Arkan Uraz Karakan
Önümdeki dosyayı uzun bir süre inceledikten sonra biraz temiz hava almak ve bizimkilerle konuşmak için dışarı çıktım.
Hava buz gibiydi, çayımı alıp çardağa doğru adımlarken İpek’i de tek başına kahve içerken gördüm. “Oturayım mı Limon?” dediğimde başını kaldırdı ve gözlerini kırpıştırdı bir saniye kadar.
“Tabi komutanım. Sormanız hata.” diye mırıldanırken yanına oturdum. Telefonunu kapattıktan sonra çayımdan bir yudum aldım.
“Ne yapıyorsun burada tek başına?”
“Akgün Şahoğlu’nun kim olduğunu araştırdım komutanım.”
“Yalnızken bana komutanım demek zorunda değilsin. Biliyorsun bunu.” dedim.
İpek benim burada iki yıldır tanıdığım dostumdu, onunla yalnızken her seferinde bana ismimle hitap etmesi gerektiğini söylüyordum ama kimin umrunda?
Diline ne geliyorsa onu söylüyordu.
“Ben böyle daha iyiyim komutanım, alışmayayım isminizle hitap etmeye.” dediğinde başımı salladım.
“Pekala, sen nasıl istersen öyle olsun.” dedikten sonra bir yudum daha aldım ve telefonumu çıkardım.
“Bizimkilere haber verelim de buraya gelsinler, konuşalım.”
“Ben zaten haber vermiştim komutanım, şimdi gelirler.” dediğinde hayretle başımı çevirip ona döndüm.
“Sen neden haber verdin?”
“Dedim ya, Akgün Şahoğlu’nu araştırdım. Sizden önce biraz konuşabilmek için Ferit üsteğmene haber vermiştim.”
“Vay, demek öyle. Benden önce her şeyi düşünmüşsün bile. İşte bu yüzden time seni seçmiştim. Doğru bir karar olduğunu bir kez daha anladım.” dediğimde gülümsedi.
“Teşekkür ederim komutanım.” diye bir cevap verip başını eğerken Ferit’in ıslık çalarak elleri cebinde bu tarafa doğru yaklaştığını gördüm.
Hemen arkasından da Gürbüz, Sami ve Polat ellerinde çayları ile bu tarafa doğru geliyorlardı.
Telefonumu tekrar cebime koyup bizimkilerin çardağa gelmesini bekledim. Birkaç saniye sonra tim çardaktaki yerlerini alırken Sami lafa girdi.
“Komutanım sizin burada olacağınızdan haberimiz yoktu.” dedi, göz ucuyla İpek’e baktı.
“Yeni geldim, toplanacağınızdan haberim yoktu.” deyip kısa bir es verdim. “Oturun da ne var ne yok konuşalım.”
Sami de oturduğunda İpek’e döndüm. “Sen başla Limon. Madem o kadar araştırdın anlat bakalım.”
İpek hemen anlatmaya geçti ekip arkadaşlarına dönüp. “Akgün Şahoğlu elli üç yaşında. Evli ve bir kızı var. Karısının adı Nilay Şahoğlu, şu sıra ev hanımı olsa bile eskiden ünlü bir modacıymış.” deyip nefeslendi ve anında devam etti.
“Kızı Yıldız Şahoğlu ise 26 yaşında ve tıp fakültesini yeni bitirmiş. Yurt dışından ise geçen sene dönmüş buraya.”
Hayranlıkla dinledim onu. Çünkü bu bilgiler sadece dosyada yazıyorken o bir saat gibi kısa bir süre içerisinde bütün bunlara ulaşabilmişti.
Ve devam etti sözlerine. Akgün Şahoğlu’nun yaptığı her şeyi tek tek anlatırken çayımdan bir yudum daha aldım ve dirseğimi masaya yaslayıp onu dinlemeye devam ettim. En son laf en yakın adamına kadar geldi.
“En yakın adamının adı Tuğrul Orhan. Bu adam Akgün Şahoğlu’nun yaptığı her şeyi bilir. Resmen onun kara kutusu gibi bir şey.”
Başımı sallayarak ona katılırken pavyon meselesine kadar geldi. “Ve Akgün şahoğlu’nun genellikle gittiği bir pavyon var. O pavyonda ne var ne yok bilmiyoruz ama oraya sık sık gidiyor. Belli ki eğlencesine düşkün bir adam.”
“Piçin eğlencesine sokayım ben.” dedi Gürbüz asabi bir tavır takınarak.
“Her neyse.” diye araya girdim İpek bir şey demeden önce. “Ailesini araştıracağız, hem de daha yakından. Sadece bu bilgiler bize yetmeyecek. Kurt Demir binbaşıyı duydunuz. Ellerinde esir tutulan bir albay varken oldukça dikkatli olmamız gerekiyor. İlk yapmamız gereken şey ise güvenlerini kazanmak olacak.” deyip hepsinde tek tek bakışlarımı gezdirdim ve en son Polat’ta durdum. Elimi kaldırıp işaret parmağımı Polat’a doğrulttum. “Sen Yıldız Şahoğlu ile ilgileneceksin. Kız ne yapıyor, ne ediyor, nerelerde takılıyor her şeyi tek tek öğreneceksin ve bir bir gelip bize anlatacaksın.”
“Emredersiniz komutanım.” deyip başını salladıktan sonra derin bir nefes aldım ve başımı eğdim. “Ben de bugün o pavyona gidip Akgün Şahoğlu’nun neden her gün oraya gittiğini araştıracağım. Şanslıysam eğer onu da görürüm ve düşmanımızı daha yakından tanıma fırsatım olur.”
“Komutanım isterseniz ben de gidebilirim.” diye atıldı Gürbüz.
“Aman.” dedim “Aman kalsın Gürbüz. Ben kontrol ederim, paşa paşa da çıkarım pavyondan. Senin ne yapacağın belli olmaz. Adamın kafasında şişe patlatırsın sen.”
Gürbüz güldü ve başını salladı. “Yalan yok komutanım, kırardım yeminle.”
“İşte bu yüzden oraya ben gideceğim. Polat Yıldız’ın peşinde olacak. İpek sen de Nilay Şahoğlu hakkında daha detaylı bir inceleme yap.” Sami’ye döndüm. “Sen de şu Tuğrul kimmiş, neciymiş iyice bir öğren. Gerekirse onun peşine takıl.”
“Emredersiniz komutanım.” dedi o da.
“Başka bir şey yok, geri kalanlar burada haber beklemekten başka hiçbir şey yapmayacak. Zaten şu an sadece görevi tanıma aşamasındayız, önemli bir şey olmadığı sürece bu şekilde ilerleyip daha sonra bir ekip olarak hareket edeceğiz. Şimdilik bu kadar.”
Nihayet iş bölümünü yapabilmiştik
“Emredersiniz komutanım.” dedi her biri. Seslerindeki heyecan tınısı hoşuma gitmişti. Yeni kurduğum bu ekip ile beraber birçok şeye imza atacaktık, birçok başarının arka planında olacak ama ismimiz geçmeyecekti. Bu gururda buradaki herkese yeterdi.
“O zaman...” deyip ayağa kalktım. “Vatan borcu öde öde bitmez. Vazife de bizi bekler.”
“Allah utandırmasın.” dedi Gürbüz.
Başımı salladım ve hepsinin gözlerindeki o ışığı gördüm. “Göreve Karakan timi.”
Dağılalım ve en kısa zamanda şu işi halledip o itleri cehennemin dibine gönderelim.
~ ~ ~ ~ ~