Keyifli okumalar...
Yer yarılsa da içine girsem, duası acaba hiç kimsenin istediğini yaptı mı?
Şuan kulaklarım da çınlayan cümleler ve çınlamaya devam eden cümleler beni utançtan kıvrandırırken, elimi ağrımaya başlayan başıma koydum.
Neler olduğunu hatırlamıyorum, neler olduğunu şuandan itibaren hatırlamaya korkuyorum. Ne yapmış olabilirim? Ne konuşmuş olabiliriz?
Ah Esra seni ele geçireyim bir güzel pataklayacağım! Sonra da gidip kendime saklanacak delik arayacağım!
İletilen: Barış
Hatırlamak istediğimden emin değilim...
Barış'a hızla bir cevap yazıp gönderdim ve telefonu mutfakta bırakıp kendimi işe verdim. Bu süre içinde düşüncelerden biraz uzaklaşsam da sık sık aklıma geliyordu. Tam hatırlayamadığım içinde kesit halindeki konuşmalar beni çileden çıkaracak gibi oluyordu.
Mesaim biterken mutfağa girip telefonumu elime aldım ve gelen mesaja bakıp kaşlarımı çattım. Barış kahkaha atan bir emoji atmıştı.
Böylelikle geceden kalma olduğumu ve başımın ağrıyacağını nereden bildiğini öğrenmiş oldum. Hem sabah ki tahminim de doğru çıkmıştı anlaşılan. Yani yanımdan gidince kahkaha atmıştı.
Gördüğüm yerde suratına yumruk atacağım ki bir daha sarhoş birisiyle dalga geçemesin!
Telefonumu hızla çantama atıp mutfak çıkışına dönmüştüm ki, Barış'ı otuziki diş sırıtarak bana bakarken görüp elimi hırsla yumruk yaptım.
Bir yumrukta otuziki dişinden kaçını dökebilirim acaba?
"Ya bakma öyle sinirli sinirli. Gece ki halini görmedim ama buna şükret." derken gülmemek için kendini sıkıyordu. Bende vurmamak için sıkıyordum. Ama biraz daha zorlarsa vuracağımdan emin olabilir!
"Bu yaptığın şey hiç hoş değil! Sarhoştum ve ne yaptığımı, ne söylediğimi bilmiyorum! Ve sen bununla dalga geçiyorsun!" deyip kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Güneş, dalga geçmiyorum ki ben, gerçekten o hallerin çok komikti. Sadece aklıma geldikçe gülmemek çok zor!" deyip bir kaç adım bana doğru yaklaştı.
"İyi, arkadaşlarına da anlatır gülersiniz!" diyerek yanından geçecekken kolumdan tutup beni durdurdu.
"Ben böyle biri miyim? Kime kimi anlatıp dalga geçtiğimi gördün!" Sorusunu sorarken kaşları çatıktı bu defa.
"Barış, beni bunun için suçlayamazsın herhalde. Seni tanımıyorum. Adını biliyor olmam seni bilebileceğim anlamına gelmiyor. Karakterin, kişiliğin, nasıl bilmiyorum. Bazen geliyorsun, yüzün güller açıyor, bazen geliyorsun, gül bahçen kuruyor. Seni anlamıyorum.
Sen zor zamanımda yanımda olduğun için bende olmak istiyorum ama sen yine birden değişmiş oluyorsun. Çok karışık birisin. Seni anlamıyor olmama, seninle ilgili herhangi bir şey söylememe kızamazsın, buna hakkın yok. Çünkü seni tanımıyorum. Tıpkı seninde beni tanımadığın gibi."
Sertçe konuşup kolumu elinden kurtardım. Kaşları düzelmiş söylediklerimi doğrular bir şekilde bakıyordu.
"Bunu düşünemedim haklısın. Ama bir şey söylemeden önce söyleyeceğini tartmalısın. Önyargı ile konuşuyorsun." dediğinde sinirle ona doğru bir adım atıp yüzlerimizi yakınlaştırarak gözlerine baktım.
"Sabahtan beri benimle dalga geçiyorsun! Ne düşünebilirim acaba?!" deyip hızla geri çekilip dışarı çıktım. Asansöre binerek resepsiyon katının düğmesine basarak kapıların kapanmasını bekledim.
Kapılar kapanırken az bir ara kalmıştı ki, görüş alanıma Barış hızla girerken o araya elini uzatması gözlerimi büyüterek çığlık atmama sebep oldu.
Ama neyse ki korktuğum olmamış, kapının sensörleri elinin varlığını farkedip geriye doğru açılmıştı.
Korkuyla kalbim yerinden çıkacak gibi atarken Barış rahatça içeri girmiş bana bakıyordu.
"Manyak mısın sen ya?! Asansör ya kapısını kapatsaydı?! Hiç düşünmüyor musun?!" diye bağırırken, asansör aşağı doğru hareket etmeye başlamıştı.
"Sakin ol, bir şey olmadı sonuçta." diyerek umarsızca omuz silkmesi ile ne yaptığımı anlamadan çantamı omzuna vurdum.
"İyi geri zekalı, elin koptuğunda anlarsın!" deyip açılan kapılardan dışarı çıktım.
Adımlarımı hızlı kullanarak kendimi dışarı atsam da Barış benden daha hızlı davranarak yanıma gelmiş benimle yürüyordu.
"Benim için endişelenmen çok hoş." demesine karşılık göz devirdim.
"Sadece kendini düşün tabi! Elin kopup asansörün içine düşseydi ben ne olacaktım acaba? Kopmuş kanlı bir el ile yolculuk! Aman Allah'ım muhteşem bir korku filmi konusu!"
"Vay canına! Hiç bu açıdan düşünmemiştim." dediğinde durup kısık gözlerimle ona baktım.
"Yine dalga mı geçiyorsun benimle?"
"Hayır!" deyip iki elini polis görmüş suçlu gibi kaldırmıştı. Tekrar göz devirip yürümeye başlarken hızla önüme geçip beni durdurdu.
"Benim arabayla gidelim, seni okula bırakırım."
"Gerek yok," deyip yanından geçtim.
"Ama ben kızları özledim!" Sözlerine karşılık kaşlarımı çatıp itiraz edecekken bu bir haftada kızların her aklına geldiğinde Barış'ı sormalarını hatırlarken burnumdan sinirle soluyarak Barış'ın arabasına ilerledim.
Arabanın yanına vardığım gibi kilitlerin açıldığına dair o bilinen sesi duyup bindim. Barış'ta yanıma yerleşirken mutlu görünüyordu.
Kısa sürede yola çıktık. Bir süre sessiz yolculuk yaptık, bir süre müzik eşliğinde.
"Hemen kabul edeceğini düşünmemiştim." diyen Barış sessizliği bozmaya karar vermişti anlaşılan.
"Kızlar hemen hemen hergün seni sormasalardı, emin ol kabul etmezdim."
"Sevdiler yani beni." diyerek kısaca bana bakıp tekrar yola döndü.
"Benim kardeşlerim yalan söylemez, bunu sana da söylemişlerdi zaten. Hatırlarsan eğer o gece."
"Ah evet söylediler ama onlar çocuk sonuçta, akıllarına gelmemiş olabilirim diye düşünmüştüm."
"Yanılmışsın." derken kendi tarafımda ki camdan akan yola bakıyordum ama Barış'ın bir an için dönüp bana baktığını farkettim. Yine de kafamı çevirip ona bakmadım. Zaten o da bakışlarını çekmişti.
"Hâlâ kızgın mısın?"
Sorusu üzerine gözlerimi kapatıp yavaşça araladım. Ardından bakışlarımı ona çevirdim.
"Bak dün gece ilk kez içtim, farkında olmadan seni aramışım, ve bu hatırlamadığım halde bile utanç verici bir durum. Sonra sen geliyorsun, benimle dalga geçiyorsun, bu beni daha da utandırıyor. Sonra da ister istemez sinirleniyorum. Anlatabildim mi?"
"Anladım. Söz veriyorum bu konuyla ilgili konuşsak bile asla gülmeyeceğim ve dalgaya almayacağım. Ve emin olabilirsin kimseye anlatmayacağım. Sen demeseydin bile zaten anlatmazdım." deyip okula gelmemiz ile arabasını kenara çekti.
"Barıştık mı?" diyerek elini tokalaşmak için uzattığında, göz devirip gülümsedim.
"Çocuk değiliz biz." deyip uzatmış olduğu eline vurup arabadan indim.
Barış'ta gülümseyerek arabadan inip yanıma geldi. Birlikte köşeyi dönüp direkt olarak okul bahçesine girip son hafta da olduğu gibi bir manzara ile karşılaştım. Ögretmenleri ve kızlar bir bankta oturmuş beni bekliyorlardı.
Ama bu defa bir fark olarak Ahmet, Dolunay ve Yıldız'ı, Arzu ise Gece'yi dizine otutturmuş öyle konuşuyorlardı.
"Sanırım kızlar öğretmenlerini de çok sevmiş." diye mırıldanarak konuşan Barış ile gülümsedim.
"Sevmemeleri için bir sebep yok ki." Kızlara doğru yaklaşırken herkesin beni ve Barış'ı fark etmeleri uzun sürmemişti. Arkamdan kendi kendine bir şeyler homurdanan Barış'ı duysam bile ne dediğini anlamadım ve umursamadım da.
"Barış abi!"
Kızlar öğretmenlerinin dizinden atlayıp koşarak Barış'a doğru giderlerken ellerimi bel boşluğuma koyup kaşlarımı çatarak kızlara baktım.
Resmen pabucum dama atılmış gibi hissetmem, ne kadar normal?
"Bende burada bostan korkuluğuyum zaten!" dediğimde kızların aşırı sevgisine maruz kalan Barış kahkaha atarak bana baktı.
"Kıskanma hemen, kızlar seni görmekten sıkılmış olamaz mı?"
Göz devirip bankta oturmaya devam eden Arzu ile Ahmet'in yanına ilerleyip, Arzu'nun yanına oturdum. Kollarımı göğsümde birleştirip somurtma eylemini başlattım.
Arzu bu halime kıkırdarken kızlar Barış'ın yanağına öpücük koyup koşarak yanıma geldiler. Bana sırnaşıp kendilerini affettirmek isteselerde. Aynı ifadeyle durmaya devam edip hiç bir şekilde yüz vermedim.
"Siz benden sıkıldığınıza göre Barış abinize gidin." dediğimde hemen Dolunay kolumu tuttu.
"Ya abla biz senden sıkılmadık ki."
"Seni hergün görüyoruz."
"Ama Barış abiyi çok görmediğimiz için özledik."
Omuz silkerek verdiğim karşılığa Barış yine kahkaha atarak kızların yanına gelip kulağına eğildi. Sanki sessiz konuşur gibi yapıp herkesin duyabileceği şekilde konuşmaya başladı.
"Kızlar ablanız aynı çocuk gibi davranmıyor mu? Sanki biraz size benzedi böyle yaparak." derken kızlar kıkırdadı. Barış'a ölümcül bakışlar atıp ayağa kalktım ve Arzu ile Ahmet'e döndüm.
"Size iyi akşamlar. Geç olmadan biz gidelim." deyip yüzlerine bakmadan iki kardeşimin elini tuttum. Bakmasam da boşta kalan kardeşlerimden birinin elini tuttuğunu biliyordum.
Hızla adımlarımızı okulun çıkışına yönlendirip yürümeye başladık. Gece'nin çığlık sesini duyduğumda anlık dönüp baktım. Tabi ki Barış omuzuna almıştı, Gece de keyifle kıkırdıyordu.
Tek kelime etmedim. Zaten etsem bile bir faydası olmayacağını geçen hafta yeterince öğrenmiştim. Yol boyu kızlarla konuşarak ve sürekli yerlerini değiştirerek bize eşlik etti.
O gece geldiğimiz yere gelince omuzundaki Yıldız'ı indirip hepsini öptü. Dönüp arkama kızlarla giderken kolumdan tutup durdurdu.
"Kızlar, kaldırımdan inmeden gitmeye başlayın, ablanız hemen geliyor." diyen Barış'a kaşlarımı çatarak bakarken Dolunay gözlerini büyüterek Barış'a baktı.
"Bizi öptüğün gibi ablamı da öpeceksin di mi?" diyerek elinin birini bel boşluğuna yerleştirmiş, diğerinin işaret parmağını Barış'a sallıyordu.
Bu defa gözleri büyüyen ben ve Barış olurken diğer kızlarda bunun gerçekliğini yeni farketmiş gibi ellerini iki yanlarına koyup kaşlarını çatarak bize bakıyordu.
"Yok öyle bir şey! Neden beni öpsün ki? Bu çok ayıp olur!" deyip Barış'tan bir adım uzaklaştım.
"Kızlar sadece konuşacaktım, yapmayacaktım öyle bir şey." deyip o da benden bir adım uzaklaştı.
Kızlar inanmamış gibi kollarını göğüslerinde birleştirdi. Hepsi aynı hareketi aynı anda yapınca biraz ürkütücü görünmüştü.
"Bu kızların sevgi dolu halleri daha sevimli sanki. Bu hallerini pek sevmedim. Neyse kızlar ben kaçar. Kendinize dikkat edin." diyen Barış elinde sopalarla bir grup adam varmış gibi kaçmaya başladı. Hem de ara ara arkasına da bakıyordu. Bu hali kıkırdamama sebep olurken kaşlarımı çatarak kızlara döndüm.
"Size hiç yalan söyledim mi ben? Neden sözlerime inanmıyorsunuz?!" deyip işaret parmağımla kaldırımı gösterdim. "Hadi yürüyün bakalım önümden!"
Hepsi tıpış tıpış sözüme gelirken önümde el ele yürümeye başladılar. Kapıyı anahtarla açtığımda kızlar içeri girerken Halime teyzenin sesini duyup ona döndüm.
"Güneş, hoşgeldin kızım. Haberin var mı olanlardan?" diye sorduğunda bismillah çektim. Ne zaman böyle başlasa kesin bir olay duymuştur ve o olayı tüm detaylarıyla biliyordur. Ve anlatmadan içi rahat etmeyecektir.
"Konu ne Halime teyze?"
"Konu, Halil'in kafesi kız! Duymadın mı?" diye sorduğunda sabah duyduklarım aklıma geldi. Bugün o kadar çok şey olmuştu ki aklımdan çıkmıştı.
"Ufak tefek şeyler duydum ama bilmiyorum. Az beklersen üstümü değiştirip kızlara yemek verip geleyim öyle anlat." dediğimde elini havada salladı.
"Hadi çabuk ol! Artık yaşlıyım ben! Hemen uykum geliyor!" dediğinde hızla eve girdim.
"Tamam geleceğim hemen, bekle!"
Dediğim gibi yaparak önce kıyafetlerimi değiştirdim. Oturma odasının dağınıklığını toplayıp sonra da kızlara yemek ısıtıp masayı kurdum. Normalde çıkıp dedikodu yapmak yerine kızlarla ilgilenirdim ama Halil Kaya'nın olayı beni de yakinen ilgilendirdiği için bu akşam dedikodunun anasını ağlatmaya karar verdim.
"Kızlar siz yemeğinizi yiyorsunuz, bende Halime teyze ile kapının önünde sohbet edeceğim."
"Tamam abla." diyen kızlar ile çıkarken Gece'nin sesiyle onlara döndüm.
"Bize hâlâ küs müsün?"
"O zaman biraz alındım ama şimdi bir sorun yok. Sadece önce bana sarıldıktan sonra ona sarılırsınız diye düşünmüştüm."
"Bir daha yapmayacağız abla!" dediklerinde hepsine dil çıkarıp omuz silktim.
"Göreceğiz bakalım."
Kızları yemek masasında bırakıp mutfağa girip Esra'nın dün aldıkları arasından açılmamış çekirdek paketi çıkarıp pijamalarımın üstüne de uzun kalın hırkayı giydim. Sonbahar olduğu için gün boyu sıcak olsa da geceleri ara sıra serin olabiliyor.
Kapının önüne çıkıp beraberimde birde sandalye çıkardım. Kapıyı kapatıp kenara koyduğum sandalyenin üstüne oturdum ve Halime teyzenin anlatmasını beklemeye başladım. Zaten çok beklememe gerek kalmadan Halime teyze anlatmaya başladı. Bende film izler gibi çekirdek yemeye.
"Bu Aylin, aslında Aylin değilmiş. Yıllardır bir kaç dostuyla hırsızlık yapan bir çeteymiş. Aralarından biri her seferinde kimlik değiştirip işe girer orayı iyicene anlayınca patlatırmış. Yani ben gerçek olmayan anlamda diyom ama bu kız gerçekten patlatmış dükkanı.
Malum sana olanları da duyduk. Ah etmişsin. Demek ki kız senin için intikam aldı. Zaten soyacakmış, birde patlatalım gitsin, demiş."
İşte bu beni düşündürüyordu. Ben bir sinirle söylemiştim onları ama hiç olacağına ihtimal vermemiştim.
"Atasözü vardır kızım, mazlumun ah'ı, çıkar aheste aheste, diye. Takma kafaya bunları. Adam çoktan haketmişti. İşe ihtiyacının olduğunu bile bile işten seni rezil ederek çıkardı. Yıllardır da adam akıllı hakkını vermediğini herkes tarafından biliniyor. Bırak köpek gibi sürünsün şimdi." dediğinde kafamı sallayarak onayladım.
"Başına bi gelecek zaten vardı. Öyle yada böyle olan oldu. Ben tek kelime etmem bundan sonra ona. Canımı yaktı, canı yandı."
"Aynen kızım, öyle."
Halime teyze ile bir süre daha havadan sudan sohbet edip içeri girdim. Oturma odasında kızlar çizgi film izliyorlardı. Bende masayı toplayıp ellerimi birbirine çarparak dikkatlerini kendime yönelttim.
"Hadi yatma saatiniz geldi. Doğru banyoya! Sonra da yatağa!" dediğimde ayaklanıp banyoya girip dişlerini fırçaladılar. Odasına gelene pijamasını giydirip yatağa yatırdım. En sonunda hepsinin üstünü örtüp iyi geceler dileyerek odadan çıktım.
Evi biraz daha temizleyip kendimi televizyonun önüne attım. Kumanda ile gezerken telefonumun sesini duydum ama kalkmaya üşendim. Ama inatla aramaya devam eden şahıs yüzünden kalkıp telefonu aldım ve Esra'nın aradığını görünce şaşırmadım. Tanıdığım tek inatçı o çünkü...
"Efendim?"
"Sana bomba haberim var."
"Dinliyorum." derken sesim bıkkın çıkmıştı. Çünkü içimden bir ses bana daha bu sabah tanıştığı Ahmet ile ilgili olduğunu söylüyor.
"Ahmet ile ilgili," diyerek beni onayladığında kendimi tebrik ettim. Ama yanılmayı daha çok isterdim.
"Biliyor musun, umrumda değil." deyip telefonu kapattım. Ama dakikası dolmadan yine aramaya başlamıştı. Neden anlamıyordu? Birinin bana olan duygularını istemiyorum. Birini hayatıma almak istemiyorum. Ama Esra bunu farketti ya, illa sonuna kadar savaşacaktı. Bunu biliyorum.
Esra üçüncü aramasını yaparken açtım ve tek kelime etmeden dinlemeye başladım.
"Gün Işığım yapma böyle, Ahmet iyi biri. Bence yakışırsınız." dedi açar açmaz.
"İstemiyorum!" dedim göz devirerek.
"Seni seviyor kızım, iyi düşün." derken kalp atışlarım hızlanmıştı. Bunun ihtimali ayrı gerçeği ayrı bir şeydi.
"Bunu söyledi mi?" diye sorduğumda kıkırdamasını duydum.
"Sarp'ın kocam olduğunu duyunca verdiği rahat nefesi görmen gerekiyordu. Sonra bunu farkettiğimi farkedince bi kızarıp bozardı ki sorma gitsin!" dedi ve kahkaha attı.
"Sarp ne alâka?"
"Of benim safım. Ben dedim ya hani Ah Sarp arabada bekliyor, Güneş'i, işte ben Ahmet'in tepkisini ölçmek için yaptım. Sarp'ın benim kocam olduğunu bilmeden önce kafasında hemen kurdu. Acaba Güneş ile ne alakası var, sevgilisi mi, falan gibilerden."
"Ne gerek var böyle şeylere ya." derken sabah bu konuşma olduğunda yüz ifadesi aklıma geliyor beni geriyordu.
"Kızım kıskandırma yöntemi her zaman işe yarar. Her zaman kesin sonuç verir. Tıpkı şimdi ki gibi. Ahmet'ten kesin eminim artık. Yani ona şans vermemen için hiç bir neden yok."
"Var!" deyip bıkkınca soluk verdim. "Ben istemiyorum. Bunun neresini anlamıyorsun?"
"Neden böyle inat ediyorsun ben bir tek onu anlamıyorum!"
"Ben sevmiyorum Esra! Ben sevmediğim birine şans verip onu nasıl umutlandırayım? Bunun sonrası var! Ben daha hiç umut vermeden seven biri umut verdikten sonra daha da bağlanır. Ya ben sonradan da sevemezsem? Ya ayrılmak istersem? O ne olacak?"
Esra haklı olduğumu bildiği için sessiz kalırken daha sakin olmak adına nefes alıp verdim.
"Esra kimseyi üzmek istemiyorum ama benim kalbim de yeri yok."
"Haklısın," diye mırıldanan Esra sonra sesini normal haline getirerek konuşmaya çalıştı. "Ben senin mutlu olmanı istiyorum bebeğim. Bu yüzden ısrar ediyorum. Tamam artık ısrar yok ama akışına bırak. Kalbin eğer birini seçerse kendini ona vermekten korkma. Mutlu olmak senin de hakkın."
"Tamam, öyle yapacağım ama bu günlük bu aşk meşk işleri yeterli benim için."
"Bunu duyduğuma göre kapatabiliriz konuyu. Ama gözüm üzerinde olacak."
"Olmazsa olmaz zaten." deyip güldüğümde aynı şekilde karşılık verdi.
Bir süre de normal konulardan konuşup telefonu kapattık. Telefonumun şarjının bitmesine yakın olan o uyarı sesi öterken Barış'tan gelen mesaj olduğunu fark ettim. Esra ile konuşurken yazmış olduğu için fark etmemişim.
Gönderen: Barış
Nasılsın?
Bu mesajı neden yazdığını biliyordum. Muhtelemelen kızlara küs olduğum için yazmıştı.
İletilen: Barış
İyiyim ve kızlara da küs değilim sadece ilk kez böyle bir şey yaptıkları için garip hissedip garip davrandım...
Mesajı gülümseyerek yazıp gönderdim. Sonra aklıma en son Dolunay'ın sözleriyle korkudan geri kaçtığı aklıma gelince gülmeden edemedim. Ve sonra kendi kendime güldüğümü farkedip kafamı iki yana sallayıp delirdiğime kanaat getirdim.
Ayaklanıp odama gitmek istesem de uykum olmadığı için mutfağa girdim ve kızlar için bir şeyler yapmaya karar verdim. Börek için malzemeleri çıkarıp başlayacağım sırada telefonumun bildirim sesini duydum.
Masanın üstüne koyduğum telefonumu alıp Barış'tan gelen meseja baktım.
'Bunu tahmin etmeliydim. Sevindim...
Ben aslında şey diyecektim...
Dünkü konuşmayı kaydetmiştim ben. Yanlış anlamanı istemiyorum. Dalga geçmek amaçlı değil. Ama sebepsizce kaydetmek istedim... Eğer istersen yani hatırlamak istersen sana atabilirim... Bana sorarsan gerek yok. Utanmanı istemiyorum... İstersen silerim...'
Mesajı dudağımı kanatırcasına ısırarak okudum. Bir yandan konuştuklarımızı merak ediyor diğer yandan duyacağım şeylerden korkarak dinlemek istemiyordum. Ama konuşmanın onda kalmasını da istemiyorum.
Hızla karar vererek cevap yazıp gönderdim.
'Bana gönder ve kendinden sil!'
Biraz sert bir ifade kullanarak emir vermiştim. Ama umrumda değildi. Utandığım bazı zamanlar sinirlenerek bunu saklamak maalesef alışkanlık olmuştu.
'Emredersiniz Hanımefendi!' diyerek yazıp cevap veren Barış ardından ses kaydını göndermişti. Ama dinlemek yerine kenara bıraktım ve hafif seste bir müzik açarak börek hamuruna başladım.
Ses kaydını bugün dinlemeye niyetim yoktu. Birgün, daha az bir olay yaşadığımda olabilir belki. Belki de hiç dinlemeden silerim sonra. Bilmiyorum...
***
Börek tepsisinden birini fırından çıkarıp diğerini koyarken rahat bir soluk verdim. İki saatten fazladır uğraşıyordum ve artık uykum gelmeye başlamıştı. Son tepsi de piştikten sonra rahat bir uyku çekebilirim.
Sıcak börek tepsisinin üstüne sofra örtüsü kapatıp mutfaktan çıktım. Zamanın dolmasını beklerken televizyon izleyebilirim.
Televizyon karşısına kurulup ayaklarımı çaprazlayarak orta sehpaya koydum. Bir süre kanallar arasında gezdim, bir süre dikkatimi çekiyor gibi olan bir filmi izledim. Çok fazla sarmayınca değiştirmiştim ki kapı sesi duydum.
Kaşlarım çatılırken gözlerim duvar saatine kaydı. Gece yarısını çoktan geçmişti. Bu saatte kimsenin gelmeyeceğini bildiğim için televizyondan geldiğini düşünüp kapattım.
Kapanan televizyonun ardından kapı bir kez daha çalarken küfür ederek yerimden kalktım. Koşarak mutfaktan bıçak kaparken elbette gelen hırsız veya sapık olsa kapı çalmayacağını biliyordum. Sadece işimi sağlama almak istiyorum, o kadar...
Kapıya yaklaştığımda duyduğum ses bir bebek sesiydi. Ve ağlıyordu.
Kaşlarım çatılırken elimdeki bıçağı arkama saklayıp kilitli kapıyı açtım. Karşımda Alp Bey'i ve Eren'i görmem hayatımın şokunu yaşamama sebep olmuştu.
"Alp Bey?"
"Bu çocuk sürekli ağlıyor! Bir türlü susmuyor! Sebebini bul bana!" diyen adam Eren'i kucağıma bırakıp gözlerini etrafta gezdirerek eve girmişti. Benden izin almadan...
Ağzı açık aval aval bir kaç saniye arkasından bakıp Eren'e döndüm ve yine ağlamaktan kızarmış yüzünü görüp iç çekerek bende elimdeki bıçağı vestiyere bırakıp içeri girdim.
"Alp Bey ne işiniz var sizin burada?" Eren'i çekyatın üstüne yatırdım ve neden ağladığını anlamaya çalıştım.
Kaldırıp omzuma yasladım ve gazı olup olmadığını anlamaya çalıştım. Yoktu. Zaten ağlaması da daha şiddetli gibiydi.
"Neden ağladığını bulman için getirdim. Yoksa bende meraklısı değilim burası için." Sözlerine göz devirip tekrar yerine yatırdım.
"Yürüyor mu?"
"Ne?" diye sorup pencerede olan bakışlarını bana çevirdi.
"Yürüyebiliyor mu?"
"Ha, evet bir ay falan oldu yürümeye başlayalı." dediğinde çocuğun üstündekileri çıkarmaya başladım. "Ne yapıyorsun sen?!"
"Ben bir sapığım ve çocuğunuzdan sizin önünüzde faydalanmayı düşünüyorum." Göz devirerek söylediklerime ateş saçan gözleriyle baktığını farkedip istemdışı yutkundum.
"Yürürken düşmüş olabilir, bir yeri acıdığı için ağlama ihtimali var." dedim bu defa gözlerimi kaçırıp işime devam ederek.
"İyi çabuk bak o zaman!"
Bir şey demeyip çıplak bıraktığım Eren'in küçük vücudunda bir yara olup olmadığına baktım. Dizlerinde ki hafif kızarıklık haricinde bir şey yoktu. O kızarıklıkta acı vermeyeceği için ihtimalleri düşündüm.
Diz üstü bir yere düşüp kafasını çarpış olabilir mi? Dizlerinde ki kızarıklık acı verecek kadar değildi. Belki en fazla hafiften sızlıyor olmalıydı. Ama bu kadar ağlamasının sebebi çarpma sonucu yara veya morarmadan başka bir şey olamayacağına eminim.
Ellerimle kafasının iki yanını tutarak hafif uzun saçlarının ön tarafını kaldırarak bakmaya başladım. Bir şişlik kolay farkedilir ama yara varsa biraz zor olabilir.
Alnından gezen bakışlarım saçlarına çıkarken kapattım. Ellerimle hissetmeye çalışarak Eren'in daha fazla canını yakmadan bulmaya çalıştım. En sonunda parmak ucuma değen şişlik ile hızla gözlerimi aralayıp parmağımın olduğu yere baktım. Alnının üstünde saçlarının içindeydi.
O kısımdaki saçlarını aralayıp fındık büyüklüğündeki şişliği ortaya çıkardım. Bakışlarım Alp Bey'e çıktığında dikkatle araladığım yere baktığını gördüm.
"Şişlik mi o?"
"Evet. Düşüp bir yere çarpmış olmalı." diyerek yerimden kalktım. "Siz Eren'in üstünü giydirin, bende buz getireyim."
"Sen bana emir veremezsin!" dediğinde mutfağa giden adımlarım durmuştu. Ona dönerek kaşlarımı çattım.
"Burası sizin şirketiniz değil! Asıl siz bana burada emir veremezsiniz! Herkes kendi çöplüğünde ötsün!"
Şaşkın kalan yüzüne ifadesiz bir bakış atıp mutfağa girdim. Girer girmez burnuma böreğin kokusu gelirken fırını açıp ne ara olduğunu anlamadığım şekilde pişen böreği çıkarıp tezgaha koydum. Onunda üstüne diğeri gibi sofra örtüsü yerleştirip buzluktan buz tableti aldım.
Oturma odasına girerken Eren'e kıyafetlerini giydiren Alp Bey huysuzca söyleniyordu.
"Oğlum, yürürken az dikkatli olsaydın şuan çalışanım olan bu kızdan laf dinlemezdim! Bak birde laf atıyor bana! Eve gidince bu konuyu enine boyuna konuşacağız küçük adam! Daha fazla böyle sakarlıklar istemiyorum! Anladın mı?"
Elbette Eren sadece ağlayarak karşılık veriyordu. Sonunda giydirme işini tamamlayıp ağlayan oğluna bakıp iç çekti.
"Çok mu acıyor, Aslan Parçası?"
"Acıyor olmalı." diyerek içeri girdim. Anında son halinden kurtulup ifadesiz bir hal aldı. Eren'i kucağıma alıp karşı çekyata oturdum. Kucağımda yatarken buzu şişliğin üstüne koydum.
Bir süre tuttuktan sonra çekip değişik ses çıkararak Eren'in ağlamasının duraklamasına sebep oldum. Yaptığım şeyi oyuna çevirip aynı hareketi bir kaç kez daha tekrarlayıp sonunda gülmesine sebep olmuştum.
Sonunda yorgunlukla gözleri kapanırken bakışlarımı Alp Bey'e kaldırdım.
"Onu neden buraya getirdiniz?"
"Bakıcısı gitti, şu saatte başka bir bakıcı bulamayacağıma göre tek seçenek sen vardın." Cevabı tekrar göz devirmeme sebep olurken kaşlarımı çattım.
"Onu hastaneye götürebilirdiniz! Neden ağladığını belki bulamayabilirdim. Yada düşüp bir yerini kırabilirdi de. Ben doktor değilim. Eren'i doktora götürebilirdiniz." Bu defa Alp Bey göz devirmişti.
"Bugüne kadar böyle bir durumla karşılaşmadım. Hep bakıcısı ilgileniyordu. İlk kez baş başa kalınca ne yapacağımı bilemedim. Ve aklıma direkt olarak sen geldin." derken sesi sertti. "Şimdi hesap sorman bitti mi?"
"Bitti!" deyip yerimden kalktım.
Uyuyan çocuğu babasına bırakırken biraz mırıldansa da uyanmayıp uyumaya devam etti. Elimle şişliğin yerini açıp gösterdim.
"Şişlik üzerinde hiç bir yara yok. Bu da düz bir yere çarptığını gösteriyor. Duvar yada fayans olabilir. Çocuk olduğu için bu çok normal. Henüz yeni başlamış yürümeye daha dikkatli olmak gerekiyor. Dediğim gibi düştüğünde bir yerini de kırabilir ki, yüksek bir yerden düşmesi daha büyük sorunlara neden olur. Dikkatli olun ve gözünüzün önünden ayırmayın."
"Tüm bunları nasıl bilebiliyorsun?"
Tam cevap vereceğim sırada açılıp kapanan bir kapı sesi duydum. Üçüzlerden biri kalkmış olmalı.
"Evde yalnız değil misin?" diye soran Alp Bey de duyduğunu belli etmiş oturma odasının kapısına bakıyordu. Sanki içeri girecek olanı görmek istiyor gibi.
"Değilim." deyip oturma odasından çıktım ve tuvalete girmek üzere olan Gece'ye baktım.
"Çişim geldi."
"Tamam canım gir sen." dediğimde gözlerini kırpıştırarak arkamda bir yere baktı. Arkama baktığımda Alp Bey'i kucağında uyuyan Eren ile kapıda bize bakarken gördüm.
"Hadi Gece, gir." Ona dönerek konuştuğumda hızla kafasıyla onaylayıp tuvalete girdi. Bu defa Alp Bey'e döndüm. "Sizde gidebilirsiniz artık."
"Senin kızın mı?" Şaşkın sesini duyduğumda baygın bakışlar attım. "Ama en az dört yaşında o kız. Sende çok fazla durmuyorsun. Yoksa çocuk yaşta çocuk sahibi mi oldun?"
Benim cevap vermemi beklemeden kendi kendine üretip konuşan adama şaşkınlıkla baktım. İnanılmaz bir hayal gücü varmış.
"Alp Bey..." demiştim ki kızların odasından bir patırtı sesi geldi. Bakışlarımız oraya dönerken ne ara tuvaletten çıkıp odasına gittiğini bilmediğim Gece diğer kardeşlerini de uyandırmış kapının önünde üst üste düşmüş bir şekilde bize bakıyorlardı.
Alp Bey'in ifadesi inanılmaz bir şekilde şaşkınlıktan daha tuhaf bir şeye dönüşürken konuştu.
"Bir değil üç tane mi?"...
***
Umarım beğenmişsinizdir...