Keyifli okumalar...
Huzur neydi?
Kelime anlamı, açılışı ne olabilir?
Şuan hissettiğim şey olabilir miydi?
Kızlar yatakta otururken aralarında ki Eren'e abla dedirtmeye çalışıyorlardı. Eren ise söyleyecekmiş gibi davranıp iki saniye geçmeden kızları hüsrana uğratacak bir şey diyordu. Ama ne dediğini biz anlamıyorduk.
Eren'in ağzından bugüne kadar yalnızca bir kez anlamlı kelime çıkmıştı. O da baba kelimesiydi. Şimdi de ara ara baba diyor ama abla demiyordu.
Bende koltuğa sözde dergi okumak için oturmuştum ama dergiye bakmaktan daha cazip gelmişti çocuklara bakmak. Film izler gibi gülümseyerek izledim uzun süre. Alp Bey, toplantıdaydı. Dünkü iptal olan toplantı sabah erken saate alınmış ve uykumuzun arasındayken Eren gelmişti odaya. Neyse ki bu defa uykumuzu almıştık.
Eren'in arkasından odaya kahvaltı getiren bir garson bize kahvaltıyı bırakıp gitmişti. Tıpkı Eren'i bırakıp giden Alp Bey gibi.
Hep birlikte kahvaltı yaptıktan sonra kızlar dünkü gibi Eren ile ilgilenmek istediğini söyleyince hepsini yatakta bırakıp koltuğa geçmiştim. Sehpanın üstünde duran dergilerden birini almıştım. Ama çocukların seyirlik hali dergiye olan ilgimi köreltmişti.
Öğlene kadar ki zaman odada geçmiş, sonra yemek yiyip sıkılan kızlarla birlikte Eren'i de hazırlayıp dışarı çıkmaya karar verdik. Alp Bey'i de kısa bir mesaj ile bilgilendirip kendimizi otelden dışarı attık.
Daha Alp Bey'in toplantısının bitmesine uzun bir süre vardır herhalde, sonuçta iki toplantıyı üst üste yapıyorlardı.
Eren'i elinden tutup yürütürken kızlar önden gidiyorlardı ve hiç biri el ele tutuşmamışlardı. Karışmak, kızmak istemesem de aklım çıkacak gibi oluyordu.
Eren'in tökezlemesi ile tuttuğum elinden havaya kaldırıp tekrar yere koyup gülerek bana bakan küçük çocuğa göz kırptım. Tekrar önüme dönerken kızların bizden iyice uzaklaştığını gördüm.
"Dolunay, Gece, Yıldız! Yavaşlayın hemen! Bizi bekleyin!" diye seslendiğimde beni duyup anından geri dönmüşlerdi. "Bir daha benden uzaklaşmayın! Burası çok kalabalık sizi kaybedersem bulamam bir daha."
"Tamam abla."
"Özür dileriz."
"Farketmedik gittiğimizi."
Kızlara kızgın kalamayıp gülümsedikten sonra yürümeye devam ettik. Sahilden gelen deniz kokusu ne kadar rahatlatsa da, kalabalığın sesleri bir o kadar rahatsız ediciydi.
Eren'in kucağıma gelmek için kollarını yukarı kaldırması ile kucağıma alıp adımlarımı biraz daha hızlandırabildim. Eren minik adımlarıyla paytak paytak yürürken bende yavaş yürümek zorundaydım.
Eren'in minik elleri vakit kaybetmeden saçlarımın arasına girerken kızlarla kalabalığa girmiş, kızların yaş grubunda top oynayan birkaç çocukla karşılaşmıştık. Kızlar top oynamaya katılırken bende Eren ile boş bir şezlong bulup oturduk. Kenarında duran şemsiye kapalı olduğu için güneş direkt olarak gözümüze geliyordu. Bende açarak kendimize gölge oluşturdum.
Ama bu defa da aklım kızlardaydı. Bizim şehirde bir gece önce yağmur yağdığı için kızlara uzun kollu giydirip yanıma da uzun kollu almıştım. Üstelik saçları da salıktı. Terleyeceklerdi ve saçları hep enselerini yakacaktı. Gerçi kısa kollu giyerlerse bu defa da kolları yanacaktı. Off!
"Yine kendinden önce kızları mı düşünüyorsun?" Aniden Alp Bey'in sesini yakınımda duymanın verdiği korkuyla geriye doğru sıçrayıp ufak çaplı çığlık atmıştım. Kalbim deli gibi çarparken, gözlerimi kırpıştırarak baktım benimle aynı şezlonga oturan Alp Bey'e ve arkasında gülümseyerek duran bikinisinin üstüne giydiği pareo ile duran Amy'e.
"Ay aklım çıktı!" derken Eren de beni destekler gibi kucağımda zıplayıp Alp Bey'e uzandı ve babasının yüzüne vurdu. Şaşkınlıkla Eren'i geri çekip kaşlarımı çatarak baktım. "Bu hiç hoş bir şey değildi!"
"O daha bebek ve ne yaptığını bilmiyor, farkındasın değil mi?" Alp Bey gülerek araya girip Eren'i kucağımdan aldı.
"Biliyorum ama ister istemez sanki benim yüzümden yapmış gibi kötü hissettim."
"Takılma bu kadar. Olur böyle kazalar ve en iyi senin bilmen gerekiyor." deyip kızları işaret ettiğinde iç çekip gülümseyerek baktım, kızlara. Gerçekten öyleydi.
"Dolunay, bak şimdiden kızarmışsın! Yıldız, çok koşma! Gece, düşeceksin!" Sinirle iç çekip ayaklanırken Amy'nin gülen sesini duydum. Alp Bey de kolumu tutup durdurdu.
"Ay Güneş, hepsini ayırt edebilmek ayrı, birde yönetebilmek ayrı yetenek." diyen Amy'di.
"Onlar daha çok küçük, yönetilmeye ihtiyaçları var. Doğrusunu, yanlışını gösteren birine." dediğimde sessizlik olurken Alp Bey ayaklanıp yanıma geldi.
"Kızlar bu havada o kıyafetlerle elbette terler. Gel diğer arkadaşlarında olan kıyafetlerden alalım onlara da." diyen Alp Bey ile gözlerimi kızların top oynadığı arkadaşlarına çevirdim. Ama gördüklerim kıyafet değil, birer ikişer parçadan oluşan bikini ve mayoydu...
***
"Ne yani bu krem şimdi kızların yanmasını, sucuk gibi kızarmasını engelleyecek mi?"
"Evet, neden bana inanmıyorsun?"
"Ya inanmamak değilde, daha önce denemişliğim yok. Bir krem nasıl koruyabilir ki?" dediğimde artık Amy sinir krizi geçirecek gibi bakmaya başladığı an, sorgulamayı da bırakma zamanının geldiğini anlamış oldum.
Kızlara bikini alması için Amy'i görevlendiren Alp Bey güneş kremi almasını da söylemişti. Kabinlerde kızları giydirdiğimde kızlar ilk kez böyle giyinmenin heyecanı ile utanma arasında kalmıştı. Sonra da kremi iyice kızların vücuduna yedirirken biraz sorgulamak istemiş ve biraz ucunu kaçırıp Amy'i azıcık çıldırttığım bir gerçekti.
Kızlar ilk sahip oldukları parmak arası terliklerini giyip tekrar aynı arkadaşlarıyla top oynamaya başlarken bir şezlongta oğlu ile oynayan Alp Bey'e bakıp kendi oturduğum şezlonga yaslandım.
"Sen neden giyinmedin?" diyen Alp Bey'e tekrar dönerken anlamayan bakışlar attım.
"Zaten giyiniğim ben." Cevabım karşısında bir diğer sezlonga oturmuş olan Amy göz devirdi.
"Eminim poşetin içinde ona alınan bikinileri bile görmemiştir." Amy'nin sözlerini şaşkınca dinledikten sonra kaşlarım havalandı.
"Bana bikini mi aldınız?"
"İşte söylemiştim." diyen tabi ki Amy'den başkası değildi.
"Herkes denize girmek için hazır bir şekilde dururken arada sen bu şekilde tuhaf kaçıyorsun. Elbette sana da aldırdım. Sende gidip kabinde giyin." Alp Bey'in sözleri ile gözlerim istemsiz bir şekilde etrafta dolaştı. Gerçekten tuhaf görünüyordum. Herkes yarı çıplaktı. Benimde soyunmam mı gerekiyordu?
Amy'nin kızlara bikini getirdiği çanta ile kabinlerin olduğu yere gidip, kapıları tıklayarak boş bir tanesine girdim. Önce çantadan bikiniyi bulup çıkarırken yanında olan pareoyu farkedip sevindim. Ne kadar az yer görünürse benim için o kadar iyiydi. Alışık değilim sonuçta.
Kıyafetlerimi çıkarıp, katlayarak kızların kıyafetleri gibi çantaya koydum ve ilk olarak bikiniyi sonra da pareoyu giydim. Yine de kendimi çıplak hissediyor olmam ne kadar doğru?
Siyah bikini takımı üstüne yine siyah bir pareo giymiştim. Ama pareo içimi gösterirken çıplak hissetmem bence gayet normaldi.
Pareonun kolları olmasa da boyu uzundu ama ince olup içimi gösterdikten sonra olmasa da olur deyip çıkarıp atasım vardı.
Of Amy! Bunun da imtikamını almasını bilirim!
Çantayı alıp içinden çıkan parmak arası terlikleri de giyerek kabinden çıktım. Ama çantayı bacaklarımın önüne tutarak yürüyordum. Şezlongun üstünden havluyu alıp otururken üstüme kapatana kadar da çanta öyle durmuştu.
"Güneş, ne yapıyorsun?" Amy'nin sesini duyunca sinirle ona döndüm.
"Ben senin gibi alışık değilim! Sus şimdi!" diye Amy'i azarlayıp gözlerimle kızları takibe aldım.
Arkadaşlarıyla birlikte top oynamaya devam ederlerken çocuklardan birinin yanına annesi veya ablası olacak ki genç bir kadın gelince çocuk oynamayı bırakıp kadına döndü. Bir dakika kadar konuştuktan sonra çocuk arkadaşlarına dönüp bir şeyler söyledi. Dolunay, Gece ve Yıldız da dahil iyice birbirlerine yaklaşıp bir kaç dakika konuştuktan sonra tüm çocuklar dağılıp tahminimce ailelerinin yanlarına gittiler. Tıpkı kızların bana doğru geldiği gibi.
"Ne oldu, yoruldunuz mu? Yoksa üşüdünüz mü?"
"Bir şey olmadı abla."
"Üşümedik."
"Yorulmadıkta."
"Neden bitirdiniz oyun oynamayı?" diye sorduğumda üçü de birbine baktıklarında kaşlarımı çattım.
"Abla bir şey sormak istiyoruz."
"Arkadaşlarımız denize girecekmiş."
"Bizde girebilir miyiz?"
Kaşlarım çatılmaktan, havalanmaya geçerken göğüslerimin üzerinde tuttuğum ellerimi indirip kızları tuttum.
"Ama siz yüzme bilmiyorsunuz. Suya girdiğiniz de size bir şey olacak diye korkarım ben. Girmeseniz olmaz mı?" dediğimde üçü önce birbirine sonra da bana kırgın bakışlar attı.
"Sende bizimle gelirsin."
"Birlikte yüzeriz."
"Suda oynarız."
Derin bir iç çekerken terle yüzüne yapışmış olan saçlarını geriye doğru iterek, onları kırmadan nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum.
"Ama bende yüzme bilmiyorum."
İşte o an kızların yüzünde hayal kırıklığını görmem içimi parça parça etmişti. Gözleri dolarken gözlerim de dolmaya fırsat kollar gibi doluvermişti.
"Ama ben biliyorum. Ayrıca önlem almadan da girmeyiz." diyen Alp Bey'in sesinden önce serin elini omzumda hissetmiştim.
"Nasıl yani?"
"Eren için simit almaya gidecektim şimdi. Kızlara da alırız." dediğinde kızların gözlerinde ki umut şaşkınlığa dönüştü.
"Simit mi?"
"Simit bizi koruyacak mı?"
"Ama nasıl?"
Alp Bey ile anlık göz göze gelirken kıkırtımızı bastıramadık. Ama kızların bilmiyor oluşu öyle olağan dışı birşey değildi.
"Bebeğim, şuan bahsettiğimiz simit sizin bildiğiniz simit değil." deyip denize girmiş olan insanlarda göz gezdirdim. "Bak ilerde bir çocuğun karnında balona benzeyen yuvarlak bir şey var ya, işte ondan bahsediyoruz."
Kızlar kafamla işaret ettiğim yere bakarken Dolunay parmağını uzatarak gösterdiğim çocuğu gösterdi.
"Şu çocukta olan mı?"
"Ablacım, insanlara parmak uzatılmaz. Hoş bir davranış değil. Ve evet, o çocukta olandan."
Kızlar şaşkınca bakarken Alp Bey, Eren ile ayaklanıp bizi beklemeye başladı. Her ne kadar bu durumdan rahatsız olsam da, kızların mutluluğu için sesimi çıkarmaya niyetim yoktu. Kendi başıma gelmiş olsaydım asla bu kadar masrafa girmemiş olacaktı. Ama benimde kızlardan ayrılmam mümkün değildi. Teyzeme saatlerce bıraktığım zaman olsa da her gece onların olduğu eve girdim. Onların varlığını bilmek yetiyordu.
"Abla, bir şeyi sorabilir miyim?"
"Elbette." diyerek cevap verdiğim Gece ile Yıldız göz göze geldi.
"Bu elbisen çok ince değil mi?" Yıldızın sözleri ile üstüme bakıp kucağıma düşen havluyu hızla göğüslerime kaldırdım.
"Bu elbise değil ki! Bunu ben de almadım ki! Of Amy!" sözlerimin arkasından Amy'e baktığımda gülerek bana el sallıyordu. Üstündeki pareoyu da çıkarmış denize ilerliyordu.
"Hadi Güneş, gidelim. Hem sana da alırız."
"Alp Bey, ben gelmesem olmaz mı? Hem denize girme hevesinde de değilim."
"Olmaz öyle şey! Herkes girecek!"
Gözlerim üstüme tekrar kayarken, bayılma numarası ile kaçabilme ihtimalimi hesaplamaya başladım. Ama bu defa da, kucağına alanlar, muayene edenler falan olacak, iş uzayacaktı.
Gözlerim tekrar kızlara kayarken yüzlerinde ki heyecanlı mutluluk izleri kabul etmeye zorluyordu beni. Off!
Elimdeki havluyu bırakırken sanki daha kalın olduğuna inanmak isteyerek ayaklandım. Kesinlikle üstüme bakmayı reddederek terlikleri giyip kızlarla birlikte Alp Bey'in arkasından ilerlemeye başladık.
"Merak etme Güneş, herkes bu halde ve senden daha beter olanlarda var. Kimse seni izlemiyor."
"Konuşma için teşekkürler ama ben de pek işe yaramıyor maalesef."
"Yapabileceğim bir şey yok o halde."
Alp Bey'in gülerek söylediği şeye ben belli etmeden göz devirdim. Ardından girdiğimiz mağazadan alınması gerekenleri Alp Bey'in seçimi ile almaya başladık. Gözlerim ise fiyatlarına kaydıkça içime daralma geliyordu.
Hep birlikte kasaya giderken kenarda, kendimize bakmamız için duran ayna ile hiç beklemediğim anda karşı karşıya geldiğimde istemdışı kollarımla kendimi sarıp göğüslerimi kapattım. Bacaklarıma kayan gözlerimi sıkıca kapatıp yana döndüm ve gözlerimi açarak ilerlemeye başladım. Ama ellerimi sardığım kollarımdan çekmedim.
Alp Bey, Eren'e deniz bezi alıp kıyafetlerini çıkardıktan sonra ücreti öderken Eren çoktan beline simiti takmış mutlulukla çığlık atıyordu. Kızlarda takmak için fırsat kolluyorlardı.
"Biz de takabilir miyiz Alp abi?"
"Hemen takınca yüzebilecek miyiz?"
"Boğulmamızı engelleyecek değil mi?"
Alp Bey üçünü de dinledikten sonra kasiyer kızın kendine hayranlıkla bakacağı bir gülümseme ile kızlara bakıp cüzdanını şortunun cebine soktu.
"Üç sorunun cevabı da evet." deyip Eren'i bana bırakarak kızlarla birlikte mağaza çıkışına ilerlemeye başladılar. Hemde sohbet ederek. Ben ise şaşkınlıkla arkalarından bakakaldım.
Bu iş gittikçe tuhaflaşıyordu...
"Sen bizi neden buraya getirdin Alp abi?" diye soran Yıldız'ın sesi geldi kulağıma.
"Burada bir işim vardı, ablanızı da Eren'e baksın diye getirdim."
"Sen ablamın patronu musun Alp abi?" Bu soruyu soranda Gece'ydi.
"Evet, patronuyum."
"Sen ne iş yapıyorsun, Alp abi?" Dolunay da sorusunu sorarken üçünün de soru sonunda Alp abi demesi nedense garip geliyordu.
"Tasarım kıyafet, takı işleriyle uğraşıyorum." Alp Bey kızlara sabırla cevap verirken kızların sorularının bitmesi için içten içe dua ettim. Ama bitmiyordu. Alp Bey'i merak ediyorlardı.
Deniz kenarına geldiğimizde kızlar büyük bir heyecanla suya girdiler. Ama soğuk gelmiş olacak ki çığlık atıp çıkmaya çalıştıklarında Alp Bey izin vermedi.
"Birazdan alışırsınız." deyip kızları suya itekledi. Eren'i de kucağımdan alıp cebinde ki cüzdanını bana uzattı. "Bunu benim şezlonga bırakıp, pareoyu da çıkarıp öyle gel."
"Cüzdanızı çıkarırım ama üstümdekini çıkarmayı planlamıyorum." dediğimde omuz silkerek suya girdi. Bende geriye dönüp cüzdanı Alp Bey'in eşyalarının altına koyup kendi şezlonguma oturdum.
Bir kaç dakika sonra Amy denizden çıkıp sırılsıklam şekilde yanıma gelirken gözlerim acayip mutlu bir şekilde eğlenen kardeşledimdeydi.
"Sende gelsene."
"Pek giresim yok." dediğimde yanıma oturdu.
"Kızların yanında olduğunda bu kadar stres yapmazsın. Tırnağını ne hâle getirmisşin!" Amy'nin sözleri ile gözlerim ellerime kaydığında farkında olmadan tırnağımın birini yolduğumu farkettim. Sanırım Amy haklıydı. Her an birine bir şey olacak diye aklım çıkıyordu.
"Tamam geliyorum." deyip ayaklandım ve denize doğru yürümeye başladığım da Amy kolumdan tutup durdurdu ama kahkaha atarak.
"Pareoyu çıkar."
"Çıkarmasam olmaz mı?" Amy bana kaşlarını kaldırarak bakarken, gelecek hayır cevabını önceden duymuş gibi oldum.
"Suya girdiğinde bu şey üstüne yapışacak, bunu mu istiyorsun?"
"Benim için sorun olacağını sanmıyorum."
Amy bana göz devirdikten sonra kulağıma yaklaşıp daha ikna edici bir açıklama yapmıştı. Bu açıklama da çıkarmama yetmişti ama kendimi daha bir çıplak hissetmeme engel değildi.
Birlikte suya girerken kızlar gibi bana da su soğuk gelmişti. Ama Alp Bey'in dediğini Amy de benim için söylerken suya girdim ve kızlara ilerledim.
"Ablamda gelmiş!"
"Ama simiti yok."
"Yüzebilecek mi?"
"Ben yüzmeye değil, sizin yanınızda durmaya geldim." diyerek üçüne kaşları çatık baktım. Ama heveslerini kaçırmamak için gülümsemem kaçınılmaz bir sondu.
Benim ayaklarım yere değiyordu olduğum yerde. Su göğsüme geliyor rahat hareket etmemi sağlıyordu. Kızları ise simit suyun üstünde tutuyordu. Alp Bey ise zaten boyu uzun olduğu için benden daha rahattı. Gerçi sadece öylece, kızlara bir şey olacak diye tetikte duruyordum.
"Böyle denizin kenarında korkuluk gibi dikilmeye mi geldin?" diye soran Alp Bey Eren'in yüzüne attığı su ile kahkaha atıp elini önüne getirdi, bir daha gelmemesi için.
"Benim için sıkıntı yok. Buraya eğlenmeye gelmedim."
"Ama benim için var." demesine karşılık göz devirdim.
"Alp Bey ben halimden memnunum ki, memnun olmasam bile yüzme bilmediğim için yapabileceğim bir şey yok." Alp Bey, sözlerimin üzerine gülümserken, gözlerimi kırpıştırdım.
"Ben sana öğretebilirim."
"Neyi?"
"Yüzmeyi." dediğinde sahte bir kahkaha attım.
"Acaba öğrenmek isteyip istemediğimi sormak aklınıza geldi mi?"
"Herkes yüzmeyi öğrenmek ister."
"Ama ben istemiyorum."
"Ya ben istiyorsam?"
"Beni alâkadar eden bir durum yok. Sizin sorununuz."
"Ama çok kolay." dediği anda bacaklarımın arkasında hissettiğim bir şey ile ani şekilde ayaklarım yerden kesildi. Hızla suya gömülürken ellerim bacaklarım çırpınmaya başladı. "Kendini sıkma rahat bırak."
Belimin arkasına dolanan eller beni su üstüne çıkarırken duyduğum ilk sözler bunlar olmuştu ama ben ağzıma burnuma giren su yüzünden öksürmekle meşguldüm.
"Hey iyi misin?" Acı acı öksürürken durumumun vahim olduğunu ancak anlamış olacak ki endişelenmeye başlamıştı.
"Boğuluyordum az kalsın." derken sesim çok kötü çıkmıştı.
"Böyle olacağını tahmin edemedim." Alp Bey'in sözleri üzerine gelen öksürük geri kaçarken gözlerimi sertçe gözlerine çıkardım. O an kafama dank eden beni düşüren, bacaklarımı yerden kesilmesine sebep olan şeyin Alp Bey'in bacağı olduğuydu.
"Ölecektim az kalsın." diye ani sinirle konuşurken kendime hakim olamadan sertçe göğsüne vurdum.
"Saçmalama Güneş, ölmene izin vermezdim."
"Aman içim çok rahatladı." diye alayla konuşurken ellerinin hâlâ belimde olduğunu farkedip kaşlarımı çattım. "Ellerinizi çekin üstümden."
"Seni taciz etmiyorum."
"Ama ediliyormuş gibi hissediyorum."
"Ellerim sen düşme diye belinde duruyor, kalçalarında değil." Suratımı buruştururken ellerimi kollarına koyup itmeye çalıştım.
"Bu konuşmaya daha fazla devam etmek istemiyorum."
"Tamam, etmeyelim."
"Ellerinizi çekin!"
"Tek şartla." Kaşlarım alayla havalanırken, alaylı yüzüne yumruk geçiresim gelmişti.
"Ne olduğunu merak bile etmiyorum. Ne yapacaksınız, elleriniz belimde yapışık gezecek haliniz yok ya." dediğimde dudakları yana doğru iyice kıvrıldı ve bacaklarımın arkasında yine bacağını hissettim.
"Elbette böyle gezemem ama tekrar suya batırırım." dediği an ellerim hızla kollarına yapışıp bacağından kurtulmak için böcekten kaçar gibi ileri koştum. Tabi suyun içinde ne kadar mümkünse?
"Ya ne istiyorsunuz?!"
"Şirket sınırları dışında Bey, dememeni." demesine karşılık sinirli kahkaha atmama engel olamadım.
"Şaka mı yapıyorsunuz? Buna niye bu kadar takıldınız acaba?"
"Şaka yapıyor gibi bir halim mi var?" derken ikinci sorumu es geçip ayağını tekrar bacağımın arkasına getirip birde bu defa baskı uygularken çığlık atıp ellerimi bu defa omuzlarına getirdim. Ama sıkı sıkıya tutunmayı da ihmal etmedim.
"Tamam ya tamam!"
"Tamam ne?" Alp Bey iyice beni çileden çıkarmak ister gibi davranırken, dişlerimin arasından konuştum.
"Tamam Alp! Bundan sonra Bey yok!"
Ve o an ne kadar yakın olduğumuzu farkettim. Zaman yavaşladı, ortam ağırlaştı. Kalabalık sesleri kaybolurken sadece ikimizin nefes alışverişlerini duyar oldum. Islak saçlarından bir damla kayıp burnuma düşene kadar da bu durum böyle devam etti.
Su damlasının burnuma düşüşü aniden olduğumuz âna beni geri getirirken ellerimi hızla geri çekip Alp Bey'i iterek uzaklaştım. Ellerini bırakmasaydı biraz zor uzaklaşırdım da neyse ki uzatmamıştı daha fazla.
Kızların yanına yaklaşırken kahkahalarla oynamaya devam ediyorlardı. Bir şeylerin farkında değillerdi neyse ki. Yalnızca Amy şezlongta oturuyordu ki, telefonunu kenara bırakıp denize gelmesi uzun sürmemişti.
Sonraki bir saat boyunca Amy ve Alp yüzerken kızlar ile Eren birbirine su atıp oynamaya devam ettiler. Tabi arada bana atmayı da ihmal etmeden.
Sonra ise üstümüzü kurulayıp giyilip odalara çıkarak kısa birer duş alıp tekrar giyilerek aşağıda hep birlikte buluştuk. Yemek yiyip eşyalarımızı odadan aldıktan sonra eve gitmek için yola çıktık.
Deniz yorgunluğu ile çocukların hepsi yola çıktıktan on dakika sonra uyuyakalmıştı. Bende kemerlerini sıkı sıkı bağlayıp yerime oturdum. Çocuklar karşı koltukta oturdukları için ben diğer koltuğa oturmak zorunda kalmıştım. Yanımda ise Alp'in varlığını bilmek beni geriyordu.
Saatler önce yaşanan saçma birkaç dakikanın etkisi henüz geçmiş değildi. Tamam daha önce de yaşadım ama hepsini başka bir şok ile atlatmam çabuk olmuştu...
Kafamı dağıtmak amaçlı telefonumu çıkarıp öylesine karıştırmaya başladım. İnterneti açıp haber sayfalarında gezip cinayet haberlerine üzüldüm. Ama sonra telefona uzun süre baktığım için midem bulanmaya başlayınca çantama atacakken aklıma gelen ses kaydı ile çantadan kulaklığı aldım. Kulağıma takıp Barış'ın kaydettiği telefon konuşmasını açtım.
"Esra, harbiden götümün altında titreyen şey telefonmuş. Bir ara götüm titriyor sanıp korkmuştum." Kendi sesimi duyarken söylediklerimi ve neden söylediğimi hatırlamaya çalıştım.
"Kızım içince iyice mal oldun ya! Sen götünü titretmedikten sonra götün kendi kendine titreyemez."
"Ama dürtükleyip niye titriyon diye soruyordun!" Çemkiren sesimi duyduğumda suratımı buruşturmadan edemedim. İçince içimden çirkef bir kadın çıkmış demek ki. Gülmek istesem de, Barış'ın duyduğunu bilmek iyi hissettirmiyordu. Ve tabi ki Esra'nın cümleleri.
"A*ına koyım Güneş! İçkili kafamı karıştırdın kafa mı kaldı bende!"
"Sen bana koyamazsın bi kere! Git kocan sana koysun!" Ellerimi şaşkınlıkla dudaklarıma yaslayıp gözlerim büyürken, yanaklarım yanmaya başlamıştı. Bir daha içmesem daha iyi olur bence. Çünkü dilimin bu arsızlığı ayıkken beni utançtan kıvrandırıyordu.
"Ayy evet kocamı istiyorum! Arayayım da gelsin!"
"Lanet olsun Esra! O şeyi evimde yapamazsın! Kalk git kocanın yanına!"
"Kocam değil mi ya?! İstediğim yerde yaparım!" Ah tabi Esra benden daha arsızlaşmış orası ayrı mesele.
"İzin vermiyorum yapamazsın!"
"Sana mı sorucam lan!"
"Senin saçını yolarım!"
"Yolmayan orospu olsun!" Esra'nın sesinden sonra bir gürültü sesi gelirken nedense bel boşluğumda belli belirsiz bir ağrı hissettim. Sanırım oranın üstüne düşmüştüm.
"Hassiktir!" Bu defa araya Barış'ın sesi pardon küfür eden sesi araya girerken bir sessizlik oldu.
"Esra, az önce telefonum konuşmaya başladı ve ben çok duygulandım."
Dedim ve Esra ile birlikte ağlamaya başladım. Bunlar daha başlangıçtı ve utanç vericiydi. Kahkaha atmama sebep olacak konuşmalarımızın arasında bir oraya bir buraya savruldum.
Aklımda ne birkaç saat önce yaşanan yakınlaşma vardı nede yanımda oturan Alp. Mide bulantım gitmiş, duyduklarıma tepki vermemek için cebelleşiyordum.
Yolun geri kalanı, ses kaydının süresine denk gelirken, hatırlamadığım o geceyi duyduklarım ile yaşamış gibi hissetmiştim. Gözümün önünde canlanan sahneleri ses kaydına borçluydum.
Ve şuandan itibaren bir daha Esra ile içmemeye tövbe etsem, yeriydi... Tabi cuma akşamı içmek için ben kendim bizzat çağırdıktan sonra mantık açısından ne kadar doğru olur, orası tartışılır...
Eve yaklaşırken telefonu kulaklık ile çantaya atıp camdan mahalleye baktım. Mahalleli kadınların bazıları kapı önü süpürüyor, kimi de oturmuş çekirdek çitlerken dedikodu yapıyorlardı.
Bu arabaya binerken görmüşlerdi çok büyük ihtimal, inerkende gördüklerinde çıkacak dedikodulara ne diyeceğimi bilemiyordum. Ama en sıkıntılısını evin sokağına girdiğimde gördüm.
Barış, bizim evin kapısının önünde oturmuş duruyordu.
Alp Bey'in arabası evin karşı kaldırımında dururken Barış ayaklandı. Ben kızları uyandırıp arabadan indim. Arkamdan da Alp Bey indi. Kızlar Barış ile özlem içerikli konuşma yaparken kapıyı açıp kızları içeri sokup kapıyı kapattım.
Barış ve Alp Bey karşı karşıya gelirken, daha kötüsü olamayacağını düşünürken sokağa giren Ahmet'i görüp yutkundum.
Dertler güncellenerek ardı ardına geliyor mübarek!...
***
Umarım beğenmişsinizdir...