2.Bölüm

2839 Kelimeler
''Yalnız düşeceksin''  Kafamda konuşan sesi duymamaya çalışıp cama gözlerimi hatta resmen yüzümü yapıştırmıştım. Arkamdaki şahıs kolumu tutup beni çekmeye çalışmıştı ama nafile. Hiç bir şey göremiyordum ama denemeye çalışıyordum. Bir kez daha bakıp görmediğim için kendime çok kızmıştım. Pazar günleri tatil günümdü ve ben burada onu gözetliyordum. Üçlü arkadaş grubunun içinde sırtı dönük olan galiba Alaz'dı. Simsiyah takım bir elbise ve geniş omuzları vardı. Saçına bakmaya çalışarak ak düşmüş mü diye kontrol etmeye çalıştım fakat belli olmuyordu. Bu adam kaç yaşındaydı onu bile bilmiyordum. Bilmediğim bir işe kalkıştığım için küfür etmeye başladım. Dün Özkan'ı arayıp işi istediğimi söylemiştim. Ben bile bu atağı kendimden beklemiyordum. ''Görünmüyor Özkan'' ''İçeriye mi girsek artık hı ne dersin?'' Kafamı kaldırdım ve lüks kafeye baktım. Manzara boğazdı üstelik oldukça pahalı duruyordu. 500 bin TL'yi burada harcayacak kadar enayi değildim. Kolundan tutunarak ayağa kalktım ''Oldu istersen tapu varsa üstüne direkt buraya yatıralım hı ne dersin?'' Son cümlemle onu taklit ederek konuşmaya çalışmıştım. Boğazım da ağrıyordu, her yerim kırık döküktü. Üstümdeki yeşilimsi otları silip tozu toprağı silkeledim. Jean, üstüne kazak giyinmiştim. Pek özenmemiştim açıkçası. ''Elisa burada sen sözümü dinliyorsun ben değil tatlım o yüzden şimdi kalk içeriye girelim. Sana ısmarlayacak bir kahvem var'' ''Yok olmaz''  ''Olur zaten benim yüzümden buradasın bundan sonra kıyafetler de dahil sorumluluğunda ben olacağım'' Göz kırpıp kolumu tuttu ve içeriye soktu. Girer girmez ellerimi birbirine ovuşturup yalpalamadan yürümeye çalıştım. Az önce yerlerde gezip camı izleyen halimden eser kalmamıştı. Özkan belimden tutup ona en yakın masayı ayarlamaya çalıştı.  Fakat masanın üzerinde maalesef Rezerve yazıyordu. 'Çok şanslıyım maşallah' Özkan'a ne yapacağız bakışı attım. Alaz'a hala bakamamıştım, onunla sonra ilgilenecektim çünkü önce aş. ''Bekle''  Yanımdan gittikten sonra etrafı izlemeye başladım. Belki buradadır umuduyla arkama bile bakmıyordum. Hemen bir plan yapmam lazımdı. Onunla nasıl tanışacaktım. Acaba doların gidişatı hakkında direk soru mu sorsaydım? 'Selam Alaz bey sizce dolar 9 olduğu için ayın sonunda 10'u bulur mu? Bu konu hakkında düşünceleriniz nelerdir?' Yok bu da olmazdı çok saçma bu çok! Özkan tıknazı hala gelmemişti, onu yuhlayacağım zamanlar olacaktı ama şu an değil. Ellerimde bulunan kire gözlerimi devirip çaktırmadan yan tarafımdaki boş masanın üzerinden peçeteyi alıp parmaklarımı sildim ve yine çaktırmadan yakın çöp kutusuna attım.  Etrafa kısa bir bakış atınca bayağı iyi görünümlü insanların burada olduğunu fark etmiştim. Güzel kıyafetler, ışıltılı kolyeler ve çoğu muhteşem görünüyordu. Belimi tutan parmaklardan irkilip arkamı döndüm. Özkan eliyle önümüzdeki masayı reverans yaptı. Garsonlar hemen gelip rezerve tabelasını kaldırmışlardı. Nasıl halletmişti acaba? Sandalyemi çekip oturmamı sağladı. Tam karşıma geçip iki kahve istediğini söyledi.  ''Nasıl becerdin'' Elimle masayı göstererek. Şaşırmıştım. Ağzını genişçe açıp gülümsedi ''Küçük bir telefon'' ''Fetöcü müsün sen hayırdır ya'' Gelen kahvelerle iştahım açılmıştı. Hemen içine şeker atıp bir yudum aldım. Kahve dünyanın en güzel içeceğiydi. Tüm gün litrelerce içebilirdim asla bıkmazdım. ''Değilim ama olduğumu düşünmen beni üzer tatlım'' Ona biraz yaklaşıp ''Yalnız Özkan ben hiç sevmem o tür kelimeleri''  ''Olur olur yeriz'' Oflayarak kahvemi içmeye devam ettim. Yağmur yağıyordu ve damlaları camlara düşüyordu. Hayretler içerisindeydim. Nasıl bir gündü bugün? Sabah güneş şimdi yağmur yağıyordu.  ''Bu arada bu Alaz ile sevgili olmam değil mi? Bak şimdiden şartları konuşalım sevgili olmam kanka ayağına yaklaşacağım zorlama beni'' Parmağımı ona hafif doğrultarak konuştum. Sırf saçma sapan bir röportaj için bu işe kalkışmazdım.  ''Yok merak etme zaten sevgili olamazsın emin ol çünkü adamın kız arkadaşı var'' ''Hadi ya ne güzel yeriz yeriz''  Kafamda başka soru işaretleri vardı. Örneğin bu bize parayı verecek adam 1 milyonu gözden çıkarıyordu ama neden bu parayla dijital gazetesinin reklamında harcamıyordu. Saçma gelen ikinci önerme buydu. ''Özkan bu adam 1 milyon verdiğine göre parası var salak mı bu röportaj için bir milyon harcıyor. Gazete için sponsor bulsa daha iyi değil mi?'' Kahvesini bitirip önüme hafif itti. Peçeteyle ağzını sildi ve gelişigüzel masaya bıraktı.  ''Oralara girme sen sadece dediğimizi yap'' Bir koku alıyordum ama hadi hayırlısı. Omuz silkip Alaz'ı aramaya çalıştım. Karşı masada olma olasılığı yüksekti fakat iki genç bir tane de amca oturuyordu. O bize sırtı dönük olan adam şimdi karşımda duruyordu. Açı değişince otomatik yüzü buraya dönük oluyordu. Yalnız yaşlı bir adamla kanka olacağım aklıma asla gelmezdi. Bu çok ama çok tuhaf. ''Hey Özkan Alaz'ın neden yaşlı bir bunak olduğunu söylemedin.'' Kızgın sert ses tonumla konuştum. ''Saçmalama 26 yaşında'' ''Çaktırmadan arkaya bak hangisi Alaz, bizim sırtını gördüğümüz adam değil miydi? Ya bak beni kandırıyorsan seni alır şikayet ederim ona'' Gülerek ''Tatlım inan bana bensiz ona değil şikayet etmek aynı ortama giremezsin. Bu yüzden ben ortamınızı yapıyorum'' İç çektim ''Arkana bak ve hangisi Alaz onu de bana Özkan!'' ''Şu an bakamayız ayağa kalkınca tamam mı? Bak şimdi bakarsam şüphelenir ve sonra çöp olur. Hem hevesli görünme sakın'' Hevesli mi? Oysaki bir an önce bitse de kurtulsak derdindeydim. Kahvemden bir yudum aldım, bekleye bekleye soğumuştu. ''Tamam ama bu adam neden ulaşılmaz onu anlatsana bir? Barbunya kılığına girip yanına gitsem ulaşamaz mıyım?'' Muhtemelen Kolpaçino filmi tekrar vizyona girseydi aynı sinemada yer bulup birlikte izlemeye çalışırdım ve üstüne atlardım böylece tanışırdık ama lanet olsun film son bir kaç yıldır çekilmiyordu. ''Kimseyle muhatap olmayı sevmiyor. İş dışında herkesten nefret ettiğine bile eminim. İlişkilerden nefret ettiğini de biliyorum ama şu son kız arkadaşı...'' Biraz daha yaklaşıp ona ''Bu adam kim ki? Niye böyle?'' ''Hatta daha da şaşıracağın bir şey söyleyeyim, trans olduğu düşünülüyor'' Dediğinde o an ki şok ile tükürüğüm boğazıma kaçmıştı. Zorlukla yutkunarak nefes almaya çalıştım. ''Bana şunun fotoğrafını göstersene'' Gözlerini yumdu. ''Sorunda orada ya asla bir resmi yok hatta kız arkadaşında bile yok. Çeken kim varsa sildirtiyor. Yanında korumaları var ve çektiğin an'' Eliyle boğazına yalandan bir bıçak siması yaratarak gülümsedi.  Ardından devam etti. '' Anladın mı? Çok tehlikeli bir adam ama herhangi bir kanıt bile yok inan bana iki aydır bunun üzerine düşünüyorum. Nasıl bir adam ki bu bir resmi yok. Neden izin vermiyor? Bunları düşünmekten kafam ağrıdı'' Demek iki aydır bu konu hakkında düşünülüyordu. Bir adam neden fotoğrafının internete sızmasından korkuyordu.  ''Katil olduğu düşünülüyor'' Dediğinde; ''Özkan sen beni bir katile mi emanet ediyorsun? Gerçekten saçmalama'' Ayağa kalktığım an kolumdan tutup o da benimle birlikte ayaklandı. Yanıma yaklaşıp hafif arkaya baktı ve oflayarak dişlerini sıktı. ''Allah kahretsin boşuna oturduk onlar Alaz değil''  ''Ha iyi oldu emin ol ben yokum bu işte adam katil katil'' Sanırım fazlaca sesimi yükseltmiş olmalıyım ki bir kaç kişi bize bakmıştı.  Özkan kolumdan tutarak ''Sessiz ol dikkat çekiyorsun''  Ondan uzaklaşıp yürüyerek kapıdan çıktım. Neyin içine düşmüştüm. Bu adamın beni öldürmeyeceği ne malumdu? Özkan az sonra yanıma gelmiş ve belimden tutarak arabasına bindirmişti. Yanımdaki adamı son üç yıldır görmüyordum. Kaçak mıydı, yan kesici miydi onu bile bilmezken bir katille mi muhatap olacaktım? Sırf iki tabak karides için. Kontağı çalıştırıp camı açtı ve emniyet kemerimi işaret etti. Yavaşça taktım, saçlarımı düzelterek. ''Bak bu sadece basit bir teori yani belli değil üstelik erkekleri öldürdüğü düşünülüyor daha önce bir kadına hiç böyle bir girişimde bulunmamış'' ''Ay sağ ol vallaha içimi rahatlattın. Hatta şimdi onu Gps'den bulup kollarımla sarılmamak için zor tutuyorum kendimi'' Gülerek; ''Gps bile onu bulamaz ben bulmadıkça tatlım'' ''Ya senin bu gizli bağlantıların kim?'' Cevap vermedi. Muhtemelen bir akrabası olmalıydı yoksa bunu bilen başkası olamazdı. Moralim altüst olmuştu. Neye bulaştığımdan herhangi bir fikrim bile yoktu. Belki bir katil bile olabilirdi ama ben gayet rahat bir şekilde bunu dikkate almıyordum. ''Özkan katil değildir değil mi?'' ''Yani ben öyle düşünmüyorum ama diyorum ya söylenti bu.''  U dönüşü yapıp yoldan saptı. ''O işten de ayrıl ben sana yeterince para vereceğim, hesabına atarım akşam. Bir işin varken çok zor'' Seve seve. ''Tamam'' Kendimin bile zor duyacağı bir seste söylemiştim. ''Senin adresine birkaç kıyafet sipariş verdim akşam muhtemelen elinde olur.'' ''Tamam'' ''Bak artık bu işten geri dönemezsin ikide bir vazgeçip durma. Hem korkma adam zaten seninle sevgili olmaz. Kız arkadaşı var onun bile olup olmadığı belli değil. Yani anlayacağın aşktan da meşkten de uzak'' ''Tamam'' Arabayı aniden fren yapıp ''Sen beni dinliyor musun Elisa?'' ''Evet'' Eve gidip müge anlı açıp sadece ayaklarımı uzatmak istiyordum. Yirmi beş yaşımda bu aksiyonlar çok geliyordu bana. Arabayı tekrar çalıştırdı. Bu adam eğer bu kadar ulaşılmazsa ona ulaştığımda nasıl bir diyalog kurabilirdim ki? Ne diyecektim? Az sonra araba durdu. ''Hadi görüşürüz ve telefonunu ben arayınca aç'' ''Ok'' İndim eve doğru yürüdüm. İki katlı bir apartmandı. Ben 1+1 dairede oturuyordum. Tek kişi olduğum için bana yetiyordu o yüzden bir problem yaşamamıştı. Girer girmez kapımı açtım ve bana miyavlayan kedime doğru yürüdüm.  İsmi Asuman'dı ve ben ona aşıktım. ''Hey pisi pisi hadi gel mama verelim sana'' Çok küçükken onu almıştım o zamandan sonra bir daha da bırakamamıştım. Normalde hayvan bakmayı düşünmüyordum ama yavruyken bulmuştum ve çok hastaydı, gölüm razı gelmemişti onu sokağa atmaya. Mama kabına ton balıklı yemeğini koyup önüne koydum hemen gidip yemişti. Yatak odama girip üstümü çıkardım ve pembeli pijamaları giyindim. Bugünü unutmak istiyordum çünkü hatırlamak beni mutsuz ediyordu. Vereceği parayla iş yeri açabilirdim belki. Gastronomi mezunu olmama rağmen hep öğrencilik hayatı çekmiştim bu beni çok üzüyordu. Sürekli garson olmak çok zordu. Mecburdum hiç yapmak istemesem de. Üstelik ben dürüst olmaya çalışacaktım o adama. Asla yalan söylememeye dikkat edecektim çünkü bende yalandan nefret ediyordum. Onunla belki iyi bir arkadaş olabilir güzel sohbet edebilirdik hatta daha önce hiç tatmadığım barbunyayı bile yiyebilirdim. Telefonumu cebimden çıkarıp patronuma mesaj attım. Muhtemelen işi bıraktığım için çok kızacaktı ama umurumda bile değildi. Maaşımı sürekli geciktiren bir insana bende erken davranamazdım. Numarasını girdim. Bunak Patron- 054******  Sevgili patronum işi bırakıyorum haber vereyim dedim umarım en kısa sürede yerime birini bulur ve mağaradan farksız kafenize alıştırırsınız onu, iyi günler dilerim efenim... Mesaja bir kez daha bakıp okudum ama beğenmemiştim. Bu çok ama çok yumuşaktı. Bunak patron- 054****** İşi bırakıyorum Yok bu da çok ama çok kısaydı. Bunak patron-054***** İyi bir kafede müdür oldum ve üzgünüm sizin gibi bir insanın ağız kokusunu artık çekemeyeceğimi fark ettim o yüzden iyi günler sakın ama sakın bana ulaşmayın ve rica ediyorum şu çekmeceyi artık yenileyin ellerim mahvolmuştu. Dua edin yaralarım için dava açmıyorum size! Biraz sallamıştım ama mübalağa yapamayacaksak nasıl laf sokabilirdim ki? Son zamanlarda paramı günlük verdiği için rahattım. Koca yerde yalnız iki kişi çalıştırıyordu ve çay içmemize bile izin vermeyen bir insana bu üslubum az bile. Rehbere girip engelledim ardından numarasını sildim. Kedim mamasını yemiş koltukta uyuyakalmıştı. Bazen bu kediye de hayret ediyordum uyumak dışında asla kıçını kaldırmazdı. Derdi yemek ve uyumaktı... Ayağa kalkıp WhatssAp'a girdim ve gelen mesajlara bakmıştım. Rümeysa bir kaç kez yazmıştı ona da cevap vermem gerekiyordu. Biz uzun zamandır dosttuk ama ben bu işe girdiğimden beri onunla adam akıllı konuşamıyordum bile. 14:40 Rümeysa :  Neredesin? Özledim seni vakit bul da bir kahve içelim bebeğim Gülümseyerek okudum. 17:00 Ben: İşten ayrıldım o yüzden her gün boşum sen fırsat bul buluşuruz Mutfağa geçip hemen kendime bir bardak su koymuştum. Bir suya bir kendime ihtiyacım vardı. Yavaşça içip odama tekrar geçtim. Artık uyumak istiyordum. Saat erkendi ama çok yorgundum ve bacaklarımı hissedemiyordum. Gözlerimi yumduğumda düşünmem gereken tek şeyin röportaj olmasını diledim ama ben hala başka şeyleri aklıma getirerek uyuyakalmıştım. &-& Tabağıma döktüğüm tereyağı ve balı güzelce karıştırdım ve masanın üzerine bıraktım. Çok fazla acıkmıştım. Yanına da çay demlemiştim. Hemen peynirleri, zeytini dizdim. Ekstra kuymak yapmıştım. Bu hayatta belki de sevdiğim tek şey yemek yemekti. Bunu ne yapsam da durduramıyordum. Yemek benim hayat demekti. Göbişime hafif dokundum ve umursamayarak ekmeğe yağı sürüp ağzıma atmıştım. Benim için aş mı ya da iş mi deseler kesinlikle önce aştı. Telefonumu elime aldığımda Özkan mesaj atmıştı. Sabahın altısında kaldırmış ve kargocunun beni beklediğini söylemişti. Hayal bile edemeyeceğim iki bavul kıyafet koymuştu valize.  11:00 Özkan (Tıknaz olandan):  İki saate seni almaya geleceğim hazırlan. Emrin olur. Saate baktığımda 12 olduğunu fark ederek hızlıca yedim ve karnımı doldurup yağ depolamıştım. Peynir tuzlu olduğu için biraz ağzımı yakmıştı, dilimde yara vardı ve tepkiye girmişti otomatik. Ekmeğe bol bol zeytini koydum ve kocaman ağzıma attım. Çay da demliydi tam da istediğim gibi. Hemen acele ile içmeye çalıştım. Oysaki benim hayalim kahvaltıdan sonra yürüyüşe çıkmak ve ilk kez tatilimin tadını çıkartmaktı zira pazartesi demek benim için işti ama şu an evdeydim. Mutluydum sonunda kurtulmuştum oradan. Masadakileri toplayıp makineye yerleştirdim ve odama doğru yürüdüm sakin adımlarla. Kedim yine peteğe yakın uyuyakalmıştı. Tabii karnı toktu mutluydu kerata. Bana aldığı kıyafetlerden kısa şortu alıp üstüne kazak giyindim. Bacaklarım üşüyecekti ama umursamamıştım. Makyajımı biraz abartarak saçımı at kuyruğu biçiminde yapmıştım. Aynadan kendime baktığımda aslında güzel olduğumu fark etmiştim. Kocaman gözlerim ve iyi bir yüzüm vardı ama üniversitede iken o kadar çok aşağılanmıştım ki kendimi bazen beğenemiyordum.  Biraz kilo almış ve tarzımı değiştirerek kendimi bulmuştum. Suç benimdi tamamen benim. Onlar bana zorbalık yaptıkça bende hepsiyle kavga edecektim. Bunu yapmak yerine boyun eğmiştim. Aynadaki bene yalandan tükürüp; ''Maşallah kız iyisin he'' Birazdan tıknaz Özkan gelecekti. Kapıya çıkıp onu beklemeye başlamıştım. Evin en alt katında oturuyordum. Küçük bir mahallede ve dedikodunun bol olduğu bir yerdeydi evim. Gelenim ve gidenim nerdeyse çok azdı ama burada herkes birbirini tanıyordu. O yüzden bazen hareketlerime dikkat etmek zorunda kalıyordum. 'Türkiye de yaşamak hiç stresli değil' Ayakkabılarımla hafif yere vurup onu beklemeye başlamıştım. Kaldırımlar o kadar temizdi ki iğne atsam bulamazdım. Çöp her yeri istila etmişti. İnsanların bu kadar dikkatsiz olması canımı sıkıyordu. Kimse yarınlar yokmuşçasına hayatına devam ediyordu.  ''Bari temizlemiyorsanız atmayın yere'' Seslice söylediğim şeyi arabanın motor sesi bozmuştu. Özkan gülümseyen suratıyla bin işareti yaptı. Üstünde yine pahalı bir kıyafet ve hafif kilolu olduğunu belli eden bir dar pantolon giyinmişti. Hem zevksiz hem tıknazdı. ''Günaydın tatlım'' Emniyet kemerimi bağladım. Terleyen ellerimi umursamayarak konuşmaya çalıştım. ''Yalnız beni sinir etme yoksa görürsün tatlımı'' ''Tamam bu arada kimseye bahsetme bu işten bak dostlarına bile'' Zaten o demeseydi muhtemelen bende öyle bir şey düşünmüyordum. Kimseye hatta Rümeysa'ya açıklayamazdım bu durumu.  Sesli bir şekilde nefes alarak ''Tamam merak etme hem biz nereye gideceğiz yoksa Alaz'ın evine mi?'' Kahkaha attım. Acaba Alaz da Müge Anlı izliyor muydu? ''Soru sorma, gidince göreceğin kişiye çok şaşıracaksın o yüzden sürpriz'' ''Hadi ya acaba kimmiş bak çok merak ettim'' Arabayı sürüp yanımdaki beceriksizi umursamayarak yola odaklanmıştım. Her sürüşte ağaçlar gerimizde kalıyordu. Güzel bir şehirdi İstanbul ama çok kalabalıktı. Sürekli nüfus büyüyordu bu yüzden moralim bozuluyordu.  Gittikçe kirlettiler İstanbul'u. En kısa zamanda Barbunya yemeğini öğrenmeliydim. Alaz'ın sevdiği şeyleri öğrenip ona kendimi belli ettirmem lazımdı. Acaba anlatıldığı kadar kötü birisi miydi? Araba durunca indik.  Çantamı elime alıp beni yönlendirmesine izin vermiştim. İkimizde şimdi boylu boyunca yürüyorduk. Özkan'ın eli yine belimdeydi. Rahatsız olmuştum ama şu an onunla kavga edecek takatim yoktu. Az sonra bir kafeye girdik.  ''Gel''  Kapının hemen yanında bulunan masaya beni yönlendirdi. Alaz'ı bulacağımı düşünerek başka birisini gördüm. Bir kadın gülümseyen suratıyla bize bakıyordu. Acaba trans dediği için bu kız Alaz mı oluyordu? Kafam iyice karışmıştı. 'Sakin ol kız' Kendi kendime telkinlerde bulunarak dediği masaya yürüdüm.  Kız hemen bizi görür görmez ayağa kalkmıştı, üstünde kırmızı bir elbise vardı. Ellerini uzattı bana; ''Hoş geldin Elisa'' Beni tanıyor mu Alaz? ''Hoş buldum'' Özkan otur deyince dediğini yapıp oturdum. Asla hiç bir şey anlamıyordum oysaki enerji toplamak için o kadar yağ yemiştim ve şu an Özkan yüzünden hepsi erimiş gitmişti. Homofobik değildim aksine bu konulara gayet açık hatta savunan birisiydim fakat şaşırdığım şey Alaz'ın beni tanıyor oluşuydu.  Ee hani bunun esprisi? Sandalyemi çekip karşısına geçtim. Çok güzel kızdı Alaz. Bence kadın olarak yapabileceği en iyi seçimi yapmıştı. Kadın olmak dünyanın en güzel şeyiydi.  Doktoru da bayağı başarılıydı. Asla onun önceden bir erkek olduğunu düşünmezdim, çok güzeldi çok güzel görünüyordu. Saçları siyah ve kocaman buz mavisi gözleri vardı. Dudaklarına baktığımda dolgun olduğunu görmüştüm. Muhtemelen iyi bir estetik cerrahı bulmuştu. Teknoloji ilerlemişti. Belki de trans olduğu için fotoğraf çekilmesine izin vermiyordu. Liseden bir arkadaşım da cinsiyetini değiştirmişti, uzun bir süre sosyal medya kullanamamıştı. Türkiye'de bazı insanlar kötüydü. Neden değişimi kabul etmiyorduk, bir kez daha sinirlendim. ''Nasılsın Elisa kusura bakma böyle ismini hemen sanki arkadaşınmışım gibi söyledim ama...'' Gülerek ''Ay ne olacak canım zaten işin sonunda arkadaş olmayacak mıydık?'' Güldü o da benim gibi. Ses tellerini incelttirmişti galiba. Çünkü çok inceydi... ''Doğru bu arada ne yemek istersin'' Özkan da yanıma oturdu.  Bunun için mi iki aydır karın ağrısı yaşıyordu. Asla anlam verememiştim. Şu an burada oturduğuma göre Alaz ile tanışıyordu zaten baştan beri sürekli ben olmasam onunla ortama giremezsin diyordu. Fakat araları iyiyken neden röportaj yapmıyordu çok saçma ''Ben kahvaltı ettim ama sen açsan ye, barbunya yemeğini tavsiye ederim çok severimde'' Yalandan gülümsedim. Özkan bana bakıp; ''Elisa yemek ye'' Yok bugün bana aş yok üzgünüm Özkan Alaz kime ameliyat ettirdin kendini bize de ver o adresi? ''Barbunya mı hiç sevmem'' Gelen garsona bir kaç bir şey sipariş edip tekrar bana baktı. Özkan sanırım onun hakkında bildiğini sanıp aslında bilmiyordu. Yan tarafıma bakıp kaşlarımı çatmıştım ona. Ben olsam daha iyi bir araştırma yapardım. ''Tayfun mu Özgür mü?'' Usulca sordum amaç konu açmaktı. Yemekler gelince bana da sipariş verdiğini fark etmiştim. Çatalımdan bir parça alıp ağzıma attım ve etin tadını çıkarmaya çalıştım. ''Anlamadım?'' Sanırım benim detaylandırmam lazımdı ''Kolpaçino ya sevmez misin? Bir an yüzüne bakınca en sevdiğin filminin o olduğunu düşündüm o yüzden sordum lütfen yanlış anlama ben sadece hissettim yoksa sevmiyor musun oysaki Tayfun'cu olduğunu düşünüyorum'' Özkan kolumu okşayıp zorla gülümsemeye çalışırken ;'' Elisa ne diyorsun onu Alaz'a soracaktın'' nE?  Alaz görünümlü sarışın kız şaşırarak bir bana bir ona bakıyordu. ''Burada ne dönüyor? Sen Alaz değil misin'' Özkan gözlerini kırpıştırıp iç çekti. ''Saçmalama Alaz kadın ismi mi?'' Eliyle kibarca Ela'yı işaret ederek; ''Ela, Alaz'ın kız arkadaşı'' Hadi ama bu nasıl bir şaka öncelikle Alaz'ı Ela sanıp yanlış anlamam mı saçmaydı yoksa şu an kız arkadaşıyla aynı masada olduğumuza mı şaşırmam lazımdı?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE