Öğlen yemeğinde,Kraliçe’nin dairesindeydik. Nedenini anlamadığım şekilde Mia ve Elena’da ordaydı.
Mia masanın karşısında bir yerden bana seslendi ve yanında ki boş sandalyeyi işaret etti. Yanına gidip ona selam verdim ve bana tuttuğu yere oturdum.
Elena ve Mason karşı çaprazımda oturuyorlardı. Mason ara ara başını kaldırıp bana bakıyordu. Bunu ona bakmadan bile anlayabiliyordum ve ben kesinlikle ona bakmıyordum. Bu çok zordu ama dayanmam gerektiğinin oldukça farkındaydım.
Kraliçe geldi ve masanın başında ki yerini aldı.
“Hoşgeldiniz” dedi ve kadehini kaldırarak bizi selamladı. “En değerli savaşçılarımı bir arada görmekten ne kadar mutlu olduğumu anlatamam” dedi ve Elena’ya döndü. “Bayan Rodrigez, umarım yeni hayatınıza alışabilmişsinizdir. Yaşadıklarınızın zor olduğunu biliyorum ama burda,bu hayatta güvendesiniz” dedi
Elena minnetle güldü “Evet Kraliçe’m” dedi. “Burda olmaktan çok memnunuz. Ayrıca Lord Mason bizi de bu yemekte aranızda görmek istediğinizi söyleyince çok mutlu olduk”
Mia kulağıma eğildi ve melodik bir sesle fısıldadı “Palavra”
Gülmemek için hafifçe öksürdüm ve elimi ağzımla kapattım.
“Lord Mason’ın dostluğundan memnunsunuzdur umarım?” diye sordu, Kraliçe
Elbette memnundu. O tarz bir dostluktan memnun olmayacak bir kişi gösterin bana
“Evet. Hem de çok. O harika biri” dedi ve tekrar omzuna dokundu.
İçimde biri ‘ellerini erkeğimin üzerinden çek!’ diye bağırıyordu ama o sürtüğü dinlemeye hiç niyetim yoktu.
“Aslında bana birçok konuda yardımcı oluyor. Özellikle de eşimin mezarıyla ilgili endişelerimde. Bana ailesinin mezarı konusunda ona yaptığınız yardımları anlattı. Bu nedenle bu konuyu en yakın zamanda size açmak istiyorum” diye ekledi.
Benim aklımda sadece tek bir şey kalmıştı. Ailesinin mezarıyla ilgili olan kısım.
Mia merakımı fark etmiş olacak ki “Ailesinin mezarı mı?” diye sordu
Elena sanki izin alıyormuş gibi bakışlarını Mason’a çevirdi ve Mason’da gözlerini bir kez kırpıp onu onayladı.
“Mason ailesi kim olursa olsun bir güzel bir mezarı hak ettiğini düşünmüş ve onlara harika bir mezar yaptırmış. Görsen o kadar güzel olmuş ki, Mia! Babanda böyle bir mezarı hak ediyor” diye açıkladı.
Sanki birileri, bir kova kaynar suyu başımdan aşağı dökmüş gibi hissediyordum. Mason ailesine bir mezar yaptırmıştı ve ben bunu bilmiyordum. Üstelik Elena o mezarı görmüştü ama ben görmemiştim. Tamam, belki de bana mezarlarını gösterecek zamanı olmamıştı ama ailesiyle ilgili gerçeği bilen bana, bundan bahsetmemiş olmasına inanamıyordum.
Yemek boyunca bir daha konuşamadım. Tek kelime dahi edemeden, bu konuyu düşünüp durdum.
Düşünmek, aslında Mason’ı hiç tanımadığımı fark etmeme sebep oldu. ‘Çünkü ona izin vermedin’ dedi içimde ki ses bu seferde.
Haklıydı. Ona izin vermemiştim ve bu yaptığım şeyin bir hata olduğunu kavramaya başlamama sebep olmuştu.
-
-
-
Görevime başlamak için, ertesi sabah erkenden kalktım ve rahat bir şeyler giydim. Bir grup ergen çocukla hayatta kalma derslerine başlayacaktım.
Odamdan çıktığımda ve Mason’ı karşımda buldum. Gece gece beni rüyasında mı görmüştü? Umarım görmüştür.
“Günaydın” dedim
Başıyla, selamıma cevap verdi. Tuhaf görünüyordu. Daha çok ‘mesafeli’ gibiydi.
“Sana bir haber getirdim” dedi
Kaşlarımı çatarak, soru soran bir ifadeyle ona baktım
“Mia bugün onunla piyano çalmanı istiyor” dedi ve sonra telaşla toparladı “Annesiyle çıkmak için uydurmuyorum” Ardından yüzüne, ne kadar nefret etsem de görmediğim zaman özlediğim, o ukala bakışını yerleştirdi “Ki çıkacağım”
Buna bir son vermeliydi. Beni kışkırtmaya çalışıyordu. Elena’yla ne yaptığını kesinlikle merak etmiyordum.
Hayatına devam etmesini istiyordum. Ben olmadan mutlu olmasını istiyordum. Peki neden kıskanıyordum?
“Lafı dolandırma!” diye çıkıştım
Güldü. “Kulübelerinde bir piyano var. Onunla orda buluşabilirsin”
“Kulübelerini ayrıntılarını bilmen ne ince(!)”
“Huyum kurusun. Neyse size iyi eğlenceler”
Arkasını döndü ve gitti. Sabah sabah sinirimi bozmakta üstüne yoktu. Yumruğu sıktım ve onu yok sayıp merkez binadan dışarı çıktım. Gidip eğitim vereceğim grubu buldum.
“Merhaba. Benim adım Kate. Şimdi kural bir. Bana Leydi Katharina diyen olursa onu yere yatırır ve hayatta kalmanın gerçek anlamını öğretene kadar gıdıklarım”
Çocuklar kendi aralarında kıkırdamaya başladılar. Sanırım iyi bir başlangıç yapmıştım. Ben onlarla tanışmaya başladığım sırada Austin yanımda belirdi.
“Günaydın Leydi Katharina” dedi.
Çocuklardan biri elini kaldırdı. Ona baktım ve konuşmasını söyledim.
“Onu da yere yatırıp gıdıklayacak mısınız?” diye sordu.
Çocuklar tekrar gülmeye başladı. Ah bu ergenler!
“Hayır, onu yere yatırıp pataklayacağım” dedim.
“Beni yere yatırdığın kısma geçip orda kalabilir miyiz?” diye sordu, yılışık bir ses tonuyla
Dirseğimle karnına vurdum ve ona bakmadan ellerimi göğsümde kavuşturdum.
“Kural iki. Karşınıza bir sersem çıkarsa yere yatın ve ölü taklidi yapın. Belki sizi fark etmez ve gider”
Çocuklar yine kıkırdadı.
“O ayılar için değil miydi?” diye sordu, Austin
Ona baktım ve “aynen öyle” dedim.
Sonra çocuklara beni takip etmelerini söyledim ve ordan ayrılıp çok uzaklaşmadan ormana götürdüm.
Ağaçlara bakarak yol bulma gibi gereksiz şeyler hakkında ufak tefek bilgiler verip ormanın berbat bir yer olduğunu eğer buraya gelirlerse sıkıntıdan patlayacaklarını söyledim.
Onlar gülüşürken birden önümde ki ağaca bir ok saplandı. Çocukların gülüşleri yerini çığlıklara bıraktı.
“Hemen kampa geri dönün ve birine bana yardıma gelmesini söyleyin” dedim.
Çizmeme sakladığım hançeri çıkardım ve etrafıma bakınmaya başladım. Bu ok nerden gelmişt böyle?
Ben etrafıma bakınırken, William, Mason ve Austin geldi
“Sadece birinizde yeterdi” dedim, onlara bakmadan
“Bu işte birlikteyiz sanıyordum” dedi William.
Gözlerimi devirdim ve onu takmadım. Çünkü biz muhteşem dörtlüydük(!)
“Ormanı tarayalım. Buralarda dolaşıyor olabilirler” dedi Austin.
Onu onayladık ve ikişerli gruplar halinde gittik. Güvenliğim için ben William’la gittim ve o ikisini yalnız gönderdim.
-MASON’IN AĞZINDAN-
Kate’in beni Austin’le yalnız gönderdiğine inanamıyorum. Bu herifi her an öldürebilirim. Gözümün önünde Kate’e sulanıyor ve ben hiçbir şey yapamıyorum.
Dikkatimi işime odakladım ve ilerlemeyedevam ettim. Şu anlık kimse yoktu.
“Sana âşık biliyorsun değil mi?” dedi Austin
Ona anlamayan gözlerle baktım.
“Sana deli gibi âşık. Aranızda ne geçti ya da geçmedi bilmiyorum ama bu çok açık. O kadın adı neydi…”
“Elena” diyerek lafını tamamladım
“Evet, o.Onu yanında gördüğü zaman koşup üstüne atlayacak diye çok korkuyorum” dedi.
Tamam, bu oldukça tuhaf. Hem ona sulanıyor hemde bana ne kadar âşık olduğunu mu anlatıyordu?
Güldüm. “Bazen bende üzerime atlayacak diye korkuyorum” dedim
“Üzerime atladığı rüyalar görüyorum dostum” dedi kibirli bir ses tonuyla
Ona öfkeyle baktım. Canına mı susamıştı bu salak?
“Şakaydı” dedi, telaşla, elini kaldırarak. Sonra toparlandı ve eski pişkin haline geri döndü “Yalnız fena halde kaşınıyorsun. Bence onu fazla zorlamamalısın. Yoksa tamamen elinden kaçırabilirsin” dedi
“Ondan hoşlandığını sanıyordum” diye sordum.
“Ondan herkes hoşlanıyor. Dişi terminatör gibi ortalıkta geziyor. Ateşiyle seni fena halde yakmış ama ilk kişi olmadığına eminim”
Bu çocuğunun ağzının hiç ayarı yoktu cidden. Alo! Ben onun eski sevgilisiyim!
“Bak, ondan etkilendim evet ama başkasını severken onu zorlayamam. Sadece arkadaş olmak için uğraşıyorum ama senin yüzünden sürekli sinirli ve ben de hep patlaması için ordayım”
Güldüm. “Tanıştığımızdan beri hep sinirli. Sanırım onu çileden çıkarıyorum. Bana katlanamadığını söyleyip duruyor”
Bir kahkaha patlattı ve başını öne eğip salladı.
“Aynı şeyi bana da söylüyor. Sakın ona inanma. Seni ve bütün erkekleri böyle kandırmaya çalışıyor”
Abartılı bir kahkaha attım ama sonra ikimizde gelen bir çıtırtıyla sustuk.
Silahlarımızı elimize alıp sustuk. Benim elimde bir kılıç onun elindeyse bir zıpkın vardı. Sonra 4 kişilik bir grup çalıların arasından çıktı.
“Eğlence başlasın” dedi ve saldırıya geçti. Kısa sürede hepsini etkisiz hale getirip işlerini bitirdik.
Sonra etrafa biraz daha bakındık ve buluşma noktasına döndük.
-KATE’İN AĞZINDAN-
William ve ben bir şey bulamayınca geri dönmeye karar verdik.
“Hala buna son vermemekte kararlısın değil mi?” diye sordu.
Neden bahsettiğini biliyordum.
“Sende benden yumruk yemeğe kararlısın”
Güldü. “Benim için yaptıklarından sonra sana hayatımın sonuna kadar minnettar olacağım,Kate. O yüzden sadece iyiliğini istiyorum” dedi
Cevap vermedim. Artık bu konu hakkında konuşmaktan yorulmuştum. İki gündür kafam yeteri kadar karışıktı zaten.
William, ben sessizliğimi korurken, gözlerini dikip karşıya, ormana doğru bakıp bağırdı.“Ve iyiliğin geliyor. Aman Tanrım! Ne olmuş bunlara”
Karşıdan üstleri başları dağılmış şekilde gelen Mason ve Austin’e baktık. Koşarak yanlarına gittik.
“Siz iyi misiniz?” diye sordu William.
Austin başıyla onayladı.
“Mason sen yaralanmışsın!” diye çığlık attım, gözlerim kocaman açılmış halde ona bakarak.
Pişkin bir ifadeyle bana gülümsedi.
“Endişelendin mi?” dedi alaycı bir ses tonuyla
Nasıl bu kadar ÖKÜZ olabiliyordu? Ben onun için endişeleniyordum o ise dalga geçiyordu.
Omzunda ki yarasına bir yumruk attım ve acı içinde inledi.
“Evet. Endişelendim” dedim ve sinirle arkamı dönüp ilerledim.
Peşimden geldi ve beni tuttu.
“Özür dilerim. Seni kızdırmak istememiştim. Endişelenecek bir şey yok. Ben bir ölüm meleğiyim unuttun mu? Yakında kendiliğinden geçer”
Gözlerimi ona diktim.
“Boş ver Mason. Gerçekten,zaten hiç umrunda değil. Sen her zaman ki gibi herşeyle dalga geçiyorsun. Hiçbir zaman ne hissettiğim umurunda olmuyor”
Yüzünde ki gülüş silindi. Austin gelip Mason’ın omzuna dokundu.
“Sana söylemiştim” dedi ve William’la birlikte uzaklaştı.
“Bunu nasıl söylersin? Duygularını umursamadığımı nasıl söylersin? Umursadığımı biliyorsun. Eğer umursamasaydım şu an bu halde olmazdık” diye bağırmaya başladı.
“Anlamadım” diye çıkıştım, gözlerimi kocaman açarak
“Eğer, ne kadar saçmalıyor olsan da, hissettiğin şeylere saygı duymasam onları umursamazdım. Senin gitmene hiç izin vermezdim. Nerde olursan ol seni bulur ve zorla geri getirirdim ama yapmadım”
Saçmalıyor muyum? İşte sorun buydu. Sürekli saçmaladığımı düşünüyor olmasıydı. Sadece beni anlamasını istiyordum.
“Eğer önemsiyor olsaydın üzerime bu kadar gelmezdin”
“Gelmiyorum. Sadece seninle eskisi gibi olmaya çalışıyorum. İlk tanıştığımız zaman ki gibi ama sen o kadar… zorsun ki ve duvarların, onları bir türlü aşamıyorum”
Aşmaman gerektiği için o duvarlar var sersem. Seni içeri almak istemediğim için var. Kendime yeni bir hayat kurmaya çalıştığım için var.
“Bunu oyun mu sanıyorsun?” diye çıkıştım
Keyifsiz bir şekilde kıkırdadı “Oyun mu? Asla! Seninle ilgili hiç birşeyi oyun olarak görmedim Kate” dedi ve hafifçe gülerek ekledi “Tamam ilk asistanım olduğunda belki biraz sandım ama sonra asla”
Tekrar toparlandı ve yüzüme baktı.
“Bu yaptığın ne peki?” diye sordum
“Oyun değil. Gerçek” dedi ve yüzüme baktı “Oyun mu istiyorsun? Al sana oyun”
Beni belimden tutup hızla kendine çekti ve dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Dudaklarını tekrar hissettiğim o an dünyam başıma yıkılmıştı sanki. Tüm o kafa karışıklının ve kendime acıma eylemlerimin arasında öpücüğü hem en çok ihtiyacım olan hem de asla bulaşmamam gereken bir şeydi. Onu hızla geri ittim. Ona vurmak için elimi kaldırdığımda elimi tuttu ve beni yavaşça bir ağaca doğru itti. Beni ağaca yasladı ve elimi bıraktı. Elini saçlarımın arasında gezdirmeye başladı.
“Saçlarımla oynuyorsun” diye mırıldandım, kontrolüm dışında.
Eminimin ki bunu söyleyen ben değil içimde yaşayan o sürtüktü!
Nefesim karşısında yine kesilmişti. Sanki o güneşti ve beni yakıyordu. Ona karşı koyamıyorudum ve bu canımı yakıyordu.
“Ve sende bundan hoşlanıyorsun” dedi kısık bir sesle
Yavaşça eğildi ve beni tekrar öptü. Bu sefer ona karşılık verdim ve bunu kontrolüm dışında değil, tamamen bilinçli bir şekilde yapıyordum. Ona ihtiyacım olduğunu göremeyecek kadar kör müydüm? Hayır. Sadece bu ihtiyacın, içinde bulunduğum durumda beni mahvedeceğini bilecek kadar, kendimin farkındaydım.
Onu öpmeyi özlemiştim. Ona dokunmayı, onu hissetmeyi, onu özlemiştim.
Yaşların gözümde biriktiğini hissettim.
Onu yavaşça geri ittim.
“Yapma. Lütfen” diye mırıldandım yalvaran bir ses tonuyla “Bu bana acı veriyor görmüyor musun? Olanları unutamıyorum. Kendimi suçlamadan duramıyorum. Bana biraz değer veriyorsan beni bir daha öpme Mason. Bana dokunma ve bu konu hakkında konuşma”
Gözlerimin içine baktı.
“Sana tahmin ettiğinden çok değer veriyorum Kate”
Yavaşça geri çekilde ve arkasını dönüp gitti.