Bana Sahip Ol

901 Kelimeler
İlahi Bakış Açısından Devam Daha mekana ilk girdiği anda Akgün Şahoğlu’nun dikkatini çekmişti Arkan Uraz. Çünkü biliyordu, onun asker olduğunu ve hatta oğlu olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu biliyordu. Onu burada görmek şok etkisi yaratmıştı ve Arkan Uraz’ın bakışları etrafta gezinirken o başını çevirdi ve adamına döndü. “Bunun ne işi var burada?” Tuğrul Arkan Uraz’a bakarken bir an için göz göze geldiler ama Arkan profesyonel bir şekilde bakışlarının odağını değiştirdi ve sanki birini arıyormuş gibi etrafına bakınmaya devam etti. “Bilmiyorum patron ama şüphe çekecek hiçbir şey yapmadık. Muhtemelen eğlenmek için gelmiştir o da.” “Ya da o da babasını arıyordur.” diye mırıldandı. “Hiç aramış mıdır acaba evladım beni?” dedi kendi kendisine. “Ah... Asker olmasaydı ne iyi olurdu.” “Patron senin adın temize çıktı, biliyorsun. Seni değil de Fehim Kaplan’ı tanıyor olabilir. Hem sistemdeki fotoğrafın ile şu anki halin arasında çok fark var. Belki de mümkündür o dediğin şey.” Fakat Akgün güldü, böyle bir şeyin mümkün olmadığını çok iyi biliyordu. Ama asker ile arasını açmıştı ve bir kez daha başına bela almak istemiyordu. Uraz boş masalardan birine yerleşti ve bakışların üzerinde olmadığına emin olduğu bir anda kafasını çevirdi hafifçe ve Akgün Şahoğlu’na kısa bir bakış attı. Kırlaşmaya yakın saçları vardı, yaşını belli etmeyen teninde tek bir buruşukluk yoktu. Sivri çene hattı, sakalsız yüzüyle uzaktan bakan biri onu eski bir model bile sanabilirdi ama o bir çöp yığını kadar değersizdi bu hayatta. Tekrar önüne döndü Uraz. Adamı daha yakından görmüştü ama bu gece biraz daha iyisini yapabilir diye düşünürken bir adam eline mikrofonu aldı. “Güldük ve eğlendik. Şimdi ise, gecenin yıldızı geliyor!” diye bağırdığında herkes alkışlamaya başladı. En çok da Akgün Şahoğlu, avuç içlerini kızaracak kadar çok alkışlarken Uraz bunu fark etti. Yüzündeki gülümsemeye kadar her şeyi fark etti. “Belli ki buraya gelme amacın bu.” diye mırıldandı kendi kendisine ve o sırada adam tekrar lafa girdi. “Gecenin yıldızı geliyor. Gecenin ta kendisi geliyor!” diye bağırdı ve eliyle arkayı işaret etti. “Gece geliyor!” Gece... Bu ismi zihninin bir köşesine not ederken kırmızı, ince askılı payetli bir elbise ile bir kadın yaklaştı. Elbise dizlerinin bir karış üzerinde bitiyordu hemen. Simsiyah saçları beline kadar uzanıyor ve o da elbisesi kadar parlaktı. Gözleri yeşildi, siyah göz kenarı makyajı ile yeşillerini ön plana çıkarmış ve dudaklarına yine yalnızca parlak bir ruj sürmüştü. Işıl ışıldı, geceye inat parlaktı o ama Gece’ydi. Uraz ona bakarken Gece misafirler üzerinde bakışlarını tek tek gezdirdi ve Uraz ile bakışları buluştuğunda başını hafifçe eğip selam verdi ve bakışlarını kaçırdı. Uraz kendine gelip başını eğdi ve kızdan gözlerini aldı ve bakışlarını unutmaya çalıştı. İlk görüşte etkileyici bir kadındı Gece, ondan etkilenmemek mümkün değildi. Uraz’ın ki de anlık bir şeydi. Başını kaldırdı ve ona tekrar baktı ama az önceki etki çoktan geçmişti. “Hoşgeldiniz diyorum ve bu gecenin de kapanışını sizlerle beraber yapalım istiyorum.” deyip nefeslendi. “Bugüne özel, istek şarkısı olan var mı?” Akgün Şahoğlu Tuğrul’un kulağına eğildi ve Tuğrul onun söylediği şarkıyı bir peçeteye yazdı. Kırmızı bir gül alıp ayağa kalktı ve Gece’ye yaklaştı. Önce gülü sonra peçeteyi aldı ve Akgün Şahoğlu’na dönüp gülümsedi. Akgün ona karşılık vermeden duramazken Uraz bunu da kaçırmamıştı. Ve artık onun buraya çapkınlık için, özellikle de bu kadın için geldiğini iyi biliyordu. Peçeteyi açtı ve yazan şarkıya bakıp derin bir nefes aldı. “O halde...” diye mırıldandı kederli bir ses tonuyla. Uraz’ın gözünden kaçmadı bu detay. Yüzündeki gülümsemenin aceleyle kaybolduğunu fark etti ve hız kesmeden şarkıya girdi. Arkadaki müzisyenler ona eşlik ederken o da şarkıyı söylemeye başladı. Sesi beklediğinden iyiydi ve böylesine güçlü bir şarkıyı bile güzel yorumlamıştı Gece, Uraz da onu hayranlıkla izledi. “Kıskanır rengini baharda yeşiller Sevda büyüsü gibisin sen Firuze Sen nazlı bir çiçek, bir orman kuytusu Üzüm buğusu gibisin sen Firuze Duru bir su gibi, bazen volkan gibi Bazen bir deli rüzgar gibi Gözlerinde telaş, yıllar sence yavaş Acelen ne bekle Firuze...” Sesindeki ton sonlara doğru daha kırgın çıktı. Firuze, basit bir isim değildi onun için ve geçmişine ait bir şeyler duymak onun canını daha çok yakmıştı ve bu kırıklık ile bitirdi şarkıyı. Artık daha emindi kendinden ve bazı şeylerin bitmesi gerekiyordu. Farkındaydı. Gecenin yıldızıydı, son şarkıdan sonra selam verdi ve mikrofonu bırakıp doğrudan Akgün Şahoğlu’na yaklaştı. Herkes kendi halinde eğlenirken Uraz dikkatini onlara verdi ve duymaya çalıştı ama kalabalığın sohbeti duymasına engel oluyordu. “Sesine sağlık Gece, sana...” “Sana taşınacağım. Bu gece.” dedi kendinden emin bir şekilde. Akgün bunu beklemiyordu işte. Bu kararı bu kadar erken vermesini beklemiyordu. “Ne?” “Beni istemiyor musun Akgün Şahoğlu?” dedi. “Bana sahip ol o halde. Becerebiliyorsan yap bunu.” dediğinde Akgün’ü şaşkın bir şekilde bırakıp adımladı. Aynı anda Uraz ayağa kalktı ve dikkatsiz bir şekilde ona çarptı. Gece onu fark edemedi bile, Uraz o düşmesin diye kollarını tuttuğunda o da ceketini kavramıştı sıkıca. Anın etkisinden nabzı hızlanan Gece bir de bu çarpışmadan sonra yanakları kızardı. “Pardon.” dedi Uraz, gözlerine bakmaktan kendini alıkoyamazken Gece onun ellerinden kurtuldu ve hızlıca uzaklaştı. Uraz arkasından bakakaldı sadece. Bu durum Akgün Şahoğlu’nun da dikkatini çekti. “Bir an önce DNA testini yapın, oğlum değilse ben sıkacağım kafasına.” diye mırıldandı, hâlâ Gece’nin arkasından ona bakan Uraz’dan gözlerini alamazken. “Kimse benim kadınıma dokunamaz.” dediğinde Uraz önüne döndü ve nefesini bırakıp pavyondan çıkarken göz ucuyla Akgün’ü kontrol etti. İkisi de birbirini bitirmeye yemin ederek kapattı geceyi. ~ ~ ~ ~ ~
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE