Valizlerimi toparlamayı bitirmiştim. Her şey hazırdı. Kısa süreli cehennemime doğru yola çıkabilirdim. Orda olduğum süre boyunca Mason’ın beni rahat bırakmayacağımı biliyordum ama yine de onu her gün görecek olmanın düşüncesi bana kendimi iyi hissettiriyordu. Cehennemde cenneti yaşamak böyle bir şey olsa gerekti.
Valizlerimi arabama yerleştirdim ve direksiyonun başına geçtim. Kontağı çevirdim ve kampa doğru yola çıktım.
Kamptan ayrıldığım gün daha dün gibiydi. Eve dönüş yolu hiç bitmemişti sanki. Her an Mason yoluma çıkacak ve gitmeme engel olacak gibi gelmişti.
Kampa gitmek bütün eski anılarımın tekrar canlanmasına sebep olmuştu. Mason’ı ilk kez gördüğüm günü hatırlarken yüzümde salak bir gülümse belirdi. Doğruca kollarının arasına düşmüştüm. Sanki kalbim ait olduğu yeri bulmuş ve ona doğru çekilmişti. Mason daha ilk andan sinirlerimi bozmaya başlamıştı. Ah, Tanrım ne çekilmez bir herifti ve hala olması işleri hiç kolaylaştırmıyor.
Sersem Lord!
İçimden önce kahkahalar atıp gülmek ve sonra gülüşüm gözyaşlarına karışırken çığlıklar atarak ağlamak geliyordu.
Oraya tekrar adapte olmak beni korkutuyordu. Sürekli Mason’la yanyana olmak… Ne yapacağımı bilemeyerek yola devam ettim. Kampa yaklaşırken güvenliğin iki katına çıktığını fark ettim.
Kraliçe gerçekten bir şeylerden korkuyor gibi duruyordu.
Nedeni anlamadım ve yoluma devam etmekle yetindim. Kampa gelince girişte arabamı park ettim. Anahtarı kontaktan çıkardım ve çantamı toparlayıp arabadan indim. Arabadan indiğim sırada karşıdan bana doğru gelen Prenses Charlotte’u gördüm.
Yanıma gelince durdu ve başıyla bana hafifçe selam verdi.
“Siz tekrar kampta görmek ne güzel, Leydi Katharina” dedi
Gülümsedim. Prenses’in insanın kalbini sıcacık yapan bir yüz ifadesi vardı. “Kampa dönmek benim içinde güzel oldu” diye cevap verdim
Tek kaşını kaldırarak bana baktı. Yüz ifadesinden ‘Ciddi misin?’ dediğini anlayabiliyordum. Eh, hakkı vardı. Buradan koşarak kaçmıştım ve arkamda ben gittiğim için acı çeken birilerini bırakmıştım ve şimdi geri döndüğüm için hissedecekleriyle baş edebilir miyim, bilmiyordum.
“Ben burada büyüdüm, majesteleri. Burayı sevmemek elimde değil” dedim gülerek
Birlikte arabamın arka kısmına doğru ilerlerken, Prenses, gelip valizlerimi alması için, birilerini çağırdı.
“Rüyamı görüyorum yoksa kampımızın en güzel iki bayanı tam karşımda mı duruyor?” dedi oldukça yılışık bir ses
Başımı çevirdim ve insanı rahatsız edecek kadar mükemmel ingiliz aksanıyla her zaman ki yılışık konuşmalarından birini yapan Lord Austin’e baktım.
“Kabus mu görüyorum yoksa kampımızın en klişe ve yılışık lordu tam karşımda mı duruyor?” diyerek cevap verdi, Prenses
Prenses Charlotte’un verdiği cevap, Austin’i hiç de rahatsız etmiş gibi durmuyordu. Yüzüne, sanki düşünüyormuş -ve sanki bu mümkünmüş- gibi abartılı bir ifade yerleştirdi.
“Kılişe ve yılışık. Kulağa çok ‘esprili ve harika’ gibi geliyor. Sanırım bunun için size teşekkür etmeliyim, majesteleri”
Charlotte gözlerini devirdi ve Lord Austin’i takmamak gibi çok doğru bir karar aldı.
“Daha sonra görüşmek üzere, Leydi Katharina. Size bu adamla başarılar” dedi ve yanımızdan ayrılıp, merkez binaya doğru ilerledi.
Valizlerimi almak için bagaj kapağımı kaldırdım. Austin benden önce davranıp valizimi aldı ve bagajdan indirdi. Prenses’in çağırdığı görevliler gelmişti. Arabadan indirdiği valizi onlara verdi. Diğer çantaları da aldılar ve ben de bagaj kapağını kapatıp, arabayı kilitledim.
“Sonunda bu kamp eğlenceli olmaya başladı” dedi Austin
Tek kaşımı kaldırıp soru soran bir yüz ifadesiyle ona baktım.
“Son iki gündür Lord kasıntı ve Lord popülerle takılmak zorundaydım.”
“Kasıntı ve popüler mi? Kimden bahsediyorsun sen?” diye sordum merak dolu bir sesle
Gerçi Lord kasıntının William olduğunu anlamak zor değildi. Lord popüler kimdi peki? Ashton Kutcher
Kurtulanlara katılıp, kahraman olmuştu da benim mi haberim yoktu?
“William kendini Amerikan başkanı filan sanıyor sanırım ya da onun yakın koruması, bilmiyorum. Mason’da sürekli meşgul. O küçük kız ve annesi onu asla yalnız bırakmıyorlar”
Küçük kız ve annesi onu asla yalnız bırakmıyorlar ha. Küçük kız ve ANNESİ. Ben burada, onu bıraktığım için ne kadar üzüldüğünü düşünüp, kahrolurken o aslında kendinden 15 yaş büyük bir kadınla takılıyormuş.
Tekrar sinir krizi geçirmeye başladığım sırada ormanın içinden kampa doğru gülüşerek gelen Mason ve Elena’yı gördüm. Ormanda ne işleri vardı? Daha kalabalık ortamlarda takılsalar olmuyor mu? Mason gülmeye ara verip başını çevirdi ve beni fark etti. Başını eğip yavaş bir hareketle bana selam verdiği sırada Austin’i gördü. Onu yanımda görünce sinirlendi. Kıskanıyor muydu birde? Hem de o kadın yanındayken? Kıskanmaya hiç hakkı yoktu. Şu an, burada Austin’in üzerine atlasam onu kesinlikle ilgilendirmezdi ki kayıtlara geçsin diye söylüyorum böyle bir şeyi asla yapmam. Bir süre sonra toparlandı ve ateş saçan bakışlarını benden çekti. Başını çevirdi. Elena’yı belinden tutup, kendine hafifçe çekip, kampın içine doğru yönlendirdi.
Sersem sersem sersem!
Onlar uzaklaşınca sinirle ayağımı yere vurdum ve arabamı kilitleyip merkez binaya doğru ilerlemeye başladım.
“Mason neden seni bu kadar öfkelendiriyor?” diye sordu Lord Austin.
Bu adam insanları sinir etmek yerine biraz dedikoduları dinlese şu an bu soruları soruyor olmazdı.
Kampta, Mason’la ilişkimin olduğunu duymayan kalmamıştı herhalde.
“Sen niye hala peşimdesin?” diye çıkıştım ona
“Önce ben sordum”
“Güzel şimdide önce sen cevapla. Öncelik senin olsun”
“Centilmen bir beyefendi her zaman bayanlara öncelik tanır”
“Centilmenlik bekleyen kim sadece toz ol ve sinirimi senden çıkarmayım”
“Bana dayanamıyorsun!”
“Sana katlanamıyorum”
Sonra dediğim şeyi fark ettim ve yürümeyi kesip, arkamı döndüm ve ona baktım.
“Neden aynı konuşmayı hep yapıyorum. Tanrım ikinizde beni çilden çıkarıyorsunuz”
Adımlarımı hızlandırıp yanından uzaklaştım.
Tyler beni kapıda karşıladı. Birlikte daireme gittik ve bir sorun olursa ona haber vermemi söyledi. Kapımı kapattım ve kendimi yatağa attım.
Mason’ı, Elena’yla görmek sinirlerimi alt üst etmişti. Âşık olmak için bula bula kampta ki en yakışıklı ve en ukala Lord’u seçersem olacağı buydu.
Toparlanıp ayağa kalktım ve üzerimi değiştirdim. Dışarı çıktım ve kampta gezmeye başladım. Bu öğlen yemeğini Kraliçe’nin dairesinde hep birlikte yiyecektik. Ondan önce biraz sakinleşmeye ve daha sonra nasıl sakin kalacağımı çözmeye ihtiyacım vardı.
Kampın içinde gezmeye devam ederken Mia’yı gördüm.
“Hoşgeldiniz Leydi Katharina” dedi abartılı bir ses tonuyla
“Ah! Kes şunu bana Kate diyebileceğini biliyorsun. Seni bundan çok önce tanıdım Mia. Sen sevimli bir kızsın ve bana abla demediğin sürece ne istersen diyebilirsin”
“Abla mı?” diye sordu tek kaşını kaldırarak
Derin bir iç çektim ve başımı salladım “Ciddiyim bazen bana böyle sesleniyorlar ve çok sinir bozucu. Yaşlı gibi hissediyorum”
Bir kahkaha attı ve başını geriye yasladı. Birlikte yürümeye başladık.
“Mason’la konuştun mu?” diye sordu Mia, bir süre sessizlik içinde yürüdükten sonra
Yürümeyi kestim ve dönüp soru soran gözlerle ona baktım.
“Kampta sizin aranızda olanları bilmeyen yok. Yani yüzeysel olarak biliyorlar ama biliyorlar işte. Aynı şekilde bende. Mason’ın bazen ne kadar katlanılmaz olduğunu ve annemle takıldığını da biliyorum. Hal böyle olunca, eğer konuştuysanız, konuşmanızın iyi geçmemiş olacağını düşündüm” dedi
Bu kızın 16 yaşında olduğuna emin misiniz? Acil bir kanıta ihtiyacım var. Sanırım o Tanrı’dan hep istediğim beni anlamak için gönderilmiş melek!
“Onunla henüz konuşmadım. Yani konuştuk ama, bilirsin işte,ayak üstü konuşmalardı hep. Aslında onunla konuşmayı planlamıyorum. Çünkü ne söyleyeceğini biliyorum ve yeteri kadar acı çekerken bir de onun acı çektiğini izleyemem” dedim ve sonra başımı çevirince bize doğru gelen Mason ve Elena’yı gördüm. “Tabi hala acı çekiyorsa” diye söylendim kendi kendime
Mason ve Elena yanımıza gelince durdular ve gülümsediler.
“Leydi Katharina” dedi ve başıyla selam verdi, Mason.
Gülümseyerek selamına karşılık verdim Elena’ya döndüm.
“Sizi tekrar görmek çok güzel Bayan Rodrigez. Bu arada Mia olanları anlattı. Sizin adınıza üzüldüm. Şanslısınız ki Lord Mason yardımınıza koşmuş”
Bozulduğumu belli etmemeye çalışıyordum ama bozulmuştum.
“Mason olmasaydı ne yapardık hiç bilemiyorum. O kadar korkmuştuk ki. Kızımı ve beni kurtardığı için ona minnettarım”
Mason’ın koluna girdi ve omzuna hafifçe dokundu. Mason mı? Lord’a ne oldu? Sen sadece bir
Kurtulansın. Öfke mi kontrol ettim ve ona gülümsedim. Tabi bu durumda öfkemi ne kadar kontrol edebilirsem.
“İzninizle gitmem lazım. Kraliçe’yle toplantım var” dedim
Mia’ya veda ettikten sonra yanlarından ayrılmak için hareket etmiştim ki Mason beni durdurdu.
“Bekle bende seninle geleyim. Aynı toplantıya benimde katılmam lazım” dedi. Döndü ve Elena’ya ve Mia’ya veda etti.
“Sizinle öğlen yemeğinde, Kraliçe’nin dairesinde görüşürüz” dedi ve yanlarından ayrıldı.
Öğlen yemeğinde, Kraliçe’nin dairesinde onların ne işi vardı? Bu Kahramanlar ve kraliyet ailesinin birlikte yediği bir yemekti. Her neyse. Beni ilgilendirmiyordu. Buraya sadece işimi yapmak için gelmiştim. Yürümeye devam ettim ve hiç konuşmadım. Dönüp ona bakmamaya çalışıyordum.
“Yerleşebildin mi?” diye sordu
“Henüz değil” dedim kuru bir ses tonuyla
Ona ne kadar kısa cevaplar verirsem, benimle konuşmaktan o kadar çabuk vazgeçerdi. Yani umarım.
“Mia ve sen iyi anlaşıyorsunuz”
“Evet”
Kıkırdadı.“Güzel. Belki bir gün yine Elena ile çıktığımda onu sana bırakırım” dedi
Ah! Kafasını toprağa sokup üstünde zıplamadan sus Mason! Derin bir nefes aldım ve öfkemi tekrar kontrol altına almaya çalıştım.
“Kıskanıyorsun” diye mırıldandı.
“Evet” dedim ve güldüm “Sensiz evimde huzurlu bir hayat süren yardımcılarımı kıskanıyorum.”
Güldü. Beni sinirlendirmeye çalışıyordu. Kes şunu Mason! Ben duvarlarımı yıkıp üzerine atlamadan önce kes şunu. Bu iyi değil. Hiç iyi değil
“Ne tuhaf değil mi? Eskiden bu toplantılara Lord ve asistanı olarak katılırdık. Şimdi ise Lord ve Leydi’si olarak katılıyorum”
Durdum ve ona baktım.
“Leydi’si mi? Mason kabul et artık. Biz birlikte değiliz. Lord ve Leydi’si değil ancak Lord ve Leydi’yiz. Ayrı iki insanız. Emin ol kabul edince daha rahatlayacaksın” dedim
“Hayır” diye çıkıştı. Bu ani ruh değişikliği karşısında sersemlemiştim “Sen,kendini,saçma sapan fikirlerinle,istemediğin bir hayata hapsetmeyi bıraktığında daha rahatlayacağım”
Derin bir nefes aldım. Bu iş her seferinde daha zor oluyordu. Asla anlamayacaktı. Asla kabullenmeyecekti.
“İstemediğim bir hayat değil. Bu hayatı ben seçtim ve sen orda yoksun Lord Mason” dedim.
İçimde patlamaya hazır bekleyen bir şeyler vardı ve benim onları durdurmam gerekiyordu. Bir nefes daha aldım ve ilerlemeye devam ettim. Merkez binaya girdiğimde bana yetişmişti. O sırada yanımıza
Austin geldi.
“Siz ikinizin yanındayken her an içinizden biri beni çekip vuracakmış gibi hissetmem normal mi?”
Mason ve ben aynı anda “evet” dedik. Hala birbirimize bakmıyorduk. Öfkeliydik hem de çok.
Yürümeye devam ettik. Austin sustu ve Mason’ın yanında yürümeye başladı. Sonra William bize katıldı. Bir adım atıp yanıma geldi ve kulağıma doğru eğilip fısıldadı.
“Onu öldürmeden toplantı odasına varabileceğine emin misin?”
“Hangisinden bahsediyorsun?”
Güldü. “İkisinden de”
“Hayır. Değilim. Eğer birini öldürürsem diğerini benim için sen boğar mısın?”
“Beni bu işe karıştırma. Erkekle başını sürekli belaya sokan sensin”
Ah! Bu çocuk cidden hep en zayıf noktalarımı hedef alıyordu. Kasıntı hali miydi bu, beni sinirlendirmeye bayılan hali mi?
“Sende kara listede yerini almadan sus Will”
Sonunda toplantı odasına vardık ve içeri girdik.
“Hepinizi bir arada görmek ne güzel” dedi Kraliçe, ayağa kalkıp yanımıza doğru gelirken
“Pekala. Hepinizi buraya çağırdık çünkü size görevlerinizi verip burada olmanızın esas nedenini açıklayacağız” dedi Tyler
Neler olduğunu anlamayarak onlara baktım.
“Birileri kraliyet ailesinin peşinde. Birileri dediğimiz ruh avcıları. Martin Benson’ın ölümden sonra bir anda güçlerini birleştirip karşı saldırıya geçtiler. İçerde bir ajanları olduğundan şüpeleniyoruz” dedi Frank
Ajan mı? Yani Kurtulanlar’ın arasında mı? Bu hem çok tuhaftı hem de şaşırtıcı.
“Martin Benson bile içeri bir ajan sokacak kadar salak değildi” dedim
Bir saniye sonra bu dediğime pişman oldum ve sustum. Kendime not:Martin Benson’la ilgili yorumlarını kendine sakla.
“Onu buraya kim gönderdi bilmiyoruz ama siz en iyi savaşçılarımızsınız. Bu nedenle dördünüzün kraliyet ailesinin yakınlarında olması en iyisi” dedi Tyler
“Bu sırada bazı günlük görevleriniz olacak” diye devam etti Kraliçe. “Lord Austin buranın bir eğitim kampı olmadığını biliyorum ama bazı çocuklar okçuluk dersi almak istiyorlar. Bu konuda ki becerilerinizi bize yardım etmek için kullanacağınızı umuyorum”
“Seve seve efendim”
Sesimi oldukça kısık tuttum ve William’a “Bu iş yetenek meselesiyse Kraliçe kesin beni bütün gün dans ettirecek” dedim
Nasıl yaptı bilmiyorum ama beni duydu. Kadının yarasa kulakları var!
“Aslında bu da güzel bir fikir ama sadece haftada birkaç gün kampta ki tüm çocuklara vals eğitimi verebilirseniz, size minnettar olurum, Leydi Katharina ama benim sizden istediğim,onlara hayatta kalma dersleri vermeniz” dedi.
Tek kelime etmedim ve sadece başımla onu onayladım.
Mason’ın görevi güvenliği denetlemekti. Bu mu yani? Bu adam nasıl kolay işlerle yırtıyordu. Eğildi ve kulağıma fısıldadı.
“Hemen bozulma sen varken güvenliği sağlamak çok zor. Mutlaka kuralları kıracak bir şey bulacağına eminim” dedi
“Aynı benden mi bahsediyoruz?” diye sordum, imalı bir ses tonuyla
Güldü ve geri çekildi. Aslında aramızda olanlara kafayı takmadığında onunla iyi anlaşabileceğimi biliyordum. Bunu istiyordum da. Onunla kavga etmek dayanamadığım şeyler listesinde oldukça yukardaydı.
William kraliyet ailesinin yanında duracak ve acil durumlarda onları koruyacaktı.
Zavallı William. Kesinlikle çok sıkıcı bir iş.
Görevlerimizi aldıktan sonra dışarı çıktık. William görevine başlamak için içerde kaldı.
“Ee?” dedi Austin “Öğlen yemeğine kadar ne yapacağız?”
Mason durdu ve bize baktı.
“Siz ikinizi bilmem ama ben görevimim başlamadan önce kendime bir gün izin veriyorum.Böylece randevuma geç kalmam ve ardından gelip öğlen yemeğine katılırım” dedi.
Hafifçe inleyerek kıkırdadım.
“Kampın güvenliğini bir günlük biz kontrol edebiliriz ama randevunun güvenliğini kim sağlayacak?” dedim alaycı bir ses tonuyla.
Gözlerini bana dikti ve pişkin surat ifadesini yüzüne yerleştirdi.
“İşte tam da bu yüzden yol üzerinde bir eczanede duracağım” dedi ve uzaklaştı.
Ağzım açık bir şekilde arkasından baktım. Yaptığı imanın mide bulandırıcı olması dışında, tüm kanımın çekilmiş olması gibi bir gerçek vardı ve ben bu gerçek yüzünden hançerimi çektiğim gibi onun kadim noktasına geçirmek istiyordum.
Mason uzaklaşırken öfkeden kuduruyordum. Austin bir şey söylemek için ağzını açtı ama onu susturdum.
“Eğer güzel suratına yumruğumu indirmemi istemiyorsan sessizliğini korursun” dedim
“Güzel bir suratım olduğunu mu düşünüyorsun?”
Neden gidip en sinir bozucu tipleri peşime takıyordum?
Sinirle üzerine yürüdüm.
“Tamam tamam. Şakaydı. Sustum” dedi ve gitti.
Derin bir nefes aldım ve öfke patlaması yaşamak için odama gittim. Altını çiziyorum “yaşamak için” Çünkü bugün öfkemi yeteri kadar kontrol etmiştim ve artık içimde tutamıyordum.