20.bölüm

3109 Kelimeler
Keyifli okumalar... Halüsinasyon veya varsanı, bir duyu organını uyaran hiçbir nesne veya uyarıcı olmaksızın, alınan bir sanının varlığına inanma durumudur. Ruh hastalıklarında sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Beş duyunun da varsanısı olabilir: görme, işitme, dokunma, koklama ve tat duyusu; yazıyordu google da. Bir kere araştırmıştım. Şuan karşımda duran Alp Bey gibi halüsinasyon yani. -Ruh hastası değilim aslında- Yada rüya. -Evet bu daha mantıklı- Gerçi uykudayken bilinçaltımın gösterdiği şey Alp Bey olduğunda bunun rüya olma gibi bir ihtimal olamazdı. Kabusa dönerdi. Verdiği vereceği emirler sayesinde... Saat sabahın körü, yediydi. Ve Alp Bey kapıda bana kaşları çatık hadi hazırlan gidiyoruz diyordu. Gerçekten komikti. Esra kesin olarak biraları merdiven altı üretilen bir yerden almıştı. Ve o içki şuan bizi zehirliyordu. "Tamam sen git ben arkandan gelirim." dediğim gibi yüzüne kapıyı kapattım. Rüyamı kabusa çevirmek isteyen bir Alp Bey ile uğraşacak halim yoktu. Gerçekten bok gibi hissediyordum kendimi. Bok gibi göründüğüme de eminim. Dün işten geldiğim gibi o halimle içip bir güzelde olduğum yerde sızmıştım. Eğer bu olmayan şey olmasaydı da sızdığım yerde uyumaya birkaç saat daha devam ederdim. Belki de uyuyordum. Belki bu bir rüyaydı. Olabilir mi? Neden olmasın ki? Yani sanırım... Omuz silkerek elimdeki Barış'ın hırkasını vestiyere doğru attım. Ardından odama girip battaniye aldım. Esra'nın üstüne battaniye atarak yanına bende yatıp gözlerimi kapattım. Saniye hızıyla uykuya tekrar dalarken aynı sese tekrar uyanmak, hayatın bana attığı pandik parmağı gibiydi. Biralar ya gerçekten sahte olduğu için halüsinasyon görüyordum. Yada gerçekten uyandığımı sanıp rüya görüyordum. Çünkü Alp Bey'in haftasonu böyle bir şey yapması saçmaydı. Pardon yapması değil, demesi öyleydi. Gözlerimi tavana dikip boş bakışlar atarken kapının çalmaya devam etmesi nedense kendime sunduğum tezi yalanlamaya çalışır gibiydi. Ama akşamdan kalma olmam idrak etmemi sıkıntıya sokuyordu. "Esra," diye mırıldanarak kolunu ittirerek ona döndüm. "Esra uyan!" "Hıııı ne var?" Esra homurdanarak yerinde kıpırdandı ama uyumaya devam etti. "Esra, aldığın biralar sahte olabilir mi?" "Ne saçmalıyorsun sen?" derken hayretle baktı bana, az önce uyuklayan kız. "Ayrıca bu seste neyin nesi?" "Zehirleniyor olabilir miyiz?" "Dünyanın parasını verdim ben o içkilere. Merdiven altı olamaz." "O zaman Alp Bey niye kapımda? Ve neden, bir yerlere gitmekten söz ediyor?" "Hangi Alp Bey? Nereye gitmek istiyormuş?" "Kaç tane Alp Bey tanıyorsun?" diye sorarken sinirle kaşlarımı çattım. Ama bu hareket farkında olmadığım baş ağrımın farkında olmamı sağlamıştı. Esra gözünün tekini kısarak bir kaç saniye tavana baktı. Sonra parmaklarını işin içine katarak sayı saymaya başladı. Ardından hiç beklemediğim bi anda pat diye koluma vurdu. "Hiç tanımıyorum ki ben!" "Niye vuruyorsun ya koluma?! Tanımıyorsan tanıma! Kolumdan ne istiyorsun?!" "Özür dilerim ya! Daha kendime gelemedim, elime koluma sahip çıkamıyorum." "Kolumu çıkaracaktın ama az kalsın!" "Benim hâlâ uykum var" diyerek başka bir konuya hızla geçip esnedi. Bende esnerken kapının hâlâ çalması ve bizim sanki çalmıyormuş gibi saçma sapan konuşmamız muhteşemdi doğrusu. "Abla, kapıyı neden açmıyorsun?" Birden sesini duyduğum Gece'nin yanımızda olduğunu yeni görmemiz ani bir şekilde korkmamıza sebep olup çığlık atmıştık. Gece de bu halimizden korkup geri sıçramıştı. "Ablacım aklımı çıkardın." deyip Gece'ye uzanıp kucağıma aldım. "Kapı çalıyor abla, sende açmadın." "Açıklayamayacağım bir durumdan dolayı daha kendime gelemedim canım. Ama şimdi açacağım." Kafasını uslu bir şekilde sallarken telefonumunda çaldığını duydum. Kucağımdaki Gece'yi hâlâ salak salak bize bakan Esra'nın kucağına verip ayaklandım. Anlık başım dönse de çabuk toparlanıp kapıya ilerledim. Çantamı vestiyerden alıp kapıyı açtığımda Alp Bey'i kulağında telefonu beni beklerken görmek iyi olmamıştı. Zaten çantadan çıkardığım telefonda da Alp Bey'in adını görünce bu işin iyicene kötüleşeceğini anlamak zor değildi. "Alp Bey?" "Akşamdan kalma mısın?" Gözlerimi istemdışı kırpıştırıp kafamla onaylarken, gözlerini kapatıp burun kemerini sıktı. Derin bir nefes bırakıp tekrar açtı gözlerini. "Bir kez anlatacağım anlamazsan da kolundan tutup götüreceğim. Sonradan anlarsın." dediğinde gözlerimi büyüttüm. Beni kaçıracak mı yoksa? Aman Allah'ım! "Bak şimdi eve girip iki günlük kıyafet hazırlıyorsun kendine. Küçük bir çantaya. Bir yere gitmem gerekiyor. Ve sende benimle geleceksin." "Neden?" "Eren'e bakmak için." Kafam karışmıştı. Bu konuşma için akşamdan kalma olduğum günü bulması gerçekten harikaydı. "Ee buraya bırakın o halde. Gelmem gerekli olmasa gerek." "Akşamdan kalma biri olarak fazla mantıklı bir cümle bu. Ama Eren'i şimdiye kadar her gittiğim iş gezisine götürdüm. Ne olursa olsun benimle gelecek. Oğlumdan ayrılmam." Ağrıyan başım zonklamaya başlarken elimi alnıma götürdüm. Sokağın serin havası bilincimi yerine getiriyordu. "Peki siz oğlunuzdan ayrılmak istemiyorsunuz diye ben kardeşlerimi mi bırakayım? Üzgünüm Alp Bey, siz oğlunuzdan yalnızca bir senedir ayrılmıyorsunuz ama ben beş senedir ayrılmıyorum. Onları hiç bir yere bırakmam. Ki bırakmış bile olsam üçüzler bensiz kimseyle durmaz. Tek bir gece bile." "Onları hiç kimseye bırakmadın mı şimdiye kadar?" "Sadece geçici süreliğine. Her akşam onların yanında hep ben oldum." "Of Güneş! Tamam hazırla üçüzleri de, onlar da gelsin! Hızlı olun fazla zaman yok, yola çıkacağız!" diye kükreyerek arkasını döndü ve arabasına ilerlemeye başladığında şaşkındım. Ayrıca kükremesi baş ağrımı arttırmıştı. Derin bir nefes koyverip içeri girdim. Önce elimi yüzümü yıkayıp arkasından ağrı kesici içtim. Umarım aç karnına etki eder. Oturma odasında ki  Esra'ya seslenip ne olduğunu anlatırken odama geçip büyük sırt çantasını alıp kızların odasına girdim. Gece yere oturmuş uykusu kaçtığı için resim çiziyordu. "Gece kardeşlerini uyandır, gidiyoruz." "Nereye abla?" "Bebeğim, daha tam ayılamadım ben. Tamamen ayılayım size de anlatacağım ama sen şimdi dediğimi yap bende çanta hazırlayayım." "Tamam abla." Gece dediğimi yaparken bende dolaplarını açarak birer pantalon ve uzun kollu tişört çıkardım. Birer tane kapüşonlu hırka ve terlemelerine karşı iç çamaşırı ile küçük havlu da çıkardım. Sonra hırkalar harici hepsini çantaya koyup tıkıştırdım. Kızlar homurdanarak uyandılar. Dolaptan aldığım başka pantolonları ve uzun kollu tişörtleri giydirip saçlarını tarayarak salık bıraktım. Toplamaya vakit yoktu. Ama çantanın küçük gözüne fırça ve tokaları sonra toplamak için koydum. Esra hâlâ ne yapmaya çalıştığımızın farkında olmaksızın salak salak bakıyordu. Onu da lavaboya gönderdim. Elini yüzünü yıkayıp kendisine gelmesi için. Hırkaları kızlara giymeleri için verip kendimde hazırlanmak için odaya girdim. Kendime de bir siyah kot ve oduncu gömleği çıkarıp giydikten sonra çantada kalan az boşluğa şirkette giydiğim kumaş pantolon ve gömlek koyup kapattım. Sanırım herşey tamamdı. Zaten tamam olmasa bile çantada başka yer kalmamıştı. Saçlarımı tarayıp odadan çıkarken kol çantamın içinde duran telefonumu çıkarıp şarjına baktım. Şimdilik idare ediyordu. Yine de kol çantamın içine şarj aletini attığımda tamamen hazır olduğumu hissettim. "Sen şimdi nereye gidiyorsun?" diye soran Esra gözünün tekini ovuşturarak yanıma geldi. "Bende bilmiyorum. Gittikten sonra müsait olunca seni arar haber ederim. Sen şimdi Sarp'ı ara seni alsın. Yalnız kalıp, tek gitme buradan." "Tamam canım." Esra telefonunu çıkarıp Sarp'ı ararken hırkasını giyip dışarı çıktı. Bende kızlara seslenip tek tek ayakkabılarını giydirerek dışarı çıkardım. Kendi üstüme de bir hırka aldıktan sonra ayakkabımı giyip eve son bir bakış atıp dışarı çıktım. Kapıyı kilitleyip kol çantama attım ve kızlara döndüm. Alp Bey, arabaya yaslanmış şekilde bizi beklerken çıktığımızı görüp şoförüne seslendi ve bize yönlendirdi. Şaşkınlıkla neden geldiğini anlamadığım şoföre baktım. "Seyahat çantanızı almak için geldim hanımefendi." Elimdeki sırt çantaya bakıp omuz silkerek adama uzattım. "Başka yok mu?" "Ne başka yok mu?" "Çanta, valiz, bavul?" "Bir o elindeki birde bu kolumdaki çanta var. Taşınmıyoruz ya ne valizi, bavulu?" Adam kafasıyla onaylayıp sırt çantasını bagaja yerleştirirken bizde arabaya yaklaşıp arka koltuğa kızları bindirdim. Karşı koltukta Amy ve çocuk koltuğunda uyuyan Eren vardı. Yanlarına da Alp Bey, yerleşti ve araba yola koyuldu. Kızlar -Gece harici- açılamayan uykusu yüzünden uyuklarken, erken kalkan Gece de kısa süre sonra onlara eşlik etmişti. Amy ve Alp Bey aralarında konuşarak dizlerindeki laptop ile çalışıyorlardı. Bir süre televizyon izler gibi salak salak onlara baktıktan sonra yaptığım salaklığın farkına vararak arkama yaslandım. Kafamı cama yaslayıp, gözlerimi kapattım. Ve son zamanlarda olanları düşünmeye başladım. Çok şey vardı. Halil Kaya beni kovduktan sonra Barış'ın karşıma çıkması beni bir çok şekilde sürüklemişti. Barış. Elimin boşlukla karşılandığı o his ile gözlerimi aralayıp, boynuma çıkan elimi kucağıma indirdim. Sürekli kolyeyi arayan elimi kucağımda sabit duran elimin içine hapsedip sıktım. Nedense Alp Bey'in fark ettiğini düşünüyordum. İçten içe kendime sövüp elimi başıma yasladım. Ağrı hafifler gibi olmuştu ama şuan tekrar çoğalmıştı. Üstelik midem de bulanıyordu artık. Lanet olsun. Kafamı koltuğun arkasına yaslayıp sıkıca gözlerimi kapattım. Uyursam belki geçerdi. Tek sorun uykumun olmamasıydı. "Arabayı durdur." Alp Bey'in şoföre olan emrini duyduğumda araba kısa sürede durmuş bende hızla kendimi dışarı atmıştım. Kaldırımın kenarına kendimi zor zahmet atıp öğürmeye başladım. Sadece bir kaç saniye sonra Amy de bana katılmıştı. Olduğum yerden titreyen bacaklarım yüzünden kalkamadığım için nerede kustuğunu göremiyorum sadece. Amy benden etkilenip kusmaya başlamıştı. Benim durulan midem duyduğu öğürme sesiyle tekrar ayaklanırken kusmaya başladım. Bir yada iki dakika kadar Amy ile birbirimizden etkilenerek kusup içimizdekileri tamamen tüketene kadar devam etmiştik. En sonunda birlikte durulurken kendimi dünkü yağan yağmurdan dolayı ıslak olan kaldırıma attım. Ne gücüm kalmıştı, ne dermanım. Şurada bilinci açık baygın yatabilirim. Hatta kimse dokunmazsa eğer saatlerce. Ama sanırım zamanımız yoktu. Şoför arkadaş beni yerden doğrultup, bir şişe su verirken az ileride ki Amy'e de verdiğine dair birkaç kelime duydum. Titreyen elimle kapağını zorla açıp ağzıma bir kaç yudum su alıp ağzımı çalkaladım. Tek sorun ağzıma aldığımdan daha fazlasını üstüme dökmüş olmamdı. Neyse ki kızlar uyumaya devam ederek bu vahşet dolu sahnelere tanık olmamışlardı. Midemin karnıma yapışması dışında bir sıkıntı olmamakla birlikte geçen bir iki dakika öncesine kadar daha iyiydim. Yine şoför arkadaşın sayesinde arabaya binip yola devam ettik. "Aman Tanrım! Güneş, yediğim ne varsa çıkardım sayende! Midem kurudu! Mide asitimi bile kustuğuma eminim!" Amy'nin midem kurudu tabiri aniden kahkaha atmama sebep olsa da Amy sinirli bir şekilde konuşmaya devam etti. Bende kıkırdamaya. "Kusura bakma ama ben hafta sonu dedim, ertesi gün iş yok, rahatım dedim ve bu yüzden arkadaşımla içtim. Nereden bilebilirdim ki sabahın körün de yola çıkacağımızı? Ayrıca kafam hâlâ bir milyon." "Dertli misin sen ya? Niye içiyorsun?! Ayrıca akşamdan beri arıyoruz baksaydın öğrenirdin." diyerek sessizce çemkirdi. Gülen yüzüm solarken kafamı cama çevirdim ve cevap vermedim. Aramaları görmemiştim ki ben, sabah görmüştüm. Ve evet ben beş senedir zaten dertliydim. Sadece iki, yok o gece barda içtiğim tek bardağı da sayarsak iki buçuk kez içmiştim. Gerçi Esra hayatıma tekrardan girmemiş olsaydı büyük ihtimal içmezdim. Ve içmeye başlamış olmam sürekli içeceğim anlamına gelmiyordu. Yine elimin boşlukla karşılanması ile kucağıma sertçe indirip, sinirle gözlerimi kapattım. Kolyeyi geri verdiğim ilk iki gün, kaybettim sanıp hızla sağa sola baktığımı biliyorum. Sonraki bir iki gün ise artık olmadığını bilme ama alışkanlıktan dolayı her fırsatta elimin boynuma çıkma süreciydi. Sonra ki evre ise büyük ihtimal artık olmadığını kabullenme ve elimin fırsat kollamayı bırakması olur herhalde. Yani sanırım... Araba bir kez daha dururken bir şey denmeden şoför inmişti. Kızlar da yavaş yavaş uyanmaya başlamışlardı inen şoförün arkasından. On dakika sonra kadar arabaya gelip bindikten hemen sonra arkaya dönüp Alp Bey'in eline birden fazla içi dolu kese kağıdı verdi. Ve birde poşet dolusu ayran, meyve suyu ve su olan karışık içecekler. Amy, kızlar ve bana birer kese verirken şaşkındım. İçine baktığımda poğaça, açma ve pide olduğunu görürken arabadakilerden herkes benim kadar şaşkındı. "İçecek olarak ne istersiniz?" diye soran Alp Bey kızlara, kızlar bana, ben kızlara baktım. "İstediğinizi söyleyin." "Portakal suyu." "Şeftali suyu." "Vişne suyu." Kızların istediği meyve suları her birinin farklıydı. Yalnızca ortak olarak içtikleri tek meyve suyu karışık olandı. Alp Bey poşetin içindeki meyve suyu kutularının üstüne bakarken kaç tane olursa olsun bulamamıştı. "Kızlar karışık meyve suyu da içiyor." dediğimde bana baktı. "Yok olmaz, Erdem şimdi kızların istediği meyvesularını alır." "Elbette efendim." diyen şoförün sesini duymamla kapının kapanan sesi karıştı. "Alp Bey, gerek yoktu bence. Hem de bu kadar meyve suyu varken." "Bir şey olmaz. Haftasonu tatilindeyken benim yüzümden erken kalkmak zorunda kaldılar zaten, bırakalım istedikleri olsun." dediği gibi kızlara bakıp göz kırptı. "Siz ne istersiniz hanımlar?" "Ben de meyve suyu alabilirim." diyen Amy ile sadece karışık olan meyve suyundan verdi. "Benim için farketmez." Kol çantamdan peçete çıkartırken katlarını açıp kızların kucaklarına bıraktım. Ekmek kırıntısı yere değilde peçeteye dökülmesi için. Tabi meyve suyu içinde geçerli. "Sen bana eşlik et o halde." Kendi kucağıma da peçete sererken Alp Bey'in uzattığı ayranı aldım. Erdem arabaya binip tekrar aradaki küçük camdan poşet uzatırken, bu defa kızların istediği meyve suları vardı. "Portakal suyunu isteyen kimdi bakalım?" dediğinde Dolunay hevesle parmağını kaldırdı. "Ben istedim onu. Çünkü çok seviyorum." "Hım demek öyle, peki adını da öğrenebilir miyim?" "Dolunay, benim adım." İsmini söylerken hafif utangaç bir hâl alıp bana kısa bakış atıp gözlerini kucağına indirdi. "Tanıştığıma memnun oldum Dolunay, bende Alp. Al bakalım portakal suyunu." deyip verdi ve eline vişne suyunu aldı. Aynı konuşmayı Gece ile de yaptıktan sonra Yıldız ile yaptığı konuşmada diğerleriyle aynıydı. Alp Bey, üçüzlerle tatlı sohbet eşliğinde yaptığı tanışmadan sonra hepimiz verilenleri yemeye başlamıştık. Erdem ise çoktan arabayı çalıştırmıştı. Yolun ilk yarım saatinden sonra Eren de uyanmış bıcır bıcır konuşan kızların seslerine onun sesi de katılmıştı.  Kızlar Eren'i sevmek için Alp Bey'in ve Amy'nin olduğu koltuğa geçerlerken Alp Bey ve Amy de yanıma gelmişlerdi. "Dokunsak canı yanar mı?" Dolunay'ın sorusuna Alp Bey ve Amy gülerken telefonumun çalmaya başlaması ile gülecek vakit bulamamıştım. Telefonu çantamdan çıkarırken ekranda tanımadığım bir numara olduğunu gördüm. Nedense içimden bir ses arayan kişinin hiçte yabancı olmadığını söylüyordu. "Güneş?" Barış'ın sesi kulağıma yasladığım telefondan çıkarken, Alp Bey'e ve Amy'e kaçamak bakış atıp iyice cama döndüm. "Efendim?" "Alp'in arabasında ne işin olduğunu söyler misin?" "Ne? Nereden haberin var?" Şaşkınlıkla çıkan sesime engel olamayıp konuşurken yanımdakilerinde dikkatini çekmiştim büyük ihtimal. Lanet olsun... "Sabah sizin eve geliyordum, o zaman gördüm ama konu bu değil biliyorsun, değil mi?" "Bu seni ilgilendirmez." derken duyulmamak için sesimi kıstım. Ama aramızda yalnızca iki karış boşluk olan Alp Bey'in duyduğuna emindim. "Neden fısıldıyorsun? Yanında değil mi? Güneş, seni görmek için bahane uyduruyor işte! Hafta sonu sana neden ihtiyacı olabilir ki? Hem de sabahın erken saatinde? Sana söylediklerimi unutma olur mu? Göreceksin." "Sen sadece saçmalıyorsun. Açıklama yapacak durumda da değilim. Bir daha arama." Telefonu kulağımdan uzaklaştırıp hızla kapattım sonrada aradığı numarayı da engelledim. Telefonu tekrar çantaya koyarken Alp Bey'in elini kolumda hissettim. Alp Bey ile göz göze geldiğim an Barış'ın sözleri kulaklarımda çınladı. 'Ondan uzak dur Güneş. Çünkü sana kapılıyor...' "Güneş, kimdi o arayan? Bir sorun mu var?" Alp Bey'in sesiyle çınlama sona ererken kolumu hafifçe geri çekip tutuşundan kurtuldum. "Özel bir mevzu Alp Bey." "Anladım." deyip eliyle birlikte geri çekildi. Bende elimi alnıma yaslayıp gözlerimi kapattım. Bir an önce yolculuğun bitmesini istiyordum. Tabi daha yarım saattir süren yolculuk için hemen bitmesini istemek kadar saçma bir durum yok. Eren'in ağlamaya başlayan sesi ile gözlerimi aralarken kızların korkuyla ona baktıkları halleri birazda olsa keyfimi yerine getirmişti. Ayaklanıp Eren'in yanına oturduğumda kızlar bir şey yapmadıklarını söylüyorlardı. Eren'in çantasını karıştırırken kızlara sessiz olmalarını söylemiştim. Sonra da mama kabına ve süte acıklı bakışlar attım. "Sütü ılıtabilsek iyi olurdu." "Onu otele gidince yaparsın artık. Püreleri olması lazım." "Tamam." deyip çantadan püre çıkarıp ellerini bana doğru uzatmış olan Eren'e döndüm. "Şimdi olmaz Küçük Bey." Eren'e püre yedirirken kızlarda bakmak için uğraşıyorlardı. Ama hareket eden arabanın içinde ayağa kalkmaları sorun olurdu. Bir kez zaten kalkmışlardı. Hepsini oturtup emniyet kemeri bağlayıp içim rahat bir şekilde Eren'i doyurmaya devam ederken, hepsi de kollarını önlerinde birleştirip suratlarını asmışlardı. Ama yapabileceğim bir şey yoktu. Eren'in karnını doyurduktan sonra eline çıngırak vererek dikkatini benden başka yere çevirmeye çalıştım. Bir iki dakika oyuncağı dikkatini çekse de ağlamaya başlamıştı. Gazı olabileceğini düşünerek kucağıma alıp kafasını omzuma yasladım. Sırtını sıvazladım ama gerek kalmadan susmuştu bile. "Sen kucağıma gelmek için mi ağladın?" diye sorduğumda gülerek kucağımda sıçraması kıkırdamama sebep oldu. "Abla, gerçekten kucağına gelmek için mi ağladı?" "Neden kucağına gelmek istesin ki?" "Seni çok mu sevdi?" Üçü birden konuşarak tekrar Amy ile Alp Bey'in dikkatini çekmişlerdi. Kafalarını önündeki işlerden kaldırıp kızlara gülümseyerek baktılar. "O benden çok saçımı seviyor. Kucağıma gelince hep saçımla oynuyor." derken saçımla oynamaya başlayan Eren'e baktım. "Bende senin saçını çok seviyorum." "Evet bende saçının kokusunu seviyorum." "Ayrıca bende şey, ımm şeyini seviyorum saçlarının. Şey," Dolunay bir şey söylemek için kıvranırken gülmemek için kendimi tutmak baya zordu. "Dolunay, kulağımla oynamayı çok severdin. Gece sende her zaman elimi tutmayı. Sadece Yıldız saçlarımla oynardı. Hepinizde uyku vaktiniz geldiğinde gelirdiniz yanıma. Ah birde ben işteyken birbirinize bağlanırdınız. Yıldız arada oluyordu, üstünden Gece, Dolunay'ın elini tutuyordu. Dolunay Yıldız'ın kulağını severken, Yıldız Gece'nin saçını severdi." O günleri hatırlamanın dalgınlığı beni sararken eskiye duyduğum özlem vardı. Şimdi de aynıydık aslında. Ama sanki içimde bir korku çoğalıyordu. Kızlar büyüdükçe onlara karşı yetememekten korkuyorum. Yolculuğun devamı çocukların birbirine karışan sesleriyle geçmişti. Bir kez benzin istasyonunda durarak kısa bir mola vermiş sonra hiç durmadan öğlenden sonraya kadar bahsi geçen otele varmıştık. Tabi yol boyunca giderken bugün akşam üstü ve yarın öğlenden sonra olacak toplantı için şehir dışına geldiğimizi de öğrenmiştim. Sadece bu akşamı bir otelde geçirecek yarın toplantıdan sonra tekrar yola çıkacaktık. Ve Alp Bey bu iş gezisinden sonra bakıcı bulma işini hızladıracağını söylemişti. Bunu söylemesi aklıma dünkü yaptığımız daha doğrusu yaptığım konuşmayı getirirken onunla ilgili bir cevap vermemiş olması, konuştuğum için pişmanlığa sürüklüyordu beni. Otel kapısından içeri girerken ben ve kızlar ilk kez böyle güzel ve büyük bir yere gelmenin şaşkınlığını yaşıyorduk. Gözlerimiz içerde her yerde dolaşıyordu. "Amy, Güneş ve üçüzler için ayrı oda ayarladın mı?" "Alp Bey, üç ayrı yatağı olan bi odaları olmadığını ayarlamalarının zaman alacağını söylediler." diyen Amy ile hızlı hareket edip iyice yanlarına yaklaştım. "Biz dördümüz çift kişilik bir odada kalırız. Tek oda yeterli." Alp Bey ve Amy durup bana bakarlarken bende durdum. "Öyle çok sıkışık olur. Söyleriz otel müdürüne ayarlatırız." "Teşekkürler Alp Bey ama gerçekten gerek yok. Biz kızlarla çok kez birlikte uyuduk. Halledemeyeceğim bir şey değil." Bir süre sessizlik olurken Alp Bey kucağında uyuyan Eren'i tek koluyla tutarken boştaki eliyle kirli sakalı olan çenesini sıvazladı. Sonra kızlara baktı ve kaşlarını yukarı kaldırdı. "Senin tek kişilik odan duracak ve kızlar için çift kişilik oda ile yan yana olacak. İstersen kızlarla, istersen yalnız kalırsın. Başka türlüsünü kabul etmiyorum." Bir şey söylemek için ağzımı açsamda beni dinlemeyeceğini belli ederek yoluna dönüp yürümeye devam etmişti. Resepsiyona gidip görevli kızla konuşurken Amy de omuz silkip yanına gitmişti. Bende sessizce arkalarından. "Abla, birlikte mi uyuyacağız?" "Hani bizim odada uyuduğumuz gibi mi?" "Sımsıkı sarılarak mı?" "Evet birlikte, bizim evde yaptığımız gibi, sımsıkı sarılarak uyuyacağız." Kızlar kendi aralarında fısıldaşıp sessizce sevinirlerken otele giriş işlemlerini yapan Alp Bey ve Amy'nin biraz uzağında beklemeye başladık. On dakika sonra ikisi de bize dönerken Alp Bey bana iki anahtar verdi. Biri çift kişilik oda diğeri tek kişilik. "Hepimiz aynı kattayız." deyip anahtarda ki numarayı gösterdi. Aynı şekilde Amy de oda numarasını söyledi. Hep birlikte asansöre binip odaların katına çıkarken asansör tıkabasa dolmuş, kızların ilk asansör macerasını baltalıyordu. Kata gelip koridora, oradan da odaya geldik. Alp Bey'in şoförü Erdem çantamı verirken Amy acıktığımızda yada bir ihtiyacımız olduğunda içerideki telefonun bir tuşunu gösterip aşağıdaki görevlilere ulaşacağımı ve kapı kartını akşam olduğunda ışıkları yakmak için nereye koymam gerektiğini söyleyerek gitmişti. Bizde kızlarla başbaşa kalıp bir şey isteyip istemediklerini sordum. Ama televizyon izlemek istediklerini söylediklerinde bir kaç dakika uğraşıp sonunda başarmıştım açmayı. Kızlar yatağa zıplayıp bir kaç kez hopladıktan sonra gülerek kendilerini yatağa bıraktılar. Hallerine gülümseyip yatağa, yanlarına oturdum ve yatak başlığına yaslandım. Kızlar yüzüstü uzanmış çizgi dizi izlerken bende onları izledim. Aksi halde aklım yine istemediğim düşünceler ile doluşacaktı. Kızları izleyip onlara sahip olduğum için mutluluk duyarken alamamış olduğum uykum, yol yorgunluğu ile iş birliği yaparak üstüme çullandılar. Gözlerim kendi kendine kapandı, uyku bedenimi ele geçirdi. *** Umarım beğenmişsinizdir...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE