Şirkette oturmuş yeni bir firmayla yapacağımız anlaşmayı incelerken bir yandan da aklım sürekli küçük hırsızımdaydı. Akşam olanları düşündükçe yarıştığımız ekibi önceden tanıdığına daha çok inanıyordum. Çocuğun onu sanki her an tanıyacakmış gibi dikkatli bir şekilde bakması, onun çocuğun “tanışıyor muyuz” demesiyle gerilmesi aklımda dönüp dururken anlaşmadan bir bok anlayamayacağımı fark edip önümdeki dosyayı kapattım. Başımı ellerimin arasına alarak “kimsin Kedi dört yıldır yetmedi mi bu gizem” dedim. Şirkette amcam ile olan sorunlarım yetmezmiş gibi onun bu sır dolu yaşamını düşünmekten bunalmıştım. Ben düşüncelere dalmışken kapı birden açılıp Can içeri girerek “Ne haber mayk“ derken karşımdaki koltuğa yayıldı.
“Oğlum kapısız köyden mi geldin lan sen içeri girmeden kapı çalmak diye bir şey var bilir misin?”
“Ya oğlum sanki sekreterinle aşna fişnemi yapacaksın da kapıyı çalayım. Ne zaman gelsem somurtur bir vaziyette oturuyor oluyorsun. Hayırdır yine Kedi mi batırdı gemilerini.”
Kafamı sallayarak “akşamki grubu tanıyordu” dedim.
“Evet, bende fark ettim her zamankinden gergin ve garipti.“
“Ben dayanamıyorum artık Can onu seviyorum ama onun bu sırları beni bitiriyor.”Kendi halime kahkaha atarak “dört yıldır kim olduğunu bile bilmediğim birine aşığım“ dedim.
“Alp evet sırları olan birisi ama abicim bir nedeni var ki saklıyor. Sakın o sana anlatmadan öğrenmek için peşine düşme“
Can’ın kurduğu cümle beni şaşırtmadı. Adam beni tanıyordu. Bilmesi için aklımdan geçenleri dile getirmeme gerek yoktu.
“Onu beklersem hiç bir şey anlatacağı yok, akşamki sarışın kızla konuşmayı düşünüyorum bugün okuduğu okula gideceğim“
“Saçmalama Alp, Kedi böyle bir şey yaptığını öğrenirse tamamen bitirir ilişkinizi.“
“Komik olma, sanki bir ilişkimiz var da bitirecekmiş. Her seferinde bir adım ileri gidiyorsak on adım geri gidiyoruz.“ Konuşurken telefonum çalınca acaba küçük hırsızım mıdır diye düşünerek hemen telefona atıldım. Ama maalesef arayan hiçbir zaman o olmadı. Arayana baktığımda geçen yarıştığımız gruptaki Ceren denen kız olduğunu gördüm. Kız dört yüz dört gibi mübarek numaramı nerden bulduysa yarıştan beri bıkmadan arıyordu. Eski Alp olsam şimdiye kaşıntısını almıştım ama işte kalbim artık doluydu. Aramayı meşgule alarak tekrar Can’a döndüm.
“Beklediğin kişi değildi galiba.”
“Cenk’in ekibindeki kız yarıştan beri huzur vermedi.“
“Çaksana abicim o zaman, hem kafan dağılır. Madem kediden hayır yok diyorsun. Gerçi olurda öğrenir diye tırsıyordun değil mi?“ dedi pişmiş kelle gibi sırıtarak.
“Can siktir git abicim kendi işin bak Aslıyla bizden çok farklısınız sanki.“ dediğimde“Hahahaha siktirsem de sana vermem abicim seninki bana fazla“ diyor bide utanmadan. Bu çocuğun ayarı hiç yok arkadaş. “Hem Aslıyla bizim aramızda bir şey yok“ dediğinde“Tabi dün gece odandan gelen seslerde öyle diyordu zaten ah evet ah ahh evet evet“ akşamki bağrışlarını taklit ederek “kız gibi inliyordun lan“ dedim.
Pişmiş kelle gibi sırıtıp “biz birbirimizden ne istediğimizi biliyoruz oğlum, bizde sizin gibi kalpler devrede değil, ihtiyaç meselesi” dedi sonunda göz kırparak.
“Sen böyle düşünüyorsun ama dikkat et Aslı’nın kalbini kırma, ne kadar hayatı boşlamış görünse de duygusal biri.”
“Ben anlamam arkadaş ben onunla açık açık konuştum bilerek başladı bu işe duygularını karıştırırsa kendi kaybeder“
“Ben seni uyarıyım da sonra aranızdaki sorunları bize yansıtmayın.“
“Off bir kafa dağıtalım diye geldik karı gibi bır bır konuştun lan hiç çekilmiyorsun. Hadi ben kaçar geçen bir kızla tanışmıştım tam bir afet onu yemeğe davet ettim bugün“ diyerek geldiği gibi hızla gitti.
Doğruları söylemek Can’a yaramadı tabi. Ne zaman Aslı konusu açılsa hemen arkasına bakmadan kaçıyordu. Dili öyle konuşsa da Can da Aslı’ya karşı boş değildi ama aşık olmaktan korktuğu için Aslı’dan uzak duruyordu. Tabi bu benim düşüncem belki de gerçekten aralarındaki sadece ihtiyaç ilişkisidir. Can ile Aslı’nın aşk hayatını düşünmekten vazgeçerek kendi sırlarla dolu aşk hayatıma döndüm. Saate baktığımda öğle yemeği vaktinin geldiğini görerek yerimden kalktım. Gidip şu sarışını okulda görme zamanıydı.
Şirketin otogarına inip yeni aldığım 2015 model Corvette Z06’ya atlayarak şirketten çıktım. Arabanın ilk olarak gece mavisi metalik boyasına vurulmuştum. Bu makine tam bir efsaneydi. Yolda öyle bir ilerliyor ki ne kadar hız yaparsanız yapın fark etmiyorsunuz. Böyle bir araca ailemin ölürken bana bıraktığı yüklü miktardaki servet sayesinde sahip olabilmiştim. Ben daha üç yaşındayken ailem bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Onları hiç tanımasam da şuan sahip olduğum yaşam onların eseriydi. Beni amcam büyütmüştü ama ona da büyüttü demek doğru olmazdı. Aramız hiçbir zaman iyi olmamıştı. Üniversiteye kadar hep yatılı okullarda okumuştum. Amcam sadece ben para hesabımı anlayacak yaşa gelene kadar benim finansal işlerime bakmıştı.
Okudukları okul şehrin diğer ucundaydı. Bu yüzden Kedi’yi tanıyor olabileceklerinden şüpheliydim ama yine de merak beni onlara sürüklüyordu. Aklımdaki soru işaretlerinden kurtulmak için bir defa da olsa o kızla konuşmak istiyordum.
Okula geldiğimde öğle molasından dolayı nerdeyse bütün öğrencilerin bahçede olduğunu gördüm. Ne kadar kalabalık arkadaş, bunca kişinin arasında nerden bulacağım ben o kızı. Üstelik nerdeyse bütün kızlar onun gibi sarı. Keşke akşam telefonunu isteseydim. Hoş yanımda Kedi varken bunu yapmam imkânsızdı ya.
Benden biraz ilerde bana bakıp konuşan iki kıza doğru yaklaştım. Yanlarına gittiğimde “kızlar bu okulda okuyan sarı saçlı Esra diye bir kızı arıyorum tanıyor musunuz?“ dedim.
Kızlar haklı olarak soruma güldüler “etrafına bir bak istersen burada o özelliğe sahip bir sürü Esra bulabilirsin“ dedi kısa boylu olan. Diğeri ise “tabi bunların tek bir çıkış noktasını arıyorsan o ayrı, üzerindekilere bakılırsa büyük ihtimal sen ikoncanı arıyorsun“ dedi.
“Kusura bakma ama dediklerinden hiç bir şey anlamadım benim aradığım böyle biraz ufak tefek silikonlu dudakları olan bebek yüzlü bir kız“ dedim. Allah’ım tarife bak kendimi rezil ettikçe ediyorum.
İkisi birden kahkaha atıp “hah işte sen ikoncanı arıyorsun“ dediler.
“Peki, öyleyse nerde bulabilirim ben bu kızı.“
“Bahçedeki kafeteryanın arka kısmına doğru git, onların grubu genelde oralarda takılır“ dediklerinde teşekkür ederek yanlarından ayrıldım. Eğer doğru kişiyi tarif ettiysem kız okulda baya bir meşhur olmalı. Aslında Tolga ile konuşabilirdim ama kızın ağzından laf almak daha kolay gibi göründü.
Dedikleri alana geldiğimde etrafıma bakarak Esra’yı aradım. Biraz arkalara doğru baktığımda ilk olarak Tolga’yı fark ettim tahmin ettiğim gibi bir aradaydılar. Oda beni fark ederek yanındakilere beni göstermişti. Ben onlara doğru ilerlerken yanlarından geçtiğim masanın birindeki kızın masanın altında biriyle konuştuğunu gördüm. Masanın altında ne yaptıklarını merak etsem de işime odaklanarak Tolgalara doğru ilerledim. Hepsine selam verdiğimde Tolga da benimle selamlaşmak için ayağa kalkıp elini uzatarak “hayırdır ödül tahsilatını yapmaya mı geldin?“ dedi.
Elini sıkıp gülerek “tahsilatçı değilim merak etme. sizinle konuşmak için geldim oturabilir miyim?“ değimde Mert yan taraftan bir sandalye çekerek “gel bakalım ne konuşacaksın duyalım“ dedi.
Onun kinayeli sesine takılmadan, Esra ya bakarak “aslında ben Esra ile konuşacaktım ama madem hepinizi yakaladım size de sorabilirim” deyince meraklanan Esra “aaa ne oldu ki benimle ne konuşacaksın“ dedi.
“Dün gece olanlarla ilgili Kediye ne söyledin de o kadar sinirlendi.“
“Oofff gerçekten sorunlu bir kız o, bir şey demedim ki sadece bana tanıdık geldiğini söyledim öyle bir tepki vereceğini bilseydim konuşmazdım bile”.
Kafamı sallayarak “evet kimliği konusunda oldukça hassas” dedikten sonra Tolga’ya dönüp “sende onu tanımış gibiydin” dedim.
“Evet, tanıdık geldi ama emin değilim belki de birine benzetmişimdir” diyerek arkamda bir noktaya baktı.
Nereye baktığını merak ederek arkamı döndüğümde uzaklaşan iki kızdan başka bir şey göremedim. Tekrar önüme dönüp “nerden tanıdığınızı çıkaramıyorsunuz yani” dedim.
Bütün konuşma boyunca elleri göğsünde somurtarak duran çocuk “neden bunları bize soruyorsun” dedi. Çocuğun sezinin güzelliği bir garipti.
“Sadece nereden tanıyor olabileceğinizi merak ettim.”
“Ne yani dostum liderinizin kim olduğunu sizde mi bilmiyorsunuz” diyen Mert’e kafamı olumsuz anlamda sallayarak “hiç kimse bilmiyor” dedim.
“İyi de dün gördüğüm kadarıyla siz epey yakınsınız. sevgili değil misiniz?”
Tolga’nın sorduğu soruyla sessizliğime gömüldüm. Ben bunu bu adamlara nasıl açıklayabilirdim ki. Ne diyecektim, senelerdir bana adını bile söylemeyen bir kıza kör kütük aşığım ama onun umurun da bile değilim mi?
“Onun sırları yüzüne aramızda bir şey olmuyor” diyerek kısa kestiğimde “Ayy yazık sana yaaa sende böyle peşinden ajanlığa mı başladın kıyamam” dedi ikizler.
Onların acıma dolu sözleri beni sinir ederken daha fazla orada vakit kaybetmek istemeyerek ayağa kalkıp “neyse arkadaşlar bu benim kartım eğer bir şey hatırlarsanız beni arayın” dedim kartımı uzatarak.
Kartı alan Tolga “tamam ama sanmıyorum, yüzünü net göremediğimiz için tanımamız imkansız” dedi.
Aklıma gelen fikirle heyecanlanmıştım, acaba Kedi’nin maskesiz halini çeksem tanırlar mı? “Peki, size maskesiz fotoğrafını getirsem” dediğimde Esra heyecanla atılarak “maskesiz fotoğrafı var mı? Lütfen göstersene çok merak ediyorum” dedi.
“Şuan için yok ama belki çekebilirim.”
Tolga dikkatle bana bakarak “böyle bir şey yapmak istediğinden emin misin? Eğer ortaya çıkarsa bence aranızdaki bütün bağ kopar” dedi.
“Haklı olduğunu biliyorum ama artık kim olduğunu öğrenmezsem kafayı yiyeceğim.”
“Bence yinede iyi düşün”
“Neyse benim artık gitmem lazım hoşça kalın” diyerek yanlarından ayrıldım.
Arabaya biner binmez yaptığımdan pişman olmuştum. Alnımı direksiyona yaslayıp kendi kendime saydırdıktan sonra motoru çalıştırıp okuldan ayrıldım.
Bir ipucu yakaladığım sanarak geldiğim yolu elim bomboş bir şekilde geri dönerken bir kez daha aklıma küfür ettim. Buraya gelirken aklımdan ne geçiyordu ben bile bilmiyordum. Tolga bile yaptığımın sonucunu kestirebilirken ben neden böyle bir işe kalkışmıştım.
Şirkete geldikten sonra sekreterimden amcamın beni beklediğini öğrendiğimde odasına doğru gittim.
Allah bilir yine kafamı nelerle ütüleyecekti. Kapısını çalıp içerden gel sesini duyunca içeri girdim. Beni görmesiyle “Oooo Alp Bey hoş geldiniz şirketin yolunu bulabildiğiniz sayılı günlerde de ortadan kayboluyorsunuz” dedi.
“Amca öğle arasında dışarı çıktım, yoksa artık öğle yemeğine de çıkarmıyorsun çalışanları” dediğimde “Ne haddime Alp Bey siz bu şirketin sahibisiniz size karışabilir miyiz?” dedi.
İğneleyici laflarından sıkılarak “beni niye çağırttın” diye sordum.
“Yeni yapacağımız anlaşmayı inceledin mi?”
“Daha vaktim olmadı şimdi ona bakmaya gidiyordum bende.”
“Aman efendim zahmet olacak, siz bakmayın biz yerinize inceledik karşı tarafla toplantı bile ayarladık.”
“O zaman beni neden çağırıyorsun amca her şey yolundaysa.”
“Çünkü toplantı akşam yemeği şeklinde olacak iki şirketin daha iyi anlaşabilmesi için ailelerde katılıyor.”
“Peki, katılalım bakalım ne zaman bu toplantı Canlar da geliyor mu?”
“Önümüzdeki hafta, evet onlarda katılacak senden ricam o gece sokak yarışlarını bahane ederek ortadan kaybolmaman. Artık ben yaşlandım yakında bu şirketi tamamen sen yöneteceksin. Saçma sapan yarışlara katılıp hayatını tehlikeye atacağına işlerine yönel.” Diyerek her zamanki vaazını vermeye başlamıştı amcam.
“Amca ben ne istersem onu yaparım, buna artık alış. Eğer emekli olmak istiyorsan ayrılabilirsin Yavuz amcalar ile ben idare ederiz şirketi merak etme.”
Sözlerime anında sinirlenerek kıpkırmızı olurken “sen daha kendini idare edemiyorsun be şirket idare edecekmiş” diye bağırmaya başladığında “amca hadi eyvallah diyeceklerin bitti galiba ben odamdayım” dedikten sonra yanından ayrıldım.
Adama gidip kapımı çarparak kapattıktan sonra masama geldiğimde bugün yaşadığım gerilim ve hiçbir şey öğrenememenin üstüme bıraktığı hayal kırıklığıyla masanın üstündeki her şeyi iki elimle yere fırlattım. Kapımın çalınmadan açılmasıyla geleni bilmek için bakmama gerek yoktu. Can yerdeki eşyalara bakarak “günün pek neşeli geçmiş anlaşılan” dediğinde ters ters ona bakarak “Can git başımdan” dedim.
“Ayrıntıları öğrenmeden bir yere gitmem, aslanımı kim kükretti bu kadar anlat bakalım.”
Masamın önündeki koltuğa geçip uzanarak okula gidip Tolgalarla konuşmalarımı anlattım bitirdiğimde Can’ın oldukça sessiz kalması hayra alamet olmadığı için “çok kötü bir şey yaptım değil mi?” dedim.
Ciddi bir şekilde gözlerime bakıp “bana sorarsan hiç iyi yapmamışsın, tamam Kedi bizden hayatını saklıyor ama yinede bir şey olsa en çok güvendiğimiz kişi o. Hayatını gizlemek dışında bize hiçbir yanlışı olmadı, bunu biliyorsun. Üstelik o da bize herkesten çok güvenir. Eğer öğrenirse sana olan güveni sarsılır Alp” dedi.
Yaptığım hatanın suçluluk duygusu içimde çığ gibi büyürken, onu bir daha göremeyeceğimi düşünmek kalbimin sıkışmasına neden oldu. Sanırım başından beri yanlış olduğunu düşündüğüm işe hiç kalkışmamalıydım.