BEKLENEN

2431 Kelimeler
Arthur ve arkadaşları Madeline'in Hanı'nından içeri girdiği anda tüm gözler onlara çevrildi. Klan varisi Arthur McQueen'in arkadaşlarıyla hana geleceği haberini alan Madeline elleri önünde bağlı bir şekilde hemen kapıda onları karşılarken bir yandan da yalakalık yapmayı ihmal etmiyordu. "Hoş geldiniz Lordum. Sizi hanımda görmekten mutluluk duydum. En iyi yemeklerimi ve içkilerimi sizler için ayarladığımdan emin olabilirsiniz." Arthur , karşısında, göz altlarındaki mor halkaları saklayamayan ağır makyajıyla kendisine aç denebilecek bir bakışla -ki bu açlık paradan başka bir şey değildi -bakan yaşlı kadına ufak bir baş selamı gönderdi. Gözleriyle etrafa otoriter bir bakış atıp Madeline'e "Masamız hazır mı ? diye sordu. Madeline Klan Varisi Arthur McQueen'i bu gece memnun etmek için bir sürü masraf yapmıştı ve bunun karşılığını da fazlasıyla almak istiyordu. Tavşan gören tilki sinsiliğinde ellerini ovuşturarak onları masalarına yerleştirdi. Sonra mutfakla uğraşmak ve mezeleri hazırlatmak için mutfağa girdi. Diğer müşteriler Arthur'a baş selamı verip yemeklerine devam ettiler. Arthur etrafında koşuşturan hizmetçilere göz gezdirirken iki gündür üzerinde olan gerginliği burada atabilmeyi umdu. Robert " Şöyle adam akıllı eğlenmeyeli baya uzun oldu " diyerek söze başladı. "Madeline'in kızları ünlü diye duydum işini bilen kızları hep sevmişimdir " diye devam etti Bartley ,Robert'ın omzuna kolunu koyarken. O sırada masaya gelen salatadan bir havuç alarak ağzına atmayı da ihmal etmedi. Robert ve Bartley yani Stewart ikizleri sürekli birbirlerinin sözlerini tamamlar , siyam ikizleri gibi birbirinden hiç ayrılmazlardı. Bu durum çoğunun sinir olduğu bir şey olsa da dost oldukları gerçeğini değiştirmiyordu. "En son haydutlarla kapıştığında seninkinin zarar gördüğünü sanıyordum bunu yapabilecek misin kardeşim?" diye gülerek Bartley'e takıldı Robert . Bununla birlikte masadaki herkes gülmeye başladı. "Damızlık kısrak gibi dinç ve sağlıklıyım kardeşim " diye devam etti Bartley kollarını iki yanda bükerek kaslarını işaret etti ve göz kırptı "Test etmeye ne dersin ?" Onun bu söylemi ile Adair, Bartley'in ensesine vurarak "Gidin kendinize bir yatak odası bulun " dedi gözlerini devirerek. O sırada atların yerleştirilmesine yardım eden Logan kapıdan içeri adımını attı. Ürkütücü havasının Arthur'un içeri girişinden bile daha çok etki yaptığı ortadaydı. Sonra o sert yüzüne herkesin şaşırmasına neden olacak bir gülüş yerleştirdi ve arkadaşlarının masasına doğru ilerledi. Logan güldüğünde hizmetçi kızların iç çekişleri duyulmuştu. Masadakiler de Logan'ın gülüşüne aynı gülüşle karşılık verdiler. Yerine otururken kendisine sırıtarak bakan arkadaşlarına doğuştan sahip olduğu bir şeymiş gibi yüzüne yakışan çatık kaşlarla bakarak "Ne? " dedi . "Dostum sen gülmemelisin. Ben bile etkileniyorum" diye söze başladı Bartley. Logan bu sitemle karışık alay kokan sözlerin sahibine bakarak kahkaha attı. Masadakilerde onlara katılırken koyun eti olduğu belli olan bir çevirme ve içkileri önlerine çoktan gelmişti. "Kusura bakma Bartley ben daha çok büyük göğüslü kızlardan hoşlanıyorum" diyen Logan sözlerini mimikleriyle tamamlamayı ihmal etmedi. Herkes Logan'ın avuçlarını bir şey tutar gibi havaya kaldırmasına gülerken Johnson yüzünü buruşturarak "Ellerini indir Logan. Madeline'in de kocaman göğüsleri var ve hayal dünyama kabus gibi çöktü şu an." dedi. Arkadaşları gülerken Arthur hala gergin ve huysuzdu. Batair bunu çokça fark ediyor ama anlamlandıramıyordu. Soru sorar gibi Arthur'a baktığında ,Arthur sadece omuz silkmekle yetindi. "Christy neden gelmedi? " diye soran Ian'a "Karısının yatağından çıkması uzun sürüyor demek ki ." diyerek cevap verdi Bartley ağzına doğru götürdüğü butu ısırmadan önce , ardından " Geldiğimiz günden beri görmüyorum onu . Dostum bu adam hiç rahat durmuyor . Sadece iki çocuğunun olmasına bile şaşırıyorum" diye devam ettirdi Robert bardağında kalan son içkiyi içerken. Christy hepsinden daha büyüktü ve bir aile babası olması bekar arkadaşları tarafından alay konusu oluyordu sık sık. "Aşk böyle bir şey Robert anlayacağını sanmıyorum " dedi Jean. Geldiklerinden beri konuşmayan üç kişiden biriydi. Bir anda masadakilerin hepsi susarak Jean'e bakmaya başladılar. "Ben buna katılmıyorum dostum. Sevişmenin adı aşk olsaydı , o zaman sevişmeye sevişmek yerine aşk derdik" Robert'ın sarhoş haliyle geveleyerek kurduğu cümleye Bartley sitemkar bir şekilde "ah kafam karıştı yavaş ol kardeşim" diyerek çıkıştı. Johnson dikkatli bir şekilde Jean'e bakıp "Aşk nedir Jean? Birine evlilik yemini ile bağlanıp ,bir sürü çocuk yapmak mı? " dedi. Robert kadar sarhoş olmamıştı henüz. Kafasını olumsuzca sallayarak bir süre karşında yanan şömineye gözlerini dikti Jean. Bir şeyler görmek ister gibi bir hali olduğunu düşündü Johnson. Ardından gözlerini Johnson'un gözlerine dikerek " Hayır " dedi daha sonra derin bir nefes alarak sözlerini devam ettirdi. "Aşk , evlilik yemini edip birine bağlanmayı göze alabilmektir dostum. " dedi kararlı bir ses tonuyla. "Vay canına !" Bartley yağlı ellerini birbirine vurarak alkışlamaya başladı. " Dostum beni etkiledin. Logan'ın papucunu denize fırlattın, gerçekten" Kalbini tutarak cevap verdi Logan "Buna ne kadar üzüldüm anlatamam " Gülüşmeler başladığı sırada Batair Annabel'i düşünerek içtiği kadehlerden sonra atla dolaşmak için masadan kalktı. Arthur onun gidişini izlerken masada birbirlerine takılan arkadaşlarına bakıp "Keyfinize bakın ben yukarı çıkıyorum " diyip ayaklandı. "Arthur sabahtan beri dut yemiş bülbül gibiydin derdin anlaşıldı şimdi keyfine bak " diyen Robert'a kadehini kaldırıp "Arthur'un şerefine " diye bağıran Bartley eşlik etti. Arthur arkadaşlarına bir gülüş atıp merdivenlere çıkacağı sırada köşede bekleyen Madeline'e bir bakış attı. Madeline anlamış gibi başını sallayıp Arthur'la beraber bir hizmetçi gönderdi. Arthur odasını gösteren hizmetçi'yi baş hareketi ile odadan çıkarırken kılıcının takılı olduğu kemeri çözdü ve yatağının kenarına bıraktı. Gömleğine uzandığı sırada kapıdan bir bedenin girdiğini görerek başını kaldırdı. Siyah saçları dalgalar halinde beline inen, dolgun göğüslü ve iri kalçalı bir kız yüzündeki gülümseme ile Arthur'a yaklaştı. Çekingen olmayan tavırlarıyla bu işe alışık olduğunu sessizce bağırıyordu. "Lordum" diyerek ufak bir reverans yaptı, maksadının göğüslerini daha çok ortaya çıkarmak olduğu her halinden belliydi. Güzel bir kız diye düşündü Arthur, Madeleine ona en iyi kızlarından birini ayarlamıştı ama neden ona karşı en ufak bir istek duymuyordu? İstediğin belki de siyah renk değildir ? diyen iç sesini bastırmanın en iyi yolunun kızı öpmek olduğuna karar verip sert ve hızlı bir hareketle kızı kendine yaklaştırıp öpmeye başladı. Kız bunu bekliyormuş gibi kollarını Arthur'a dolayıp öpüşüne karşılık verdi. Arthur kızı yatağa doğru iterken, kız Arthur'un gömleğini çıkarma çabasındaydı. Kızın bu çabasını fark edip öpüşüne ara verdi ve gömleğini başından çıkardı. Kızı tekrar öpmeye başlaması ise uzun sürmedi. Kızın kıyafetlerini çıkarmış sadece altta bir içlikle bırakmıştı. Delice öpüyor ve inlemesini sağlayacak kadar tahrik ediyordu, fakat bir şeylerin eksik olduğunu hissediyor ve bu durum canını sıkıyordu. Daha önceki yatak maceralarında eksikliğini hissetmediği şeyi şu anda iliklerine kadar hissediyordu. Tutku... Bunu en iyi bu şekilde açıklayabilirdi. Katherine'i öpmenin neden bu kadar güzel olduğunu şimdi anlıyordu. Onunla öpüşmek tertemiz bir gökyüzünde bulutlara çıkmak gibiydi ya da denizin güneşle buluştuğu ufuk çizgisinde kaybolmak gibi .Arthur o vakit kendine ve hissettiklerine lanet etti. Düşüncelerine o kadar dalmıştı ki kızı öpmeyi bıraktığını ancak sonra fark edebildi. Altında yarı çıplak yatan kızın kendine soru soran bakışıyla küfredip yerinden doğruldu. Kıza hiç bir şey söylemeden gömleğini ve kılıcını alarak odadan çıktı. *** Katherine Annabel'in omzunda uzun bir süre ağladıktan sonra kendine gelebilmişti. Büyükannesinden nefret etmemesi imkânsızdı. Annabel'in bu olanlara şahit olması ise daha çok üzüyordu kendisini. Arkadaşı kendisine büyük bir anlayış ve sevgiyle bakıyordu ve Katherine böyle bir arkadaşa sahip olduğu için ne gibi bir iyilik yapmış olabileceğini bilmiyordu. Annabel biraz daha Katherine ile ilgilendikten sonra annesinin yanına gitmek zorunda olduğunu, kale işlerine artık kendinin baktığını söyleyip Katherine'in yanından ayrılmıştı. Katherine arkadaşı yanından gider gitmez büyük bir yalnızlıkla baş başa kalmıştı. Bethia Leydi Annabel'i yolcu ettikten sonra ana salonda , Lord Alastair'in Leydi Alison'a Katherine'e vurmaya cesaret ettiği için kızdığına şahit olmuş bunu duyar duymazda soluğu Katherine'in yanında almıştı. Kapıdan içeri girdiğinde Katherine'in annesinin kolyesine sarılmış bir şekilde uyuduğu görünce ses çıkarmadan odadan çıkmıştı. Kim bilir huysuz Leydi yine ne yapmıştı. Tanrı biliyor ya sırf Leydi Elizabeth'e söz verdiği için kaleden ayrılmıyor Leydi Alison'un çenesine katlanıyordu. Güzel leydisi Katherine doğduktan hemen sonra Bethia 'ya ona sahip çıkması için rica etmişti ve Bethia leydisinin ricasını asla geri tepemezdi. Gözü gibi bakmıştı Katherine'e. Gerekirse Leydi Alison'dan bile korurdu. Akşama doğru Lord Gilbert at arabasından inip malikaneye doğru yürüdüğünde etraftaki tuhaf sessizliğe oldukça şaşırmıştı. Küçük torunu sayesinde bu ev neşeli , bol kahkahalı bir yere dönmüştü fakat şu an bulunduğu durum uzun süredir alışık olmadığı bir şeydi. Endişe vücudunu bir deri gibi sararken torununa ya da başka birine bir şeyler olmuş olabileceği geldi aklına. Adımlarını hızlandırırken düzenli nefes alıp korkudan hızla atan kalbini sakinleştirmeye çalışıyordu. Içeri girdiğinde adımlarını ana salona yönlendirdi. Ortalıkta kimse yok gibi duruyordu. Ana salona girdiğinde oğlu ve karısının sessizlik için oturduğunu gördü. İçinin rahatlamasıyla derin bir nefes aldı. Neler olmuştu hiç bir fikri yoktu . Içeri yürürken "Kahkahalarınız dışarıdan duyuluyor . Sizi bu kadar eğlendiren nedir ?" diye sordu kinayeyle. Lord Alastair annesiyle uzun bir tartışmaya girmiş ve en sonunda bir daha Katherine'e el kaldırması halinde iyi şeylerin olmayacağı sinyalini vermişti. Leydi Alison oğlunun hayal kırıklığı içindeki yüz ifadesine üzülse de o ingilizden bir parça olan kıza söylediği sözler yüzünden pişman değildi. Küçük terbiyesiz , kim olduğunu unutuyordu. Uzun süren sessizliği kinayeyle konuşan kocası böldüğünde yerinden kalktı ve kocasına döndü "Gilbert! Erken döndün " Lord Gilbert karısının ağladığı herhalinden belli olan yüzünü gördüğünde kaşlarını çatarak oğluna baktı. "Alastair ? Sorun ne ?" "Önemli bir şey değil " dedi Lord Alastair. Bir de annesi ve babasının tartışmasını kaldıramazdı. "Madem önemli bir şey değil annen neden ağlamış. Hem Katherine nerde ?" Lord Alastair bıkkınlıkla"Odasında" diye cevap verdi. Lord Gilbert karısına dönerek " Alison sorun ne ?" dedi şefkatli bir tonda. Leydi Alison kocasının yumuşak ses tonunu duyduğunda ne cevap vereceğini bilemedi. Lord Alastair hala annesine kızgındı hem de oldukça. Babasının ise neler olduğunu öğrenmeden soru sormayı bırakmayacağını bildiği için kaşlarını çatarak annesine baktı. "Yetişemeseydim eğer Katherine'e vuruyordu." dediğinde babasının gözlerinden aniden geçen öfkenin yoğunluğuyla annesinin nefesini tuttuğunu farketti. Lord Gilbert ise duyduklarıyla şok olup , karısının gözlerinin içine bakarak "Neden ?" diye sordu. "Gilbert ben..." Leydi Alison konuşamadan Lord Gilbert "Elizabeth'e olan nefretini torunumuzdan mı çıkarmaya çalışıyorsun? Üstelik bunca zaman geçmişken. Sana inanamıyorum. Benim tanıdığım Alison böyle biri değildi . Ingiliz nefretin kendi soyundan birini bile hiçe saymana neden oluyor. " Karısının torununa karşı iyi davrandığını hiç görmemişti. Fakat el kaldırması beklemediği bir şeydi. "Ama ..." "Aması yok Alison . Yaptığın şeyin aması yok. Atalarımızın yaşadıklarını küçük bir çocuğun boynuna bir ilmek gibi geçiremezsin. Ne Elizabeth ne Katherine ne de başka biri. Seninle bir daha böyle bir konuşma yapmak istemiyorum " diyerek karısını oğluyla salonda bırakıp Katherine'in odasının yolunu tuttu. Lord Alastair ise tek kelime etmeden annesini salonda tek başına bırakarak, köylere yapılacak yardım için asker ayarlamak üzere evden ayrıldı. Lord Gilbert torununun odasına gelip kapısını çaldığında kapının kilidini açan gözleri ağlamaktan kızarmış, kızıl saçları darmadağın olmuş torununa hüzünle karışık bir gülümse gönderdi. Katherine çalan kapıyı açarken karşısında gülümseyen bir ifadeyle duran büyükbabasını görmeyi beklemiyordu. Çatallayan sesiyle" Büyükbaba! " diye bağırarak kollarını büyükbabasının boynuna doladı ve yüzünü omzuna gömdü. Büyükbabasını gördüğünde ağlamaktan kuruduğunu düşündüğü gözyaşı çeşmeleri tekrar akmaya başlamıştı. "Seni çok özledim " dedi hıçkırıklarının arasından. Lord Gilbert torununun ne kadar incindiğini fark etmiş ve Alison'a bir kere daha öfkelenmişti. Annesini hiç göremeyen torununun kalbi parçalanmaya hazır bir cam gibiydi . Kırılgan ve bir kuş kadar ürkekti torunu, asi yapısının yanısıra. "Bende seni özledim küçük maymun " Kollarını torununa dolayıp ağlamasına bir müddet izin verdi. Daha sonra Katherine'i kollarından tutup kendinden biraz uzaklaştırdı. Sesine hafif bir alay katarak "Tanrım ,şu haline bakar mısın ? Yüzün domates suratlı Donnel'in yüzünden bile daha kırmızı oldu " dedi gülerek elleriyle yüzünü avuçlayıp devam etti " Sadece bir kaç gündür yoktum hayatım fazla abartmıyor musun ?" Alison ile aralarında geçeni sormayacaktı. Daha fazla üzülmesine izin veremezdi. Katherine büyükbabasının benzetmesine istemeden de olsa gülümsedi. Nedendir bilinmez Seyis Donnel'in suratı her zaman kıpkırmızıydı ve bu yüzden Seyis Donnel'in diğer adı domates suratlı Donnel'di . Bu ismi ona Katherine küçükken takmıştı ve öyle de kalmıştı. "Donnel'e böyle dememelisin büyükbaba çok ayıp " diyerek şakayla azarladı Katherine. Gözünden düşen damlalar bir elmas gibi yanaklarından kayarken bu durumda bile kendisini güldüren büyükbanasına minnetle baktı. Omzunu silkti Lord Gilbert. "Bu halini benzetecek daha iyimser bir şey bulamıyorum. Tavuk kümesine dönmüş saçlarından bahsetmiyorum bile "dediğinde Katherine'in karışmış saçlarına ellerini koyarak biraz daha karıştırdı. Katherine büyükbabasını görmenin mutluluğu ile "Bethy görmeden tarasam iyi olacak sanırım " diyerek ensesine götürdü ellerini. Ardından yeni aklına gelmiş gibi devam etti "Neden erken geldin büyükbaba?" Lord Gilbert torununun sorusuna alınmış bir ifadeyle "Geldiğime sevinmedin mi ? " diyerek soruyla karşılık verdi. "Seni ne kadar sevdiğimi biliyorsun büyükbaba . İyiki geldin .Sıkıntıdan kendimi pencereden atmak üzereydim. " "işte buna inanmam. Senin şu an her yeri birbirine katman gerek , Fia'ya binip kalenin etrafını turmalan ve talim alanında kendini bir şey sanan okçuları yeteneğinle alt etmen gerek hayatım." Katherine'in günlük rutine dönüşen davranışlarını sıralarken onun omuzlarını düşürdüğüne şahit oldu . Katherine ile beraber odanın içine doğru yürüyüp yatağına otururken "Ne oldu tatlım ?" diye sordu. "Cezalıyım büyükbaba" Lord Gilbert çattığı kaşlarıyla "Bu da nereden çıktı ?" diye sorunca Katherine tek başına göle gittiğini anlattı. Lord Gilbert da Katherine'e kızmak zorunda kalmıştı. Lord Hector ölümün eşiğindeydi ve bu kendi kendine olmamıştı. Hain bir pusuda canından olmak üzereydi. Alastair 'e hak verirken fazla abartmış olabileceğini de düşündü. Sonuçta Katherine gibi her şeye rağmen cıvıl cıvıl olan, neşe dolu bir kızı odaya hapsetmek çok ağır bir cezaydı. "Bugünlük bekle hayatım . Bu konuda bir şeyler yapmaya çalışırım " diyerek torununun saçlarına bir öpücük kondurdu. "Şimdi bu yaşlı adamın dinlenmeye ihtiyacı var tatlım ." dedi ayaklanarak. Katherine büyükbabası sayesinde belki de cezadan kurtulabileceģini düşündü ve sevinerek boynuna sarıldı. Daha sonra da anlayışla "Keyfine bak büyükbaba. Ben de kendimi oldukça cazip olan pencereden atma fikrinden biraz uzak durmaya çalışırım " dedi. Lord Gilbert torununa gülerek "Yerinde bir fikir tatlım " diyip göz kırptı ve odadan ayrıldı . Katherine yavaş yavaş yalnızlığa alışmaya başlamıştı. Bu iyi değildi. Pencereye yaklaşarak bahçedeki renk renk çiçeklere oradan da kararmaya yüz tutmuş gökyüzüne baktı. Cam bir fanusa hapsolduğunu düşündü bir an. Ama bu düşünce evde olduğu için değildi. Dışarı bile çıkabilse yerle gök arası bir çıkmazda gibiydi. Bütün insanlar öyleydi gerçi. Gidecek başka bir yer yoktu sanki. O anda gökyüzünde Katherine'in düşüncelerine bir tepki gibi parlayan gecenin ilk yıldızıyla acaba diye düşündü Katherine; acaba oralarda bir yerlere gidilebilir miydi yoksa gerçektende dünyaya hapsolmuş yaratıklar mıydı? O gece iki şey oldu ; Arthur arkadaşlarının seslenişine aldırmadan kaleye gitti ve soluğu babasının odasında aldı. Lord Hector her zamankinin aksine daha da soluktu fakat nihayet Arthur'un farkına varmış gibi elini zorla da olsa kaldırarak ,başını kendi yatağına koymuş uyuyan oğlunun saçlarına götürdü ve son nefesini verdi. Kenneth McAlpine , McQueen kalesinden gelen ve suçlayan mektubu okumuş, hem halkı için endişelenmiş hem de hangi kendini bilmez aptalın böyle bir şeye kalkışabileceğini düşünüp durmuştu. Yeni savaştan çıkmış ve hala toparlanamamış ordusu ve halkı bir savaş daha kaldırmazdı üstelik yapmadığı bir şey yüzünden . Hector McQueen'in zehirli bir ok yüzünden ölmek üzere olması ise beklemediği bir şeydi. Her ne kadar araları kötü olsada-ki bu dedeleri yüzünden böyleydi- Hector'u tanır ve saygı duyardı. Böyle bir ölümü haketmediğinin de farkındaydı. Adamlarına emir verip sabaha karşı McQueen kalesine ziyaret düzenlemek üzere yola çıkmaya karar verdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE