VEDA

1417 Kelimeler
O günden bu yana neredeyse bir hafta geçmişti. Gözlerim her okula gittiğimde o kızı arıyordu. Çoktan yıkıntılar içerisinde kaybolduğuna emindim ama içimden bir ses o kızın gerçekten çok ama çok güçlü olduğunu, bu yıkıntılardan bu okula inat çıkabileceğini fısıldıyordu. Bu fısıltılara rağmen onu okulda bir kere bile görmemiştim. Benden daha berbat durumda olan bir kişi daha vardı. O da Bora Yılmaz’dı. Bora’yı ilk defa bu kadar çaresiz görüyordum. Bu kıza karşı hissettiklerinin gerçek olduğuna inanmaya başlamıştım. Yoksa Bora’nın herhangi bir kız yüzünden bu durumda olması imkânsızdı. Fakat bu durumda olmak da tam anlamıyla onun hatasıydı. Kantindeydim ve yanıma gelen iki kız mezuniyet tezim için beraber çalışmak zorunda kaldığım kızlardı. Bu kızlar da iyi kızlardı ve tek dertleri bir an önce bu lanet olasıca okulu bitirip, bir iş bulmak ve hayata atılmaktı. Bunun için kızlara iyi davranıyor, zor durumda kalmamaları adına sorumluluklarımı yerine getirmeye çabalıyordum. Yine aynı toplantılardan birinde yanımdan geçen Bora’ya gülümseyerek “Çok az kaldı geliyorum” diye seslendim.  Buna karşılık kızlardan bir ilk defa gözlerimin içine bakarak konuşmaya başladı: “Hande yanlış anlama ama iyi birisin. Gerçekten sorumluluklarını biliyorsun. Bu gruba geldiğinde endişelerim vardı. Bizi yarı yolda bırakacağını, hatta tüm ödevi bize yaptıracağını düşünüyordum. Fakat anlamadığım neden seni küçük düşüren bu adamla berabersin. Bora resmen üzerinde kuru kafa olan tehlikelidir bölgesi gibi. Ona dokunanın ölüm riski var,” diye söylediğinde her ne kadar kızın söylediklerinde haklı olmasına karşılık kahkaha atmak istesem de sadece gülümseyebildim. “Bazen görülen şeyler tamda görüldüğü gibi değildir. Yanlış veya yalandır ama senin gördüğün şekilde değildir. Olması gerektiği gibidir. Kısacası Bora’nın ne yaptığı umurumda değil. Onun benim yanımda olması gerekiyor; bu okuldaki tüm kızların da ondan uzak durması. Tıpkı Azra denen o kızın uzak durması gerektiği gibi… Ben de çok güvenilir bir kız değilim. Hatta Bora’dan daha da tehlikeliyim,” dediğimde kızın suratı düştü. “Her ne olursa olsun Azra’yı unutamıyorum. Gerçekten mükemmel bir kız bu pisliğin...” dedi gözlerime bakarak. “Kusura bakma ama öyle onun gibi birinin bu davranışını, bu rezilliği hak etmiyordu,” dediğinde ise içimin acımasına engel olamamıştım. Kız haklıydı. Kesinlikle hak etmiyordu. Bu durumu aşması için buradaki tüm pisliklere meydan okurcasına buraya dönmesi gerekiyordu. Fakat sevgilisinin yattığı kıza acıyan biri olarak görünmek tüm planı altüst edebilirdi. İhtimaller dâhilinde ona cevap vermeyi seçtim. “Muhtemelen hak etmiyordur ama aptallık da bir meziyettir. Hayatının aptallığını yaptığını kabul etmeli ve yoluna devam etmeli.” Söylediklerimin etkisini görebiliyordum. Gülümseyerek konuyu değiştirdim. “Hadi bu kadar dedikodu yeter. Önce kütüphaneye, sonrasında ise Hasan amcamın holdingine onunla röportaj için gitmeliyiz. Fazla vakti olmadığını söylemişti. Bizim de çok vaktimiz kalmadı. Bu işi bir an önce bitirmeliyiz,” diye söylediğimde kızların sevinç çığlıkları kantini doldurmaya ve dikkatleri üzerimize çekmeye yetmişti. Daha fazla dikkat çekmemek adına masadan kalktık ve yürümeye başladık. Tam okulun kütüphaneye gitmek adına çıkışına adım attığımda karşımda beliren kişi ile donup kaldım. Yaşadıklarının büyüklüğü ile tamamen rengi solmuş, muhtemelen bu kadar zaman boyunca hıçkırıklara boğulmanın vermiş olduğu göz şişkinliği ve kızarıklığının kendini belli ettiği bir adet Azra. O kadar yıkık ve dokunsan ağlarım modundaydı ki içimdeki kız, şefkat kollarını açmış bir halde bekliyordu ve ona sarılmak istiyordu. Masumane güzelliği vardı. Fakat bu masumluk onun canını fazlasıyla yakmış, daha fazlası içinde kapıda bekliyordu. Bu kapıdan beni devirerek geçerse kendine güveni artar ve herkese gereken dersi verebilir, Bora’yı umursamadan yoluna devam edebilirdi. Ona sarılmak ve acısını her ne kadar dindirmek istesem de yapamazdım. Hala dik duruyor, yaralı ama sert bakıyordu. Bu duruşa sadece saygıyla eğilebilirdim. Fakat önce benimle karşılaşırsa okuldaki tüm sürtükleri alt ederdi. Ona küçük bir laf atmayla bana sarf ettiği kelimeleri bunu kanıtlamıştı. Resmen ağzımın payını bir çırpıda vermiş ve beni ardında bırakıp yoluna devam etmişti. Bu duruma sırıtmadan edememiştim. Ardından bakmak adına döndüğümde tam arkamda duran ve Azra ile acı bakışmasına şahit olduğum Bora ile olduğum yerde donup kaldım. Bakışlarında acı, pişmanlık vardı. O derin acı ile yüzleşirken kalbimin acıdığını hissettim. Defne’yi yıllarca sevdiğini ve ona taptığını söyleyen adam onun o iğrençliğinde bile İpek için acı çekmişti. Onun o yaptığında bile gözlerinde bu denli bir acı görmemiştim. Bora Yılmaz bu kıza gerçekten âşıktı. Hem de sırılsıklam ve dibine kadar... Kalbi pişmanlıkla kavruluyordu. Bakışları ile Azra’ya neredeyse yalvarıyor ama kelimeler ağzından çıkmıyordu. Sadece arkalarından onları izliyordum. O geceden bir hafta sonra Kerem ile karşılaşsaydım bu kadarını bile başaramazdım. Benim elimde hatırlamadığımı düşündüğüm bir gece vardı ve bu beni güçlü kılıyordu. Azra ve Bora ikilisinde durum farklıydı. Her ikisi de o geceyi hatırlıyordu. Azra daha fazla Bora’nın pişmanlık bakışları karşısında nefretle duramadı ve çekip gitmeyi tercih ederek onu da ardında bırakıp okulun içinde gözden kayboldu. Anında Bora ile göz göze geldim. Pişmanlığı, seni geberteceğim bakışlarına dönerken yavaş adımlarla ona yaklaşıp, onunla burun buruna gelecek şekilde durdum. Sanırım hatta kesinlikle şu anda beni tokatlama isteğini bastırmaya çabalıyordu. Bu duruma aldırış etmeden alaycı bir ses tonuyla “Onu sevip sevmediğini bir kez daha düşün yakışıklı. Şayet senden daha tehlikeli bakıyordu.” dediğimde Bora dişlerini kırarcasına sıktı. Bunu kasılan çenesinden anlayabiliyordum. “Onu seviyorum Hande.” Bu karşılık bende kahkaha atma isteği uyandırdı. Komikti. “İzlemesi gerçekten zevkli olacak Bora,” dedim ve arkamı döndüğümde okulun bitmesine en fazla iki ay vardı. Bu iki ay içerisinde bu film her yöne kayabilirdi. Ama o kızın bakışlarında gördüğüm nefret kesinlikle dinmeyecek, Bora’nın canını da yakmadan geçmeyecekti. ♥ ♥ ♥ Zamanın ilerlemekten başka işi yoktu. Sadece bizler için yaşaması çok zor geliyordu. Çünkü zaman yanında kötülüğü de getiriyordu iyilerin canını yakmak için... Dakikalar günlere, günler haftalara, haftalar aylara dönerken koskoca bir yıl daha son bulmuştu hayatın içinde. Tüm yaşanılanlar ise geride kalmayı başarmıştı. Acılar, mutluluklar, özlemler... Okulun son gününü yaşamak da can kırıklıklarını geri plana atıyordu. Ama ben biliyordum. Bundan sonra daha sert virajların olacağı, çetrefilli bir yolculuk beni bekliyordu. Babam, yüksek lisansımı Amerika’da yapmamı istiyordu. Gerekli işlemleri de başlatmış ve vakit kaybetmeden gitmem için elinden geleni ardına koymuyordu. Bu benim içinde fazlasıyla gerekliydi. Burada Bora ile birlikte yıllarca sevgili rolü yapsak da Defne’nin ortaya çıkmaya niyeti yoktu. Bunun bir numara olduğunun bilincinde olmalıydı. Dolayısıyla bu gereksiz çabaya bir son vermeliydik. Hem artık okulda bitmiş ve herkes kendi yolunu seçmişti. Bora da Amerika’ya gidecekti fakat birbirimize çok uzak olacaktık. Aynı kıtada görüşmek istemeyeceğimize emindim. Hem kalbindeki acıyı fazlasıyla büyütmüştü. Azra ondan fazlasıyla nefret ediyordu. Hayatının sonuna kadar bu nefreti aşmak adına uğraşsa da başarılı olmayacağı kesindi. Belki yolların ayrılması, birbirimizden uzaklaşmamız her ikimiz içinde iyi olurdu. İkimiz de çok yıpranmıştık. Acı her zerremize işlemişti. Uzun bir süre birbirimizi görmemek, belki de acılarımızın biraz olsun hafiflemesini sağlayacaktı. Hem olurda bir gün karşı karşıya geldiğimizde belki eski arkadaşlığımızı da bulma şansımız olurdu. Çünkü biz İpek hayatta olduğu zamanlarda gerçekten iyi arkadaştık. ♥ ♥ ♥ “İyi bir veda konuşması olsun Bora Yılmaz. Gittiğim her yerde hatırlamak istiyorum. Özellikle Kaliforniya sokaklarında... Hatta tanıştığım her erkek için bana bir öğüdün olsun fazla işime yarayacağından eminim. Sakın New York’tan çıkıp bana abilik taslamaya yanıma gelme! Gölgen olmadan yaşamak istiyorum,” dediğimde bana sırıtarak bakan Bora gülümseyerek tam bir şefkat gösterisinde bulundu. “Gel buraya Sarışın” deyip beni kendine çekti ve bana sıkıca sarıldı. Onu özleyecektim. Üzerinden yıllar geçse de onun bu gerçek abi sıcaklığını hayatımın her evresinde özleyecektim. Birçok hata yapmıştık ve bir gün nasıl olsa doğrularla karşılaşacaktık. Bora benden aylar sonra Amerika’ya gidecekti. O arada sanırım babasının şirketinde kısa bir süre çalışması gerekiyordu. Bu onun için iyi bir fırsattı bence. Defne yüzünde bozulan aile bağlarını bu vesile ile düzeltmiş olurdu. Bora’ya sarıldığım anda kulağına “O kızın seni hayatının sonuna kadar affetmemesini diliyorum. Fazlasıyla sürünmeyi hak ediyorsun yakışıklı züppe,” dediğimde kahkaha atan Bora gözlerindeki acı bakışı takındı. “Bu dileğin kabul olacaktır. Hande ben de dilerim ki birine âşık ol. İliklerine kadar hisset ve seni bu hale sokan o serserinin bir gün adını bana bahşet! Ben de onun gerçekten ağzını burnunu kırayım. Çok duygusal bir kızdın. Seni bu hale getirdiği için onu öldürebilirim,” deyince sırıttım. O kişinin yılların arkadaşlığı olduğunu, neredeyse ayda bir konuştuğunu bilseydi... Çıkacak katliamı tahmin dahi edemiyordum. Ona bir kez daha sarıldım ve hızla giriş yapmak üzere güvenliğe pasaport ve biletimi gösterdim. Anons yapılmaya ve ben de yetişmek için koşmaya başlamıştım. Hızla gittiğim uçak kapısından biletimi ve pasaportumu göstererek geçip uçağa yerleştim. Uçak kalkış pistine yaklaştığında kapadım gözlerimi. Hızlanışıyla birlikte içimdeki duyguları bırakmaya hazırlandım ve uçak kalktığı anda tüm acılarımı, yıkılışlarımı ve kahırlarımı saldım. Yeni bir hayat vardı önümde, yeni bir okul, yeni bir çevre, yeni bir yaşam... Birçok yeni hayatıma girecek ve bana birçok deneyimim kazandıracaktı. Aşk ve kardeşlik her zaman eksik olsa da... Yine de hayata tutunmam için birçok nedenim olabilirdi. “Hoşça kal İstanbul!” dedim gözlerimi yavaş yavaş açarken. “Hoşça kal!”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE