KORKUSUZ ÇİÇEK

1323 Kelimeler
Elini yavaşça şişeye uzattı, dokunmadı, sadece parmak uçlarıyla onun varlığını hissetti. İçindeki çelişki bir kasırga gibiydi. Şifa dağıtan bu sıvının aslında onun en derin korkusunun bir yansıması olduğunu hissediyordu. Kir için bu şişe, bir yaşam garantisinden ziyade ölümlü olduğunu hatırlatan bir yemin gibiydi. Aniden kapıdan gelen ince bir tıkırtıyla irkildi. Yarkın mıydı? Kir’in zihni, onun sesini ve varlığını çağırıyordu, ama bu düşünce bile onu huzursuz ediyordu. Kuyruğunu hızla battaniyenin altına sakladı ve nefesini tuttu. Tıkırtı devam etmedi, ama Kir’in içindeki o rahatsız edici his de bir türlü dağılmadı. Ayağa kalktı ve odanın tam ortasında durdu. Ayaklarının altındaki zemin, taşın sertliği kadar soğuktu. Gözleri bir an odanın tavanına kaydı. Tavandan sarkan örümcek ağları, Kir’e kendi hayatını hatırlattı. Her düğüm, bir yalan, bir sır, bir korku… Ama hiçbir düğüm, diğerinden daha az acıtmıyordu. “Zehir akıyor içimde,” dedi kendi kendine. “Ama aynı zehir beni hayatta tutuyor.” Kir’in odasındaki sessizlik, nefes almanın bile suç olduğu bir ağırlıkla çalkalanıyordu. Havada asılı duran rutubet kokusu, taş duvarlardan sızan geçmişin bir yankısı gibiydi. Bu odanın duvarları, yıllardır saklanan sırların yankısıyla dolup taşmıştı. Tavan aralığındaki ince tahtalar gıcırdıyor, sanki her an çökmeye hazırmış gibi tehditkâr bir tonda ses çıkarıyordu. Kir, odanın her bir köşesindeki gölgeleri tek tek süzdü. O gölgeler, yalnızca yokluğu değil, aynı zamanda onun ruhundaki dipsiz karanlığı temsil ediyordu. Kuyruğu, her adımında hafifçe yere çarpıyordu. Bu sesi duyduğunda, irkildi. “Beni izliyor olabilirler,” diye düşündü. Bu düşünce her geçen saniye zihninde daha da güçleniyordu. O kuyruğu saklamak, geçmişten kaçmanın boş bir çabasıydı belki de. Ama Kir, bu yükten kurtulmanın tek yolunun kendini tamamıyla kabullenmek olduğunu biliyordu. Yine de, bu gerçekle yüzleşmek için henüz hazır değildi. Odanın köşesindeki küçük, ahşap bir sandığa gözleri takıldı. Sandık, yıllardır açılmamış gibiydi. Üzerindeki metal tokalar paslanmış, ahşap kısmı ise rutubetten iyice kararmıştı. Sandığın içinde ne olduğunu tam olarak hatırlamıyordu, ama bir kısmı bunu bilmek de istemiyordu. İçeride bir zamanlar değerli olan, ama şimdi yük haline gelmiş hatıralar saklıydı. Kir, ağır adımlarla sandığın yanına gitti. Üzerindeki tozları parmak uçlarıyla silerken, dokunduğu yüzeyin soğukluğu eline işledi. Sandığın kapağını açtığında, eski bir kumaş parçası hemen gözüne çarptı. Bu, annesinin ona çocukken diktiği bir atkıydı. Kumaşın dokusu neredeyse unutulmuş bir şefkati anımsatıyordu. Ama altında daha derin, daha karanlık şeyler vardı. Kir, elleri titreyerek kumaşı kenara itti ve alttaki deri kaplı eski bir kitabı çıkardı. Kitabın kapağı çatlamış, sayfalarının kenarları ise yanmış gibi kararmıştı. Kitabı açar açmaz sayfaların arasından ince bir toz bulutu yayıldı. Eski bir büyü kitabı. Çocukken bu kitabı ilk bulduğunda, içindeki çizimler ve yazılar onu korkutmuştu. Ancak şimdi, o korkunun yerini başka bir his almıştı: güç arzusu. Kitap, karanlık ve tehlikeli bir bilginin hazinesiydi. Ama Kir, bu bilgiyi kullanmanın bedelini yıllar önce öğrenmişti. Bir sayfayı çevirirken gözleri eski bir sembole takıldı: bir daire içinde yılan ve kuyruklarının ortasında bir hançer. Altında ise kan kırmızısıyla yazılmış bir cümle vardı: "Zehir seni öldürebilir ya da seni tanrılar katına çıkarabilir." Kir’in nefesi hızlandı. Bu cümle, yıllardır duyduğu fısıltıların bir yankısıydı. Bu kitabı neden tekrar bulduğunu bilmiyordu, ama kaderin bir şekilde ona bunu dayattığını hissediyordu. Kitabı ellerinde sıkıca tutup kapattı. Derin bir nefes aldı ve tekrar masaya bıraktı. "Kaderimi değiştirmek istiyorsam bunu kullanmalıyım," dedi kendi kendine, ama sesi o kadar boğuktu ki kendi kulaklarına bile yabancı geldi. Kapıdan gelen bir tıkırtıyla irkildi. Bu kez tıkırtı daha belirgindi, neredeyse bir adım sesine benziyordu. Yarkın olmalıydı. Ya da biri onun yerine gelmişti. İçinde bir yerlerde, gelenin Yarkın olmasını istiyordu, ama bu düşünce aynı anda korkuya ve öfkeye dönüşüyordu. Kapıya doğru yaklaştı. Ahşap zemindeki tahtalar, her adımında bir çığlık gibi gıcırdıyordu. Kapıyı açmadan önce bir an tereddüt etti. Kalbi öylesine hızlı atıyordu ki, bunun odadaki sessizliği bozmasından korkuyordu. Kapıyı araladığında, koridorun loş ışığında bir siluet belirdi. Yarkın’ın gözleri, her zamanki gibi karanlık ve derindi, ama bu kez bir şeyler farklıydı. Gözlerinde tanıdık bir karanlık vardı; sanki Kir’in içindeki fırtına, Yarkın’ın varlığında yankılanıyordu. “Burada ne arıyorsun?” diye sordu Kir, sesi titrek ve sertti. Yarkın cevap vermedi, ama bir adım daha attı ve Kir’in yüzüne baktı. O an, Kir onun gözlerinde kendini gördü: zehir ve şifa arasında sıkışmış bir ruh. “Kurtuluşun bende,” dedi Yarkın, dudaklarından dökülen bu cümle Kir’in zihninde yankılanıyordu. Ama bu kurtuluş, ona daha büyük bir lanetin kapısını mı açacaktı? Kir’in göğsü, hızla çarpan kalbiyle boğuluyor gibiydi. Yarkın’ın yüzüne bakarken hissettiği duygular karma karışıktı. Bir yandan içindeki tanıdık korku ona bıçak gibi saplanıyor, diğer yandan Yarkın’ın varlığı, yıllardır yavaşça büyüyen bir güveni uyandırıyordu. Ama bu güven, aynı zamanda karanlık bir uyanışı da beraberinde getiriyordu. O an, Yarkın’la birlikte olmaktan daha korkunç bir şey vardı: Kendini terk etme korkusu. Yarkın, adımlarını yavaşça atarak, Kir’in bulunduğu karanlık köşeye doğru yaklaşırken, yüzünde bir gülümseme belirdi. Ama bu gülümseme, ona alışık olduğu ışıltılı bir neşe taşımıyordu; aksine, sanki bir sırrı saklayan bir yaratığın maskesiydi. “Korkma, Kir,” dedi Yarkın, sesi boğuk ve derindi. “Kurtuluşun seni bekliyor. Bunu birlikte başaracağız.” Kir, zihninde yankılanan bu sözlerle iyice bunalmıştı. Kurtuluş derken ne demek istediğini anlamıyordu. İçindeki korku, yerini bir tür öfkeye bırakmaya başlamıştı. “Benim kurtuluşum kimseye bağlı değil,” dedi sert bir şekilde, sesini daha da yükselterek. “Kimse benim kaderimi elleriyle şekillendiremez.” Yarkın, Kir’in karşısında durdu ve omuzlarını silkti. “Evet, belki de kaderini seçebilirsin,” dedi, bu sefer bir adım daha atarak Kir’in kişisel alanına girdi. Yüzündeki gülümseme giderek daha da belirsizleşiyordu. “Ama bazı seçimler, seni farklı yerlere götürür. Yarın ne olacağını kimse bilemez.” Kir, Yarkın’ın söylediklerini düşündü. Yarın… Bu kelime, ona bir korku dalgası gibi geldi. Yarının ne getireceğini bilmek, özgürlüğün bir parçası gibi görünse de, onun içinde gizli bir tehdit barındırıyordu. Yarkın’ın kelimeleri, bir zamanlar sahip olduğu her şeyin kaybolabileceği korkusunu doğuruyordu. “Sen de, bir şekilde, bana ait olacaksın,” diye fısıldadı Yarkın, sesi öylesine alçak ve kesikti ki, Kir bu sözleri neredeyse hissetti. Yarkın’ın gözlerinde öylesine bir parıltı vardı ki, bu, sadece Kir için değil, tüm evren için bir tehdit gibi geliyordu. “Ait olacağım mı?” Kir, derin bir nefes alarak karşılık verdi, ama içinde yankılanan tedirginlik, her kelimenin ardından büyüyordu. “Bu… bu imkânsız.” Yarkın’ın gözleri, Kir’in içinde kaybolan parçaları anlamış gibi parladı. “İmkansız olma ihtimalin, senin en büyük korkun. Bunu değiştirebilirim,” dedi, her kelimeyle Kir’in ruhuna daha derin bir iz bırakıyordu. “Birlikte yapmamız gereken tek şey, birbirimizi kabul etmek. Sen, bu dünyada yalnız değilsin.” Kir, bir anlık boşlukta kalmıştı. Yarkın’ın söyledikleri, sanki bilinçaltında yıllardır unutulmuş bir şeyin uyanmasına sebep oluyordu. Ama bu düşünceler, sadece Kir’in zihninde değil, aynı zamanda bedeninde de bir etki yaratıyordu. Göğsündeki sızıyı hissetti. O sızı, yıllardır gizlediği bir korkunun dışa vurması gibiydi. Birlikte olmak, kabul etmek… Kir, bunun anlamını tam olarak idrak edemedi, ama bir şeyler değişiyordu. Yarkın’a karşı duyguları karmaşıklaşmıştı. Korku ve arzu birbirine karışıyordu. “Bunu gerçekten istiyor musun?” Kir, dudağını ısırarak sordu. Yarkın, yavaşça başını sallayarak Kir’in gözlerine bakmaya devam etti. “Evet, Kir,” dedi. “Çünkü senin içindeki karanlık, artık bana ait olacak. İkimiz de birbirimize aitiz.” O an, Kir bir şey fark etti. Yarkın’ın gözlerinde sadece ona ait bir karanlık vardı. Birlikte, karanlığın içinde kaybolmak, belki de yalnızca bir başlangıçtı. Ama bu başlangıç, Kir’in kaderini sonsuza dek değiştirebilirdi. Bir anlığına geçmişin ve geleceğin iç içe geçtiğini hissetti. “Hadi,” dedi Yarkın, Kir’e doğru bir adım daha attı. “Birlikte başlatalım.” Kir, çaresizce geriye çekildi. “Hayır… Hayır, Yarkın!” dedi. “Seninle olmak, bir çözüm değil!” Ama sesinin tonunda, bir şeyler gitgide kırılıyordu. Bu sözler, gerçek duygularını bastırmaya çalışsa da, içindeki korku giderek büyüyordu. Yarkın, derin bir nefes alarak sakin bir şekilde, “Ama işte o zaman, gerçekten özgür olacaksın. Korkularını yeneceksin,” dedi. “Hadi, gel.” Kir’in bacakları titremeye başladı. Bir yandan kaçmak istiyor, diğer yandan bu teklife karşı duyduğu tuhaf çekimi engellemeye çalışıyordu. İçindeki boşluğu doldurmak, ya da daha doğru bir şekilde, kendisini terk etmek mi gerekiyordu? Bu, başka bir yolu olmayan bir yolculuğun başlangıcı olabilir miydi? Yarkın’ın karanlık sözleri, Kir’in kafasında çığlıklar gibi yankılanıyordu. Yarkın’a doğru adım attı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE