Gece AKSOY
Boşuna demiyorlar evim evim güzel evim diye. Sonunda evimize döndüğümüz için gerçekten mutluydum. Sabah erken saatte topluca uçağa doluşup döndük. Antalya da sadece Cavidan teyze ve Agah bey kalmıştı. Zaten onlar Bodrum da yaşıyorlarmış.
İndiğimizde Balın ve Defne çok sevgili hödükleriyle direk şirkete gittiler. Yalın ve Emre de evlerine dağıldılar. Sevgili arkadaşım Duru da beni bırakıp alışverişe gitti. Bu kızın alışveriş aşkı beni yedi bitirdi.
Zaten yok boyunca Alaz ve Yalın arasında sıkışıp kaldım! Bildiğiniz ikisi benim üzerimden sidik yarıştırdılar. Onlar yüzünden uçağın düşmesini bile diledim. Hayır yani bir insana bu kadar yüklenilmez ki. Hoş Yalın ona patladığımdan beri bana karşı ağzını açmıyordu.
Açmasındı da bir zahmet. Ama Alaz dur durak bilmiyor. O kadar insanın içinde bile imalarda bulunmaktan kaçınmadı. Allah’tan herkesin başı iş yüzünden kalabalıktı da fark edilmedi. En son kurtulmak için zorla uyudum.
Odamda şarjda olan telefonumun sesi geldiğinde oturduğum yerden kalktım. Kesin Duru alışverişe çağıracaktı. Telefonu elime aldığımda gördüğüm isim ile gerildim. İnatla çalan telefona bir süre baktıktan sonra derin bir nefes alıp;
“Efendim.” Diye açtım telefonu.
“Gece nasılsın?” Gözlerimi devirdim.
Gerçekten mi? Kaç zamandır konuşmuyoruz? Bir ay mı? Bir sene mi? Sadece kuru bir nasılsın mı?
“İyiyim anne.” İmayla cevap verdiğimde aramızda bir sessizlik oluştu.
“Sana bir şey söyleyeceğim.”
“Dinliyorum.”
“İstanbul da yapılacak çok büyük bir resim sergisi var. Bir çok ülkeden katılım olacak. Enim resimlerimde o sergide.” Deyip sustu.
“Yani?”
“Yani biz İstanbul’a geleceğiz. Karşılaşmak istemediğim için önden haber vermek istedim.” Bir insan bir insanı kaç kere yıkabilir?
Bu sorunun cevabını sözde annem olan kadına sorun!
“Merak etme yüzümü bile görmeyeceksiniz!” Deyip telefonu yüzüne kapattım.
Gözlerimden yaşlar boşalmaya başlayınca olduğum yere çöktüm. Sırtımı yatağa dayayıp bacaklarımı kendime çektim ve hıçkırarak ağlamaya başladım. Yoruldum ben artık ya. Çok yoruldum!
“LANET OLSUN! BEN SİZE NE YAPTIM HE NE YAPTIM?” Avazım çıktığı kadar bağırdım.
Boğazlarım bile acımıştı. Ama ne bir cevap geldi ne de rahatladım.
Annem ve babam birbirlerine daha ilk görüşte aşık olmuşlar. Tanıştıklarında daha küçük oldukları için beklemişler. 18 oldukları gün de ailelerini dinlemeden evlenmişler. Annem çok iyi bir ressam, babam da harika bir müzisyen. Zaten onları bir araya getiren de sanat aşkları olmuş.
Evliliklerinin ikinci yılında annem korunmasına rağmen bana hamile kalmış. Öğrendiği an ise dünyası başına yıkılmış. Apar topar doktora gitmişler beni aldırmak için. Ama vakit geçtiği için doktor kürtaj yapmamış.
İllegal yapan bir yer bulmuşlar lakin ona da paraları yetmemiş. Bu yüzden de beni doğurmak zorunda kalmış. Kendimi anlamaya başladığım günden beri yalnızım. Arkadaşlarımın anne babası üzerlerine titrerken benim ailem bana böcek muamelesi yaptılar. Küçükken anlayamadığım için üzülürdüm. Çok ağlardım.
Yine de onları sevmekten vazgeçmezdim. Evin içinde dolaşmam, yemekler dışında odamdan çıkmam yasaktı. 4 yaşındayken odamda sıkıntıdan patlarken bir müzik duydum. O an dans etmeye başladım. Tek kurtuluşum, tek arkadaşım, tek ailem dans oldu. İlkokula başladığımda yalvarmalarım sonucu bale kursuna yazdırdılar beni.
O kursa yazılmak hayatımda yaptığım en doğru şeydi. Çünkü bana Duru’yu getirdi. O zamanlar kendimi bir tek Duru’nun yanındayken ve dans ederken mutlu hissediyordum. Seneler geçip ben büyüdükçe ailemin tavrı daha da değişti.
Bense içine kapanık, hayata öfkeli ve aşk duygusundan nefret eden biri oldum. Çünkü annem bir gün bana;
“Baban ile öyle tutkulu bir aşkımız var ki bunu kendi kızımla bile paylaşamam. O aşkı kimseyle bölüşmem. O yüzden sen asla bizim kızımız olmayacaksın!” Demişti.
İşte o gün aşka daha hiç açmadığım kapılarımı kapattım. Benim kimsesiz büyümeme sebep olan aşktan nefret ettim. Zaten ben 15 yaşındayken de yine sevgili annem;
“Biz baban ile Londra’ya tanışmaya karar verdik. Hem aşkımıza heyecan katacak, hem de çalışmalarımız açısından daha iyi olacak.” Deyip akşamına gitti.
Bana yaptıkları tek iyilik ise evi bırakmaları oldu. Her ne kadar kabul etmek istemesem de daha çok küçüktüm. Ne gidecek yerim, ne bir akrabam, ne de param vardı. O akşam Duru’ların iki saatlik uzaklıktaki evlerine ağlayarak yürüdüm. Çünkü otobüse binecek param yoktu.
Duru beni gördüğü an açtı kollarını bana. Ailesi beni de kızları bildiler. Babası Duru’nun yanıma taşınmasına izin verdi. Ben 18 yaşıma girene kadar bize o baktı. Bende reşit olur olmaz partime işe girdim ve çalışmaya başladım.
Okulum tamamen bitene kadar da hangi işi bulduysam onda çalıştım. Bunca şey atlatmama rağmen bir telefonla yine yıkıldım! İşte beni delirten kısım burası. Artık bunları arkamda bırakmalıydım.
Akacak gözyaşım kalmadığında oturduğum yerden kalktım. Kendimi duşa atıp buz gibi suyu açtım. Vücudum titrerken yere oturup beklemeye başladım. Suyun soğukluğu bir süre sonra vücudumu uyuşturmaya başladığında rahatladım.
Duştan çıktığımda kararımı vermiştim. Biraz gidip kafamı dinleyecektim. Zaten kızlar ortadan kaybolmama alışıktı. Hızlıca üzerimi giyinip sırt çantama birkaç eşyamı doldurdum. Bulduğum kağıdı alıp kızlara not yazdım ve evden çıktım.
Gidip yaralarımı tekrar sarmak zorundayım.
Duru SOLMAZ
Sonunda evin kapısından girdiğimde derin bir nefes aldım. Taam alışverişi çok seviyorum ama yorucu oluyor canım. Elimdeki poşetleri kapıya bırakıp;
“Gece ben geldim.” Diye bağırdım.
Ses gelmeyince uyuduğunu düşünüp sessiz oldum. Ayakkabılarımı çıkarınca poşetleri alıp odamıza geçtim. Boş olan odayla kaşlarımı çattım.
“Gece!” Diye içeri seslendim ama yoktu.
Telefonumu cebimden çıkartıp aradım ama telefonu kapalıydı. Nerede acaba? Gözüme çarpan notu görünce gidip aldım.
“Kızlar ben birkaç gün yokum. Beni merak etmeyin.” Yazıyordu.
Kesin yine bir şey oldu. Gece saklandığına göre o ailesi olacak insanlar bir şey yapmıştı. Ah be Gece niye gittin ki? Hayatta bulamayız da. O istemediği sürece kimse onu bulamazdı. Elimdeki notu bırakıp poşetlere yöneldim.
Aldıklarımı dolaba yerleştirdiğinde kendimi duşa attım. Alışverişte çok terlemiştim. Duştan çıktığımda ev şortumu giyinip üzerine sporcu atletimi giyindim. Ne var canım evde rahat olmayı seviyorum. Islak saçlarımı tarayıp kendi haline bıraktım. Çok uzun oldukları için kurutmak gibi bir hata yapmıyorum.
Kapı çalınca o tarafa yöneldim. Kim acaba? Kapıyı açtığımda karşımda gördüğüm kurye ile şaşırdım.
“Buyurun.”
“Duru Solmaz evde mi?”
“Benim.”
“Bunlar size.” Deyip elindeki siyah gülleri uzattı.
Kaşlarım çatıldı. Nereden çıktı bu güller?
“Kim göndermiş?”
“Bir bilgim yok efendim. Şuraya bir imza alabilir miyim?”
“Bir dakika.” Deyip gülleri vestiyere koydum.
Cüzdanımda adam için bahşiş çıkarıp kapıya geri döndüm. İmzayı atıp çocuğa para uzattım ama almadı.
“Teşekkür ederim ben bahşişimi aldım. İyi günler.” Deyip gitti.
Bense arkasından şaşkınca baktım bir süre. Kendime geldiğimde salak gibi dikilmeyi bırakıp içeri girdim. Gülleri alıp salona yürüdüm. Koltuğa oturup bakmaya başladım. Arasında gördüğüm kartı aldım hemen.
“Hiçbir zaman klişeleri sevmedim. Sana kırmızı gül göndersem çok basit kalırdı. Sen asla basit şeyleri hak etmeyen bir kadınsın. Bu siyah güller çok nadir bulunurlar. Tıpkı senin gibi. Bence benimle bir yemek yemelisin. Ne dersin güzellik?
Umut…”
Vay arkadaş? Adama bak sen? İyi de bu bizim evin adresini nasıl buldu? Telefonum çalınca yerimden kalkıp odaya gittim. tanımadığım bir numara arıyordu.
“Alo.”
“Duru.” Tek kelime o olduğunu anlamama yetti.
“Efendim Umut.”
“Gülleri almışsın.”
“Evet aldım. Çok güzeller teşekkür ederim.”
“Bence teşekkür etmek için benimle yemeğe çıkmalısın.” Dediğinde kahkaha attım.
“Çok fırsatçı ve uyanıksınız Umut bey.”
“Kalbim kırıldı Duru. Asla fırsatçı ve uyanık bir adam değilim. Sadece şanslarımı iyi değerlendiririm.” Dediğinde sustum.
İlk kez verecek bir cevap bulamadım. Bugünün tarihini not alın bence. Çünkü bir daha kolay kolay olmaz.
“Duru orada mısın?”
“Evet buradayım.”
“Ne diyorsun?” Güzel soru.
Şimdi ben ne desem bu adama? Yalan yok kabul etmek istiyorum ama çabuk elde edilen kadın da olmak istemiyorum. Ya reddedersem vazgeçerse. Aman bir seferde vazgeçecekse geçsindi. Ona mı kaldım ben hıh.
“Umut pek müsait değilim bu ara.”
“Yapma ama Duru. Ne zaman müsaitsen o zaman olsun. Kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeyi hatta beş çayı. Hangisinde müsaitsen.”
“Umut ben…”
“Duru lütfen. Senden sadece bir şans istiyorum. Eğer yemekte de seni ikna edemmiş olursam söz ısrar etmeyeceğim.”
“Tamam.”
“Söz veriyorum va… Dur bir saniye tamam mı dedin sen?” Bu haline kıkırdadım.
“İstersen değiştirebilirim.”
“Yok canım yok ne değiştirmesi? Ne zaman çıkıyoruz?”
“Bu akşam sekizde beni evden alırsın. Nasılsa adresi öğrenmişsin.” Deyip telefonu kapattım.
Battı balık yan gider. İnceldiği yerden kopsun vs. vs. Ben bu adamdan etkileniyorum sonuçta. Neden kabul etmeyeyim ki?
Telefonu yerine koyup salona döndüm. Güzel güllerimi vazoya koyup odama geçtim. Baş ucumdaki minik sehpanın üzerine koydum. Eğilip bir kez daha kokladım. Yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu. İnce ruhlu adamdı vesselam.
***
Kapının çalmasıyla gülümsedim.
“Tam zamanında.” Gidip kapıyı açtım.
Balın ve Defne yorgun bir şekilde içeri girdi.
“Hoş geldiniz.” Dedim neşeyle.
“Hoş buldum.” Diyen Balın direk içeri geçti.
“Ne bu neşe Duru hanım.” Diyen Defne’yi öpüp bende içeri geçtim.
“Kızlar sofra hazır hadi hemen oturun.” Dediğimde kızlar hemen mutfağa geçti.
Aç geleceklerini bildiğim için yemek hazırlayıp sofra kurmuştum.
“İki tabak var. Gece ve sen yemiyor musunuz?” Diye soran Defne’ye sıkıntıyla baktım.
“Gece gitti.”
“Nereye?” Balın da dahil oldu.
“Bilmiyorum. Eve geldiğimde not bırakıp gitmişti. Anlayacağınız yine kayboldu.” Diye açıkladığımda ikisinin de yüzü asıldı.
“Ne oldu?” Diye sordu Defne.
“Ah bir bilsem. Geldiğimde gitmişti işte. Ama kaybolduğuna göre ailesi bir şey yaptı.”
“Telefon?” Diyen Balın’a;
“Aradım kapalıydı.” Dedim.
“Yapacak bir ley yok dönmesini bekleyeceğiz.” Dedi Defne.
“Haklısın.” Diye onayladım.
“Sen yemiyor musun?” Diyen Balın’a gülümsedim.
“Benim bu akşam randevum var.” İkisi de gözlerini kocaman açıp aynı anda;
“Kiminle?” Diye sordu.
Kıkırdayıp;
“Umut ile.” Dedim.
“Hangi Umut?” Diye sordu Balın.
“Umut Ersan ile Balcım.”
“Yok daha neler.” Balın’ın haline kahkaha attım.
“Adam bana koca bir demet siyah gül yollamış. Nasıl hayır diyeyim?”
“Siyah gül mü?” Diyen Defne yüzünü buruşturdu.
“Aman siz ne anlarsınız. Neyse ben gidip hazırlanayım.” Deyip mutfaktan çıktım.
Direk duşa girdim. Yemek yaptığım için üzerime sinen kokudan kurtulmak istedim. Hızlıca bir duş aldıktan sonra bornozuma sarılıp çıktım duştan. Direk saçlarımı kurutmaya başladım. Tabi bu arada uzunluğuna saydırmayı da ihmal etmedim. Sonunda saçlarım kuruduğunda maşa yapmaya başladım.
Saçımla işim bittiğinde odaya geçtim. Makyaj masasına oturup güzel bir makyaj yaptım. Makyajım ben buradayım dese de oldukça sadeydi. Bordo mat rujumu da sürünce işim bitmişti. Şimdi geldik en önemli kısma.
Ne giyeceğim?
Bir süre dolabıma bakıp durdum. Karar veremeyince telefonumu elime alıp mesaj bölümüne girdim.
Ben: Nasıl bir yere gideceğiz? Yazıp Umut’a gönderdim.
Anında cevap geldi.
05..: Sürpriz. Hadi ama gerçekten mi?
Ben: Ne giyeceğime karar veremedim.
05..: Şık bir şeyler giyinebilirsin. Aman çok yardımcı oldum.
Tekrar dolabıma dönüp bakınmaya başladım. Gözüme çarpan kırmızı elbisemle gülümseyip askıdan aldım. Hemen üzerime geçirdim ve aynanın önüne geçtim. Biraz mini olsa da çok hoş durmuştu.
Siyah bantlı topuklu ayakkabılarımı da giyindiğimde hazırdım. Minik siyah çantamın içine gerekli eşyalarımı koydum ve telefonumu elime aldım. O an mesaj geldi.
05..: Kapıdayım.
Saat 19:55. Tam vaktinde. Odamdan çıktığımda salonda oturan kızları gördüm. Etrafımda dönüp;
“Nasıl olmuşum?” Diye sordum.
“Mükemmelsin.” Diyen Balın’a öpücük attım.
“Kendine dikkat et Duru.” Diyen Defne’ye;
“Tamam anne.” Diye cevap verdim.
“Dua et ayağımda terlik yok. Yoksa kafana fırlatmıştım.” Dediğinde kahkaha atarak ona da öpücük attım.
“Ben çıkıyorum.” Dedikten sonra kapıya yöneldim.
Asansöre binip aşağı inmesini beklemeye başladım. Asansörün durma sesi kalp ritmimin hızlanmasına sebep oldu. Umut’u göreceğim için heyecanlanmış olabilirim. Tabi bunu bilmesine gerek yok.
Apartmanın kapısından çıktığımda gördüm onu. Merdivenin başında, siyah takımının için, elinde tek bir kırmızı gülle beni bekliyordu. Beni gördüğünde gülümsedi. Çok yakışıklıydı be. Böyle bildiğiniz alıp vitrine koymalık yani.
Sakin adımlarla ona doğru yürümeye başladım. Sonunda yanına vardığımda bir süre sadece bakıştık. O an kelimeler değil gözlerimiz konuştu.
“Ç-Çok güzelsin.” Dediğinde gülümsedim.
Ay ben utanmış mıydım? Ben yani ben. Hani şu utanmaz Duru.
“Teşekkür ederim. Sende çok hoşsun.” Dediğimde gülümsedi ve elindeki gülü uzattı.
“Tüm siyah gülleri sana gönderdiğim için kalmamış. Affet beni.” Dediğinde gülümseyerek aldım gülü.
Kokladıktan sonra;
“En az onlar kadar güzel.” Dedim.
O da bana gülümseyip elini belime koydu ve beni yönlendirdi. Ayaklarım komutuna uysa da beynim elinin durduğu yerde takılı kaldı. Bana da yazık ama şurada ağırdan almaya çalışıyorum.
Arabasına vardığımızda gözlerimi devirdim. Önümdeki siyah Porsche baktım. Erkekler ve oyuncakları. Umut kapımı açıp binmemi bekledi. Kapımı kapatıp hızlıca kendi yerine geçti.
“Nereye gidiyoruz?”
“Söylemiştim sürpriz.” Dediğinde kafamı iki yana salladım.
Sanki gidince görmeyeceğim. Ne gerek var böyle gizemlere.
***
Sonunda arabayı park etti. Ay bir an gelemeyeceğiz sandım. Etrafıma bakınsam da nerede olduğumu anlayamadım. Sanırım beni bilmediğim bir yere getirmişti. Umut inip arabanın etrafından dolaştı ve kapımı açtı.
Ben indiğimde kapıyı kapatıp valeye anahtarı verdi. Eli yine belimi buldu. Sanki hep oraya aitmiş gibi olması normal mi?
Restorana doğru yürüdükçe hayranlıkla bakmaya başladım. Denizin üzerine kurulan restoran tamamen camdı. Zemini bile camdan oluşuyordu. İçeride insanlar keyifle yemeklerini yiyordu. İçeri girdiğimizde bizi komi karşıladı.
“Hoş geldiniz efendim.”
“Hoş bulduk. Rezervasyon Umut Ersan adına.” Adam elindeki kağıda bakıp.
“Buyurun bu taraftan.” Dedi.
Adamı takip etmeye başladık. Bizi getirdiği masa nefesimi tutmama sebep oldu. Masada beyaz gül yaprakları vardı ve çok şık düzenlenmişti. Umut belimi bırakıp hareketlendi ve sandalyemi çekti. Oturduğumda;
“Teşekkür ederim.” Dedim.
Bana gülümseyip karşımdaki yerine oturdu. Garson menülerimizi getirince elime alıp baktım. Kararımı verdiğimde kapatıp yerine koydum. Garson siparişlerimizi alıp gittiğinde birbirimize baktık.
Ben ilk kez ne diyeceğimi bilemiyorum. Bu adam kelimelerimi tüketiyor resmen.
“Beğendin mi burayı?”
“Bayıldım. Büyüleyici bir yer.”
“Daha önce gelmiş miydin?”
“Hayır ilk kez geldim. Neredeyiz?”
“Şile civarlarında.” Dediğinde şaşırdım.
“Nasıl fark etmedim?” Dediğimde gülümsedi.
“Yolda hava karardığı için levhaları göremedin.”
“Bunu da mı planladım?”
“Aslında senin sekizde demen işimi kolaylaştırdı.” Dediğinde kafamı iki yana salladım.
“Asla fırsatları kaçırmıyorsun dimi?”
“Asla.” Dediğinde ikimizde güldük.
Öyle güzel gülüyordu ki bildiğiniz içim akıyor. Adam sanki bitterli çikolata ya. Garson yemeklerimi getirdiğinde servisi bitirmesini bekledik. Sonunda gittiğinde önüme bırakılan yemeğin tadına baktım.
Gerçekten lezzetliydi.
“Beğendin mi?”
“Evet çok güzel.” Dediğimde rahatladı.
Ama sen bu şekilde üzerime titrersen ben şımarırım. Bir süre sessizlik içinde yemeklerimizi yedik. Konuşmak yerine birbirimizi izledik.
“Dans etmeyi çok mu seviyorsun?” Gelen soruya gülümsedim.
“Hayattaki en büyük tutkum. Dans etmek benim her şeyim.” Dediğimde yerinde huzursuzca kıpırdandı.
“Hiç bırakmayı düşündün mü?”
“Asla! Dans edebildiğim sürece devam edeceğim. Profesyonel olarak bırakmak zorunda kaldığımda da bırakmayacağım.”
“Sanırım dansı kıskanacağım.” Dediğinde kaşlarımı çattım.
“Nasıl yani?”
“Öyle büyük bir sevgiyle bahsediyorsun ki kıskandım. Benim içinde böyle hissetmeni istiyorum.” Dedi.
Al işte yine ne diyeceğimi bilemiyorum. Ama sen beni böyle susturursan olmaz ki!
“Senin için öyle hissetmemi istemek yerine hissetmemi sağla. Nasıl dans kalbime girdiyse sende girebilirsin. Benim yapmamı beklemek yerine sen yap.” Dediğimde gülümsedi.
“Eğer izin verirsen emin ol ki çabalarım.”
“Neden izin vereyim?”
“Duru ben çok kadınla takıldım sana yalan söylemeyeceğim. Ama bunlar hep kısa ilişkiler oldu. Hatta en son uzun süreli sevgilim lisede oldu diyebilirim. Ama sen farklısın. Seni ilk gördüğüm an anladım beni peşinde koşturacağını.” Dediğinde tek kaşımı kaldırdım.
“Beni farklı kılan ne?”
“Her şeyin. Duruşun, bakışın, konuşman, hareketlerin, etrafa yaydığın elektrik. Sen her halinle ben farklıyım diye bağırıyorsun.”
“Umut bak ben deli doluyumdur, kabıma sığmam, laf dinlemem, özgürlüğüme düşkünümdür. Benimle bir ilişki yaşamak kolay değil.” Sustuğumda uzanıp masanın üzerindeki elimi tuttu.
“Duru ben kendime köle aramıyorum. Yanımda ve kalbimde taşıyacağım bir kadın istiyorum. Öyle şunu giyme, buraya gitme tipinde bir adam değilim. Tamam kıskanırım hem de köpek gibi çok kıskancımdır. Ama seni ne kısıtlarım ne de kırarım. Sana söylerim rahatsız olduğum yerlerde.”
“Buna nasıl emin olacağım.”
“En basit örneği dans etmeni çok kıskandım. Başka bir adamla o kadar yakın olman delirtti beni. Sana o yüzden dansla olan bağını sordum. Madem senin için bu kadar önemli ben kıskançlıktan delirsem de sabrederim.” Dediğinde gülümsedim.
Kıskanılmak güzel duygu be.
“Kıskanmana gerek yok. Partnerim Emre yıllardır arkadaşım ve nişanlı. Yakında evlenecekler inşallah. İlk başlarda nişanlısı da kıskandı ama zamanla bizim birbirimize o gözle bakmadığımızı anladı.”
“Güzelim ben bir şey var aranızda diye kıskanmıyorum ki. Evlense de sana o kadar yakın olacağı için kıskanacağım.”
“Peki bu ilerde sorun olursa?”
“Olmaz.”
“Nasıl bu kadar eminsin?”
“Çünkü o senin hayatının bir parçası. Ben seni değiştirmek istemiyorum Duru. Ben senin benim renksiz hayatıma renk olmanı istiyorum. Her halinle.” Gözlerime o kadar derin bakıyordu ki kaçırdım.
Daha fazla bakmaya dayanamadım. Bakma bana öyle.
“Şimdi söyle. Bana bir şans verecek misin?”
Hatalarım varsa affola.
*Bayan ATABAŞ*