Keyifli okumalar...
Sessizlik, derin bir boşluk vardı bulunduğum yerde. Tek bir çıt sesi bile bulunmuyor, bembeyaz bir alanda öylece duruyordum.
Bir kaç adım ilerledim. Hey, diye seslendim ama hiç bir şey yoktu. Boşluk sesimi yankı yapmıyor, yutuyordu. Gözlerimi kapattım, açarken ise o sesi duydum arkamda ki gülüşme seslerini. Üçüzlerin sesini...
Hızla arkama dönerken omzumda hissettiğim el ile Ahmet'in gözlerine bakmaya başladım. Bir saniye önce kimse yokken önce kızların sesini duydum şimdi de Ahmet ile göz göze bakıyorum.
Ahmet gülümseyerek iki elini de yanaklarıma yetiştirdi. Sonra eğildi ve dudaklarıma öpücük koydu. Büyük bir sorun vardı ki bu da tepki veremiyor oluşumdu.
Yanaklarımda ki elleri tanıdık his bırakırken geri çekildiğinde göz göze geldiğim kişi Barış'tı. Hâlâ bir tepki veremiyordum. Sadece olanların saçmalığına şaşırıp öylece duruyordum.
Ve kızların sesini tekrar duyduğumda kendime gelip hızla ittim Ahmet'ten Barış'a dönüşen adamı. Arkama döndüğümde kardeşlerimin birbirleriyle oynadıklarını gördüm. Olduğumuz yer yaşadığım saçmalık beynimin arka sokaklarına giderken gülümseyip kardeşlerime ilerledim.
Yaklaştıkça kızların arasında ki Eren'i farkettim. Onunla oynayıp gülüşüyorlardı. Gülümseyen yüzüm düşerken Alp Bey'i de kızların yanında oturduğunu gördüm.
Kafasını kaldırıp gülümseyerek bana baktı. Ardından arkamda bir yere bakarken bende dönüp baktım. Barış ve Ahmet aralarında bir kaç metre boşlukla durmuş bana ve arkamda kalan manzaraya kaşlarını çatıyordu.
Elim boynuma çıkarken nefes almakta güçlük çektiğimi farkettim. Bu olanlar neydi, ne anlama geliyordu?
Gözlerimi kapattım bir kaç saniye boyunca. Sonradan açtığımda bunun bir rüya olduğunu anladım.
"Siz gerçek değilsiniz! Bunlar bir rüya! Uyanmak istiyorum! Uyanmak istiyorum!"...
***
Derin bir nefes vererek yerimden hoplayarak uyanırken telefonumun çalan sesini duydum. Terlemiştim. Nefes nefeseydim. Kendime gelmeye çalışıyordum.
İşin tuhaf yanı beni bu hâle getiren rüyayı hatırlamıyordum. Bu pek sık olmazdı bende. Ama bu defa olacağı varmış ki, hatırlamıyorum.
Gerçi beni bu hâle getiren rüyayı hatırlamak isteyeceğimi de sanmıyorum...
Ellerimi yelpaze gibi kullanıp kendimi serinletirek çantamın yanına gittim. Telefonum sonlansa da tekrar aranmaya başlanıyordu. Barış'ın olabileceğini düşünüp anlık duraklasam da, telefonu hızla elime alıp Esra'nın aradığını gördüm.
"Efendim canım?"
"Arayacağını söylemiştin Gün ışığım? Aramayınca merak ettim." Gözlerimi ovuşturup esnerken, sözlerini bitiren Esra da esnemeye başlamıştı.
"Yorgunluktan uyuyakalmışım." Gözlerim dizi izlerken uyuyakalan kızlara kayarken kumandayı gözlerimle aramaya başladım.
"Tabi birde akşamdan kalma olunca,"
"Aynen öyle. Bok gibi hissediyorum kendimi." deyip bulduğum kumanda ile televizyonu kapattım.
"Neyse canım toparlanırsın, neredesin, onu söyle."
"Şehir dışındayız. Alp Bey'in toplantısı varmış. Ve oğlunu da her yere götürüyormuş. Bende mecbur kaldım gelmeye. Kızları da getirdim. Kızlar ben olmadan tek bir gece bile geçirmediler. Hem onlar içinde bir değişiklik olur dedim."
"Güzel demişsin. Kaç gün kalacaksınız?"
"Yarın akşamüstü yola çıkacağız. Bir gece buradayız."
"Tamam Gün ışığım, bol eğlenceler o zaman. Geldiğinde görüşüp son konuşmamızın üstüne kafa yormalıyız."
"Tamam tamam." diyordum ama yormak istediğimi sanmıyorum. Çünkü konu Esra olunca insan yorulan kafanın sadece benimki olacağını biliyorum.
Telefonu kapatıp banyo olduğunu düşündüğüm yere girdim. Elimi yüzümü yıkayıp kendime gelip kurulandım. Ardından banyodan çıkıp kızların yanına gittim. Üstlerini örtmek istesemde odanın sıcaklığı buna gerek olmadığını söylüyordu.
Balkona ilerleyip çıktığımda güneşin batmak üzere olduğunu görüp izlemeye başladım. Yeni bir gün daha bitiyordu. Gecenin karanlığında yıldızların süs gibi durması ve ayın tüm ihtişamı ile karanlığı aydınlatmaya çalışması başlayacaktı bir kaç dakika sonra. Ve biz kızlarla sadece sabah yediklerimizle duruyorduk.
Güneşin batmasını izledikten sonra içeri girip ayna karşısında kendime baktım. Dağınık duran saçlarım haricinde kötü görünen bir şey yoktu. Saçlarımı da tarayıp düzelttikten sonra kızları uyandırıp onlarında saçlarını taradım. İstekleri üzerine salık bırakıp hep birlikte odanın çıkışına ilerlemeye başladık.
Amy'nin odaya girerken söylediği kart şeyini hatırlayıp takılı yerinden alıp odadan çıktık. Tam asansörlerin olduğu yere ilerleyecekken önce bebeksi bir çığlık sesi duyduk. Ardından Eren'i karşı odadan çıkıp elinde bir resimle bize doğru koşuşunu gördük. Yere diz çökerek Eren'in boyuna inip kollarımı açtığım da anında sarıldı.
"Ya sen iki adımda yere düşerken ne ara bu kadar koşmaya başladın?" Gülerek sorduğum soruya sadece gülerek cevap verirken Alp Bey de kapıdan çıktı.
"Eren, buraya gel." Alp Bey'in sesini duyan Eren babasına dönüp baktı sonra tekrar çığlık atıp bana sarıldı. Alp Bey gelmeyeceğini anlayınca gelip benden ayırarak aldı. Ben yerimden doğrulurken kızlar da bize bakıyordu.
"Abla bak, bu kadın biraz sana benziyor."
Yıldız'ın sesiyle ona dönüp bana gösterdiği resimi elime alıp anlık kendime benzettiğim kadına baktım. Ama aslında benzemediği o kadar barizdi ki.
En başta onun fazlasıyla uzun olan saçlarıydı. Sarı saçlar ve mavi gözlerimiz benziyordu biraz o kadar. Bir kaç saniye sonra Barış'ın sözleri çınlamıştı kulağımda.
'Senden başkasını sevebileceğimi düşündüm...'
Daha fazla bakmak istemeyip Alp Bey'e uzattığımda Eren hızla kaptı elimden ve sarıldı resime.
"Eren evde değilken o resim olmadan hiç durmuyor da."
"Annesinin varlığını bir şekilde hissetmek istiyor olmalı."
"Öyle sanırım." diyen Alp Bey, kızları yeni farketmiş gibi üçüzleri sonra da beni süzüp yüzüme baktı. "Nereye gidiyorsunuz?"
"Yemek yemeye. Sabahtan sonra bir şey yemedik. Gelince uyuyakalmışız."
"Tam zamanında desene. Bende yemek yemeye gidecektim. Birlikte inelim." deyip Eren'i benim kucağıma verirken elindeki ki resmi de hızla kaptı. "Az bekleyin beni."
Alp Bey içeri girerken Eren kucağımdan inmek için kendini iterken yere indirdiğimde hızla kızların yanına gitti.
"Ya abla, Eren'in gözleri çok güzel."
"Saçları da çok güzel."
"Burnu da fındık kadar."
Sanki daha yeni görüyorlarmış gibi hayretle Eren'e bakarlarken Eren de üçüne bakıp şaşkın yüz ifadesine dönüşüyordu yüzü.
Araba yolculuğuna başlarken hepimiz, uyku sersemliğindeydik ki ben artı olarak akşamdan kalmaydım. Kızlarda bir süre uyuyarak geçirmiş geri kalan zamanda da Eren'i sevmeleri için rahat bir alan olmamasıyla birlikte kızları emniyet kemeri ile bağlamıştım. Ki birbirleriyle fazla vakit geçirememişlerdi. Bu yüzden böyle tepki vermiş olabilirler.
"Sizde Eren'in yaşındayken aynen böyleydiniz." dediğimde kocaman açtıkları gözleri ile bana baktılar.
"Bu kadar çok şirin miydik?"
"Bu kadar tatlı mıydık?"
"Gerçekten bu kadar küçücük müydük?"
Ve kızlar yine mükemmel üçlüyü tamamlamışlardı.
"Evet. Anlatmaya hiç fırsatım olmadı ama ilk doğduğunuz zaman küçücüktünüz. Hatta Eren'in yaşındayken ona göre daha küçük duruyordunuz. Ve çokta oburdunuz. Neredeyse beni bile yiyecektiniz."
Sesimi değiştirip abartarak anlattıklarıma kızlar gülmeye başlarken Eren bana surat asarak bakmıştı. Aman Allah'ım! Küçük bir erkek tarafından kıskanılıyor olamam değil mi?
Kızlar Eren'i unutup bana doğru yaklaşıp etrafımı sararlarken Eren kaşlarını çatarak baktı kızlara.
"Abla bize biraz daha anlatsana küçüklüğümüzü."
"Ben çok merak ettim."
"Dinlemek için sabırsızlanıyoruz."
Kızlar bir üçleme daha yaparlarken Eren anında çığlık atıp kendini göt üstü yere bıraktı. Kızlar şaşkın şaşkın Eren'e anlamsız bakışlar atarlarken, Eren küskün bakışlar atıyordu.
Elimde olmadan kocaman sırıtarak kızların arasından sıyrılıp Eren'e yürüyüp kucağıma aldım. Koltuk altlarından havaya kaldırırken gözlerimi büyüterek baktım.
"Sen beni kıskandın mı?"
Eren kollarını bana doğru sallayarak cevap verirken kendime çekip boynuma sarılmasına izin verdim.
"Gerçekten kıskandı mı?"
"Kimden kıskandı?"
"Bizden mi kıskandı?"
"Kim, kimi, kimden kıskandı?"
Alp Bey'in sesi ile ona dönerken bu defa kızlar surat asmışlardı. Kollarını da küskün bir şekilde önlerinde bağlayıp sertçe Alp Bey'e döndüler.
"Senin oğlun,"
"Bizim ablamızı,"
"Bizden kıskanıyor!"
Kızlar bakışları gibi sertçe konuşurken Alp Bey şaşkınca bakakalmıştı. Benim gibi...
Kız kardeşlerimin içinden ne çıktı öyle?
"O bizim ablamız!"
"Eren'in kıskanmaya hakkı yok!"
"Ablamızı ancak biz kıskanabiliriz!"
"Kızlar biraz sakin olur musunuz?" Alp Bey araya girerken ben ne diyeceğimi bilemez halde bakıyordum.
"Dolunay, Gece, Yıldız, siz ne diyorsunuz böyle?" derken dizüstü çöktüm kızlara. "Siz büyüyüp abla oldunuz. Eren'in küçücük bir bebek olduğunu ve ben gibi büyüklere ihtiyaç duyduğunu bilmeniz gerekiyor. Ve daha küçücük olduğu için kendinden başkasına ilgi gösterilmesini kıskanıyor. O kadar. Beni kıskanıyor olması yada benim Eren ile ilgileniyor olmam onun ablası veya başka bir şeyi yapmaz. Sadece küçük bir bebek olduğu için onunla ilgilenmemiz gerekir."
Kızlar utangaç bakışlar atarken kafalarını onaylar şekilde sallamışlardı. Bu halleri kalbimi burarken öylece duran Alp Bey'e kaydı gözlerim.
"Bakın ne buldum! Şimdi siz az önce bana olduğu gibi Eren'in babasına yaklaşın. Alp Bey de size sarılsın. Bakın o zaman Eren ne yapacak?" dediğimde Alp Bey gülerek, ne dediğimi anlamayan kızlara yaklaşıp sarıldı. Kızlar da başta çekinse de utanarakta olsa Alp Bey'e sarılmışlardı. Tam da o zaman Eren çığlık atarak kollarını babasına uzattı. Bu da hep birlikte kahkaha atmamıza sebep oldu...
***
"Ne yemek istersiniz?" diye soran Alp Bey ile birlikte lokantaya gidip biftek yediğim zaman aklıma gelmişti. Kızlar da bir kez olsun yiyebilse keşke, demiştim. Şimdi böyle bir fırsatım vardı sanırım.
"Her istediğimizi söyleyebilir miyiz?"
"Canımız ne istiyorsa?"
"Büyük küçük farketmeden?"
Tam konuşacağım zaman kızların araya girip konuşması ile kaşlarımı kaldırıp ne isteyeceklerini merakla beklemeye başladım.
"Evet, elbette isteyebilirsiniz." diyen Alp Bey gülümseyerek cevap verdiği anda kızlar birbirine eğilip sessizce konuşmaya başladı. Saniyeler süren konuşma sona ererken kızlar Alp Bey'e bakarak konuşmaya başladı.
"Üç katlı kocaman pasta istiyoruz."
"Muzlu, çilekli ve birşey boğazlı olacak."
"Hepimiz birer katını yiyeceğiz."
Gözlerimi, duyduklarım karşısında kırpıştırırken dudaklarım şaşkınlıkla aralanmıştı. Pastayı yemek olarak saydıklarına mı şaşırayım yoksa hepsinin birer katlı pasta istemesine mi, bilmeyerek şaşkınlığın nirvanasına ulaştım.
"Kızlar," diyen Alp Bey, boğazını temizleyerek ellerini çenesinin altında birleştirdi. "Öncelikle bir düzeltme yapmak isterim. O bir şey boğaz değil yanılmıyorsam frambuaz demek istediniz. Ama söylemesi zor olduğu için bir diğer adı olan ahududu da diyebilirsiniz. Bu konuyu hallettiğimize göre, diğer bir konuda pasta yemek değildir. Pasta, yemekten sonra ağzımızı tatlandırmak için istenilen bir tatlıdır ki, sizin minicik midelerinize birer pasta da fazla gelebilir. Siz şimdi başka ama gerçek bir yemek isteyin bende istediğiniz pastaları yemekten sonra söyleyeyim. Anlaştık mı?"
Alp Bey'in tane tane anlatmasına karşılık kızlar tekrar kendi aralarında sessizce konuşmaya dönerken daha bir şaşkındım. Kızların böyle huyu suyu yoktur, nerden çıkarıyorlar anlamıyorum ki?
"Tamam anlaştık Alp Bey!" diyen Dolunay ile Alp Bey kaşlarını havalandırırken bana yan bir bakış atmıştı.
"Bana abi olarak hitap edebilirsiniz." Alp Bey'in sözlerinin ardından Yıldız kocaman gülümseyerek baktı.
"Barış abiye dediğimiz gibi mi?"
Anlık yutkunma isteğine karşı koyamayıp yutkunurken Alp Bey kafasını sallayarak onayladı.
"Abla, ben Barış abiyi çok özledim."
"Neden artık gelmiyor?"
"Bizi artık sevmiyor mu?"
"Nerden çıktı bu şimdi? Şuan konulaşacak şey mi? Ayrıca Barış'ın işleri çok yoğun. Bu yüzden gelemiyor."
Sesimin titremesine mâni olamadan konuşurken önümde duran suya uzanıp bir yudum içtim. Alp Bey, işe Barış sayesinde girdiğimi bilmiyordu. Öğrenirse çıkarması olası bir durumdu. Ve böyle bir şeyin uzun bir süre olmasını istemiyorum. Daha ilk maaşımı bile alamamışken üstelik.
Kızları bu son sözlerim sustururken, hep birlikte yemek siparişi verdik. Geri kalan zamanda ben sessizliğimi sürdürürken Alp Bey ve kızlar genel konulardan sohbet etmeye başlamışlardı.
Eren'i doyurmak için gorsondan ılık süt isteyen Alp Bey ile bizim yemeklerimizden önce sütün gelmesi sayesinde mamasını yedirdim. Yemeğinden sonra eline verdiğim oyuncak ile oynarken bizim yemeklerimizde gelmişti.
Kızlar ne söyleyeceklerini bilemedikleri için daha önce Amy benim için söylerken aklımda kalan şekliyle menüden bulup hepimiz için söylemiştim.
Yemekleri geldiğinde hepsine bifteklerini küçük küçük dilimleyerek verdim. Rahatça yiyebildiklerine emin olduktan sonra kendim de yemeye başladım.
Biz yemek yerken Eren'in mızıraması ile çantasından emziğini bulup kısa süreliğine oyalamasını sağlaması için çıkardım. Üstündeki tozların gitmesi için su bardağımın içine sokup çıkardıktan sonra Alp Bey'in kızlara içmesi için söylediği meyve suyu bardaklarından şeftali suyuna uzanıp emziği birde o bardağa batırıp çıkardım. Tatlandırdığım emziği Eren'e verirken Alp Bey'in şaşkın sesini duydum.
"Az önce ne yaptın sen?"
"Tozlandığı için suya batırdım, dikkatini çekmesi ve hemen atmaması içinde tatlandırdım."
"Onun farkettim de, kendi bardaklarınızı kullanmana gerek yoktu. Söylerdim Eren için yenisi getirilirdi." Sözleri üzerine gözlerimi Alp Bey'e sertçe çevirdim.
"Biz ağzımızla fare tutmuyoruz Alp Bey. Bizim ağzımız temiz merak etmeyin." dediğimde kaşları şaşkınlıkla havalandı. Sonra da alçak bir sesle güldü.
"Ben senin için dedim, yanlış anladın." Yanaklarımın yanmaya başlaması ile gözlerimi kaçırıp yemeğimi yemeye geri döndüm. Alp Bey bardakları yenilemek için garsona seslenirken son anda engel olmuştum.
Önce yemeklerimiz bitti, ardından söylenen tatlılarımız. Kızlar yedikleri pastadan sonra, çok yedikleri ile ilgili söylenmeye başlamışlardı.
"Madem çok yediniz, Eren'i de alıp biraz eğlenmek ister misiniz?"
"Evet!" Kızlar üçü aynı anda, aynı cevabı verirken Alp Bey gülümsedi.
"Yanlış hatırlamıyorsam, çocuklar için bir oyun yerleri vardı." deyip eliyle bir garsona işaret verdi.
"Buyrun Efendim?"
"Çocuklar için oyun yeriniz var mıydı acaba?"
"Evet Efendim." diye cevap alan Alp Bey garsona çocukları oraya götürmesini söylerken bende ayaklanmaya başladım.
"Sen nereye Güneş?"
"Çocuklarla gitmeyecek miyim?"
"Hayır gitmeyeksin. Biz seninle kahve içerken garson arkadaş bir görevli getirecek. Ve kızlar da Eren'e ablalık yapacak."
Kızların yüzü heyecanla aydınlanırken dakikalar içinde garson bir görevli çağırmış ve Alp Bey'den ikisi de bahşiş almışlardı. Görevli kız kardeşlerimi ve Eren'i götürürken gözlerim arkalarından bakıyordu. İçim ise hiç rahat etmiyordu.
"Biraz sakin ol Güneş. Burası güvenilir bir otel. Ve her yerde kamera var. Bir şey olmayacağına eminim."
"Buna bende eminim ama ister istemez evham yapıyorum."
"Şimdi kahvelerimiz gelir bittikten sonra yanlarına gideriz."
"Siz öyle diyorsanız, Alp Bey." deyip gülümsedim.
"Burası şirket değil, Bey demene gerek yok." Sözlerine karşı gözlerimi kırpıştırdım. "Hem kardeşlerine de kötü örnek oluyorsun." deyip göz kırptığında Dolunay'ın Alp Bey, deyişi kulaklarımda çınlarken kıkırdadım.
Ama Alp Bey'den, Alp'e geçiş yapabileceğimi hiç mi, hiç sanmıyorum...
Kahvelerimiz gelene kadar bir daha konuşmadık. Alp Bey'e cevap vermemiştim. Bunu söylerken onunda kabul etmeyeceğimi bildiğini hisseder gibiydim. Ama sesimi çıkarmamayı tercih ettim.
Kahvelerimiz gelip birer yudum aldıktan sonra Alp Bey boğazını temizledi.
"Geçenlerde Şeyma abla ile birer kahve içtik." diye söze girerken nereye varacağını bilir gibiydim. "Şirkete girmen için Şeyma abla ile konuşan Barış'mış."
Elimin korkuyla titremeye başladığını farkettiğim de fincanı masaya bıraktım.
"Zor bir zamanım da karşıma çıkıp yardım eli uzattı. İşe ihtiyacım vardı."
"Evet, Şeyma abla da bahsetti." deyip kahvesinden bir yudum daha aldı. "Ama bu ara Barış ile aranız iyi değil sanırım."
Ellerimi birbirine kenetleyerek kaşlarımı çattım. Bu durumu konuşmak istediğimi sanmıyorum.
"Ben size, Eren'in annesi hakkında soru soruyor muyum Alp Bey? Kusura bakmayın ama biraz benim özelime giriyor bu sorular."
"İstersen sorabilirsin."
"Ne?" Bu akşam şaşırma kotam dolmamış olacak ki şaşırmaya devam ediyordum.
"Dedin ya, Eren'in annesi hakkında soru soruyor muyum, diye. Onu diyorum. İstersen sorabilirsin."
Durumun saçmalığı ile yutkunurken açıklamayı nasıl yapacağımı düşünmeye başladım.
"Bakın, beni yanlış anladınız. Sormak için öyle demedim. Ben..."
"Biz boşanıyoruz."
"Ne?"
Birkaç saniye boyunca sessizlik aramızda asılı kalırken Eren için burulan kalbimi dinledim. Ama aslında o kadının Eren'i umursamadan gitmesi geldi hemen arkasından. Belki de onlar için en iyisi böyle olacaktı. Ama beynimin içinde kırmızı alarm veren başka bir soru vardı. Bunu neden bana söylemişti?
Kuruyan dudaklarımı yalayıp, boğazımı temizledim. Soğumaya yüz tutan kahveden bir yudum aldım ve derin bir nefes verip Alp Bey'e baktım.
"Özel hayatınız beni ilgilendirmiyor. Aynı şekilde benim özel hayatımda sizi ilgilendirmez." deyip yutkundum. Barış'ın sözleri kulaklarımda çınlarken dilimin ucuna kadar gelen soruyu sormaktan kendimi alamadım. "Ama tek bir şeyi merak ediyorum. Barış size söylediği halde, nasıl olupta Eren'in annesi ile birlikte oldunuz? Bu, bu gerçekten çok aşağılık bir hareket."
Şimdi yutkunma sırası Alp Bey'e geçmişti.
"Barış, lise de tanıyıp aşık olduğu o kızdan sonra ilk kez Asya'dan hoşlandığını söylediğinde biz Asya ile sevgiliydik. Sadece Asya bizim markamızın yüzü olduğu için kariyerini mahvetme korkusuna kimseye söylememizi istemedi. Bende sessiz kalmıştım.
Barış lisedeki o kıza yıllarca takık kaldıktan sonra Asya'yı seçtiği için sessizce ayrılmak kararı alıp bunu söylemek için buluştuğumuz da öğrendim hamile olduğunu. Mecbur kaldım ayrılamadım. Bizimkisi bebek için yapılan zoraki bir evlilik oldu. Ama arada olan Barış ile kardeşliğimize oldu."
Gözleri masanın alakasız bir yerine dalarken duyduklarım ile ne düşüneceğimi bilemez hâle getirmişti beni.
"Şimdi sıra bende." diyen Alp Bey beni daldığım karmaşık alandan çıkarırken anlamaz bakışlar attım. "Bir özel soru ben cevapladım, sıra sende."
Hay lanet girsin!
"Barış'ın lisede takık derecede aşık olduğu kızın sen olduğunu biliyorum. Peki sen Barış'ı seviyor musun?"
Soru sorma şekli ayrı, sorunun kendisi ayrı nefesimi keserken gözlerimi yine ve yine kırpıştırdım. Dilim ne diyeceğini bilemez şekilde donup kalmıştı.
"O ikinci kez şirkete geç geldiğin, hani çok kötü göründüğün günden beri senin için tasarladığı kolyeyi takmıyorsun. Ve ne zaman elin boynuna gitse, elini yumruk yapıyorsun. Barış ile karşılaştığınız zaman yolunu değiştiriyorsun. Tüm bunlar o günden sonra başladı. O günden önce iyiydiniz. Ne oldu size?"
Söyledikleri saydıkları o günü tekrar hatırlatırken ellerimi kucağıma indirip yumruk yaptım. Belki Alp Bey anlatmaya açık bir insandı ama ben öyle değilim. En yakın arkadaşıma bile içmeye başladıktan sonra anlatmıştım.
"Sadece şunu söylebilirim Alp Bey. Barış benim çok değer verdiğim bir insan. Ve ben değer verdiğim insanları bir başkasının üzmesine, kırmasına izin vermem." Her ne kadar kendim üzüp, kırsam bile...
"Hay hay." diyen Alp Bey ile aramızda tekrar sessizlik oluşurken garson biten fincanları almak için geldi, Alp Bey hesabı ödedi. Bende toparlanırken çocukların gittiği alanın nerede olduğunu sordu garsona.
Tarif ettiği yola ben önden ilerlemeye başlayıp Alp Bey'i arkada bırakarak yürümeye başladım.
"Bu arada, söylemeyi unuttum. Dünkü konuşma hakkında." dediğinde durup normal adımlarla gelen Alp Bey'e döndüm. "Aldığın izinler şirkette olan sorunlarla alakalıydı. İki kere geç kaldın ama dediğin gibi Eren'e bakıyorsun ve haftasonunu da senden çaldığım düşünülürse bu ay ki maaşın fazlasıyla yatacak."
Bu son sözleri akşamdan beri gergin olan tüm kaslarıma iyi gelirken mutlulukla gevşedim. Alp Bey'e teşekkür mırıldanıp yan yana çocukların yanına ilerledik.
Oyun alanına girdiğimizde büyük park gibi bir yerle karşılaştık. Ve oldukça kalabalık çocuklarla. Gözlerim kardeşlerimi ararken içeri birkaç adım attım. Alp Bey kolumdan tutup eliyle diğer tarafı işaret etti.
"Bu taraftalar."
Alp Bey'in çekiştirmesi ile diğer tarafa ilerleyip çocukların yanına vardığımızda gördüklerim gurur duymamı sağladı.
Dolunay ve Gece, Eren'i ellerinden tutup kaymak için merdivenlerden çıkarıp, kayarken de biri öne diğeri arkaya oturup Eren'i araya alarak kayıyorlardı. Yıldız ise ne olur ne olmaz diyerek aşağı da kardeşleri düşmemesi için bekliyor, aşağı indiklerinde tutuyordu. Ve sonra Yıldız'ın yerine bir diğer kardeşi geçip yer değiştirerek tekrar kayıyorlardı.
"Onları tek başına bu kadar mükemmel nasıl büyüttün?"
"Tek başıma değildim ki. Teyzem yardımcı oldu."
"Ama anneleri gibi olan sensin."
Ne cevap vereceğimi bilemezken, kızların bizi farkedip bize doğru gelmesi de vermeme konusunda bana yardımcı oldu.
"Abla, Eren çok güldü."
"Onu salladık, kaydırdık."
"Çok eğlendi."
"Sizi çok sevdi demek ki." diyen Alp Bey'e saf bir mutlulukla baktı kızlar.
"Peki bize abla der mi?"
"Ben demesini çok isterim."
"Tabi büyüyünce."
"Emin olun Eren ile baş başa kaldığımızda abla demesi için canla başla uğraşacağım." Kızların yüzleri Alp Bey'in her söylediği ile daha da mutlu bir ifade alırken birbirlerine dönüp tepinmeye başladılar.
"Biz şimdi abla mı olduk?"
"Hayır, Eren demeye başladığında olacağız."
"Yani şimdi ablası değil miyiz?"
Dolunay'ın sorusu ile hepsi tepinmeyi bırakıp surat asarlarken gülmemek için kendimi tutmak kolay olmamıştı. Kendi kendilerine birden moral bozmayı acayip başarıyorlardı. Nedense bir yerden tanıdık gelmişti...
"Elbette şuan siz Eren'in ablası sayılırsınız. Eren dese de, demese de. Şimdi bunları düşünmeyi size yasaklıyorum. Hepinizin uyku saati geldi." deyip Alp Bey'e bırakmadan araya girip kızları önce mutlu sonra da somurtkan hâle getirip hepsini önüme koyup yürümeye başladım.
Oyun alanından çıkarken takım elbiseli ve ellerinde siyah çantaları olan iki adam gördüğümde aklımdan çıkan bu akşamüstü olacak toplantıyı anımsadım.
"Alp Bey, sizin toplantınız yok muydu?" dediğimde kahkaha attı.
"Baya da erken hatırladın gerçekten."
"Toplantı için gelen ben değilim sonuçta, neden hatırlamak zorunda olayım ki?" Ağzımın içinde homurdanarak konuşmama da kıkırdama ile karşılık verirken göz devirmeden edemedim.
"Ben yemek yeme kararı almadan bir saat önce arayıp toplantıyı iptal ettiler. Karşı tarafta bir pürüz çıkmış sanırım. Yarın iki toplantıyı tek toplantı olarak yapacağız. Amy de bu yüzden yemeğini odasına söyledi. Yarına kadar biraz daha çalışacakmış."
"Anladım." derken düğmesine bastığımız asansörün gelmesini bekliyorduk.
Saniyeler içinde asansör dururken içinden bir yaşlı çift indi. Kadında adamda hepimize tek tek bakarken bizde asansöre bindik. Ama asansör kapanırken duyduklarımız...
"Bak hanım, ne güzel kalabalık bir aile! Ben sana zamanında dedim bizde yapalım bir kaç tane fazladan, diye!" diyen dede ile gözlerim büyüdü ama;
"Ama bu kız tek seferde yapmış üçünü!" diyen ninenin sözleriydi geceye damgayı asıl vuran...
***
Umarım beğenmişsinizdir...