebilecek miyim?” Gözlüğünü çıkardı. Göz göze geldik. — “Bu… sürecin sonunda alınacak bir karar olacak.” Cevap buydu işte. Sadece bir “karar”. Ama o karar benim olmayacaktı. — “Ne zaman çıkış yapacağım?” Cevap kısa geldi. — “36 saat içinde.” Kalkıp kapıya yöneldim. Tam çıkarken arkamdan bir cümle geldi: — “Elif Azra’yı orada bulamazsın. Ama kendini… yeniden tanıyabilirsin.” Nefesim daraldı. Adımı… eski adımı… söyledi. Bu, bir tehditten çok bir uyarıydı. Koridorun sonuna geldiğimde ellerim titriyordu. Ama adımlarım sabitti. İlk defa, kendimi bir karara bu kadar yakın hissetmiştim. Bu Dünya’ya dönme meselesi… sadece bir yolculuk değildi. Bu, kim olduğumu hatırlayıp hatırlamama savaşıydı. Ve bu savaşı içimde bir yer… çoktan başlatmıştı. Akşam saatlerinde, odamın kapısı çaldı. Bu kez Arel değildi. Kapıda, tanımadığım biri duruyordu. Uzun boylu, solgun tenli, gözlerinde keskin bir dikkat. — “Merhaba. Ben Arin.” — “Ne istiyorsun?” Kısık sesle konuştu: — “Sana yardım edebilirim. Ama önce… kime güveneceğini bilmen gerekiyor.” Şaşırdım. Adını daha önce hiç duymamıştım. — “Sistemde misin?” Gülümsedi. Bu, yorgun bir gülümsemeydi. — “Evet. Ve hayır.” Cümleleri tanıdıktı. Tıpkı benim gibi… o da bu sistemin içinde bir kırılmaydı belki. — “Dün geceki sesleri duydun, değil mi?” dedi. — “Evet.” Bir adım yaklaştı. Elindeki küçük cihazı gösterdi. — “Sana ait olmayan ama sana bağlı bazı dosyalar var. Sistem onları gizliyor. Demir’e ait olanlar da dâhil. Bu cihazla… bazılarına erişebilirsin. Ama zamanın dar. Gönderilmeden önce karar vermelisin: sadece görevine mi gideceksin… yoksa hafızanı geri almaya mı?” O an Arin’in gözlerinde bir şey gördüm. Sadece bilgelik değil… geçmişin izleri. Bana çok benziyordu. Belki o da bir zamanlar gönderilmişti. Cihazı aldım. — “Neden yardım ediyorsun?” Cevabı çok kısaydı: — “Çünkü ben de bir zamanlar hatırlamıştım. Ve kimse bana yardım etmemişti.” Arin’in verdiği cihazı ellerimde döndürdüm. Hâlâ sıcak gibiydi. Sanki o da hafızam gibi… yeni bir şeyi uyandırmak üzereydi. Cihazı masamdaki eski bağlantı yuvasına taktım. Bir an için ekran karardı. Sonra yavaşça açıldı. D.A. / Arşiv / ELIF-DEMIR / YETIMHANE-KAYIT-7 Altında şu not vardı: “Kaydedildi: 9 yıl önce – Kamera dışı kayıt.” Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. “9 yıl önce” ifadesi… içimde bir duvarı parçaladı. O zamanlar çocuktuk. Ve sistem daha bize dokunmamıştı. Oynat tuşuna bastım. Sahne açıldığında… Bir sınıf köşesindeydik. Yetimhanenin o daracık müzik odası. Herkes dışarıdaydı, ama biz içeride kalmıştık. Demir’in gömleği düğmesizdi, saçları dağınık. Ben de biraz ağlamış gibiydim. Elimde bir kâğıt vardı. Kalemle üzerini karalayıp durmuşum. Demir sessizce yaklaştı, kâğıda baktı. — “Bu ne?” dedi. — “Yazamıyorum,” dedim. — “Neyi?” — “Kendimi. Beni tanımıyorum.” Bir süre sustu. Sonra yere oturdu, sırtını duvara yasladı. Gözleri tavana kaydı. — “Ben seni biraz tanıyorum.” Başımı çevirdim. — “Nereden?” — “Sabahları kahvaltı yaparken gözlerini hep sağa kaydırıyorsun. Bir şeyden kaçıyorsun gibi. Ama biri üzülüyorsa hemen yanına gidiyorsun. Ve biri sana seslenince, önce gözlerin doluyor. Sonra sesin titriyor. Bunları gördüm.” Yutkundum. Bir çocuk bunu nasıl böyle söylerdi? Demir, gözlerini bana çevirdi. — “Kendini yazamıyorsan… ben sana hatırlatırım.” Ekran bir anda karardı. Kayıt kesildi. Ama içimde bir şey açılmıştı. Söz. Ben birine bir söz vermiştim. Ve artık hatırlıyordum. Gece boyunca cihaz elimde kaldı. Ne uyuyabildim ne de oturabildim. Saat sabah 05:02’de bileğimdeki bant yine titreşti: “Y14 geçidine varış için hazırlan.” Üç kelime. Ve bu üç kelime… beni tamamen susturdu. Geçitten önceki son saatlerde kapım tekrar çaldı. Bu kez Arel’di. Elinde hiçbir cihaz yoktu. Kıyafeti sade, gözleri yorgundu. — “Hazır mısın?” dedi. Gülümsedim. — “Ne için?” O da gülümsedi. — “Her şey için.” Sustu bir süre. Sonra cebinden küçük bir şey çıkardı. Kırık bir bileklik. Ortasında belirsizleşmiş bir isim vardı. — “Bu, Dünya’dan kalma. Sana aitmiş. Geri alınmış.” Aldım. Parmak uçlarımda tanıdık bir sıcaklık vardı. Demek sistem, geçmişimi sadece hafızamdan değil, tenimden de söküp almıştı. — “Bunu nereden buldun?” diye sordum. Arel gözlerini kaçırdı. — “Sana yardım edemem. Ama zarar da vermem.” Aramızdaki sessizlik, sözlerden daha ağırdı. Onu bir daha görüp göremeyeceğimi bilmiyordum. Kapıya yönelmeden önce son kez baktım ona. — “Sistem kazanamayacak.” Başını eğdi. — “Ama sen… sakın kendine yenilme. Çünkü savaş orada başlıyor.” Kapı kapandığında, içimde her şey sustu. Y14 geçidi… İçeride her şey beyazdı. Duvarlar, zemin, ışık… Sanki ölüm gibi sessiz, doğum gibi bilinmez. Görevli göz teması kurmadan cihazı bana uzattı. Kimlik, geçit kodu, hedef koordinat. Ben hiçbirini onaylamadım. Sadece yürüdüm. Geçide girdiğimde, arkamda kalan her şey… bir anıya dönüştü. Ama bu kez… unutmayacağım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE