Gece AKSOY
Sabahtan beri içimde bir sıkıntı var. Bu akşam Antalya’ya gideceğiz ama ben hiç gitmek istemiyorum. İçimden bir ses bir şey olacak diyor. Tam adını koyamasam da huzursuzum. Özellikle Alaz’ın orada olma ihtimalini düşününce tüylerim diken diken oluyor. O adamda bir şey var adını koyamadığım.
“Gece.” Duru’nun sesiyle yerimden sıçradım.
“Korkuttum mu? Özür dilerim.”
“Yok canım ben dalmışım.” Dediğimde gelip yanıma oturdu.
“2 gündür çok dalgın ve durgunsun Gece. Bir sorun mu var?”
“Hayır yok. Sadece içimde bir sıkıntı var.” Dediğimde kaşlarını çattı.
“Hayırdır bilmediğim bir şey mi var?”
“Yok. Sadece Antalya’ya gidesim yok.”
“Saçmalama Gece gayet güzel olacak. Hem çalışıp paramızı alacağız hem de tatil yapacağız.” Dedi neşeyle.
Daha fazla oyun bozanlık yapmak istemedim.
“Haklısın aslında. Sen bana bakma paranoyalarım coştu işte.” Dediğimde gülerek yanağımı öptü.
“Paranoyalarını da seni de yerim güzellik.” Dediğinde kahkaha attım.
“Hadi çok gülme de kalk bir şeyler hazırlayalım. Birazdan kızlar gelir. Hep birlikte yemeğimizi yiyelim ki gidelim.” Dediğinde ayağa kalktım.
İçimdeki sıkıntıyı görmezden gelip mutfağa yöneldim. Dolabı açıp ne yapacağıma baktım. En iyisi güzel bir tavuk sote ve pilavdı. Bir de salata yaptık mı yemede yanında yat.
“Ne yapıyoruz?”
“Pilav ile tavuk sote yapalım. Bir de bol salata yaparız.”
“Allah ziyafet var.” Duru’nun haline gülüp önüme döndüm.
Tavuk göğsünü küçük parçalara ayırmaya başladığımda Duru da pilav yapmaya başladı.
***
Tam sofrayı kurmayı bitirdiğimizde kapı çaldı. Duru;
“Kızlar geldi.” Diye şakıyıp kapıya koştu.
Bense arkasından gülmeye başladım. Ah benim deli dolu arkadaşım. Kızlar içeri girdiğinde;
“Hoş geldiniz.” Dedim.
“Valla oldukça hoş bulduk.” Diyen Defne’ye Balın;
“Al benden de o kadar. Ziyafet var bakıyorum.” Diye destek verdi.
“Sizin için yaptık bebekler. Hadi üzerinizi değişin de yiyelim.” Dediğimde ikisi de odasına yöneldi.
Bende yemekleri tabaklara servis ettim. O arada Duru da içecekleri doldurdu. Telefonumun sesiyle son tabağı sofraya bırakıp salona geçtim. Koltuğun üstündeki telefonumu alıp cevapladım.
“Efendim Yalın.”
“Ne yapıyorsun güzellik?”
“Kızlar geldi yemek yiyeceğiz. Sen ne yapıyorsun?”
“Bende bavulumu hazırlıyorum. Havaalanına giderken sizi ben alayım. Emre’yi de alacağım. Boşuna bir sürü araba gitmeyelim.” Dediğinde gözlerimi devirdim.
“Ne gerek var Yalın? Boşuna yolunu uzatma biz geliriz.”
“Saçmalama Gece ben geleceğim. 8 gibi orada olurum.” Deyip telefonu kapattı.
Gözlerimi devirdim. Hayır ben bu Yalın’a neden hayır kelimesini anlatamıyorum? Sorun bende mi onda mı?
“Ne oldu Gece?” Dönüp Defne’ye baktım.
“Bizi Yalın bey alacakmış.” Dediğimde kıkırdadı.
“Kızım adam okulun başından beri peşinde köpek oldu. Yazık değil mi?” Dediğinde tekrar gözlerimi devirdim.
“Hiç de değil! Sanki ben diyorum peşimde dolan. Kaç kere hayır dedim anlamıyor ki!”
“Kim kızdırdı benim çitlenbiğimi?” Diye salona giren Balın’a baktım.
“Yalın!” Dediğimde elini boş ver anlamında salladı.
“Salla gitsin. Tipik Yalın işte.” Dediğinde hak verdim.
Yalın senelerdir laftan anlamıyordu. Bende son çare olarak görmezden gelmeye başladım. Kızlarla birlikte mutfağa geçtiğimizde hepimiz yerimizi aldık.
“Kızlar uçak kaçta kalkıyor?” Defne’nin sorusuna Duru;
“9’da.” Diye cevap verdi.
“Eee heyecan var mı?”
“Hem de nasıl.” Diyen Duru’ya baktım.
Ben neden ilk heyecanı duymuyorum?
“Gece sen iyi misin?” Diyen Defne’ye gülümsedim.
“İyiyim bebeğim oldukça heyecanlıyım.” Deyip yemeğime döndüm.
Herkesi kandırabilirdim ama Defne anında anlardı. O yüzden duygularımı ondan saklamak oldukça zor oluyor.
“Size bir haberimiz var.” Diyen Balın’a baktım.
“Hayırdır Bal?”
“Defne ve bende Antalya da olacağız.” Dediğinde Duru’nun da benimde ağzımız açık kaldı.
“Nasıl yani?”
“Yekta beyin toplantısı var ve bende sekreteri olarak geliyorum.” Diye açıklayan Defne’yi Balın;
“Bizde oradaki bir araziye bakacağız anlaşma için. Mirza benim de gelmemi istedi.” Diye takip etti.
Vay arkadaş olaya bak sen.
“Biz şimdi birlikte mi olacağız?” Diyen Duru sevinçle ayağa kalkıp kızları öptü.
Bense aklımdaki soruyla Balın’a bakıyordum.
“Bir şey mi oldu Gece’m?”
“Bal bu adam niye özellikle seni istedi?” Dediğimde donup kaldı.
“B-bilmem ki. Hiç sormak aklama gelmedi.” Dedi zar zor.
Ah benim safım.
“Balın bu adam bal gibi de seninle ilgileniyor.” Dediğimde gözlerini kaçırdı.
“Şu konuyu açıp durmayın Gece. Yok öyle bir şey!” Dediğinde sustum.
Üstüne gidersem daha da ters teperdi. Ama bende Gece’ysem bu adam Balın’dan hoşlanıyor.
“Ne zaman geliyorsunuz?” Diye heyecanla sordu Duru.
“Biz yarın geleceğiz. Holdingin özel uçağı var onunla gelecekmişiz.”
“Çüş ama! Özel uçak ne be? Bu adamlar bildiğin zilyoner.” Diyen Duru’yla hepimiz kahkaha attık.
Kız haksız sayılmaz. Hayır özel uçak nedir arkadaş? Bu nasıl bir bolluk?
“Kız Duru bulamadın bir zilyoner kendine.” Diye takıldı Defne.
“Aman uzak dursun Defne’m. Alışmadık götte don durmazmış. Ben bu kadar zenginliği kaldıramam. Sonradan görme olurum mazallah.” Dediğinde tekrar kahkahaya boğulduk.
“Ya ikizim Allah’ta seni güldürsün.” Dediğimde;
“Amin.” Dedi içten bir şekilde.
“Neyse hadi yemeğimizi bitirelim saat yaklaşıyor.” Diyen Defne’yle yemeklere gömüldük.
***
Yemeklerimizin bitince sofrayı el birliğiyle topladık. Kızlar salona geçerken ben kendimi duşa attım. Hızlıca bir duş aldıktan sonra ben odama geçerken Duru girdi duşa.
Üzerimi giymek için dolabıma yöneldim. Gözüme takılan kırmızı, komple dantel olan iç çamaşırlarımı giyindim. Hava sıcak olduğu için pembe mini eteğimi giyindim. Üzerine beyaz büstiyerimi de giyindiğimde hazırdım. Saçlarımı kurutup hafif maşa yaptım.
Zamanla mavileri tam rengini alıp daha da güzel olmuştu. Boşuna kızlar bana mavinin kızı demiyor. Hafif bir makyaj da yaptığımda hazırdım. Tabi ki olmazsa olmaz portakallı parlatıcımı da sürdüm.
Çantamı da hazırlayınca ikimizin de valizini kapıya götürdüm. Çantamı da valizin üzerine bırakıp salona kızlarının yanına gittim. Balın ve Defne’nin arasına girdiğimde ikisi de kıkırdayıp sarıldı bana.
“Ama ben sizi özlerim.” Dediğimde Defne;
“Sadece bir gece ayrıyız kuzum.” Dedi.
Omzumu silktim.
“Bana ne ya özlerim ben. Neden bu gece gelmiyorsunuz?”
“Kuzum şirketteki ayarlamaları yapıp öyle yola çıkacağız.” Dedi Balın.
“Ne zaman gelmiş olursunuz?”
“En geç üç gibi orada oluruz.” Diyen Balın’la ofladım.
“O saatte biz provada oluruz.”
“Bizde gelir sizi izleriz.” Dediğinde ikisini de yanağından öptüm.
Kızlara çok fazla bağlıydım. Duru ile farklı bir bağım olsa da Balın ve Defne’nin de yeri ayrıydı. Hiç birinden ayrı kalamazdım.
“Kıskanıyorum ama.” Diye Salona giren Duru’ya baktım.
Defne kolunu açıp;
“Gel güzelliğim.” Dediğinde Duru koşarak yanımıza atladı.
Her zaman severek yaptığımız sevgi topunu oluşturduk. Belki çocuk gibiydi ama biz oldukça seviyoruz. Hem ne var canım bunda. Varsın çocuk olalım. Sonuçta her insan içinde bir çocuk saklamaz mı?
Çalan telefonumla bıkkınca nefes verdim.
“Duru sen açsana.” Dediğimde Duru kıkırdayarak açtı telefonu.
“Efendim Yalın.”
“…”
“Tamam iniyoruz.” Deyip kapattı telefonu.
“Gelmiş.” Dediğinde gözlerimi devirip ayağa kalktım.
“Hadi gidelim.” Dediğimde Duru da kalktı.
Kapıya geldiğimizde ayakkabılarımızı giyindik. Kızlarda bizimle inmekte ısrar edince hep birlikte indik kapıya.
Yalın ve Emre elimizdeki valizleri alıp bagaja yerleştirdi. Kızlara döndüğümde kollarını açan Defne’ye sarıldım.
“Kendine dikkat et Gece güzelim. Yalın’ı da görmezden gel.” Dediğinde yanağından öpüp ayrıldım.
“Sende dikkat et en güzel Defne’m.” Deyip Balın’a sarıldım.
“Yarın görüşürüz mavi güzel.” Dediğinde onu da öptüm.
“Görüşürüz Bal.”
Duru da vedalaştığında arabaya yerleştik. Emre önde Yalın’la otururken biz arkada oturuyorduk. Yalın dikiz aynasından gözlerime baktı.
“İyi misin Gece? Garip gibisin.” Dediğinde zoraki gülümsedim.
“İyiyim. Hadi gidelim geç kalacağız.” Dediğimde önüne dönüp arabayı çalıştırdı.
Dönüp Duru’ya baktığımda ne istediğimi anladı.
“Emre güzel bir müzik açsana.” Dediğinde Yalın’ın konuşma çabalarını geri püskürtmüş oldum.
Yol boyunca bir daha konuşma olmadı neyse ki.
***
Sonunda Antalya’ya indiğimizde derin bir nefes aldım. İstanbul’a göre daha sıcak olan şehir anında bunalmama sebep oldu. Gece böyleyse gündüz düşünemiyor. Beynimiz pişecek iyi mi!
Allah’tan herkesin bavulu küçüktü de bekleme derdimiz olmadı. Direk çıkışa yönelip etrafımıza baktık. ‘Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ yazan kağıdı tutan adama yöneldim.
“İyi günler. Sanırım bizi bekliyorsunuz.” Dediğimde adam baştan aşağı süzdü beni.
“Dans ekibi dimi?”
“Evet.” Dediğimde adam önünü ilikledi.
“Hoş geldiniz efendim. Ben Hasan. Sizi karşılamak için geldim. Buyurun otele gidelim.”
“Hoş bulduk.” Deyip adamı takip ettim.
Duru gelip koluma girerken diğer yanıma da Yalın geldi. Adam biraz ilerideki siyah Range Rover’ın kapısını açınca yutkundum. Bu nasıl bir zenginlik arkadaş?
***
Saatlerdir prova yapıyorduk ve benim kıçımdan bile ter akmaya baladı artık. Dün gelir gelmez odalarımıza geçip dinlenmiştik. Sabah erkenden kahvaltımızı yapıp kendimizi salona attık. İki günümüz vardı ve bizim bolca prova yapmamız lazımdı.
Son hareket için dönüşüme hazırlandım. Yalın’ın elinden tutup dönüşümü tamamladığımda müzik durdu. Ben nefes nefese kalmışken alkış sesiyle kendime geldim. Kapıya baktığımda Defne, Balın, Yekta, Mirza, Alaz ve tanımadığım bir adam bize bakıp alkışlıyordu.
Alaz mı? Zaten hızlı olan nefesim daha da hızlandı.
Bir iki derin nefes alıp kendime geldim. Duru’nun uzattığı sudan birkaç yudum aldığımda daha düzgün nefes almaya başladım.
“Hoş geldiniz.” Dedim topluca.
Alaz’ın beni delip geçen gözlerini fark etsem de bakmamak için direndim.
“Hoş bulduk. Yine yakıyorsunuz kızlar.” Diyen Defne’ye gülümsedim.
“Beğendin mi?”
“Beğenmek ne kelime bayıldım ve sadece sonunu görebildik.” Diyen Balın’a gülümsedim.
“Tüm hali gösteride.” Diyen Duru’yu başımı sallayarak onayladım.
Tekrar kızlara döndüğümde dakikalardır kaçtığım gözlereler karşılaştım. Kaçmakta da haklıyım. Adam öyle bir bakıyor ki boğulduğumu hissediyorum. Bakma bana öyle!
Kafamı çevirip yanındaki adama baktım. Gözünü kırpmadan Duru’ya bakıyordu. Kim acaba bu herif? Adam bir anda kaşlarını çatınca Duru’ya baktım. Emre ona kolunu atmıştı o da yorgunluktan Emre’ye yaslanmıştı.
“Kızlar bu kadar yeter. Yarın devam ederiz.” Diyen Yalın’a baktım.
“Bence de.” Dediğimde Yalın;
“Akşam yemeği birlikte yiyelim mi?” Diye sordu.
“Kızlar geldi Yalın onlarla yiyeceğim.”
“Tamam güzellik. Sözün olsun.” Dedikten sonra yanağımdan öpüp gitti.
Ben arkasından şaşkınca bakarken Alaz girdi görüntüye. Gözlerinden bildiğin ateş fışkırıyordu. Hemen kaçırdım gözlerimi.
“Duru bizde çıkıp bir duş alalım. Kızlar sizde yerleşin sonra buluşuruz.” Dediğimde hepsi beni onayladı.
“Bu arada bizi kimse tanıştırmadı. Ben Umut.” Duru’yu gözleriyle yiyen adam konuşarak bize yürüdü.
Direk Duru’ya yönelip elini uzattı.
“Bende Duru.” Deyip elini sıktı.
Adam Duru’nun elini bırakmadan gözlerine baktı bir süre. Sonunda Duru elini çekince kendine gelip bana döndü.
“Gece.” Deyip tokalaştım.
“Hadi gidelim.” Dediğimde Duru yanıma geldi.
Kızları da alıp odalarımıza çıkarken dört erkeği de arkamızda bıraktık. Onlarsa gözlerini bile kırpmadan gidişimizi izledirler. Nereden mi biliyorum? O bakışlar yüzünden sırtlarımız delinmek üzere de ondan.
Alaz SARPER
Sonunda misafirlerimiz gelmişti. Hatta annem ve babam bile gelmişti. Bay Marsall ile anlaşmanın en önemli yolu düzenli bir aile. Adam aile ve dansa takık durumda. Terasta oturan annemi görünce gidip arkadan boynuna sarıldım.
“Sultanım.” Dediğimde yerinden sıçradı.
“Aman Alaz aklım gitti. Niye sessizce geliyorsun?” Dediğinde gülerek yanına oturdum.
“Özür dilerim sultanım korkutmak istemedim.” Dediğimde bana sarıldı.
“Oy benim yakışıklı oğluşum. Hepinizi çok özledim.” Diyen annemle yüzümü buruşturdum.
“Oğluşum ne anne? Çocuk muyum ben.” Dediğimde gülerek yanağımı öptü.
“Kocamanda olsanız siz benim minik bebeklerimsiniz.” Dediğinde kafamı iki yana salladım.
Cavidan sultan asla büyüdüğümüzü kabul etmiyor. Bir süre annemle oturup sohbet ettikten sonra babam geldi. Biraz da onunla oturup odama çekildim. Akşam yemeğine kadar biraz dinlenip kafamı boşaltmalıydım.
İlk gördüğüm günden beri aklımdan çıkmayan okyanusu karşımda gördüğümde nutkum tutuldu. Dans ederken büründüğü tavır beni kendine hayran etti. Hoş yanındaki lavuktan hiç hoşlanmadım ama neyse. Şimdilik sakin kalmakta fayda var.
Ben sana demedim mi okyanus bir daha karşıma çıkarsan peşini bırakmam diye? Teknik olarak tam sana demedim ama olsun sonuçta söyledim. Odanın kapısı tıklanınca uzandığım yerden kalktım. Kapıyı açtığımda karşımda gördüğüm Gece ile nefesim kesildi.
Karşımda o kadar güzel, ulaşılmaz ve masum duruyordu ki.
“Alaz bey küçük bir sorun var.” Dediğinde kendime geldim.
“Hayırdır Gece hanım?”
“Toplu gösteride küçük bir sorun çıktı. Önce Duru ve Emre sonrada ben ve Yalın çıkacağız.” Dediğinde kaşlarım çatıldı.
“O adamla çıkmak zorunda mısın?” Dediğimde o da kaşlarını çattı.
“Anlamadım.” Dediğinde derin bir nefes aldım.
Sakin ol Alaz. Daha kızın bir şeyden haberi yok. Sakin ve sabırlı ol.
“Tamam sorun değil. Sonuçta gösteri olacak.” Dediğimde gülümsedi.
“Elbette. Neyse ben daha fazla sizi rahatsız etmeyeyim.” Deyip arkasını döndü.
İçimden onu tutup odaya çekmek gelse de kendime engel oldum ve gidişini izledim. Bende Alaz isem bir gün kendi isteğinle odama geleceksin okyanus. Düşüncelerimi kovalayıp odaya geri girdim.
Gece yüzünden vücudumda gezinen adrenalin ve ateşi atmak için kendimi duşa soktum. Buz gibi suyun altına girdiğimde bir nebze de olsa rahatlamıştım. Çıktığımda kendimi direk yatağa attım. Biraz uyuyup dinlenmekte fayda var.
***
Oturduğum sandalyede gergince kıpırdandım. Yekta abimle Bay Marsall iş ile ilgili sohbet ederken babam ve Mirza da eşlik ediyordu. Hatta arada Umut bile dahil oluyordu ama ben üzerimdeki gerginlikten dikkatimi veremiyordum.
Benim okyanusumun o lavukla dans edeceğini düşündükçe gerildim.
“Alaz iyi misin? Kıçında kurt varmış gibi kıpırdanıp durma.” Diyen Umut’a dönüp;
“Siktir git.” Dedim.
Kahkaha atıp sırtıma vurdu.
“Dostum bu ne gerginlik? Anlayalım.” Dediğinde onu duymamazlıktan geldim.
Umut ve ben ilkokul birden beri arkadaştık. Öğretmenimiz bizi aynı sıraya koyunca tanışıp arkadaş olduk. Zamanla Umut dördüncü kardeşimiz oldu. Hatta anne ve babası bodruma bizimkilerin yanına gidince bizim yanımıza taşındı ve hep birlikte yaşamaya başladık.
Birinci sınıfta yolumuz kesiştiğinden beri hiç ayrılmadık. Benim için abilerim ne ise Umut’ta oydu. Asla ayırt edemem.
“Alaz?” Yekta abimin sesiyle kendime geldim.
“Efendim abi.”
“Bay Marsall sana sordu.” Dediğinde adama dönüp;
“Özür dilerim Bay Marsall. Bu gün biraz dalgınlığım üzerimde.” Dedim.
Allah’tan adam İngilizce biliyordu yoksa bir de Fransızca bilen çevirmenle uğraşacaktık.
“Sorun değil Alaz bey. Bir sorun yok umarım.” Diyen adamı aksanı yüzünden anlamak zordu.
“Hayır bir sorun yok. Sadece bu ara aklım biraz fazla meşgul.” Dediğimde güldü.
“İşlerin başında olmak hiç de kolay değil.” Dediğinde bende gülümseyip sohbete dahil olduk.
Uzunca bir süre işler hakkında sohbet ettik. Dans müziğinin sesi duyulduğunda herkes susup dikkatini sahneye verdi. Karanlık olan sahnede iki suret belirdi. Acaba Gece mi? Yoksa Duru mu?
Takip ışığı yandığında Emre denen adamı gördüm. Demek ki ilk dans onlarındı. Müzik girdiğinde Duru adamın arkasında hareket etmeye başladı ve dans gösterisi de başlamış oldu (Medyada).
Üzerinde gördüğüm hayal gücüne pek yer bırakmayan kumaş parçası ve yaptığı hareketler canımın sıkılmasına sebep oldu. Okyanus da mı böyle dans edecek? Bu düşünce yumruklarımı sıkmama sebep oldu.
“Anasını satayım bu kız başka meslek bulamamış mı!” Yanımda tıslayan Umut’a şaşkınlıkla baktım.
Duru’yu ilk gördüğü gün bakışlarından etkilendiğini anlamıştım ama bu kadarını beklemiyordum. Aniden gelen tepkisi beni güldürdü.
“Hayırdır kardeşim?”
“Neresi hayır oğlum bunun. Pezevenk aldı kızı eviriyor, çeviriyor, dokunulmadık yer bırakmıyor!” Dediğinde daha çok güldüm.
“Sanat oğlum bu.”
“Sikerim böyle sanatı!” Dediğinde az kalsın kahkaha atıyordum.
Kendimi son anda tutup elimi Umut’un omzuna attım. Bu bir nevi sakin ol demekti benim için. Duru ve Emre danslarını bitirdiğinde büyük bir alkış koptu. Otelde kalan herkes anlaşılan çok beğenmişti. Selam verip gözden kaybolduklarında daha da gerildim.
Sıra Gece’deydi. Acaba gidip engel mi olsam? Kafamı iki yana sallayıp hemen bu düşünceyi kovdum. Sakın ol Alaz. Eğer bir rezillik çıkarırsam Yekta abim beni çatıdan sallandırır. Işıklar tekrar kapatıldığında yerimde dikleşip dikkat kesildim.
Umarım fazla samimi bir dans olmaz. Sahnede topuk sesleri yankılandığında takip ışığı tekrar yandı. Gece’yi gördüğüm an nefesim kesildi. Sahnede o kadar güzel ve büyüleyici gözüküyordu ki. Gözlerimi bile kırpmadan bakmaya başladım. Neyse ki kıyafeti daha usturupluydu.
Gece yerini aldığında lavuk çıktı piyasaya. Anında ellerim yumruk oldu. Müzik başladığında Gece eteğini savurdu ve minicik bir bez parçasıyla kaldı. Bu yumruklarımı daha da sıkmama sebep oldu.
O şerefsiz Gece’ye dokunmaya başlayınca sahneye çıkıp ağzını yüzünü dağıtmak istedim. O abime ve Bay Marsall’a dua etsin. Adamın Gece’ye yaptığı hareket yumruğumu dizime geçirmeme sebep oldu! Herif bildiğiniz kızı kendine yasladı lan!
Sonunda bittiğinde derin bir nefes verdim. Lanet olasıca danstan başka iş mi yok! Sen bir benim ol okyanus sana bir daha dans falan yok! Bay Marsall ayağa kalkıp Fransızca bir şeyler söyleyerek alkışlamaya başladı.
Gece ve Yalın denen it sahneden indiğinde yerine oturdu. Abime dönüp;
“Dans ekibiyle mutlaka tanışmak istiyorum.” Dediğinde Yekta abim bir garson çağırıp kulağına bir şey söyledi.
Garson anında ortadan kaybolurken ben hala sakinleşmeye çalışıyordum. Umut’un sırıttığını gördüğümde tersçe ona baktım.
“Ne sırıtıyorsun oğlum?”
“Sanat bu sanat kardeşim.”
“Siktir git Umut.” Dediğimde kahkaha attı.
Gece ve Duru’nun geldiğini gördüğümde yerimde dikleştim. Bay Marsall ayağa kalkıp kızlara yöneldi. Arkalarından o iki lavukta geldi. Bay Marsall Fransızca konuştuğunda tam müdahale edecekken Gece aynı şekilde cevap verdi.
Akıcı bir şekilde konuşması iyice şaşırmama sebep oldu. Bu kızın mükemmel yapamadığı bir şey var mı?
***
Sonunda lanet olasıca akşam bittiğinde biraz daha rahatlamıştım. Tabi bu rahatlığım Gece’nin bir hafta boyunca bu herifle dans edeceği aklıma gelene kadardı! Allah’ın sen bana sabır ver. Zaten Bay Marsall denen herif bütün akşam Gece’ye iltifat edip durmuştu! Sen kimsin de benim okyanusuma iltifat ediyorsun!
Katın ortak terasına bakarken Gece’yi gördüm. Dayanamayıp odamdan çıktım ve olduğu yere gittim. o kadar dalmıştı ki içeri girdiğimi bile fark etmedi. Aramızda boşluk kalmayacak şekilde yanaştığımda derin bir nefes aldım. Burnuma dolan çiçek kokusu beni kendimden geçirdi.
“Okyanus.” Diye fısıldadığımda sıçrayıp arkasını döndü.
Burun buruna kaldığımızda gözlerini kocaman açıp baktı bana. O an o güzel dudakları öpmek istedim. Bu isteğimi yumruklarımı sıkarak bastırdım.
“Alaz bey beni korkuttunuz.”
“Alaz.” Dediğimde anlamayan gözlerle baktı bana.
“Bey yok. Sadece Alaz.” Dediğimde gülümsedi.
“Nasıl isterseniz.”
“Siz de yok okyanus.” Dediğimde kaşlarını çattım.
“Adım Gece.” Dediğinde gülümsedim.
“Benim için okyanus.” Dediğimde şaşkınca baktı bana.
“Hayır Gece.” Diye inatlaştığında bir adım atıp açtığı mesafeyi kapattım.
“Hayır güzelim okyanus. Sen bu saatten sonra benim okyanusumsun ve benden kurtuluşun yok.” Deyip ağzı açık bana bakan Gece’yi arkamda bırakıp yürümeye başladım.
Unutma okyanus senin için Sarper sözü verdim.
Hatalarım varsa affola.
*Bayan ATABAŞ*