KUYUNUN DİBİNDEKİ SIR

788 Kelimeler
Yarkın’ın sesi zihnimin duvarlarında yankılanırken kalbim hızla çarpıyordu. Gözlerindeki o tanıdık endişeyi gördüğümde, hissettiklerim binlerce farklı duyguya bölündü. Söylemek istediğim cümleler boğazımda bir düğüm gibi takılı kalmıştı. Dudaklarımın üzerindeki parmağı nihayet çektiğinde, boşlukta kalan o küçücük temasın eksikliği beni olduğum yerde duraksattı. "İyiyim," dedim nihayet, ama sesim bir fısıltıdan öteye gitmedi. Gözlerimin içine bakmayı sürdürdü; sanki kelimelerime inanmak istiyor ama gözlerimden bambaşka bir gerçek okumaya çalışıyordu. Ne düşüneceğini bilemediğim o anlarda Yarkın’ın sessizliği içimi kemiriyordu. Odada asılı duran hava o kadar ağırdı ki, kelimeler bile burada yaşayamazdı. Battaniyeyi dizlerimin üzerine çektim ve parmak uçlarım o kumaşa sıkıca tutundu. Yarkın’ın gözleri yine kuyruğumun saklandığı yere kayarken, yüzündeki çizgiler sertleşti. Onun beni çözmeye çalışırken sergilediği bu dikkat beni hem tedirgin ediyor hem de bir şekilde korunuyormuşum gibi hissettiriyordu. "Neden bu kadar sessizsin?" diye sordu nihayet. Sesi alçak ama içinde biriken fırtınanın habercisiydi. "Yorgunum," dedim, başımı biraz eğerek. "Bugün çok şey oldu. Belki de biraz dinlenmem gerek." Ama Yarkın bu açıklamayı yeterli bulmamış gibi dizlerinin üzerinde biraz daha bana yaklaştı. Parmakları hafifçe battaniyenin üzerine dokundu, ama kuyruğuma ulaşmak için hiçbir hamle yapmadı. Yine de o dokunuş, sakladığım sırrın üzerindeki ince örtüyü çekip almak istiyormuş gibi hissettirdi. "Hande," dedi yavaşça. İsmimi söyleyişinde bir ağırlık, bir kesinlik vardı. Sanki sadece ismimi değil, tüm varlığımı bir sırra sıkıştırmış ve anahtarı bulmaya kararlıydı. "Bana güveniyor musun?" Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Bu kadar net bir soru karşısında zihnimde hiçbir kelime bulamıyordum. Elbette güveniyordum. Ama bu güvenin ağırlığı, üzerimde bir yük gibi duruyordu. Derin bir nefes aldım ve gözlerimi kaçırmadan yanıtladım. "Evet, güveniyorum." Sözlerimle birlikte, aramızdaki gerilim biraz da olsa hafifledi. Ama bu hafiflik, ne benim üzerimdeki baskıyı ne de Yarkın’ın merakını tamamen yok edebiliyordu. Elini battaniyenin üzerinden çekti ve bu sefer doğrudan elimi tuttu. Parmaklarının sıcaklığı, buz gibi olan avuçlarımı ısıtırken, beni biraz olsun sakinleştirdi. "Bir şeyden korkuyorsun," dedi alçak bir sesle. "Ama bana anlatmak istemiyorsun." Yüzümün ısındığını hissettim. Sanki tüm sırlarım yüzüme yazılmış gibi. Onunla göz göze gelmek bir meydan okumaydı, ama kaçmak da istemiyordum. Sadece biraz cesarete ihtiyacım vardı. "Her şeyin üst üste geldiği bir gündü," dedim. "Ve annemle babamın tepkileri... komşular... herkes..." Sesim titredi. "Bütün bunlarla baş etmek kolay değil, Yarkın." Elimi biraz daha sıktı ve gözlerini gözlerime kilitledi. "Seni anlıyorum," dedi. "Ama ne olursa olsun, seni yalnız bırakmayacağımı biliyorsun, değil mi?" Bu sözler kalbimin etrafındaki sıkışmış duyguları biraz gevşetti. Başımı hafifçe sallayarak karşılık verdim. Ama içimde bir yerlerde, Yarkın’ın her şeyi bilmediği gerçeği beni bir hançer gibi delip geçiyordu. Ya bu sır ortaya çıkarsa? Ya o bile beni kabul edemezse? Bir anda sessizliği, dışarıdan gelen sert bir kapı çarpma sesi böldü. Yarkın’ın yüzü bir anda ciddileşti ve başını kapıya doğru çevirdi. Ben de istemsizce battaniyeye biraz daha sarıldım. Kalbim, çarpan o kapının yankısıyla daha da hızlanmıştı. "Kim o?" diye mırıldandı Yarkın, yüzünde tehditkâr bir ifade belirmişti. "Kimse olamaz," diye karşılık verdim çabucak. Ama sesim, kendi söylediklerime bile güvenmiyormuş gibi titriyordu. Yarkın bir an duraksadı, sonra ayağa kalktı. Geniş omuzları, odanın ışığında bir gölge gibi üzerime düştü. "Burada bekle," dedi, sesi bu kez keskin ve buyurgandı. "Ben bir bakayım." İtiraz etmeye cesaret edemedim. Yarkın odadan çıkarken, battaniyeye daha sıkı sarıldım. Kuyruğum, güvenli limanını terk etmiş gibi hissediyordu. Kapının kapanma sesiyle yalnız kaldığımda, odadaki sessizlik bir anda üzerime çöktü. İçimde yankılanan o korkular, beni bir çığ gibi yutmaya hazırdı. Şişeyi banyoda güvence altına aldığımı biliyordum, ama içimdeki tedirginlik bir türlü geçmek bilmiyordu. Yarkın geri döndüğünde, yüzünde endişe ile karışık bir rahatlama vardı. "Sadece rüzgâr," dedi. Ama bu sözler beni tamamen sakinleştirmeye yetmemişti. Onun yüzündeki ifadenin derinliklerinde hâlâ bir şeylerin peşinde olduğunu görebiliyordum. "Biraz dinlen," dedi yumuşak bir sesle, yanıma yeniden otururken. "Ama unutma, ne olursa olsun seni savunurum." Ona minnetle baktım, ama bu minnettarlığın içinde bile acı bir gerçeklik saklıydı. Ne kadar savunursa savunsun, beni ve sırrımı tamamen anlayabilecek miydi? Bu sorunun cevabı, içimde yanmaya devam eden ateşi besliyordu. Yarkın'ın sesi zihnimde yankılanırken, odadaki ağır hava bir türlü dağılmıyordu. "Ne olursa olsun seni savunurum," demişti. Ama bu, içimde taşıdığım sırrı ona anlatmam gerektiği anlamına mı geliyordu? Yoksa bu sözler, taşıdığım yükü daha da ağırlaştırmaktan başka bir işe yaramaz mıydı? Battaniyenin kenarını parmaklarımın arasında döndürüp dururken gözlerimi yere diktim. Dizlerimin üzerindeki kumaşa odaklanmak, yüzleşmek istemediğim gerçeklerden bir an olsun kaçış gibiydi. Yarkın’ın nefes alışı bile dikkatimi dağıtıyordu; bir an önce odadan çıkmasını dilemiştim ama aynı zamanda gitmesini istemiyordum. "Kir..." dedi Yarkın, sesinde sabrının sınırına geldiğini belli eden bir ton vardı. Onun adıma böyle seslenmesi beni her defasında olduğu gibi irkiltmişti. "Bir şey saklıyorsun." Bedenim istemsizce gerildi. Parmaklarım battaniyeyi daha da sıkı kavradı. "Ne saklayabilirim ki?" diye karşılık verdim, sesi titrek ama bir yandan kendini sakin göstermeye çalışan biri gibi. Yarkın başını yana eğdi ve gözlerini kısmış bir şekilde beni süzdü. Onun beni böyle dikkatle incelemesi her seferinde olduğu gibi rahatsız ediciydi. Sanki tüm düşüncelerimi okuyabiliyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE