Şimdiki Zaman - Günümüz
Ali düşünmek istemiyordu artık. Dolabının kapaklarını açıp rastgele bir pantolon ve gömlek çıkardı. Daralıyordu, nefes alamıyordu artık. Bir an önce çıkmak istiyordu evden. Çıkıp gitmek, sessizce kafasını dinlemek istiyordu.
Hızla çıkardı eşofman altını ve onun yerine pantolonunu giydi. Ardından tişörtünü boğaz kısmından tuttuğu gibi tek hamlede çıkarıp attı odanın bir köşesine ve gömleğini geçirdi üzerine. Hızlıca ilikledi gömleğinin düğmelerini.
Evden çıkmak için o kadar acele ediyordu ki Ali, az kalsın telefonunu unutuyordu. Son anda hatırladığı telefonunu da alıp ayrıldı evinden.
Sokağa adım attığında derin bir nefes çekti ciğerlerine ama olmuyordu, gitmiyordu bu lanet olası his. Sökecekti bu kalbi, söküp atacak, hissizleşecekti. Ama yapamıyordu, bir hiç uğruna atıyordu.
"Günaydın Ali abi." Ali duyduğu ses ile soluna döndü. Ona doğru koşan Samet'i gördü. Samet Müşerref Teyzenin torunuydu. Samet, babası ve babaannesi ile yaşıyordu bu mahallede. Annesi aldatmıştı babasını, hiç umursamadan bırakıp gitmişti Samet'i. O günden sonra bu küçük çocuk ne annesini sormuştu ne de anne kelimesi dökülmüştü bir daha dudaklarından.
Bütün mahallelinin konuştuğu dedikoduları duymuştu bu küçük çocuk. Hiç duymaması gereken şeyler canını yakmıştı. Babasının boynuzlandığını konuşuyordu bütün mahalle. Samet bilmiyordu ki boynuzlanmak neydi. Sormuştu babaannesine ama o da cevap verememişti.
Sonra arkadaşları dalga geçmişti onun ile. Annen bir oruspu demişlerdi. Dövmüştü hatta bu kelimeyi kullanan, Mahmut'u. Sonra babası kapıya gelmişti Mahmut'un, bir ton laf etmişti. İşte o günden beri mahalledeki hiçbir çocuk ile oynamazdı Samet. Bir tek Ali ile. Onun ile konuşurdu. Bazen öyle sözler söylerdi ki Samet, Ali şaşıp kalırdı. Büyümüşte küçülmüş olan bu çocuğu hayretle dinlerdi.
"Koçum." Ali aklındaki düşünceleri def etmeye çalıştı, iyi görünmek istedi bu çocuğun karşısında.
"Okula mı gidiyorsun?" Sırtındaki sırt çantasına ve üzerindeki üniformasına bakıp saçma bir soru sordu Ali.
"Evet." Diye cevapladı Samet onu.
"Hadi gel birlikte yürüyelim." Ali'nin bu teklifini anında kabul etti Samet. Okul mahalleye yaklaşık on beş dakika uzaklıktaydı. Ara ara Ali abisi ile karşılaşan Samet bu yolu onun ile konuşarak geçirirdi.
"Ali abi." Yine bir şeyler söyleyeceğini anladı bu küçük çoçuğun Ali.
"Efendim koçum." Merakla bekledi Ali, Sametin ağzından çıkacakları.
"Hani sana birini anlatmıştım ya sınıftan. Cemre, hatırladın mı?" Ali bir süre düşündü, kimdi bu Cemre diye. Sonra buldu, Sametin sevdiği kız olduğunu buldu.
"Hatırladım tabi koçum. Sevdiğim kız diye anlatmıştın geçen gün bana." Ali solundan yürüyen, şuanki boyu ile ancak göbeğine gelen çocuğa baktı. Ancak Samet ona değil yere bakıyordu, ayağına denk gelen küçük bir çakıl taşına tekme attı.
"Artık sevmiyorum ben onu." Sıkıntılı bir nefes verdi küçük çocuk. Bu mesele bir hayli canını sıkmış gözüküyordu ve bu durum Ali'nin gözünden kaçmamıştı.
"Ne oldu?" Alacağı cevaptan korkarak sordu bu soruyu Ali. Bu küçük sabinin bari yüzü gülsün diye dua etti içinden. Herkes mi aynıydı?
"O artık başkasını seviyor. Bizim sınıftan Alparslan, onu seviyormuş. Geçen gün teneffüste söylerken duydum." Duydukları ile başını başka bir yöne çevirdi Ali.
"Sokacağım böyle işe." Samet'in duymasını istemeyerek sessizce etti küfrünü. Ardından önüne döndü.
"Boşver be koçum. Başka güzel kız mı yok?" Söylediği şeyin ne kadar mantıksız ve saçma olduğunu biliyordu Ali. Ama bir insan nasıl teselli edilirdi ki, hele de bir çocuk. Asla beceremezdi böyle şeyleri.
"İnsan her zaman güzel kızlara mı aşık olur ki?" Samet'in söylediklerini düşünde Ali. Öyle miydi? İnsan güzel kızlara mı aşık olurdu?
"İnsan her zaman güzel kızlara aşık olmaz. İnsan kalbinin güzel gördüğüne aşık olur." Başını yerden kaldırıp yanındaki ona göre bir hayli uzun olan Ali abisine baktı Samet.
"Sen hiç aşık oldun mu Ali abi?" Duyduğu soru ile nefes alamadı Ali. Güç bela yutkundu, ama onu da başaramadı.
"Ne yapacaksın olum, boşver aşkı falan dersler nasıl sen onu söyle?" Anında konuyu değiştirdi Ali. Her zaman yaptığı şeyi yaptı, başka bir şey ile ört bas etti söylemek istediklerini.
"Konuyu değiştirdiğine göre aşık olmuşsun." Bu çocuğun bu kadar zeki olmasını ilk kez sevmedi Ali. Cingözde bu çocuk. Büyükler gibi konuşup duruyor, üstelik büyüklerin anlayamayacağı ifadeleri ya da halleri anlayıp duruyordu.
"Ne alakası var koçum." İnkar etmeye devam etti Ali.
"Tamam söyleme. Ama aşık olmak her zaman acı mı çektirir?" İşte bu soru en can alıcı soruydu Ali için. Evet dedi içinden. İmkansızı sevmekse aşık olmak, yüreğin acıya mahkum olur. Aşık olmak acıysa eğer aşıklar hiçbir zaman kavuşamaz demektir.
"Aşk saçma bir şeydir. İyi hissettirmez boşver aşkı meşki." Konu kapansın istiyordu Ali ama bu küçük çocuk sürekli soru sorup kapanmasına engel oluyordu.
"Sen Nüzhet ablaya bakınca iyi hissetmiyor musun?" En son duyduğu şey artık son noktası oldu Ali'nin. Ya bu çocuğun kalbini kıracaktı ya da kaçacaktı. Eline ensesine atıp kaşıdı. Samet Ali abisine döndü cevap gelmeyince ama Ali ona bakmıyordu.
"Ben şu köşeden dönüyorum koçum. Hadi iyi dersler sana." Ali küçük çocuğun ne diyeceğini bile beklemeden köşeyi döndü. Bu çocuk nereden biliyordu Nüzhet'i diye düşündü. O kadar mı belli ediyordu. Ah Nüzhet! Küçücük çocuk bile sevdamı görürken sen bir kere bile görmedin diye geçirdi içinden Ali. Kızdı Nüzhet'e içten içten ama haksızdı biliyordu. Hem sevgisini görse ne olacaktı ki, imkansızdı onlar. Bir imkansıza tutulmuştu Ali.