Jeremy Kargısan;
Yanağını öptükten sonra hızla odadan çıktım ve gülerek Cüneyt Bey'in odasının kapısını çaldım. "Gel!" içeri girdim. "Müsait misiniz?" "Elbette gel." Elindeki kağıdı masaya bıraktı ve gözlüğünü boynuna indirdi. "Nasılsınız?" "İyiyim Jeremy sen nasılsın? Nasıl gidiyor?" "Teşekkürler efendim. Ben de iyiyim. Sizinle konuşmak istiyorum." "Ne hakkında?" "Uzay. Ben onu tanımak istiyorum ama o kendini tanıtmıyor bana hiç. Yaşadıklarından bana bahsetti ama tam değil. Her şeyin üzerini kapatıyor. Bazen dalıyor, gülümserken çok üzgün gülüyor. Burukluk var yüzünde. Bunun nedenini öğrenmek istiyorum. Siz biliyorsunuz. Bunu biliyorum ama bana lütfen nedenini söyleyin." "Jeremy bak beni iyi dinle. Uzay sana ne kadarını anlattı bilmiyorum ama birazdan anlatacaklarımın çok gizli kalması gerekiyor." "Nasıl isterseniz. Sadece aramızda kalacak. Bana güvenebilirsiniz." "Umarım... Uzay'ın böyle bakmasının nedeni küçük yaşta kötü şeyler yaşaması." "O kötü şeyleri biraz açar mısınız?" "Uzay'a öğretmeni tecavüz etmeye kalktı. 13 yaşındaydı. Eve gelen öğretmeni ona kimse yokken tecavüz etmeye kalktı. Tabi biz de ona güveniyoruz. Emanet ediyoruz. Sonra onun yaptığı şey ortada. O olaydan sonra Uzay komaya girdi. 6 yıl komada kaldı. Her gün o camın kenarında onun uyanmasını bekledim. Sonunda uyandığında 19 yaşındaydı. Çocukluğu, gençliği kısaca en güzel zamanları o dört duvar arasında geçti. İlk uyandığı zamanlarda o kadar ürkekti ki! Benimle göz temasına bile giremiyordu. Zaten uyandıktan sonra konuşmamaya başladı. Onu o kadar çok zorladım ki. Hatta geçenlerde o kadar zorladım ki bir ara konuşacaktı ama bir şeyler oldu konuşamadı. Kaynadı. Temastan kaçınıyor. Güvenmediği insanlarla çok yakın duramıyor. Panik yapıyor. Öyle olduğu zamanlarda onu sakinleştirmek için sarılıyorum. Kedi gibi göğsüme saklanıyor. O yüzden fazla arkadaşı yok. Sadece 3 arkadaşı var, çok yakın olduğu. Onlar da okul için başka ülkeye gittiler. Sürekli görüşemiyorlar. Her şeyi çok erken öğrendi. Onu erkeklere karşı uyaramadan, ya da ilk erkek arkadaşını dövemeden çocukluğu kayboldu. O hala benim için çocuk ama kendini orta yaşlı bir kadın gibi gösteriyor. Uyandığı zamanlarda o kadar bol giyiniyordu ki bazen kıyafetlerin içinde kayboluyordu. Onun için elimden gelen her şeyi yaptım. Hala bol şeyler giyiniyor ama en azından içinde kaybolmuyor. Arada sırada dalıyor gidiyor. Keşke diyorum bazen keşke onun tüm acılarını geçirebilsem." "Bu mümkün olsaydı inanın bana hayatım pahasına mutlu olmasını sağlardım." "Sana nasıl teşekkür etsem bilmiyorum. Ayrıca Uzay'ı kendine nasıl bağladın o da ayrı bir merak uyandırıyor bende." Gülümsedim. Bir bilse yalan söylediğimizi. "Uzay beni sevmiyor veya aşık değil. Uzay sanırım benden biraz hoşlanıyor." "Bunu nereden çıkardın?" "Biliyorum. Bana kendisi söyledi. Aşka inanmadığını." "Uzay ne söylemişse yalan söylemiş." "Nerden çıkardınız?" "Uzay seni seviyor. Sadece kendine itiraf edemiyor. O biraz hassas bir kız. Duygularını dışa vurmayı sevmiyor. Acısını, mutluluğunu, üzüntüsünü, pişmanlığını her şeyi kendi içinde halletmeye çalışıyor. " "Beni sevdiğini söylediniz bunu neye dayanarak söylüyorsunuz?" "Kızımı tanıyorum. Ve Uzay gülüyorsa güveniyor; Güveniyorsa seviyordur." Yüzümdeki gülümseme genişledi. "Uzay hakkında bilmem gereken başka önemli şeyler var mı? Dikkat etmem gereken, yapmamam gereken, hoşlanmadığı şeyler mesela alerjisi olduğu bir şeyler var mı? Gitmeyi sevdiği yerler? Yapmayı sevdiği şeyler, sevmediği şeyler neler? Bunları söyler misiniz?" "Uzay hakkında bilmen gereken önemli bir şey kalmadı. Dikkat etmen gerekenler temas. Sürekli temastan kaçınmalısın." "Zaten öyle sık sık görüşmüyoruz. İlk defa bugün bu kadar yakınlaştık. Onu taşıdım. Bu kadar." "Uzay yalan söylenmesinden hoşlanmaz. Zaten kimse hoşlanmaz ama Uzay biraz hassas bir kızdır. Temizlik yapmayı çok sever. Bahçeyle ilgilenmeyi ve denizi izlemeyi sever. Alerjisine gelirsek kuşlara dayanamıyor. Her tarafı kaşınmaya başlıyor. Muz sevmez... Sahilde Melek diye bir kafe var oraya gitmeyi sever. Oraya her gittiğinde sıcak çikolata içer ama bitter. Bitter çikolata sever aşırı derecede. Alışverişi sever ama gerekli şeyleri alır. Mutsuz olduğunda saçlarını kestirir. Başka bir şey şu anlık aklıma gelmiyor." "Anladım... Sizden Uzay'a bunları söylememenizi rica ediyorum. Ben müsaadenizi isteyeyim." "Söylemeyeceğim. Aramızda bir sır bu. Odan Uzay'ın yanındaki oda." "Teşekkürler." Çalışma odasından çıktım ve yüzümü avuçladım. Tekrar odaya indim. Dediği odaya girdim. Normal bir misafir odasıydı. Kapıyı kapatıp cama ilerledim. Arka bahçeye bakıyordu. Kıyafetlerimi çıkarıp yatağa girdim. İçim içimi kemirmeye başladı. Eğer o adam Uzay'a dokunduysa Uzay'ın kendini kirli hissetmesi normaldi ama kirli hissetmemeliydi. Peki ama dokunmadıysa neden kendini kirli hissediyordu. Kendini böyle hissettiğine göre dokunmuştu ama ihtimaller beynimi sikiyordu.
Uyku tutmayınca yataktan kalkıp cama çıktım. Bahçeyi izlerken salıncakta oturan Uzay'ı fark ettim. Üzerime pantolonumu geçirdim. Tişörtümü de giyinip battaniye aldım ve odadan çıktım. Bahçeye çıktığımda yavaş adımlarla salıncaklara yöneldim. Kafasını bacaklarına gömmüştü. Battaniyeyi omuzlarına bıraktığımda aniden kafasını kaldırdı. "Selam. Seni de mi uyku tutmadı?" Kafa salladı. Kafasını bana döndürdü. 'Sen niye uyuyamadın?' "Aklıma bir konu takıldı." 'Ne takıldı?' "Yarın doktordan sonra bir şeyler yapalım mı?" 'Bilmem olabilir. Ne yapacağız?' "Bilmiyorum. Gezeriz. Sahilde dolaşırız. Konuşuruz. Tiyatro veya sinemaya gidebiliriz." 'Olur. Konuşuruz ama ben doktora gitmemeye hala kararlıyım.' "Zorla gideceğimizi söylemiştim." Güldüm. 'Neden benimle bu kadar çok uğraşıyorsun?' "Sevgilim değil misin?" Güldü. 'Sahteyi unuttun.' "Beni beğenmedin mi?" 'Fena değilsin.' Güldüm. "Eh işte sen de fena sayılmazsın." Gülümsedi. 'Ne zaman gerçekleri açıklayacağız?' "Benim için sorun yok. Kalabiliriz böyle. Ama sen diyorsan kısmetimi kapatıyorsun ayrılalım." 'Hayır. Yani yok öyle demiyorum ama seni de zor durumda bırakmak istemiyorum.' "Ben gayet eğleniyorum." Gülerek cevap vermeme karşılık kıskanmıştım. İçimde kopan fırtınaları bir tek ben biliyordum. Esnediğinde gülümsedim. Çok sevimliydi. 'Pardon. Uykum geldi biraz.' "Önemli değil uykunun geldiyse yatağına yat." 'Sen?' "Ben biraz daha hava alacağım. Düşünmem gerekiyor." 'Birlikte düşünelim o zaman. Ne düşünüyorsun?' "Bilmiyorum." Güldü. 'Bilmediğin şeyleri mi düşünüyorsun?' "Belki." Güldüm. Hava esmeye başladı. Ayağımın tekini salıncağın bir tarafına, diğer bacağımı öbür tarafa attım. Ata biner gibi salıncağa bindiğimde yüzüm Uzay'a dönüktü. Hava soğuktu ve ben karizmam çizilmesin diye üşüdüğümü belli etmiyordum. Kısa süre sonra Uzay hiçbir şey demeden kalktı. "Nereye?" Üzerindeki battaniyeyi düzeltti. Yanıma yaklaştı. Battaniyeyi üzerime örttü. "Ama-?" Yanıma oturdu. Ben olayın şaşkınlığıyla susarken battaniyenin bir ucunu kaldırıp kendine sardı. Hiçbir şey dememişti hâlâ. 'Karizman çizilmesin diye daha ne kadar üşüdüğünü söylememeyi düşünüyordun?' Elimi enseme atıp kaşıdım. "Sanırım biraz daha dayanacaktım." Güldü. Kafasını ipe yasladı. Ben de aynı şekilde geriye doğru yaslayıp onu izlemeye başladım. Pijamalı hali çok tatlıydı ve bu halini sürekli görmekten bıkmayacaktım. Yüzünü bana döndü. O da aynı şekilde beni izlemeye başladığında yüzü kızardı. Ne düşündüğünü merak ediyordum.
Uzun süre sadece birbirimizin gözlerine baktık. Arada kızarıyor, kaşlarını çatıyor ve gülümsüyordu. Ben ise yüzümde bir gülümseme ile onu izliyordum. Nasıl da bağlamıştı beni kendine! Aklıma Cüneyt Bey'in söyledikleri gelince sanki kanım çekildi. Elimi ve çenemi sıkmaya başlamıştım. Elimde ve yüzümde sıcaklık hissettiğimde bakışlarımı ellerime çevirdim. Elime değen ince uzun parmaklı el beni tüm düşüncelerimden soyutlarken nefesimi tutmuştum. Eli yavaşça, sıktığım avcuma girdiğinde parmaklarımızı kenetledim. Çenem de yavaşça düzelirken bakışlarımı yüzüne çevirdim. Gözlerindeki umutsuzluk canımı acıtmıştı. Yanağımdaki elini alıp parmaklarını tek tek öptüm. Yine parmaklarımızı kenetleyip gözlerine baktım. Her an ağlayacak gibi bir hali vardı. Bunu ona benim yapıp yapmadığımı merak ediyordum. Kalkmaya yeltendiğinde onu kendime çekip sarıldım. Ona onu sevdiğimi göstermiştim ama o ağlayacak kıvama gelmişti. Benden hoşlanmıyor muydu? Bu zihnimi bulandırmaya ve kalbimi yakmaya başladı. Kalkmak için hiçbir hamle yapmamıştı bu içime umut tohumları atmıştı.
Uyandığımda göğsüme sinmiş bir kedi görmeyi tabi ki beklemiyordum. Uzay'ın bir eli hala elimdeydi ve diğer eli de yüzümde. Kafamı biraz eğip yüzüne baktım. Uyuyordu. Hava aydınlanmıştı ve güneş tam tepemizdeydi. Battaniye üzerimizden düşmüştü. Saçlarını okşamaya başladım. Kafasını aniden kaldığında burunlarımız birbirine çarptı. Uyku sersemi ne olduğunu anlamamıştı. Yüzünü benden uzaklaştırdı. 'Günaydın. Uyuyakalmışım. Özür dilerim.' "Günaydın. Önemli değil. Her zaman açık." gülümsedi ve ayağa kalktı. Saçını ellediğim anda uyandığına göre uyanıktı ve o şekilde duruyordu. Gülümseyerek arkasından kalkıp peşine takıldım. Salona girdiğimizde babam ve Cüneyt Bey kahve içiyordu. "Merhaba çocuklar. Sonunda uyandınız. Biz sizi bekledik ama dayanamayıp kahvaltıyı yaptık." "İyi yapmışsınız. Afiyet olsun. Baba sen neden geldin?" "Cüneyt kahvaltıya çağırdı. Şunun şurasında akraba olacağız neredeyse." Uzay babamın yanına gidip selamlaştı. "Uzay hazırlan dışarıda bir şeyler yeriz sonra doktora gideceğiz." 'Ben doktora gitmek istemiyorum.' "Ama gideceğiz. O yüzden hazırlansan iyi olur." Oflayarak salondan çıktığında Cüneyt Bey güldü. "Bizim prenses biraz naz yapıyor." "Gerçekten çok nazlı." Babam bu halime güldü. "Seni böyle görmek beni çok mutlu ediyor." güldüm. Ben de mutluyum. "Aynı şey Uzay için de geçerli. İkisinin de gözleri parlıyor." koltuğa oturdum. Uzay geldiğinde ayağa kalktım. "Gidelim mi?" Kafa salladı. Babamlara el salladı ve salondan çıktı. Ben de peşinden çıktım. Arabanın kilidini açıp kapısını açtım.
Kahvaltıdan sonra doktora gittik. Önemli bir şeyinin olmadığını söyleyip duruyordu. Emin olmak istiyordum. Sıra beklemeden içeri girdik. Bengi benim eski bir arkadaşımdı. Uzay'ın temastan hoşlanmadığını söylemişti ve bu yüzden aklıma Bengi gelmişti. Çok iyi bir doktordu. Donanımlıydı. Bengi ayağa kalkıp yanıma geldi ve sarıldı. "Nasılsın? Uzun zamandır görüşemiyorduk." "Evet öyle ama meşgulüz. Nasıl gidiyor?" "Fena değil." tekrar sarıldı. "Ay çok özlemişim ya!" "Seni Uzay'la tanıştırayım. Uzay kız arkadaşım. Bengi eski bir arkadaşım." Bengi elini uzattı. Uzay elini sıktı. "Hastamız sensin o zaman. Sen otur ben geliyorum." yatağı gösterdiğinde Uzay'a yardım ettim. Ayakkabılarını çıkardım. Bengi gelip ayağını tuttu ve oynattı. "Acıyor mu?" kafasını sağa sola salladı. Yine oynattı. "Şimdi?" yine sağa sola salladı. "Görünürde bir şey yok. Film çekelim." 'Benim bir şeyim yok söyledim. Gitmek istiyorum.' "Uzay lütfen? Benim için?" Oflayarak ayağa kalktı ve Bengi'nin gösterdiği yere oturdu. Yüzümdeki sırıtış büyürken benim için bir şey yapması hoşuma gitmişti. Çok geçmeden geldiklerinde ikisi de gülüyordu. "Neye gülüyorsunuz?" "Hiçbir şeye." tekrar güldüler. 'Bengi çok tatlı biri.' "Öyledir ama hala neye güldüğünüzü anlamadım." "Uzay'a üniversitedeki birkaç anımızı anlattım. Ona gülüyorduk." Koltuklara oturduk. "Ne içersiniz?" 'Ben bir şey içmeyeceğim. Gidelim.' "Biz bir şey içmeyelim. Film ne zaman çıkar?" "Çıktı. Ben baktım. Bir şeyi yok. Uzay'a da söyledim." "Yani iyi değil mi? Eminsin?" "Eminim. Çok iyi. Bu kadar pimpirikli olma." "Pimpirikli olmakla alakası yok. Sadece merak. Her neyse teşekkür ederim." "Önemli değil. Bu arada birkaç gün sonra toplanıyoruz. Sen de gel." "Nerede?" "Ağva. Geçen sene Osman’ın evlendiği yerde." "Tamam. Belki gelirim. Kimler geliyor?" "Hande." Direk cevabı yapıştırdığında güldüm. "O zaman ben gelmiyorum." "Hadi ama. Ne olacak?" "Ne mi olacak? Benden hoşlandığını biliyorsun." "Aman kaç ay geçti üzerinden unutmuştur." "Ben unutulacak insan mıyım?" Güldüm. "Egoya bak be!" Uzay kıkırdadığında ona döndüm. "Gelecek misin?" "Bilmiyorum. Belki." "Kesin bir şey söyle oda tutulacakmış." "Gelirim herhâlde. Gelirim." "Tamam haftaya görüşürüz o zaman?" "Görüşürüz." Sarıldım. Uzay'a da sarıldı. "Tekrar görüşmek üzere. Uzay sen de gel." 'Ben gelemem. Teşekkür ederim.' Bengi'ye söylediğimde "Lütfen. Hem orada sevgiline sahip çık. Kızlar peşinde dolaşacak." Bir ara kabul edecek gibi oldu ama sonra 'Ben güveniyorum Jeremy'e.' "Ona zaten güven. Kızlara güvenme. Bekar erkek gördü mü dayanamıyorlar." 'Belki gelirim.' "Anlaştık. Ben yer ayırttırıyorum." Kafa salladı. Vedalaşıp çıktık.
Nereye gideceğimize karar veremeyince boş boş dışarıda dolaşmaya başladık. "Ne yapsak? Ben çok sıkıldım." 'Bilmem. Ben sürekli dışarı çıkmam. Evde genelde bahçeyle ilgilenirim.' "Acıktın mı?" 'Çok değil.' "Bir şeyler yiyelim mi? Ben acıktım." 'Olur.' Birlikte geri arabaya doğru yürürken sessizdik. Sessiz kalmaktan nefret ediyordum. İlerlerken adamın bir tanesi arkadaşlarına Uzay'ı göstererek güldüğünde diğerleri Uzay'a bakarak güldüler sinirle çenem seğirirken o adamlara doğru ilerledim. "Neye bakıyorsunuz lan siz!" "Yanındaki fıstığa." "Gel bak sana bir de yumruğumu göstereyim. Bak onu kesin daha çok beğenirsin." yumruğu adamın gözüne geçirdiğimde adam yere düştü. Sonra diğerlerini de yumruklamaya başladım. Uzay ise uzaklaşmış beni izliyordu. Küçük bir darbe bile yemeden yanına gidip elini tuttum ve arabaya çekiştirdim. 'İyi misin?' kafa salladım. Çantasından su çıkarıp verdi. Biraz içip geri uzattım. Alıp çantasına koydu. Arabayı çalıştırıp yemek yiyebileceğimiz bir yere sürdüm. Siparişleri verip gelmesini bekledik. 'Ya bir şey yapsalardı sana?' "İyiyim bir şeyim yok. Hem onlar bir şey yapmazlar bana!" 'Bıçağı karnına sapladıklarında ne yapacaktın acaba?' omuz silktim. Yemekler geldiğinde yemeye başladık. "Ben sessiz olmaktan nefret ediyorum. Konuşalım." 'Mesela?' "Havadan sudan falan ama konuşalım. Sessizliği sevmiyorum." 'Pekala... Hande kim?' gülümsedim. "Hande... Benim belalım. Yani şey geçen sene bir arkadaşım evlendi. Onun düğününde biraz bana yanaşmaya çalıştı tabi o zamanlar benim bir sevgilim vardı. Ece. Hatta geçen bana sevgili ararken onu aramıştım. Ece bunu anlayınca kızı dövmüştü. Ama çok güzel dayak yemişti." güldüğümde 'Ece'yi özledin galiba?' "Sadece uzun zaman birlikte zaman geçirdik." kafasını sallayarak suyunu içti. Kıskanmış mıydı? Kıskanma ihtimali beni gülümsetirken telefonum çaldı.
'Efendim kardeşim?' 'Acil buraya gelmen gerekiyor.' 'Neden?' 'Soru sorma. Hemen gel.' 'Uzay yanımda-' 'O da gelsin. Çabuk olun' Telefonu kapattığında birkaç saniye telefonla bakıştım. 'Ne oldu?' "Bilmiyorum. Ege hemen gel dedi kapattı." 'Önemli bir şey sanırım. Özel olabilir. Ben taksiyle giderim.' "Uzay da gelsin dedi." 'Tamam o zaman gidelim?' kafa sallayarak hesabı istedim.
Eve geldiğimizde Ege bizi odaya sokmuş ve yalvarmaya başlamıştı. Bugün biriyle buluşacakmış ama abisi evlilik yıl dönümü nedeniyle çocukları Ege'ye kakalamıştı. Ege de bir tek bana güvendiği için beni çağırmıştı. "Yok kardeşim ben çocuk falan bakamam." "Sadece bu gecelik. Sonra söz bir daha olmayacak." "Yok olmaz. Ben bakamam. Hem Kıvanç'ta var. Ben çocuk sevmiyorum." "Ya lütfen bak söz çocuğumun adını Jeremy koyacağım." "Ya olmaz. Birini tut." "Ya sikerim belanı sen bakacaksın çocuklara. Onlar senin de yeğenin sayılır." ettiği küfre Uzay kıkırdarken "Hem bak Uzay da var. Tek değilsin." "Akşam gidecek o." "Bir geceden ne olur?" "Off tamam amına koyayım. Git hazırlan." "Kardeşim benim be!" omzuma yumruk atıp odasına girdi. "Ben seni eve bırakayım. Sonra geri dönerim." 'Yardıma kalabilirim. Yani Kıvanç için.' "Seni zor durumda bırakmazsam iyi olur. Hatta çok çok iyi olur." gülümsedi 'O zaman onlara bir şeyler hazırlayalım?' "Olur." gülümseyerek mutfağa girdik. O bir önlük alıp bana uzatırken kendisi de bir tane takmıştı. Gözümün önüne gelen mutfak fantezilerini es geçip Uzay'a odaklandım. Çok yakışmıştı. Tezgaha oturdu. 'Ne yapacaksın bize yemek olarak?' "Ben mi yapacağım?" 'Ben bilmediğime göre evet.' "Hem çocuklara bak hem de yemek yap." güldü. "Kaç yaşına gelmiş hala yemek yapamıyor. Evde kalırsın bu gidişle sen ama uyarayım sonra ben de almam seni." kaşlarını çattı. 'Sana kalmadım zaten. Ben bulurum birini. Emin ol değil yemek yaptırmayı kucağında taşır beni.' bir an başka bir adamın Uzay'ı kucağında taşıdığı bir görüntü geldiğinde sinirden kudurmuştum. "Ne diyorsun sen öyle? Yok öyle kucakta taşıma falan. Katil mi edeceksin sen beni?" 'Ne oluyor ya? Ne bu hiddet?' "Sinirlendirme beni. Yok kucakta falan taşıma." 'Manyak mıdır nedir? Sana ne benim kocam istediğini yapar.' "Yapamaz!" gülmeye başladı. "Neden gülüyorsun?" 'Çünkü şu an olmayan birini kıskanıyorsun.' kıskanıyor muydum? Hem de çok. Ege gelip kıyafetlerini bize gösterdi. "Nasılım?" 'Oldukça yakışıklı.' "Ne dedi?" bana baktığında "Çok çirkin olmuşsun. Beğenmemiş." "Neden ki? Ben beğendim aslında." Ege'nin yüzü düştüğünde Uzay bir kağıt alıp yazdı ve Ege'ye gösterdi. 'Jeremy yalan söylüyor. Oldukça yakışıklı olmuşsun. Kız çok şanslı.' "Şerefsiz!" güldüm. "Ne zaman gelecekler?" "Birazdan gelirler sanırım. Yoldalardı en son." Kafa sallayarak dolabı açtım yiyecek bir şeyler çıkardım. "Oğlum yemek söyle git." "Yap işte kardeşim eline mi yapışır? Uzay oğlumuz çok hamarattır. Elinden her iş gelir. Hele bir temizlik yapar bal dök yala yani o derece." Masadaki meyve tabağından elma alıp kafasına attım. Havada yakalayıp büyük bir ısırık aldı. "Son günlerde kafama çok şey atıyorsun dikkatimden kaçmadı haberin olsun." güldüm. Kapı çaldığında Uzay kapıyı açmaya giderken biz atışmaya devam ediyorduk. Birkaç dakika sonra Uzay elinde bir bebek ve arkasında 18-8yaş arasında 4 çocukla geldiğinde nefesim kesildi. Bu kadar çocuğa nasıl bakacaktık?