1.Bölüm

1890 Kelimeler
Hayat bazen olduğumuz insandan bambaşka duyular yaratabilirdi. Bütün duyguları yaşama göre adlandırmak zor olmalıydı. Öncelik olarak sevgi neydi? Bunun anlamını bulmak lazımdı çünkü içsel bir savaşın son savunma cephesi gibiydi. Ne bir atak yapılıyordu ne de gemiyi götürecek savaş toplarını bulabiliyorduk. Sevgi kelimesi için insanoğlu yüzyıllar boyunca çeşitli anlamlar yükledi. Kimisine göre keder kimisine göre acı kimine de göre mutluluktu. Felsefeler yapıldı, üstüne deneyler konuldu hatta aşkın sevgiyle aynı olduğunu düşünenler bile oldu. Peki ya benim için neydi? Bu kelimenin anlamını bulabilecek miydim? Ne olduğunu ya da neye benzediğini kendime itiraf edebilecek miydim? Düşük bütçeli bir sitem vardı ve aylar sonra konum aşk olacaktı ama ben daha bu duyguyu tatmamışken üstelik ne olduğunu bilmezken nasıl deneme yazacaktım ki? Bu garip metafor düşünmemi sağladı ama ne yazık ki cevabını hala bulamadım. Sadece öğle yemeğinden bir porsiyon daha yemek için kurduğum bu sitenin geliri azdı ama yine de bazen yemekleri fazla yememi sağlıyordu. Küçük bir harçlık çıkarıyordum oradan. Elimdeki bardağı yavaşça çöpe atıp kırılan camları topladım. Süpürgenin ucu eskiydi o yüzden toparlarken etrafa saçılıyordu. 4 numaralı masaya yaklaşıp kaşıkları tepsiye dizdim. Son üç masa kalmıştı. Karşımdaki seyrek saçlı adama bakıp gözlerimi devirdim. Bugün oldukça yorucu geçmişti ve bayağı mahvolmuştum. ''Elisa kaç gibi biter'' 7 numaralı masa da oturan ayrıca iki saattir bir bardak çay içmiş olan Adamın yanına yaklaştım. ''Biraz daha bekle'' Elime tepsiyi alıp bangonun üzerine bıraktım. Misafirim oldukça sabırsızdı ama benimde ondan aşağı kalır yanım yoktu. Maalesef biraz daha beklemek zorunda kalacaktı çünkü patronum sert birisiydi ve bu konu da titiz yaklaşırdı. Ona göre bir çalışan sabah dokuzda geliyorsa akşam da tam 19:00 da gidecekti ve o kıymetli çalışanda ben oluyordum . Bir süre daha tahammül etmek durumunda kalacaktım. Aldığım ücret 11 saat çalışmama rağmen asgari ücretti ve buna şükür etmemi söylüyordu. 'Avrupa bizi kıskanıyor yeğenim' Haklıydı da zira Türkiye şartlarında asgari ücret almayan bile vardı. Oturup şükür namazları kılmam lazımdı ne diyebilirdim ki? Özkan hala bir bardakla etrafı izliyor nereye düştüm bakışları atıyordu. Sahi bu da ne oldum delisi birisiydi. Önceleri öğrenciyken yatacak yer bulamayan adam buna nankörlük ediyordu. Kafamı kaldırıp bana uzaylıymışım bakışı atan kameraya bakıp izlenme hissini bir kez daha hissettim. Muhtemelen şu an otokontrol manyak patronum kameradan beni izliyordu ve nasıl çalıştığımı kontrol ediyordu. Sanırım bir bacağımı kaybetmeden bugün iş çıkışı yapamayacaktım yoksa ona göre çalışmam tam olmuyordu. 'Verimli çalışma verimli çalışma' Gözlerim bir kez daha kamerayı bulunca Özkan'a doğru yürüdüm. Özkan seyrek saçlı, sarışın ve tıknaz bir adamdı. Aynı üniversiteden fakat farklı bölümler okuyarak mezun olmuştuk. Zavallı ben gastronomi mezunuydum o ise işletme. Aslında şu an garsonluk yapmam gereken yerde yemek yapmam gerekirken ben hayat şartlarından dolayı buna itelenmiştim. Buna da şükür zira bir sitem vardı ikinci tabak yemeği sayesinde yiyebiliyordum. 5 numaralı masanın kalkmasıyla oraya doğru yürüyüp bitmemiş karides tabağını aldım ve çöpe attım. Zenginin hali de bir başka oluyordu. Eve gidip ayaklarımı uzatıp noodle yemek ve hayatı sorgulamak istiyordum ama bir evim bile yoktu. Kiradaydım ama tek odalıydı. Ünlü düşünür Müge Anlı'nın da dediği gibi; senin kocanın evi yok ki Yalnız benim bir kocam bile yoktu. Acınası halime Küçük Emrah gülüşü ekledim. Noodle bile 2 TL olmuşken ben ne yapabilirdim bu hayatta. Haluk bilginer Felsefe yapın demiş sanırım Türkiye de yaşamıyor. Özkan'ın masasına yaklaştım ve parmaklarımı masanın üzerine koydum sanki çalışıyormuş gibi. ''Hey ikinci çayı ister misin?'' Gözlerini devirdi ''Eğer çayınız çamaşır suyu gibi kokmasaydı içerdim fakat benden bu kadar tatlım'' Haklıydı çünkü son iki aydır patronumun kaçak bir kanal keşfetmesi sonucu su zamlarından dolayı oradan boru taşımıştı. Hem para ödemiyor hem de bedavadan su kullanabiliyordu. Bazen iş dünyasının bu gibi kurnazlara verilmesi taraftarı değildim. Müşterilerde buna rağmen gelip çayı içiyordu. Patronum o suyun Antartika'dan getirilen buzların erimesi sonucu oluştuğunu ve zemzemden daha etkili olduğunu hatta içenin ölüm hariç her derde deva olduğunu söylemişti. Yatacak yeri yoktu bu patronumun. ''Senin yüzünden kovulacağım'' Özkan'a üniversiteden beri gıcıktım. Bütün sınıf hatta okul onu severdi ama beni rezil etmişti. Üniversitede Demir adında yakışıklı, popüler ve kaslı bir çocuk vardı ona platoniktim. Gidip okula ondan hoşlandığımı duyurmuştu. Muhtemelen Demir de bunu duymuştur. 7 gün okula gidememiştim utancımdan. Çünkü ben sıska bacaklı, kötü gözlere sahip ve saçı kepekli bir kızdım. Şu an tabii o halimden eser yoktu ama yine de o gün ben çok aşağılanmıştım. 'Senin de yatacak yerin yok Özkan' Saate baktığımda yediye beş vardı, şimdi çıkabilirdim. Milattan önce kalmış hatta Sümer'lerle çağdaş olan önlüğümü çekmeceye koydum. Koyar koymaz elime batan vidaya içimden küfür ettim. Cimri bir patronum olduğu için çekmeceler bile benim yaşımın üç katıydı. Bu saatlerde Bodrum da gece denize girmek varken şu an gidebileceğim tek bodrumun evimin en alt katı olması... ''Ben öleyim ya'' ''Bir şey mi dedin hadi Elisa'' Özkan'ın arkamda bitmesi ile son kez saçlarımı topladım ve ceketimi giyip koluna girdim. Karnım çok açtı ve bugün yemeği canım arkadaşıma kitleyecektim. Hem yıllar sonra benimle ne konuşacağını ve ne saçmalayacağını dinlerken aç aç durmak istemiyordum. ''Yemek yiyelim bir yerde'' Dediğimde güldü ''Alman usulü olacaksa neden olmasın tatlım'' Kolunu bırakıp ''Üzgünüm Özkan beni aç bıraktın mecbur sen ödeyeceksin'' Vücudunu baştan aşağı süzüp ''Hem paran da var görünüyor'' Özkan galiba Almanya'da bir kuzen falan edinmişti. Ankara'da parasızlıktan dansözlük yapan Özkan'ın şimdi Gucci palto giymesi çok şaşırtmıştı beni. Durduğumuz an yıldızlara baktım ve bana gülümsemelerine yalnızca ters bir bakış atmıştım. Bende şans olsaydı şu an bu yıldızlardan biri patlar ve üstüme düşer hem de zengin ölürdüm ama ne yazık ki şansızlığın vücut bulmuş haliydim ben. ''Tamam neyse sana ihtiyacım var dua et yoksa böyle bir cömertlik sergilemem'' Yürümeye devam etmiştik. ''Alt tarafı cebinden bir kaç lira çıkacak abartma'' Sahil boyunca yürüyorduk. Boğazın kokusu buram buram akıyordu. Deniz kokusundan hoşlanmama rağmen yine de bazen duyumsamadan eve gitmek istemezdim. Ben Ankara'lıydım tabii ki de denizi kötüleyecektim yoksa işim ne? Acaba siteciğime deniz ile ilgili bir deneme yazsam kaç okunurdu? Bunu düşünüp durmuştum ama yine bu düşüncemde kalacaktı çünkü asla ne yazacağımı bilmiyordum. Bir YouTube kanalı açsam zengin olur muyum? Benim neyim eksik? ''Sen benimle ne konuşacaksın?'' Bunun arabası yok muydu? ''Önce karnını doyur anlatırım'' Az sonra bir lokantanın önüne gelip durduk ve içeriye girdik. Ceketimi ona verip hemen bulduğum ilk masaya oturdum. Acaba bir tabak karides mi söylesem? Tadını biliyordum, kafede tattığım için ama şimdi gerçekten yemek istiyordum. Karşımdaki adama baktığımda sabrını çok zorlamamın gerektiğini fark etmiştim. Garsona bir tabak tavuklu makarna ve kele paça çorbası söyleyip beklemeye başladık. Özkan'ın ailesi Bulgar göçmeniydi o yüzden sarışındı. ''Kele paça içecek kadar midesiz misin?'' Kaşlarımı çatıp; ''Karides çorbası istesem bir şey demeyecek miydin?'' Kahkaha attı. ''Yalnız sana teklif edeceğim işten sonra kendine hem iki tabak karides salatası artı havyar alabileceksin'' ''Ne? Bir de parayı balık yumurtasına mı harcayacağım? Gider denizden balık yakalar yumurtalarını bedavaya alırım'' Bu zenginlerin işi de zordu. Mesela ben Hakan Sabancı olsam her gün yumurta yemekten bıkar direk gidip balığı pişirmeden yerdim. ''Senin vizyonunu yükseltmemiz lazım böyle olmaz'' Yemeklerin gelmesiyle önce çorbaya saldırdım ve kaşık kaşık içtim. Kokusu tadı her şeyiyle güzeldi bol bol sarımsak kokuyordu tam benlikti. Tabağı bitirip tavuğa geçtim, bol kekik kokusu iştahımı iyice arttırmıştı. ''Ben yükseklerdeyim zaten boyum 1.76 biliyorsun'' Özkan benden 5 santim kısaydı ve bir kadına göre oldukça uzundum hoşuma gidiyordu bu durum. Vücudumu süzüp ''Biraz da üst baş alırsak güzel kadınsın he'' Güzel miydim sahi? Yemeği bitirip tabağı hafifçe ittim ve iki parmağımı birbirine birleştirdim. Şimdi Özkan'ı dinleyebilir ve söyleyeceklerini anlamaya çalışabilirdim. ''Anlat'' Siyah el çantasından bir dosya çıkarıp önüme bıraktı. Mavi kapaklı ve şeffaflıktan dolayı gözen çarpan yazılar vardı. Anlamsız gözlerle bakmaya çalıştım ama hiç bir şey kafama yerleşemiyordu. ''Bu ne?'' ''Bu Dünya çapında uluslararası poxic uygulamasının sahibinin dosyası'' Kaşlarımı kaldırıp dudağımı ıslattım ''Ne yapayım uygulamaya üye mi olayım?'' Güldü ''Hayır tatlım zaten iki milyar üyesi var yani senin oraya üye olman nokta kadar değersiz ama oranın sahibiyle tam 4 ay içinde küçük bir röportaj koparırsan ve video çekersen istediğim işi yapacaksın'' Bu sanırım beni Şeyma Subaşı sanmıştı. Oysaki ben küçük zavallı Elisa'ydım. ''Ya sen iyi misin güldürme beni ne röportajı adamın konuşmalarına neden bu kadar ihtiyaç duyuyorsun ki?'' Güldü ''Çünkü daha önce kimse onunla röportaj yapamadı üstelik bu bana lazım anladın mı? Bana 1 milyon teklif ettiler ve yarısını sana vereceğim kabul et'' 500 bin mi? 500 bin TL yani 54 bin dolar Aman Allahım! ''Ben nasıl röportaj edeceğim ki? Üstelik gazeteci bile değilim hem Türk mü bu?'' Öcü görmüş gibi ona bakıyordum. Bu adamla neden herkes konuşamıyordu? Cin miydi? Çok saçma bir işin içinde olduğunu fark etmiştim o yüzden meraklı ve sorgulayıcı gözlerle ona bakıyordum. ''İşte Elisa bu yüzden seni istiyorum zira'' Yine beni süzüp ''Güzelsin hatta çok güzelsin istesen onunla arkadaş olup zamanla bu teklifte bulunabilirsin'' Göz kırptı. ''Doğru ya arkadaş olurum hem de 1 haftada sen hiç merak etme zaten biz onunla aynı restaurantlara gidiyoruz üstelik teknelerimiz bile komşu'' İronik konuşup sırıttım. ''Ciddi ol ben ayarlarım onu yani tanışmanızı sağlarım sen sadece dediğim şeyi yap tamam mı? Şimdi ben onu anlatayım sana sen dinle'' ''Hey dur daha kabul ettiğimi söylemedim'' Gülerek; ''Bence güzel bir kele paça çorbası ve ev alabilirsin düşünsene sınırsız yemek mükemmel ya'' Beni yemekten vurma kardeş bak şimdi düştüm. Dosyayı önümden çekip içini açtı ve yavaş yavaş göz gezdirip konuşmaya başladı. ''Alaz Akın, zengin, poxic uygulamasının sahibi aynı zamanda bu uygulamayı yöneten büyük bir şirketi var. Tek kardeş, arkadaş çevresi çok yok ama genelde arkadaşları ya futbolcu ya da hatrı sayılır ailelerin çocuğu oluyor. '' Bir kaç kağıt daha karıştırıp devam etti '' Sabah altı da kalkar ve akşam bir planı yoksa 10 da uyur ama asla 10'u geçmez saati'' Güldüm ''Robot mu bu arkadaş'' ''Dinle'' Çayların gelmesiyle kendi bardağını alıp bir yudum aldı ''Cuma günleri saat 17.00 da masa tenisine gidiyor. Zaten Türkiye de üç büyük spor oyun salonu var ikisi onun diğerinin de onun oldu düşülünüyor ama mal varlığı hakkında açıklama yapmıyor bunu sadece yakın kaynaktan öğrendim'' Bende işte eve yürüyerek gidiyordum. ''Sevdiği tek film kolpaçino serisi'' nE? ''Vizyona bak'' Güldüm çünkü komik gelmişti. Çayımı soğutmadan hemen içmiştim. Biraz demliydi ama tadı güzeldi yine de. ''Elisa dinle yorum yapma. Genelde sebze ağırlıklı beslenir ve Barbunya yemeğini çok sever hatta çalışanı haftanın bir günü ona bu yemeği yapar yanına da karnabahar pilavı koyar.'' Tek kaşımı kaldırıp ''Kolpaçino izliyor ama pirinç pilavı yerine karnabahar yiyor bir de barbunya mı? Muhteşem muhteşem'' Zenginlerin cidden garip bir dünyası vardı ve asla onları anlayamayacaktım. Tabii ki de yiyebilirdi bu yemekleri ama insan bir karides salatası yanında ahtapot bacağı yiyebilirdi. Yine de buna da şükür zira onları anlayacak empati yeteneğim yoktu. Kızgın gözlerle bana bakan Özkan tekrar devam etti. ''Klasik müzik dinler hatta arabasında yalnızca klasik müzik çalar.'' ''Klasik müziği boş ver sen şeyi de bana. Sabri mi? Tayfun mu? Özgür mü? ve ya Ganyotçu mu favorisi?'' ''E hiç biri'' ''Bu röportajı neden istiyorsun bu kadar? Yani onunla neden röportaj yapmak önemli ki? En fazla uydurmasyon bir şey hazırlarız kakalarız millete'' Yine muhteşem bir yorumda bulunmuştum çünkü tam bana göre bir hareketti. Hala hiç bir şeyi anlamıyordum. ''Yeni bir dijital gazete kuracak arkadaşım ve bunun içinde büyük ses getirecek olaylar lazım ve inan bana Alaz gibi donanımlı birisiyle olacak o röportaj binlerce tıklanacak. Bu ne demek biliyor musun tanınacağız'' Nefesimi dışarıya verdim. ''Ben yapamam'' Deyip ayağa kalktım ve doymuş karnımla gülümseyerek ceketimi aldım üstüme geçirdim. Beni ne sanıyordu ki? Bunu becerebilecek bir potansiyelim bile yoktu şimdi böyle bir adama ben nasıl gidip benimle röportaj yapın diyebilecektim. Üstelik Özkan'a güvenmek kesinlikle yapacağım en son şeydi. Kolumu tutup; ''Elisa bak yapma hayatının fırsatını kaçırıyorsun'' ''Kusura bakma başka kapıya'' Kapıdan çıktım ve tenimi buz eden rüzgara karşı yürümeye başladım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE