26 Şubat Çarşamba
Arkan Uraz'ın Anlatımından Devam
Öğrendiğim şeyleri bizimkilere anlatacaktım ama baş ağrımdan da duramıyordum.
Revirde kimse yokken içeri girdim, ecza dolabını kurcalarken kapı açıldı. Başımı çevirdiğimde İpek'i gördüm. "Komutanım?"
"Gel Limon." dediğimde içeri girdi.
"Sizi öyle başınızı tutarak revire girerken görünce merak ettim. İyi misiniz siz?"
"İyiyim, sorun yok. Baş ağrısı..." dedim ve kutuları karıştırmaya devam ettim. "Gözümün önünde olmalı ama kesin görmüyorum." deyip durduğumda İpek yanıma geldi.
"Şurada komutanım." deyip alt raftan ağrı kesiciyi alıp uzattı bana. "Daha önce almıştım, yerini biliyorum."
"Sağol." deyip ilacı elinden aldım. "Beni izlediğine göre bana bir şey mi diyecektin sen?" dediğimde dolabın kapağını kapatıp bana döndü ve başını iki yana salladı hızla.
"Hayır, hayır ben hiçbir şey demeyecektim. Öyle dikkatimi çektiniz sadece." dedi hızla.
"Öyle yani?"
"Öyle tabi." dedi ve revirin kapısına baktı. "Ben size su getireyim." deyip adımladığında kolunu tuttum.
"Gerek yok, ben alırım suyumu." dedim.
"Getireyim komutanım, elime mi yapışacak sanki?"
"Getirme Limon, ben hallederim." dedim. "Sağol sen yine de, zaten ilacı içeyim bizimkileri toparlayalım."
"Yine çardakta mı komutanım?"
Hava iyiydi, çardak olabilirdi. "Tamam, orası olsun. Sen bizimkilere haber ver. Ben de hemen geliyorum."
"Emredersiniz komutanım." dedikten sonra revirden çıktı.
Ben de hemen arkasından revirden çıktım ve kendi odama girdim. Masanın üzerindeki su şişesini açıp ilacı kafaya atıp suyumdan koca bir yudum aldıktan sonra kapağını kapatıp nefesimi bıraktım.
Gece gördüğüm kadın, Gece... Belli ki bu pislik için önemli biriydi, gönül ilişkileri de olduğu kesindi.
Çünkü tek gecelik bir ilişkiye benzemiyordu. Her gece onu ziyaret edip bir de bakışlarını kadından ayırmıyordu.
Evliyken yaptığı bu kaçamak belki de bizi albaya ulaştırırdı. Bu kadını kullanmak doğru mu bilmiyorum ama onu da zaman gösterecekti.
Daha fazla vakit kaybetmeyip odadan çıktım ve bizimkilerin yanına geçtim.
"Komutanım biz hep çardakta mı buluşacağız?"
"Beğenemedin mi Sami?" deyip ayakta durdum. "Soğuk mu?"
"Soğuk komutanım."
"İyi, buradayız o halde." deyip nefesimi bıraktım. Gürbüz gülerek çayından bir yudum aldı. "Dün gece pavyona gittim."
"İyi kafa çekmişsindir." dedi Ferit gülerek.
"Bir de sabır çekiyorum şu an." dediğimde toparlandı. "İçmedim oğlum, kadını merak etmiştim gördüm."
"Akgün’ün her gün gideceği kadar güzel miymiş bari komutanım?" diye sordu Ferit yine.
Güzeldi, genç ve güzel bir kadındı. Simsiyah saçları beline kadar uzanıyordu, yeşil gözlerinde bir kırgınlık vardı sanki. Gülümseyip durmuştu gece boyunca ama hüzünlü bakıyordu.
"Dalıp gittiğinize göre kız güzeldi komutanım." dedi Polat.
Boğazımı temizledim ve başımı eğip bizimkilere baktım. "Normal bir kadın işte, abartmayın." deyip tekrar lafı toparlamaya çalıştım.
"Akgün her gece gittiğine göre pek de normal bir kadın değilmiş."
"Uzatma Ferit." diye mırıldandım. "Kadının güzelliği derdimiz değil."
"Ben de araştırdım, pek de güzel bir kadın değildi." diye mırıldandı İpek.
Her şeyi bilmesine şaşırmıştım ama ona pek de güzel bir kadın değil demek de yanlıştı.
"Her neyse, kadın belli ki Akgün için önemli. Bu yüzden onu da artık yakın kadraja alacağız."
"Komutanım ben de bugün Yıldız Şahoğlu’nun peşine düşeceğim. Haberiniz olsun."
"Bekleme bile Polat, uç." deyince ayaklandı.
"Emredersiniz komutanım." deyip o uzaklaşırken bildiğimiz başka bir şey var mı diye ekibe bakındım.
"İpek sen madem her şeyi araştırmışsın şu kadının evini de bulabilir misin?"
"Biliyorum komutanım, ne yapmamı istersiniz?"
"Kadının yaşadığı yeri merak ediyorum, herhangi bir şey bulmak adına diyorum..."
İpek ayağa kalktı. "Ben evine gidip bakarım komutanım, iyi günler." deyip yanımızdan ayrılırken Ferit ıslık çalmaya başladı.
"Ne oldu az önce öyle?" dedi Gürbüz.
"Komutanım sanırım İpek sizi kıskandı." dedi Ferit küçük bir kahkaha atarak.
"Siktir git lan, ne kıskanması?" deyip arkasından ona bakakaldım.
Kıskanmamıştır, beni kıskanmıyordur. "Bal gibi kıskandı, zaten size bir değişik bakıyor. Siz konuşurken gözlerini sizden ayırmıyor." deyip güldü Ferit.
"Yeter lan." deyip tekrar önüme döndüm. "Ben gidiyorum, siz de burada aylak aylak oturmaya devam edin. Gereksiz herifler." diye mırıldanıp bir sinirle ayrıldım yanlarından.
"İpek!"
Seslenince durup bana döndü, kahve gözlerini dikti yüzüme. "Emredin komutanım?"
"Bana neden komutanım diyorsun? Biz bizeyken buna gerek yok." dedim bir kez daha.
"Daha önce de söylediğim gibi komutanım, alışkanlığımı bozmak istemiyorum. Böylesi iyi." deyince başımı salladım.
"Başka bir sebebi yok yani?"
"Yok." dedi. "Komutanım sağ olun, benim için her şeyi yaptınız ama fazla korumacısınız. Ben sizin kardeşiniz değilim, bana bu şekilde yaklaşmayın artık." dediğinde kaşlarımı çattım.
"O ne demek? Rahatsız mı ediyorum seni?"
"Fazlasıyla komutanım. Bana limon demeyin, bana küçük kız kardeşiniz gibi yaklaşmayın. Ve bana acımayın."
O kahve gözleri dolduğunda istemeden onu kırdığımı fark ettim. "Sana acıdığım yok."
"Acıyorsunuz, abimden sonra annemi de babamı da kaybettim. Siz de aklınız sıra beni sahiplenmiş gibi rol kesiyorsunuz. Ama yazık değil mi bana? Kimsem kalmadı diye acıyıp abim gibi davranıyorsunuz bana. Ama ben Cesur Gündoğan değilim. Sizin dostunuz değilim, sizin kardeşiniz değilim." deyip yumruklarını sıktı.
"Arkadaş olduğumuzu düşünüyordum." dedim toparlamaya çalışarak. "Acımak değildi benimkisi."
Önce abisini kaybedip sonra ailesini kaybedince onu yalnız bırakmadım ama niyetim kötü değildi. Acıdığımdan değildi.
"Ben sizin niyetinizi çok iyi biliyorum, ama artık bana bunu yapmayın." deyip elini kaldırdı ve işaret parmağını kaldırdı ama bir şey diyemedi.
"İpek, kızım seni üzecek bir şey yapmadım ben. Yapmak istemedim."
"Siz komutanım beni diğerlerinden ayrı tutuyorsunuz, bana bunu da yapmayın. Benim de duygularım var çünkü."
Hayatımda ilk defa bir kadından azar yiyordum, haksız da sayılmazdı ama en çok da Ferit'in dediğini merak ediyordum.
Gözlerinin içine bakarken pek de yanılmadığını fark ettim. "Siz benim abim değilsiniz, bunu unutun ve bana ona göre davranın. Farkında değilsiniz ama yaptığınız her davranışta beni kırıyorsunuz. Duygularımı görmezden gelip beni hiçe sayıyorsunuz."
"İpek, seni üzmek istemiyorum ama dediğin şeyler..."
"Beni üzün komutanım, beni üzmek istememeniz bile aynı sebepten. Siz beni üzün, belki o zaman karşınızda küçük bir kız kardeş olmadığını anlarsınız." deyip arkasını dönüp adımladı.
Sikeyim böyle işi, bu kız cidden hoşlanıyor benden.
"Hay sikeyim..." deyip elimi saçımdan geçirip karıştırdım ve sıkıntıyla nefesimi bıraktım.
Yanlışlıkla onu öptüğümde tepkisinden anlamam gerekirdi.
"Ne öpmesi lan, alt tarafı dudaklarımız minicik temas etti. Ötesi berisi yok bu işin."
İpek'e hiç o gözle bakmadım, şimdi konuşunca hak verdim ona.
Ben ona karşı cins olarak bakmayı reddettim. Cesur'dan sonra ona sadece bir emanet gözüyle bakmıştım. Belki de bu yüzden onun benden hoşlandığını hiç anlamadım.
Şimdi de anlamak istemiyorum ve bunu reddediyorum. İpek de bu hatasının farkındadır eminim, benden vazgeçecektir bir gün.
Vazgeçmeli.
~ ~ ~ ~ ~ ~