YİĞİT'İN GAZABI

1354 Kelimeler
Bora bana sanki delirmişim gibi bakıyordu. Kesinlikle bir açıklama bekliyordu ve onun anlayacağı şekilde konuşmaya başlayarak, “O sürtük seni psikopatlık derecesinde seviyor. Canını yakmak istiyorum. Hangi cehenneme gittiyse seni mutlaka takip ediyordur. Gittiği o cehennemde kudurmasını, canının acımasını, delirmesini, istiyorum. Kendini kontrol edemeyip, çıkıp gelmesini,” dediğim de gözleri öfkeden karardı. “Bunun işe yarayacağına emin misin?” diye sordu. Emin değildim ama Defne hastaydı. Bora Yılmaz için intihar etmeye kalktıysa, kaybettiğini gördüğünde mutlaka geri gelirdi. Gelmese de acıdan kıvranacaktı. Denemeden bilemezdik. Onun için rahat bir tavırla “Babası onu hangi cehenneme soktuysa kesinlikle bulamayız. Hata yapıp çıkmasını beklemek yersiz. Sana olan sevgisi belli benden nefret ediyor. Bir yerlerden çıkacağı ve hırsından hata yapacağı kesin.” Gözleri hırstan kararan Bora “O gün Kerem yerine ben gelmeliydim peşinden,” diye söylendi. Sonuç olarak kabul ederek kalktı masadan. Herkes sevgili olduğumuzu sanacaktı. Aynı evde yaşayacak ve herkesi birlikteliğimize inandıracaktık. Defne’nin kesinlikle bir yerlerde muhbiri olduğunu biliyorduk. Bora ile benim birlikte olmamızı hazmedemeyecek, mutlaka ortaya çıkacaktı ve kesinlikle bu sefer işim yarım kalmayacaktı. 1 yıl sonra Bu sene okulun son senesiydi. İpek ile hayalimiz deki gibi okulun son senesi gelmişti. Üstelik ilk yarısını da bitirmiştik. Zor bir yıldı. Hem Bora hem de benim için çok ama çok zor bir yıldı. Bora iyice çığırından çıkmış ve tabir yerindeyse tam bir piç olmuştu. Can pisliğini bir şey öğrenebilme ve kaybedenin sadece Defne olduğunu göstermek adına eskisi gibi yanımızda tutuyorduk. O yanımızda olduğu sürece mutlaka Defne ile irtibata geçecekti ve o sürtük eninde sonunda hata yapacaktı. Kerem’i cenazeden sonra hiçbir şekilde görmemiştim. Gidişinin üstünden bir yıl geçmiş olmasına rağmen hiç gelmemiş, geldiyse de kendini göstermemişti. Böylesi daha güzeldi. Onu görmemek kesinlikle ruhuma iyi geliyordu. Okulun sıkıcı havasından kurtulup, kendimi Bora’nın evine atmak için yola koyuldum. Yine geceyi okuldan veya bardan bulduğu bir sürtük ile geçirmiş olmalı ki akşam “Kırmızı gün, kimse duymayacak,” diye mesaj atmıştı. Bu mesaj; bu gece evde romantizm, seks ve sabahında kavga var demekti. Romantizm ve cinsellik Bora’ya, kavga ise bana aitti. Yani kızın gözü tarafımdan korkutuluyor ağzı ise hiçbir yerde boş yere açılmıyordu. Bu hem zevkli hem de sıkıcı bir durumdu. Tabii ki Bora ile gerçek bir sevgili olmadığımızdan, yatak odalarımıza karışmıyorduk. Her hafta kırmızı gecesi iki üç kere tekrarlandığından kavga etmek fazlasıyla zor oluyordu. Bora’nın kapısında durdurduğum arabamdan derin bir nefes alarak indim. Evet, şimdi sahnenin en güzel yeriydi. Kız, Bora’nın onu sevdiğini söyleyecek; Bora “Hande göründüğü gibi değil, çok sarhoştum,” diyecek; kız ağlamaya başlayacak ve bende kıza “Erkek arkadaşımın tek gecelik hatasısın. Bunu bir kişiden duyarsam tüm okula kaşarlığını yayarım,” diye göz korkusu vereceğim ve kız koşar adım evden çıkıp gidecekti. Şeytani sırıtmam yüzüme yayıldığı anda kapıdan fırlarcasına çıkan bir kızla olduğum yerde sabitlendim. Kız hızlı çıkışın ardından olduğu yerde durdu ve aldığı kesik kesik hızlı nefesin canını acıttığını belli edercesine öne doğru eğilip, ellerini dizlerine yerleştirerek destek almaya çalıştı. Gözlerim hızla kızı tararken üzerindekileri inceledim. Mavi bir kot, beyaz bir tişört ve okullu olduğunu onaylatan bir sırt çantası... Spor ayakkabıları da gerçekten sıradan bir kız olduğunu gösteriyordu. Bu kız herhangi bir sürtüğe benzemiyordu. Olduğu yerde doğrulup, gözlerini biraz önce çıktığı binanın üst katlarına diktiğinde kızın masumluğu karşısında resmen donup kalmıştım. Kız duyamadığım bir şeyler mırıldandı ve cümlesi biter bitmez hızla koşarak oradan uzaklaştı. Onun ardından sadece bakakalmıştım. Toparlanmam biraz zaman alsa da neler olabileceği konusunda aklıma düşünceler akın etmiş ve “Bora...” diye hırlayarak hızla içeriye girmiştim. Kapının önüne geldiğimde kapının hafif aralık bırakıldığını gördüm ve sessizce içeriye girdiğimde Bora’nın köpürürcesine telefonda bağırması doldu kulaklarıma. Arkası bana dönük olduğundan beni görmüyordu. Burada olduğumun farkında bile değildi. “Can kimse bilmeyecek, kızı tavlayamadığımı gecenin yaşanmadığını düşünecekler. Kimse bilmeyecek, anladın mı? Bilenleri de bir şey yap ve sustur,” dediğinde ortalıkta fena halde kokan ve daha da kokmaya başlayacak bir pisliğin olduğunu anlamış oldum. Bora telefonu kapatıp “Geri zekâlı Bora,” diye kendi kendine söylendiğinde araya girdim. “Bak onda haklılık payın var.” Bora, hızla bana döndüğünde gözlerim bedenini taradı. Üzerinde sadece beline doladığı bir havlu vardı. Çocukluk arkadaşım olmasaydı bu beden benim bile aklımı başımdan alabilirdi. Ellerimi göğsümde birleştirdim ve sırıtarak “Kızın canını nasıl yaktın ya da ne yaptın da kimse bilmeyecek?” diye sordum. Bora beklemediğim bir sinirle “Hande hiç sırası değil!” diye hırladı. Sonrasında ise muhtemelen üzerine bir şey giymek adına giyinme odasına girdi. O giyinme odasına girdikten sonra bende bulunduğum odada göz gezdirdim. Akşam çok güzel bir ortamın yaşandığı kesindi. Burası anlaşılırdı ama Bora’nın hızla üzerini giyme çabasını görünce ters giden bir şeylerin olduğunu anladım. Bora tam tişörtünü giydiği esnada yatakta gördüğüm kan lekesi ile beynimin durmasına neden oldu. Beynim “Hayır, bunu yapmış olamaz,” diye haykırırken, gözlerim gördüğü gerçeklik karşısında kocaman oldu. Şaşkın çıkan sesimle “Lanet olsun, Bora bunu yapmış olamazsın,” diye haykırdım. Bora bir an donup kalırken, gözlerimi takip edip acı bir nefes verdi. “Kahretsin bana ki yaptım Hande,” dedi ve hızla kapıdan çıktı. Buna inanamıyordum. Dışarıda gördüğüm kız... Ona ne söylemişti de en özel gecesini bir çırpıda alabilmişti. Almakla kalmamış iğrenç bir şekilde resmen çalmıştı. O iğrenç yerde durmamak adına hızla bende peşinden çıktım. Bora çoktan arabasına binmiş ve muhtemelen okula gitmek için hareket etmişti. Hareket etmek mi? Uçmuştu demek daha mantıklıydı. Hızla arabama binip bende okula doğru hızla sürmeye başladım. Neredeyse yarım saatte okulun bahçesine yaklaşmış, hatta Bora çoktan acı bir frenle durmuştu. Arabanın içinden fırlarcasına çıkarken gözlerinin hiçbir şeyi görmemesi, bu durumun istenmeden yaşandığının bir göstergesiydi. Kızın nerede olduğunu öğrenmek için kesin birilerine bakacaktı. Öğle saati olduğundan tüm sınıflar boştu. Bunu anlayan Bora adımlarını kantine yönlendirdi. Tam kantin kapısından içeriye bir adım atmıştı ki savrulan yumruk eşliğinde yere yığıldı. Onu bu denli bir yumrukla yere serene baktığım da öfkesinden delirmiş bir adet Yiğit Ertürk ile karşılaştım. Yiğit’in öfkesi gözlerinden okunuyordu. Hırsla Bora’yı yerden kaldırırken “Seni şımarık piç kurusu...” diye hırladı ve bir öncekinden daha sert olduğuna inandığım bir yumruk daha savurdu. Bu yumruk ile Bora birkaç sandalyeyle sarmaş dolaş bir şekilde yere savrulurken gözlerim resmen parlıyordu. İyi ki Yiğit vardı. Tamda içimden geçtiği şekilde onu dövüyordu. Ben bu düşüncelerde zevk alırken, Yiğit ikinci kez Bora’yı kaldırıp onunla burun buruna geldi. “Sana namus kavramını öğretmediler mi? Bunu nasıl yaparsın? Bu lanet olasıca pisliğe nasıl bulaşırsın?” diye bağırırken, Bora’nın kendini korumak adına hiçbir şey yapmadığını fark ettim. Yiğit onu omuzlarından tutup tekrar kaldırdığında Bora artık gerçekten tükenmişti. Sesi yaralı geliyordu. “Âşık oldum. Bırakmayacaktım. Telefon konuşmasında bu iğrençliği engellemeye çabalıyordum. O piç kurusuna ‘Söyleme!’ demiştim,” diye söylendiğinde duraksayan Yiğit, dişlerini sertçe sıkıp attığı tüm yumruklardan daha sert bir yumruk savurdu. “Bunun neresi aşk? Tüm okul kızı konuşuyor,” dedi ve Bora’yı öylece yerde bırakıp hızla kantinden çıktı. Dayak yemekten artık hareketsiz kalan Bora’nın yanına eğildim ve suratıma yerleştirdiğim alaycı sırıtma eşliğinde “Şoförlük dersinin yanında dövüş dersleri de almam gerektiğini aklımın bir köşesine yazdım. Bora seni bu şekilde benim dövmem gerekiyordu. Ciddiyim, hak ettin pislik herif,” dedim ve Bora’nın derin bir nefes almasının ardından onunla göz göze geldim. “Ben ona âşık oldum Hande,” demesine ve bunu söylerken gözlerinin dolmasına acıdığını hissettim. Kerem ile yaşadıklarım aklıma geldi. O gecenin sabahında o pisliğin bu cümleleri kurmadığı kesindi. Bora peşinden koşmuştu ve onu sevdiğini söylüyordu. Kerem ise yanımdan kaçmış, hazır olmadığını söylemişti. Derin bir nefes aldım ve bana acı dolu bakan Bora’nın gözlerine odaklandım. “Onun sevgisini hak etmediğin kesin ve üzülerek söylüyorum ki yakışıklı züppe, şu anda seni öldürme planları yapıyordur. Yapmıyorsa bile eminim benimle tanıştığında bu planlara başlayacaktır. Temiz bir kız, Bora onu hak etmeyeceğin kadar temiz onun için seni affedecekse bile canına okuması gerekiyor.” Doğrularak ona elimi uzattım. Benim desteğimle ayağa kalkan Bora bir sandalyeye oturdu ve etrafta meraklı gözlerle onu seyredenler sertçe “Film bitti, kaybolun!” diye bağırdı. Herkes onun bu sert çıkışı ile dağılırken “Bence bu filmin en güzel sahneleri daha başlamadı,” dedim ve onu ardımda bırakıp kantinden çıkmak için adım attım. Ondan uzaklaştığım esnada gülümsemem tüm suratıma yayılıyordu. Bu pisliğin acı çekmesini izlemek çok ama çok zevkli olacaktı. İpek’in intikamını almak için ona sözlü psikolojik yıkım yapmam gerekmeyecek, canını aşk acısı ile yakacaktım. Zaten temellerini kendi atmıştı. Bana sadece inşaatı kurmak kalıyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE