5 | KAHRAMAN

2345 Kelimeler
Yeni işim,Lord Mason’ın çalışma odasında olanlar,toplantı ve Martin Benson’dan sonra bir de Lord William ile yaptığım konuşmanın ardından bu gece kesinlikle uyuyamayacağımı anladım ve yataktan kalktım. Tyler geçen yıl doğum günümde bana bir tablet bilgisayar hediye emtişti.Ancak burda ki ilkel kablosuz internet teknolojisi ile bunu kullanmam pek mümkün olmamıştı. Tableti elime aldım ve ajandada ki bilgileri oraya girmeye başladım. İşim bittiğimde saat henüz 3.00’tü. Hala uykum yoktu. O yüzden tavan arasına çıktım ve orda ki eşyaları aşağı indirdim. Dolabıma kıyafetlerimi yerleştirdikten sonra sandıkta ki eşyalarımı şifonyerin üzerine dizdim. İşim bittiğinde gözüm tekrar müzik kutusuna takıldı.Kapağını açtım ve kurdum. Kutuyu elime alıp yatağımın başına koydum ve yatağa uzandım. Müziğin sesi odaya doluyor ve beni tekrar geçmişe sürüklüyordu. New York sokaklarında hayatımın alacağı berbat hali düşünmeden mutlu bir şekilde yürüdüğüm günlere.Mutluluğun gözümü kör ettiğini anlamam çok uzun sürmüştü. Bunu anladığımdaysa her şey için çok geçti. Müzik kutusundan yükselen notalar yavaşça beynimi ele geçirdi. Berbat olan hayatım,yaşadığım güzel günlerin anısıyla kısa süreli bir huzura kavuştu ve ben müziğin sesiyle bir süre sonra uykuya daldım. - - - Alarmın sesiyle uyandığımda saat 7.30’du. Hızla kalktım ve nöbet gecelerinden sonra yaptığım gibi önce soğuk suyun altında üzerimde ki sersemlikten kurtuldum ve sonra bir kahve içerek yorgunluğumu en alt seviyeye indirdim. Kendime geldikten sonra dolabın karşısına geçtim ve hazırlanmaya başladım. İşim bittiğinde saat 9.00’du. Kapım çalındığını duydum ve gidip açtım. Gelen Kraliçe’nin yardımcısıydı. “Bayan Garcia, Kraliçe sizi görmek istiyor” dedi Onu başımla onayladım ve kapıyı kapattım. Neden beni görmek istiyordu ki? Son kez aynada kendime baktım ve Kraliçe’nin dairesine doğru yola çıktım. Merkez binaya geldim ve A bölümüne döndüm. Merdivenleri geçip Kraliçe’nin dairesine ulaştım. Kapıyı çaldım. Hizmetçilerinden biri bana kapıyı açtı. “Ah! Katharina. Lütfen içeri gel” dedi Kraliçenin yumuşak sesi Yavaş adımlarla içeri girdim. Kraliçe pencerinin yanında ki bir koltukta oturuyordu. Üzerinde krem rengi,dar kesim,şık bir elbise vardı.Saçlarını ensesinde zarif bir topuz şeklinde toplamıştı ve pırlantalarla süslü tacını başının üzerine yerleştirmişti. Beni yanına çağırdı ve oturmamı söyledi. “Söyle bakalım Lord Mason’la ilk iş günün nasıl geçti?” diye sordu “Hala alışmaya çalışıyorum majesteleri ama güzeldi. En azından benim açımdan. Umarım Lord Mason’da yaptığım işten memnun kalmıştır.” Güldü. “Evet. Onunla bu sabah konuştum. Gayet memnun olduğunu söyledi” dedi Kraliçenin insana huzur veren bir gülümsemesi ve sakinleştirici bir ses tonu vardı. Onun karşısında oturduğum her seferinde olduğum kişiyi ve yaptıklarımı unuyordum. “Aslında onu memnun etmek zordur. Bazen gerçekten ilginç istekleri oluyor. Bazen de çok… katlanılmaz biri olabilir ama aldırış etme. Bu onun hayatla başa çıkma tarzı. Kolay şeyler yaşamadı” diyerek benimle konuşmaya devam etti. Her kahramanın bir hikayesi vardı.Genelde acıklı ve anlatmak istemedikleri hikayeler. Çoğu ailelerini kaybetmişti,kimi sevdiğini,kimi de arkadaşını.Bana göre bir kahramanın hikayesi onun aslında kim olduğunu,nasıl biri olduğunu anlatan temel işaretlerden biriydi. Bu yüzden merakıma yenik düştüm ve Kraliçe’ye,Mason’ın nasıl kahraman olduğunu ve ne gibi bir fedakarlıkta bulunduğunu sordum. “Lord Mason’ın ailesi birer ruh avcısıydı” dedi Kraliçe Şaşkınlığımı saklamam mümkün değildi. Lord Mason’ın ailesinin birer ruh avcısı olduğunu öğrenmiştim ve bunun nasıl mümkün olduğunu anlayamıyordum. Bin bir türlü duygu içimde belirmişti. Gözlerimi kocaman açtım ve sesimin titremesine engel olamayarak sonunda konuşmayı başardım. “A-ama nasıl olur?” “Onu evlatlık almışlar” diye açıkladı ve devam etti “Bunu öğrendiğimizde Mason’a ulaştık ve onu gizlice eğitmeye başladık. Bir tehlike esnasında kendini koruması için. Ailesinin ona zarar vermeyeceğini düşünüyordu. Biz de ona korktuğumuz kişini ailesi değil onların arkadaşları olduğunu söyledik. Aslında bu doğruydu ama ailesi de bizi endişelendiriyordu. Bir gün bir saldırı gerçekleşti. Aralarında Lord Mason’ın da bulunduğu bir ekibi saldırı yerine gönderdik. Bu önemli bir saldırıydı. Ruh avcılarının amacı Charlotte’u kaçırıp onun ruhunu bedeninden ayırmak ve Kurtulanlar arasında bir kaos yaratmaktı” Kraliçe anlattıkça ben daha çok dehşete düşüyordum. Kendimi kusacak gibi hissediyordum. Ruh avcılarından tam anlamıyla tiksiniyordum. Geçmişte bir yerlerde bu tiksinti hissinden bir süreliğine arınmış olduğumu hatırlamak kendimden daha çok nefret etmeme sebep oluyordu. “Bu korkunç bir şey” diyerek tepki vermeyi başardım Ruh avcıları kesinlikle korkunç yaratıklardı. Neden başkasının ruhuna ihtiyaç duyuyorlardı ki? Ah!Bir ruhları olmadığı için.Onlar kesinlikle ruhsuz,kalpsiz ve acımasız karatıklardı. Kalpsiz….bir kalpleri olabileceğini düşünmek aptallıktan başka bir şey değil. Bun dünyada o kadar aptal insanlar var mı? Evet.Kesinlikle var. “Mason oraya gittiğinde operasyonun başında ailesinin olduğunu öğrendi ve Prenses’i kurtarmak  için ailesini öldürdü. Çünkü ölmeleri gerekiyordu ama bunu yapanın Mason olması gerekmiyordu. Mason bir fedakarlıkta bulundu. Büyük bir fedakarlık” diyerek anlatacaklarını bitirdi. Kraliçe’nin anlattıkları içimin ürpermesine sebep olmuştu. Zavallı Lord Mason! Ben asla ailemi öldüremezdim. Asla bir sevdiğime zarar veremezdim. Vermem gerekse bile bunu yapamazdım. Hele ki aileni öldürmek…Kendi ailemin öldürüldüğünü görmüştüm. Bu yeterince korkunçtu peki ya kendi aileni öldürmek? Bunu ne kadar korkunç olacağını tahmin etmek bile istemiyordum. “Herneyse” diyerek düşüncelerimi böldü Kraliçe.  “Seni buraya çağırmamın bir nedeni var. Lord Mason’ın evi şehir merkezinde ve ondan hergün seni burdan almasını bekleyemeyiz. Gerçi bunun onu rahatsız etmeyeceğini söyledi ama eminim ki bir gün sıkılacak. O yüzden…” Arkasında ki kutudan bir araba anahtarı çıkardı ve bana uzattı. “Bu senin. Hergün Lord Mason’la çalışman gerek ve onun yanına giderken buna ihtiyacın olacak” Başımla onu onayladım ve teşekkür ettikten sonra izin isteyip dışarı çıktım. Kulübeme dönüp eşyalarımı aldım ve Kraliçe’nin bana verdiği arabanın yanına gittim. Lord William beni o arabanın yanında görünce hiç memnun olmadı. Hala hak ettiğim cezayı almadığımı düşünüyordu ama neler yaşadığım hakkında hiçbir fikri yoktu. Kimsenin yoktu. Arabaya bindim ve GPS’in üzerinde bir not buldum. Bu Tyler’ın el yazısıydı. “Lord Mason’ın ev adresi içinde kayıtlı. Sadece açman yeterli. Sana o sersemle bol şans_Tyler” Tyler’ın mektubu bitiriş şekline güldüm ve kağıdı alıp çantama koydum. Tyler benim için gerçek bir baba gibiydi. O yüzden benimle birlikteyken gerçekten rahattı. Bir zamanlar ben de öyleydim ama artık herşey değişmişti. Artık küçük bir çocuk olamazdım. Kontağı çalıştırdım ve Gps’i açıp Mason’ın evine doğru yola çıktım. Mason’ın evine gelince bahçe kapısından geçtim ve içeri girip arabamı park ettim. Tonny gelip hemen kapımı açtı. “Bunu yapmana gerek yok ve lütfen yapma. Ben buna alışık değilim Tonny” Güldü. Sevecen bir yüz ifadesi vardı. İnsanın içini ısıtıyor ve güven veriyordu. “Sizin işiniz Lord Mason’a yardım etmek benim işimse o ve çevresindekilere yardım etmek. Lütfen bu konuda daha fazla konuşmayalım” Onu başımla onaylayıp hafifçe güldüm ve içeri girip Mason’ın çalışma odasına gittim. Kapıyı çaldım ve “gel” sesini duyduktan sonra içeri girdim. Masanın önüne geçtim ve başımla ona selam verdim. “Günaydın efendim” “Günaydın Kate. Yeni arabanla yolculuğun nasıldı? Dur! Araba kullanmayı biliyorsun değil mi?” Söylediği şey komik gelmişti. Hafifçe kıkırdadım ve ona cevap verdim. “Elbette biliyorum efendim. Eğer bilmeseydim kampta ayak işlerini yürütecek başka bir hain bulmaları gerekirdi” “Kate!” diye bana çıkıştı ve kaşlarının altından gözlerini bana dikti. “Pekala kendime acımayı kesip, hain olduğum hakkında konuşmayacağım”diyerek onu geçiştirmeye çalıştım. Bir kahraman olan patronumu geçiştiriyordum. Yoldan çıkmanın aşamaları,vol 1! Başıyla “güzel” anlamında bir işaret yaptı. “Geç otur ve bugün ki işlerimize başlayalım. Umarım notlarını düzenlemişsindir.” Dedi Çantamı önümde ki sehpanın üzerine bıraktıktan sonra elbisemin etek kısmını düzelterek,masanın önünde ki koltuğa oturdum ve çantama uzandım.Çantamdan tabletimi çıkardım. “Evet efendim. Düzenledim” diyerek ona uzattım Tableti eline aldı ve incelemeye başladı. Yüzünde memnun bir ifadeyle notlarımı incelemeye başladı. Tek tek hepsini kontrol etmesede düzenleme şeklime ve tarihleri yazış biçimime baktığı kesindi. “Güzel çalışıyorsun Kate” dedi ve başını kaldırıp bana baktı “Bunu sevdim. Diğer asistanlarım fazla beceriksizlerdi ama sende ışık görüyorum” Başımı sallayarak ona teşekkür ettim ve bir tutam saçı kulağımın arkasına itip gülümsedim Gözleri bir anda aklına bir şey gelmiş gibi parıldadı ve çekmecesini açıp,bir şey çıkardı. “Ah! Bu arada!” dedi,çekmeceyi kapatırken. Çekmeden çıkardığı şeyi  masanın ucunda,görebileceğim bir yere koydu. “Bu küpe sana mı ait?” diye sordu Küpeye baktım. Gerçekten de öyleydi. Bu dün taktığım küpeydi. Mason beni duvarla arasında sıkıştırdığında düşürmüş olmalıydım. Kızarmamaya çalışarak uzandım ve küpeyi aldım. Ne var ki kan çoktan yanaklarıma hücum etmişti ve artık herşey için çok geçti. “Evet. Bana ait. Teşekkürler” Hafifçe tebessüm etti ve önüne döndü. “Bugün birlikte bir sığınma kampına gideceğiz. Bilirsin işte bir Lord’un yapması gereken işler kapsamında saçma sapan turlar. Oraya gidip insanlarla konuşup ihtiyaçlarını öğrenceğiz ve aylık toplantıda Kraliçe’ye bildireceğiz felan” diyerek günlük planımızı açıkladı. Bana bir dosya uzattı ve incelemeye başladım. İçinde kampın planları,nüfusu ve genel özellikleri hakkında bilgiler vardı. “Senin yaşadığın kampın aksine burası daha küçük bir yer. Orası kraliyet ailesinin kaldığı bir kamp olduğu için en iyi şekilde planlanmış. Burası daha farklı” diyerek açıklama yaptı Başımı sallayarak onu onayladım ve bir sonra ki emri için onu dinlemeye devam ettim. “Pekala zaman kaybetmeyelim ve çıkalım” Ayağa kalkınca bende ayağa kalktım ve eşyalarımı toplayıp peşinden gittim. İkimizde kendi arabalarımızı bıraktık. Onun yerine bir makam aracanın arka koltuğuna yerleştik ve kahramanlara laik bir yolculuğa başladık. Yol boyunca Mason bana kamp hakkında bilgiler verdi. Sonunda kampa varmıştık.Arabadan indik ve merkez binaya doğru ilerledik. Toplantı odasına gittik. Lord Mason, kampta ki görevlilerden kampın sorunları hakkında bilgi alıyor ve ara sıra bana dönüp not tutmamı söylüyordu. Ben de hemen tabletime bilgileri giriyordum. Toplantı bittikten sonra ordan çıktık. Lord Mason kampta bir tur atmak istediğini söyledi. “Sığınma kapmlarının en iyi yanı ormanın içinde olması. İnsana huzur veriyor. Ben çocukken eğitim aldığım kampın bulunduğu ormanın her köşesini incelemiştim. Bu komik çünkü derslerden sonra evime dönüyordum ve zaman bulmak çok zor oluyordu.” dedi. Lord Mason’ın hikayesini hatırladım.Gizlice eğitim alıyordu. Kendi ailesine karşı,kendini savunmak için.Titredim ve düşüncelerimden kurtuldum. “Bu tehlikeli değil mi? Yani kamptan uzaklaşıp ormanın arka taraflarına gitmek.” diye sordum “Evet öyle ama eğlenceli. Hadi gel sana göstereyim” dedi ve elimi tutup beni ormanın içine doğru çekiştirmeye başladı. Elimi tuttuğu anda tekrar bir elektrik akımı tüm vücudumda dolaştı. Bu his o kadar tuhaftı ki! Teninin,tenime değdiği nokta karıncalanmaya başlamıştı. Beni ormana doğru çekerken tamamen kendimden geçmiştim.Sadece hızla nefes almaya çalılıyor ve anlam veremediğim bu histen kurtulmak için çırpınıyordum Onu takip etmeye devam ettim. Ormanın derinliklerine doğru gittik. En sonunda bir noktada durdu ve beni bırakıp etrafı incelemeye başladı. “Ne kadar sessiz ve huzurlu değil mi? Başımıza gelen onca felekatten sonra bile insan burda huzur bulabiliyor.” Dedi Gözlerini kapattı ve ormanın sesini dinlemeye başladı. Derin bir nefes aldı ve güldü. Orda bütün bunları yaparken gözüme çok sevimli görünmesi oldukça tuhaftı. “Beni izliyorsun ama sorun yok. Kadınlar hep beni izlemeye bayılmıştır” dedi ve gözlerini açmadan kıkırdadı. Gözlerimi devirdim ve derin bir nefes aldım.Bu kadar sinir bozucu olmak için çok uğraşması gerekiyor muydu?   Bana doğru yavaş adımlarla yaklaştı. Adımlarını atarken onları dikkatlice izliyor ve sanki kelimeleri beyninin içinde özenle seçiyordu. “Sana neden kahraman olduğumu anlattılar mı?” diye sordu kısık bir ses tonuyla Cevap vermedim. Bu durumda ne demem gerektiğini bilmiyordum.Zaten konuşmak konusunda hiçbir zaman iyi olmamıştım.Hain olmanın iyi yanı bu sanırım.Benden bekledikleri tek şey sessiz olup emirlere itaat etmem. Konuşmamam herkes için daha hayırlı. “Elbette anlattılar” dedi ve derin bir nefes aldı. Bir süre sessizliğini koruyarak öylece durdu. Sanki yine aynı şekilde kelimeleri aklında toparlıyordu. Bir şey söylemem gerekip gerekmediğini bilmiyordum ama sessizliği en baştan tercih etmiştim. “Ben…ne zaman ailem ve olanlar aklıma gelse hep ormanın derinliklerine kaçarım” dedi ve bir kez daha nefes alıp konuşmaya devam etti  “O gece,senin ağaçtan düşüp kafanı patlatmaktan kurtardığım gece de o yüzden ordaydım. Ormanda geziyordum” Yine cevap vermedim. Arkasını döndü ve ağaçları incelemeye başladı. Başına gelenleri düşünmek ona acı veriyor olmalıydı. Gece nöbetlerini seviyorum. Yalnız kalmak bana iyi geliyor. Aileme olanları ve yaptığım hataları düşünürüm hep o zamanlarda. Yaptığım hataları ve çektiğim acıları. Sonra kendimi sessizliğe teslim ederim ve bazen…ağlarımda. Lord Mason ağaçları inceleyip sessizliğini korurken ve ben düşüncelerimi kaybolurken,uzakta bir noktada, gözüme bir şey takıldı. İlerde ki ağaçların arkasında hareket eden bir şey. Önce bir hayvan sandım ama değildi. Bir insandı ve elinde bir ok vardı. Hedefi Mason’dı. Yayı hızla gerdi ve nişan aldı. İleri doğru atıldım ve Mason’ı ittim. “Lord’um dikkat edin” Mason ve ben yere düşerken, ok başımızın üzerinden geçti ve arkamızda ki ağaca saplandı. Birden etrafımız sarılmıştı. Belki de Mason haklıydı çünkü içimden bir his bunların ruh avcısı olmadığını ama onlar için çalışan insanlar olduğunu söylüyordu. Hızla ayağa kalktım ve saldırganlardan birine yumruk attım.Bana karşılık vermeye çalıştı ama elini tutup dizimle karnına birkaç defa vurup,elimde tuttuğum eli çevirdim ve onu yere devirdim. Ayağa kalktığım da Mason’da savaşmaya başlamıştı. Arkadamdan bir saldırgan daha geldi ve beni yakaladı. Yumruğumu başına indirdim ve ayağına tüm gücümle basıp dirseğimle karnına bir darbe indirip onu kendimden uzaklaştırdım ve bir tekme atıp onu yere serdim. Elinde ki hançeri aldım ve onu kurtulamayacağı şekilde yere tam anlamıyla çiviledim. Sonra belinde bulunan ikinci hançeri aldım ve ayağa kalktım. Mason saldırganlardan dördünü etkisiz hale getirmişti ama hala ikisi ayaktaydı. Mason ve ben sırt sırta verdik. Aynı anda zıt yönlerden saldırdılar. Onları şaşırtıp yer değiştirdik ve dikkatlerinin dağılmasını fırsat bilip saldırdık. Sonunda onlarda etkisiz hale gelmişti. Ancak ilk yere devirdiğim saldırgan kendine geldi ve ayağa kalktı. Bana saldırmak üzereyken Mason önüme geçti ve elini ona doğru uzattı. Adam bir anda nefes alamamaya başladı. Rengi gittikçe soluyordu. Kalp atışları o kadar hızlıydı ki burdan duyuyordum. Bu anı sanki daha önce yaşamıştım. Aman Tanrım! Mason adamın yaşam enerjisini….hayır! Ruhunu alıyordu. Mason bunu yaparken şaşkınlık ve korkuyla onu izledim. O bir ruh avcısıydı! Mason saldırganın ruhunu bedeninden ayırdıktan sonra onu kendisine almak yerine serbest bıraktı. İçim ürperirken o ruhun burdan uzaklaştığını hissettim. Nefes nefese kalmış şekilde bana döndü. “Eee..! Artık sırrımı biliyorsun!” dedi Ondan korktuğumu belli etmemem gerekiyordu.Yutkundum ve temkinli bir ses tonuyla “Yani?” diye sordum. “Yani bir süre daha asistanımsın ve bence kariyerlerimiz için bu saldırıyı rapor etmemeliyiz. Kimse ormanın arka tarafına gitmemizi hoş karşılamaz” dedi Sonra üzerime doğru geldi ve beni bir ağaçla-aynen geçen gün çalışma odasında yaptığı gibi- arasına sıkıştırarak,kulağıma eğildi. “Hem ikimizin buraya başbaşa geldiğimizi duyanlar aramızda bir şey var sanabilir. Bunun olmasını istemeyiz,değil mi Kate?” Evet kesinlikle istemeyiz. Tanrım! Bu adam ne kadarda yüzsüzdü böyle! Az önce onun nasıl bir canavar olduğunu öğrenmiştim ve o hala sersemliğinden ödün vermiyordu. Benden uzaklaştı ve kamp alanına doğru ilerlemeye başladı. Arkasından ona öfkeyle baktım ve onu takip ettim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE