6 | BEDEL

1959 Kelimeler
Kamp alanına dönünce Mason arabasına doğru ilerledi. Şöförü arka koltuğun kapısını açtı.Mason arabaya binerken bana bir bakış attı. Bunun anlamı ‘merak etme seni ısırmam’dı Zaten böyle bir şeye kalkıştığı anda kadim noktasına hançerimi hiç tereddüt etmeden saplardım. Kendimden emin adımlarla arabaya gittim ve şöför kapımı açtıktan sonra Mason’ın yanında ki yerimi aldım. Yol boyunca hiç konuşmadım. Mason bir ara dikiz aynasından ona bakan şöföre döndü ve bir bakış attı. Şöför arabayı durdurdu ve içinden indi.Neler oluyordu? Şöförün nereye gittiği ve neden gittiği konusunda tahminler yürütmeye başlamıştım.Mason ruhumu mu almaya çalışacaktı yoksa? Buna cesaret edemezdi. Ruh avcılarına olan nefretim bütün bedenimi ve zihnimi ele geçirmişti resmen.Derin bir nefes alıp,Mason’a döndüm ve neler olduğunu sordum. “Korkuyorsun” dedi “Pek değil. Daha önce defalarca ruh avcılarıyla yüzyüze geldim” diyerek onu geçiştirmeye çalıştım. Aslında yalan değildi. Ruh avcılarına kimse benim kadar yaklaşmamıştı.Yaklaşanlarda şu an hayatta değildi. “Ben ruh avcısı değilim,Kate.” Dedi Lord Mason Bu adam benimle dalga mı geçiyordu? Şimdi de çıkıp ‘bunların hepsi bir kamera şakasıydı’ mı diyecekti? İnanacağımı hiç sanmıyordum. “Değil misin? Seni gördüm. Sen…o adamın ruhunu…ah! Tanrım!” Güldü. Ben histeri krizi geçirmek üzereydim ama o gülüyordu. Korkmuyordum ama öfkeliydim.Tahmin etmesi imkansız bir şekilde öfkeliydim. Öfkem yakında kontrolümü kaybetmeme sebep olacaktı ve o zaman burda gülen kişi Lord Mason olmayacaktı. “Ne? Sence bu komik mi?” diyerek çıkıştım. Ateş saçan gözlerimi kocaman açıp ona diktim. Bir an önce bu arabadan inmem ve kuvvetli bir çığlık atmam lazımdı. Nefes al Kate!Birazdan sana saldıracak ve sen de onu öldürüp sonsuza kadar bu sinir bozucu heriften kurtulacaksın! “Bana ilk defa ikinci tekil şahısla hitap ediyorsun. Bu çok hoşuma gitti. Daha sık yapmalısın” dedi Kendimi toparladım ve öfkeme hakim olup sakinleştim. Ne olursa olsun o hala benim patronum ve Lord’umdu. Kendimi kaybetmeden önce sakin olup,onu dinlemeliydim. “Afedersiniz Lord’um” dedim ve gıcık tutmuş gibi öksürüp,oturuşumu dikleştirdim. “Ve işte tekrar merhaba Kate” dedikten sonra gözlerini devirdi ve derin bir nefes alıp konuşmaya devam etti “Bak evet teknik olarak ben bir ruh avcısıyım ama onlardan biri olmayı reddediyorum” diyerek açıklamaya başladı. Ona anlamayan gözlerle baktım. Bir insan nasıl olduğu şeyi redderdi? Eh,o bir insan olmadığına göre. “Ailemin beni evlat edindiğini söyledim çünkü kurtulanların ne olduğumu, kim olduğumu bilmesini istemedim. Onlar benim gerçek ailemdi ama kesinlikle benim olmak istemediğim kişilerdi. İstersen bunu araştır. Orta çağda ruh avcılarının hepsi kötü değildi” “Ruh avcıları kötüdür. Bunu nasıl söylersiniz?” “Sence ben kötü biri miyim?” Ona gözlerimi “evet” anlamında diktim. Kötü anlayışının ne olduğuna bağlıydı. Bence sinir bozucu ve katlanılmaz kesinlikle kötüydü. “Pekala katlanılmaz olabilirim ama kesinlikle kötü değilim. Bir zamanlar benim türüm ruhları bedenlerinden ayırdığı için asil sayılırdı. Çünkü bunu sadece hak edenlere yapar ve ruhları kendilerine almazlardı. Hak edenlerden kastım,bilirsin işte,ölüme çok yaklaşmış insanların acısını dindirmek ve bugün ormada ki sersem gibileri cezalandırmak.” O anlatmaya devam ettikçe ben daha çok kendimden geçiyordum. Karnıma korkunç bir kramp girmişti. Tüm kaslarım çekilmişti. Lord Mason’ın anlattıkları bildiğim bütün doğrulara aykırıydı. Aslında bakarsanız bildiğim bütün yanlışlarada aykırıydı. “Peki ya yaşam enerjilerimiz?” diye sordum “Yaşam enerjilerini almazdık. Hatta onlara kendi yaşam enerjilerimizden vererek onları iyleştirirdik. Yani atalarım öyle yapıyordu” diyerek sorumu cevapladı Yaşam enerjilerini vermek mi? Bu nasıl mümkün olur? Merakım gittikçe artarken,gözlerimi kısıp meraklı bakışlarımı ona diktim ve anlatmaya devam etmesi için ona baktım. Sanki o bir öğretmendi bense bilgiye aç  bir öğrenci. “Size o kampta ne öğretiyorlar? Tanrım! Bak bizler insanların ‘ölüm dokunuşu’ olarak adlandırdığı bir güce sahibiz. Tek dokunuşumuzla insanları iyleştirebilir hatta onları ölümsüz yapabiliriz” “Ölümsüz mü?” diye haykırdım. Ama bu korkunçtu. Eğer Mason –ve o herneyse- insanları ölümsüz yapabiliyorsa,ruh avcıları da yapabiliyor demektir. Şimdi insanlarla nasıl iş birliği yaptıklarını anlamıştım.Onları ölümsüz yapma vaatiyle kandırıyorlardı. “Evet ölümsüz” dedi ve anlatmaya devam etti. “Eğer bir insanı ölümsüz yaparsan senin bazı güçlerin ona geçer. Hepsi değil sadece şu zihin numaraları ve 6.his saçmalıkları. Ölüm dokunuşu sadece bize ait. Bir de ölümsüz olan kişide artık bir kadim noktaya sahiptir. Ancak onların kadim noktası, bizim seçtiğimiz gizli bir noktadır. Sırtında olmak zorunda değil. Biz nerde istersek orda olur” Gayet sakin bir şekilde bana ne olduğunu ve neler yapabildiğini anlatıyordu. Bense anlam veremediğim bir sakinlikle onu dinliyordum. Normalde bu olanlardan sonra sinir krizi geçirmem gerekirken sanki sesi beni sakinleştiriyordu. “Benim yaptığım bu Kate. Ben ihtiyaç duymadıkça ruhlara bulaşmıyorum. Bu benim,bunu 5. Yapışım felan. Hatta diğer güçlerimi bile kullanmamaya çalışıyorum” dedi Sonra kendi kendine kıkırdadı ve yüzüne ukala bir ifade yerleştirirken dudağının bir kenarı hafifçe yukarı kalktı “ama bazen zihin numaraları kadınlar üzerinde çok işe yarıyor. Bilirsin bazılarından kurtulmak çok zor” dedi Gerçekten ona sıkı bir yumruk atmak istiyordum. Adam bir canavar ve tek derdi sersemlik. Lord Mason’ın kesinlikle yasal olmaması gerekiyordu. İnsan sağlığına bozduğu için piyasadan kaldırılan ilaçlar gibiydi. Bende intihar etme isteği uyandırıyordu.Sanki benim sabrımı sınamak için bu dünyaya gelmişti ya da yaptığım şeylerin bir cezası olarak. Tekrar ciddi bir yüz ifadesi takındı ve anlatmaya devam etti. “Ortaçağda benim gibilere ruh avcısı demezlerdi. Bize ölüm melekleri derlerdi. Onlardan pek fazla kalmadı. Hatta belki türümün tek örneğiyim ama dediğim gibi ben ruh avcısı değilim Kate.” Ellerimi tuttu ve gözlerimin içine baktı. “Bana inanıyorsun değil mi?” diye sordu. Ne diyeceğimi bilemiyordum ama bir şekilde,evet,ona inanıyordum.Söylediği her kelime eksiksiz bir şekilde beynimin içine kazınmıştı. Bir türlü çıkmıyordu. Kalbimin her atışında o kelimeleri duyuyordum ve evet o her atışta ona inanıyordum. Konuşamadığım için başımla onu onayladım ve o da güldü. “Bir şey daha sorabilir miyim?” Başını hafifçe salladı ve merak dolu bir ifadeyle “tabi” dedi “Şu yaş olayı? Ruh Avcıları bildiğim kadarıyla yaşlanmıyor. Dolayısıyla sende.Peki bu nasıl oluyor? Yani sonuçta hepiniz en başta bebektiniz öyle değil m?” diye sordum Mason hafifçe kıkırdadı ve başını öne eğip salladı “Bir an için beni gerçekten korkuttun! Cevap vermekte zorlanacağım bir şey sormandan korkuyordum” dedi. Derin bir nefes aldı ve sorumu cevapladı “Benim türümün belli bir gelişim dönemi vardı. Yaklaşık 25 yıllık bir dönemde bebeklikten,erişkinliğe ulaşırız ve bu dönemin sonunda yaşlanma olayı tamamen durur. Güçlerimizi tamamen kullanabilir duruma geliriz. Ben 22 yaşındayım. Eh,bu durumda ben hala gelişme dönemindeyim” Ruh avcıları –ve Ölüm Melekleri- anlaması zor karmaşık yaratıklardı. Onları anlamak istiyor muydum? Bunun hakkında ciddi şüphelerim vardı. Tüm bu olanlar beni tamamiyle sarsmıştı. “Hala korkmuyorsun,değil mi?” diye sordu Lord Mason Korkmak mı?Ben mi? Asla! Kesinlikle korkmamıştım.Belki biraz….şaşırmıştım! Sadece yüzüne bakmakla yetindim ve başka bir şey söylemedim. Ben derin bir nefes alıp kendime gelmeye çalışırken o da camı açtı ve şöförü çağırdı.Dönüş yolu boyunca hiç konuşmadık. Ben olanları düşünmekten başka bir şey yapamıyordum.Bir şekilde olduğu şey bana geçmişimi hatırlatıyordu. Ondan korkmuyordum.Olduğu şeyden korkmuyordum ama olduğu şey yüzünden ona bu kadar yakın olmak beni korkutuyordu. Bana dokuduğunda hissettiğim şeyler beni korkutuyordu. Beni kampa bırakmak istediğini söyledi ve tüm itirazlarıma rağmen arabamın direksiyonun başına geçti. Bende yanına oturdum ve kampa doğru yola çıktık. Kampa giderken yine sessizliğimi koruma niyetindeydim ama Mason’ın bu kadar sessiz olmamdan sıkıldığı belliydi. “Zaten konuştuğun zaman ağzından güzel bir kelime duymak imkansız olması yeteri kadar can sıkıcı,Kate.Şimdi sessiz olman beni gerçekten bunaltıyor.” dedi dalga geçerek. Sadece başımı çevirdim ve hala şoktan kurtulamamış,boş bir ifadeyle ona baktım. Yüz ifademi görünce beni konuşturmaya çalışmaktan vaz geçti. Kampa sonunda vardık.Kampın girişinde durduk ve arabadan indik. “Kraliçe’yi görmem gerkiyor. Hadi benimle gel. Belki not alman gereken şeyler olabilir” dedi Artık daha sakindim. Onu başımla onayladım ve peşinden merkez binaya doğru gittim. Kraliçe’nin diğerleriyle birlikte toplantı odasında olduğunu öğrendik. Toplantı odasına girince… o an sanki dünya başıma yıkıldı. Odanın diğer ucunda bir kız yerde oturmuş ve dizlerini kendine çekmişti. “Lord Mason” dedi Frank. “Bu genç bayan Darcie Jackson. Geçen yıl bir ruh avcısının saldırısına uğradı. Şu anda rehabilitasyon görüyor ancak ondan hala saldırı hakkında bilgi alamadık” Şok olmuş şekilde yerde oturan kıza bakmaya devam ediyordum. Kız başını kaldırdı ve beni gördü. İşte bu hiç iyi değildi. Bu odadan bir an önce çıkmak,koşarak uzaklaşmak istiyordum. Belki de Alaska’ya taşınır ve adımı değiştirirdim. Eski adım buzların arasında sonsuza kadar yaşardı. “Sen” dedi,kız,kanımı donduran bir ses tonuyla Odada ki herkes dönüp bana baktı. Bense öylece kıza bakıyordum. “Sen ordaydın” dedi ayağa kalkarken. Yavaş adımlarla bana yaklaşmaya başladı. Bir süre sonra durdu. Mason yanımda anlamayan gözlerle duruyordu.Çenesinin gerildiğini görebiliyordum. “O canavar bana saldırırken ordaydın ama hiçbir şey yapmadın. Bana acı çektirmesine izin verdin. Beni öldürmeye çalışırken öylece seyrettin” Hızlı adımlarla bana geldi ve bağırmaya başladı.Ben iki adım geri çekilirken William onu tuttu. “Bana yardım etmedin. İzledin ve şimdi bu haldeyim. Sende onlardan birisin. Sen acı çekmeme izin verdiğin için onlardan birisin” William onu sonunda geri çekti ve hemşirelere verip odadan çıkarılmasını sağladı. Herkes bana bakıyordu. Ellerimi hızla atan kalbimin üzerine yerleştirdim. “Sen gerçekten orda mıydın Katharina?” dedi Frank şevkatli bir ses tonuyla. Sesim titriyordu. Gücüm yoktu ama konuşmaya çalıştım. “Be-ben,e-evet. Ordaydım” diyebildim. “Kim? Bunu yapan kimdi Kate? Orda neler oldu?” diye sordu Tyler. Konuşamıyordum. Nefes alamaıyordum.Hatta şu an kesinlikle yaşamıyordum ya da en azından ölmek için can atıyordum. “Kate iyi misin? Oturmak ister misin?” diye sordu Mason. Başımı salladım ve istemediğimi söyledim. Hareket bile edemiyordum.Nasıl oturacaktım ki? “Bize kim olduğunu söyleyebilir misin Katharina?” dedi Kraliçe yavaş ve sakinleştirici bir ses tonuyla Başımla onu onayladım. “O-o-o şeydi o…” “Kimdi?” dedi şefkatli bir ses tonuyla William. Ondan kesinlikle bana karşı kullanmasını beklemeyeceğim bir ses tonuydu. Yanıma geldi ve omuzlarımdan tuttu. “Eğer korkuyorsan,korkma Katharina. Bize kim olduğunu söyleyebilirsin” diye devam etti “Be-ben korkmuyorum” dedim. Korkmuyordum ama konuşamıyordum işte. Kelimeler boğazıma takılmıştı. “O halde niye söylemiyorsun?” diye sordu William. “Çü-çünkü ben nefes alamıyorum” diyebildim. Gerçektende nefes alamıyordum. Kalbimin üzerinde ki elimi boynuma doğru kaydırdım. Dışarı çıkmalı ve hava almalıydım. Nefesim boğazıma takılmıştı. Boğuluyordum.Hava almalıydım. “Pekala onu burdan çıkarıyorum. Az önce olanların etkisinden kurtulduğu ve kendini hazır hissettiğinde sizinle konuşacaktır” dedi Mason ve beni odadan hızla çıkardı. Merkez binadan çıktıktan sonra birkaç adım atmamla yer bir anda titredi ve dengemi kaybedip Mason’a tutundum. İyi olup olmadığımı sordu ama cevap veremedim. Bilincimi tamamen kaybetmeden önce beni kucağına alıp taşıdığını gördüm. Sonrası koca bir boşluk. - - - Uyandığımda bir odadaydım.Başım çok ağrıyordu. Neler olduğunu hatırlamaya çalıştım. Evet.Darcie. O beni tanımıştı. Doğrulmak istedim ama yapamadım. Başımı kaldırdığımda beni saran kollar gördüm. Aman Tanrım! Bu kollar Lord Mason’a aitti. Hızla doğruldum. Bu hızlı hareketim onu da uyandırdı. Başım çok ağrıyordu. Elime başıma götürdüm. “Neler oluyor?” diyebildim. Gözlerini yarım yamalak açarak bana bakmaya çalıştı. “Merkez binadan çıktıktan sonra bayıldın. Seni kulübene götürmek istedim ama çok uzaktı ve sende çok ağırsın” diyerek açıkladı O gülerken ben de öfkeli bakışlarımı ona çevirdim. Ağır mı? “Bende seni burda ki daireme getirdim. Uyanmanı beklerken uyuyakalmışım.” diye olayları anlatmaya devam etti Bütün gece başımda beklemiş bir de benimle mi uyumuştu? Kanın yanaklarıma hücum ettiğini hissettim. Kızardığımı görmesini istemediğim için başımı önüme çevirdim. “Aa…ben…teşekkür ederim ve özür dilerim.Bazen nasıl uyuduğumun farkına varmıyorum” diyerek durumu toparlamaya çalıştım. Aman Tanrım! Bütün gece Lord Mason’ın kollarının arasında yatmıştım. Biri beni acil idam etsin.Hem hainim hem yüzsüz. Güldü. Hiçbir şey söylemedi. Hızla ayağa kalktım ama yer altımda hala titriyordu. Mason hızla yataktan fırladı ve beni kolumdan tuttu. “Hala iyi değilsin. Kalkmadan önce biraz daha beklemelisin.” dedi. Endişeliydi. Her an tekrar bayılacakmışım gibi kolumu sıkıca tutuyordu. “Gerek yok iyiyim. Şey…ben gitmeliyim. Prens Carl’ın vals dersi var. Geç kalmak istemem” dedim ve kollarından kurtulup hızla dışarı fırladım. Adımlarımı hızlandırdım ve Kraliçe’nin dairesine gittim. Daireye girmeden önce camlardan birinde kendime baktım ve toparlanmaya çalıştım. Yanaklarım al al olmuştu. Tanrım! Az önce Lord Mason’ın kollarındaydım ve bu rahatsız edici şekilde iyi hissettirmişti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE