İstanbul yolcusu kalmasın

1744 Kelimeler
** Karar verdim; evden kaçacağım. Ama kocaya değil hocaya. Trajikomik değil mi? Bildiğim, öğrendiğim, kabul ettiğim hiçbir ahlaki ve yaşamsal değere ailemi bırakıp gitme eylemi uymuyor. Geride birilerini bırakmak –hele ki annemi bırakmak hiç içime sinmiyor. Ama buralarda da duramam artık. Duvarlar üzerime geliyor. İnsanları geçtim eşyalar bile beni boğuyor artık, nefes alamıyorum. Son bir haftadır ablamla çeyiz alışverişi yapıyoruz. İncik boncuk görmekten midem bulandı. Zaten beni yalnız da bırakmıyorlar bir türlü. Neredeyse tuvaletin bile kapısında nöbet bekleyecekler. Eniştem ablamdan da evhamlı davranıyor. Sık sık ablamı arayıp durum kontrolü yapıyor adam. İçine mi doğuyor ne? Onlar da farkında her şeyin bence. Bu süre zarfında sarı çiyanı hiç görmedim diyebilirim. En son birbirimize sevgi ve saygı sözlerimizi söyledikten sonra inine çekildi sanırım. Gerçi bir iki kere çarşıda karşılaştık, malum şehir küçük çarşı avuç içi kadar olunca mecbur oluyor böyle şeyler. Kısa bir selamlaşmadan sonra çok yanımızda durmadan kaçar gibi gitti her seferinde. Suratı asık betondan bir heykel gibiydi. Keyifsizdi. Sanki ben çok mutluyum halimden! Hem istemiyorum evleneceğim adamı hem o beni istemiyor. Kendimi çıkışı olmayan bir labirente atılmış, çaresizce çırpınan küçük beyaz bir fare gibi hissediyorum. Çaresiz, yorgun, umutsuz... Ama karar verdim. Terk-i diyar eyleyeceğim bu şehirden. Uzaklara gideceğim. Kurstan bir hocamla görüştüm bana oradaki bir yurtta yer ayarladı. Küçük çocuklara da hocalık yapıp harçlığımı çıkartacağım. Birkaç gündür düşünüyorum, planlıyorum, kafamda yazıp silip çiziyorum. Bu labirentten başka bir çıkış yolu göremiyorum. Mutfağa girdim dalgınca. Planımın ilk adımını atmak zorundaydım artık bugün. Ablam dalgın halimi görünce " Ne oldu Zeynep? Bir şey mi oldu?" diye sordu. Elimde tuttuğum telefonu havaya kaldırıp ablamın dikkatini ona çektim. " Yağız aradı, benimle konuşmak istiyormuş." Dedim. Bunu ne kadar sakin söylesem de kalbim heyecandan depar atıyordu o anlarda. Ablam yüzüme baktı " Tamam, ben şu mutfağı halledeyim. Beraber çıkarız." Dedi anlayışla. " Yok, abla. Baş başa konuşmak istiyormuş. Özel konular dedi. Evin yakınındaki marketin oradan alacakmış beni. Yarım saate hazır ol dedi." " Evin önünden niye almıyormuş ki acaba?" dedi ablam kaşlarını çatarak. " Aman ne bileyim abla, adam cins işte. İşi de bir garip. Ben gider konuşur gelirim. Olur mu ablam? Bir tatsızlık çıkmasın şimdi." Ablam kısa bir süre sessizce düşündü. " İyi tamam. Ama eniştene de haber verin. Öyle çok uzağa gitmeyin. Kalabalık bir yere gidin. Eve falan götürmeye kalkarsa sakın gitme. Maazallah düğün üzeri bela çekmeyelim başımıza. " " Abla ne kadar fesatsın. Zaten biz yirmi küsur yıldır sözlüyüz. Beni niye eve atsın? Hem onun evi benim amcamın evi değil mi?" " Kız sen saf mısın? Seni boş bir eve götürür. Allah muhafaza! Evlenmeden olmaz o işler. Sen ablanın sözünü dinle. Bu erkek milletine güven olmaz. Hem sen de dedin çocuk yirmi yıldır bekliyor işte, sabrı taşmış olabilir pek ala." " Tamam abla bence daha fazla uzatmayalım bu konuyu. Devam ettikçe içinden bir canavar çıkacak diye korkuyorum." " Aman tamam be, ne halin varsa gör o zaman. Eniştene haber vermeyi unutma. Dikkatli ol sen yine de." Dedi. Sözünü bitirince sıkı sıkı sarılıp ablamın yanaklarını öptüm. " Tamam ablam, sen de kendine dikkat et olur mu?" dedim histerik bir sesle. Hüzün, korku, telaş, endişe... Hepsi kalbimi zorluyordu o anlarda. Ablam şaşkınca yüzüme bakıp yanaklarına saçtığım tükürüğü silerken " Deli kız!" diye söylenerek mutfağı toparlamaya devam etti. Bense gözümden süzülen yaşları hissettirmeden silme telaşındaydım. Feracemi üzerime giyip sekerek merdivenden aşağı indir. Merdiven boşluğuna gizlice sıkıştırdığım Lcw poşetindeki iki üç kıyafetimi de elime aldım, birikmiş bir miktar param da vardı hamdolsun. Onlar da beni bir süre idare ederdi inşallah. Elimdeki poşeti binanın girişine bırakıp kaldırıma doğru çıktım. Ablam balkondaydı. Ona el salladım. Sonra tekrar bina girişine geçip çıkınımı elime aldım. Kaldırımın ucundan ablamın göremeyeceği bir şekilde yoluma devam ettim. Birkaç sokak ötede bir durağa geçip önce çarşı minibüsüne oradan da terminale giden bir minibüse bindim. Duygularım karmaşık, kafam allak bullaktı. Ama hareketlerim tam tersi bir kararlılıkta ve atik bir şekildeydi. Günlerdir planlamıştım sonuçta. Her şey tıkırında giderse yarın sabah İstanbul'da olacaktım. Terminaldeki görevlinin İstanbul otobüsünün dolduğunu en yakın otobüsün üç saat sonra olacağını söylemesi üzerine kısa süreli bir hayal kırıklığı yaşadım. Ama olsun, bir iki saat fark etmez ben o otobüse binecektim ve buralardan gidecektim. Biletimi alıp terminalin kuytu bir köşesindeki banka oturdum. Kafamda milyonlarca soru, milyonlarca endişe cümlesi vardı. Beynimi kemiren bir telaşenin ortasındaydım. Çok büyük bir adım atmıştım. Bu adımdan sonra ya uçurumdan düşecektim tepetaklak ya da kanatlanıp uçacaktım özgür bir semaya doğru. Ben düşmek değil uçmak istiyordum artık. Çünkü düşe kalka ancak buraya kadar gelmiştim. Aslında ben hayatı boyunca beli doğrulamayanlardandım. Daha beşikte, bezinden haberi yokken üzerinden pazarlık yapılan bir kızın hayatı ne kadar düzgün olabilirdi ki? Gergin bir bekleyiş içindeydim. Terminale bir sürü insan tipi geliyordu. Kimi çocuğu eşiyle, kimi ana babasıyla vedalaşıyordu. İçim buruktu. Ben annemle vedalaşamamıştım. Belki bundan sonra bir daha onu ne zaman göreceğim bile belli değildi. Ama bunu onlar istedi. Bir kişi de çıkmadı ki şu "kıza fikrini soralım. Okumak istiyorsa okutalım. Berdel, beşik kertmesi eski zamanlarda kaldı. Siz Müslüman değil misiniz? Nerede kalmış kıza sorulmadan evlendirme kararı vermek?" diyebilecek kadar merhamet sahibi. Ah, kimse bir şey demedi elbette. Demeyecek de! Herkes işine yarayan bu çarkın bir dişlisi olmuş. Hele ki onlara dokunmayan bir düzene karşı koyacak değiller elbette. Belki alışkanlıktan beki rahatlıktan belki tembellikten belki de rehavetten. Kimsenin bu düzeni bozmaya niyeti yoktu. Canı yanana kadar itiraz etmezlerdi de. Ve bu düzende erkeklerin canı yanmadığı sürece biz aciz ve güçsüz kadınların üzerinden dönmeye devam ettikçe tüm bu acılar, kimse de sesini çıkarmayacaktı. Biliyorum. Üç saat nasıl geçti bilmiyorum. Otobüsün hareket saati geldiğinde elim ayağım birbirine dolaşmıştı. Heyecandan kalbim can vermek üzere olan bir kuş gibi çırpınıyordu sanki. Bacaklarım titrerken otobüse doğru adım attım ve cam kenarındaki yerime oturdum. İşte gidiyordum, bir bilinmeze doğru. Ve yanıma bir erkek oturuyor. Erkek olduğunu kaba saba tavrından ve iri vücut yapısından anlayabildim ancak. Çünkü yan tarafıma bakamıyorum. Oldum olası çekinirim erkeklerden. Abilerim sağ olsun, sayelerinde tam bir asosyal oldum. " Şey..." dedim çekinerek " Yalnız ben bayan yanı istemiştim. Bir yanlışlık olmalı." Başımı önüme doğru eğdim iyice. Adamın biraz anlayış göstermesini bekliyordum. Kısa bir süre sessizce bekledi yanımdaki münasebetsiz. Sonra bana dönüp " Sorması ayıp ama nereye gittiğini sanıyorsun?" Hayda! Bu tanıdık ses! Yok artık! Yavaş çekimde başımı yana çevirdim. Ve o an sarı çiyanı görmem bir oldu. " Senin ne işin var burada?" dedim şaşkınca. Kaşlarını çattı. " Asıl senin ne işin var burada." Dedi pişkince. " Kaçıyorum." " Kimden?" Gözlerimi devirdim. " Tabi ki senden! Babamdan, babandan, töreden... Kimden kaçabilirim ki ben?" " Töreden kaçılmaz. Töreden kaçış ecele gidiştir." Dedi. Sesindeki soğukkanlılık ürkütücüydü. Kısa süre içinde fırtına kopacaktı sanki öyle uğursuz bir hissizlik hâkimdi sesine. Yüzümü ve sesimi çirkinleştirerek " Töreden kaçılmaz zahter." Diye taklidini yaptım. " Ne saçmalıyorsun sen? Yürü iniyoruz ve eve dönüyorsun." " Hayır inmeyeceğim ve geri de dönmeyeceğim. Hem sen beni nasıl buldun ki? Çip mi taktınız bana Allah aşkına?" hayır bir de sinyalimi bulamasınlar diye telefonumu da kapatmıştım. Müge anlı bile bu kadar çabuk bulmuyor kaçan kızları. " Bir daha evden kaçarsan bilet alırken kendi ismini kullanma." Dedi. Ah nasıl da kaçırmışım. Ne bileyim yolda kimlikleri kontrol ederler falan sanmıştım, bir de terörist diye hapse girmeyeyim demiştim. " Aklımda bulunsun." Dedim düşünceli bir sesle. Ürkütücü, tehditkâr bakışlarını yüzüme dikti. O derin mavi gözlerine ruhumu çekip boğmak ister gibiydi. " Kalk gidiyoruz." Diye tekrarladı. " Kalkmıyorum!" diye tersledim onu. Kolumu kabaca kavrayıp canımı yakacak şekilde sıkmaya başladı. " Kalk diyorum!" dedi. Sesi sakindi. Ama yine de garip bir korku salıyordu içime. " İstemiyorum. Seninle gelmek, evlenmek, burada kalmak istemiyorum. Hayatımı mahvetmelerine izin vermek istemiyorum." "Kaçamazsın Yâren! Peşini bırakmazlar ve seni yaşatmazlar. Benimle gelmekten başka çaren yok. Bu otobüs gideceği şehre seni götürmeyecek. Şansını zorlama!" Tabi ki biraz debelendim. Ama haklıydı. Onun gücüne karşı koyamazdım. Buradan çıkınca da sıkı bir dayak yiyeceğim kesindi. Kolumu bıraksaydı kaçardım belki ama yengeç gibi kıskaçlarının arasında sıkıştırmıştı sanki. Derin bir nefes aldıktan sonra kaderime teslim olup ayağa kalktım. Özgürlüğüme gidecekken ölümüme doğru gidiyordum. İnşallah sakat bırakacak kadar üzerime gelmezlerdi. Ölümüm temiz olurdu. Ayağa kalkıp bir iki adım atmıştık ki bir anda geri dönmeye çalıştım. " Yürüsene!" diye beni tersledi. Bu sırada hımbıl kaptanımız da otobüse teşrif etmişti. Biraz daha erken gelseydi belki çoktan uzaklaşmıştım buralardan. Yağız beni çekiştirirken can havli ile " Kıyafetlerim kaldı" diyerek oturma bölümünün üzerindeki bölmeyi gösterdim. Beni tutan elinin sıkılık ayarını hiç bozmadan diğer eli ile çıkınımı aldı. " bu mu?" diye sordu. " Beğenemedin mi?" dedim suratımı asarak ve elinden çantayı kaptım. "Bununla mı kaçacaktın?" dedi bu sefer kendisine hiç yakıştıramadığım pis bir gülümseme eşliğinde. " Kaçma planlarımı seninle tartışacak değilim." Dedim. " Tartışsaydın bu halde olmazdın zaten." Diye mırıldandı. Cevap vermedim. Otobüsten inerken soğuk bir rüzgâr yüzüme çarptı. Belki de şuan Azrail'imin elinde son dakikalarımı geçiriyordum. Kim bilir bana nasıl hesap soracaklardı? Dayağa idmanlıydım aslında korkum ondan değildi ama babamın, abilerimin öfkesi ne zaman dinerdi bilmiyordum, asıl korkutucu olan buydu. Tüm hayallerim bir kez daha suya gömülmüştü. Bundan sonra ben yaşayan bir ölüydüm zaten. Kolumu çekiştirerek beni terminalin otoparkına getirdi. Burada son model, siyah, spor, kız gibi bir arabaya bindik. Yağız'ın arabasını ilk defa görüyordum ve içimdeki şeytan bak bu araba için bile evlenilir bu adamla diyerek benimle dalga geçiyordu. İçeriden uçak kokpiti gibi gözüken arabanın yolcu koltuğuna beni zorla oturtan Yağız Bey bir de hiç üşenmeyip emniyet kemerimi sıkıca bağladı. Kapıyı suratıma kapatmadan önce de iyice kararmış suratı ile " sakın bir aptallık yapayım deme!" diye ikaz etmeyi de unutmadı. Ay sanki yolsa seyreden arabanın kapısını açıp kendimi yola atacağım! Kendi koltuğuna geçince de ilk işi kapıları kilitlemek oldu sarı çiyanın. Sonra telefonunu eline alıp bir numara çevirdi. " Abi kız benim yanımda, insanları telaşe vermeyin. Ben biraz sonra eve getiririm." Dedi. Kısa bir süre bekleyip " Tamam." Dedi ve kapattı telefonu. Kontak anahtarına doğru elini uzatıp bir anda çalıştırmaktan vazgeçti ve bana doğru döndü. " Bugün yaşananlar aramızda kalacak, herkes bugünü benim yanımda geçirdiğini bilecek." dedi kararlı bir sesle. " Bir daha böyle bir aptallık yapmaya kalkarsan seni arar bulurum. Bir iğnenin deliğine bile girsen bulurum ve cezanı bizzat kendim keserim. Ona göre ayağını denk al." Eski günlerdeki o ürkütücü, dominant ve kaba Yağız geri dönmüştü anlaşılan. Gerçi hiç gitmemişti ki! Anlayışsız, dengesiz adam! Yol boyunca başka konuşma olmadı arabanın içinde. Uğursuz bir sessizlik eşliğinde ablamlara kadar geldik. Ablamların evinin önüne geldiğimizde arabayı durdurmadan ve oturduğu yerden hiç istifini bozmadan bana " in!" komutunu verdi sarı çiyan. Ben kapıyı açmaya çalışırken " Düğüne kadar da ayağını denk al. Bir dahaki hatanı affetmem ona göre!" diye tehdit etmeyi ihmal etmedi. Artık şuna eminim ki; ben o düğünden sonra ya kara toprağa girerim ya da kara zindana!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE