Duyurudur

1533 Kelimeler
İnsteeegram hesabımda kitabı nerede paylaştığımı Story atarak belirttim. Burada yayınlamayacağım. Yeni uygulamaya geçiyorum. Mafyanın tutsağı da orada olacak. Kitap yakında silinecek. Nereye gitti demeyin. ------------------------ Efsun toparlanmaya çalışırken ne yaptığını fark eden Aydın, kızı kaçırtacağını anlayınca elini saniyesinde ağzından çekti. Yavşakça kıza yanlamak yerine yine de ağır başlı bir şekilde “Özür dilerim,” diyerek anında geri vites yaptı. Kız ne olduğuna şaşırmışken “Fazla içtim, dengesizleştim, seninle alakalı değil, sarhoşum ben,” dedi. Özrü özür gibi değildi, cümleleri de hiçbir şekilde özür diliyormuş etkisi vermemişti. Gerçek bu, sen de seve seve kabul edeceksin dercesine konuşuyordu. Küfrederken de kızı kovarken de u dönüşü alırken de ses tonunda zerre iniş çıkış olmamıştı. Efsun, normalde arkasına bakmadan kaçması gerekirken adamda kendinden bir parça fark etti. Aydın da onun gibiydi… Gözlerindeki pırıltı sahteydi. Geri planda ölü bir adamın can çekiştiğini görebiliyordu sanki… Birileri kendisi gibi onun da canını yakmıştı. Nereden bildiğini kendisi de bilmiyordu ama kendisi adama bu yüzden yakın hissetmeye başlamıştı. Korkması gerekiyordu. Yabancının tekiyle, bir başına odadaydı. Adam sarhoştu, dengesizdi ama en kötü haliyle bile Bader’in yakının yamacından geçemezdi Aydın. Ve adamı teklifsizce öpmeye cesaret etmişti. Onu kırmamak için güzelsin dedi diye böyle bir şeye cesaret ettiği için kendini fazla mahcup hissediyordu. Bu yüzden ona değil; öğrendiği gibi yine kendine kızıyor, utanıyordu. Başını eğip “Ben, ben özür dilerim Aydın Bey,” diye kekeledi. “Yapmamam gerekirdi…” Aydın, kızın öpüşünden bir şey anlamamıştı. Nedense tiksinmemişti de… Bunu ancak idrak ettiği için şaşırmış, şaşırdığı için de kaşlarını çatmıştı. Kızı süzerken “Dediğim gibi, sarhoşum, kafam güzel, dengesizlik eden benim. Sen özür dileyecek bir şey yapmadın,” dedi. Bader’in öptüğü kızı öpmüş olmaktan dolayı bir tiksinti yaşıyordu. Ama yeterince tiksinmiyordu da. Siktiğini sikmeye de pek hevesi yoktu ama motivasyonu tamdı. Gerekirse öpebilirdi de… “Otur, biraz konuşalım,” dedi gönülsüzce. O sırada birkaç bardak daha içmeyi, böylece istediğini yapacak kadar kafayı bulmayı umut ediyordu. Şişeyi yanına alırken bu kez bardağı es geçmişti. Kızın kararsızlığını fark edince “Otur Efsun,” dedi. Kız otururken “İçmeye yaşın tutuyor değil mi?” diye bir kez daha sordu. Efsun, “Tutuyor da…” dedi. Hiç içmemişti. İçince ne olur bilmiyordu. Ama her şey daha kolay olabilirdi de… Kararsızca “Sen istersen içerim,” diye mırıldandı. “Sen neden içiyorsun?” diye sordu bir de. Eteğini tutup koltuğa oturdu. Gergindi, bir hata yapmamak için fazlasıyla dikkatliydi. Her kımıldanışında bir azar bekler gibi belli etmemeye çalışarak bakıp, bakışlarını yeniden kaçırıyordu. Aydın, kıza cevap vermeden şişeden bir yudum alıp yanına oturdu. Gözlerine bakarken şişeyi uzattı. Kız ikiletmeden içince bu kadar kolay kanmış olmasından dolayı kendini tuzağa çekiliyormuş gibi hissetmekten alı koyamadı. Kız ağzına aldığı minik yudumu hafifçe öksürerek yuttuktan sonra şişeyi önüne çekti. Ağzına bir bakıp duraksadı. Ne yapacağını merakla beklediğini fark edince şişenin ağzını silme isteğini bastırarak dudaklarına götürdü. Büyük bir yudum alıp indirdi. Yeniden kıza uzattı. “Beni neden öptün?” diye sordu. Kızın viskiyle nemlenmiş dudaklarına bakıyordu. Efsun, parmaklarıyla dudağını kurularken “Beni bunun için getirmedin mi? Güzelsin demedin mi?” diye sordu. Aydın, düşünmeden “Her güzelsin diyeni öpüyor musun sen?” diye sordu. Efsun, uzattığı şişeyi alıp onunla yarışır büyüklükte bir yudum aldıktan sonra yüzünü ekşiterek hafifçe öksürdü. Sonra, tıpkı onun gibi lafının ne anlama geldiğini düşünmeden “Bana daha önce kimse güzelsin demedi!” deyip bir yudum daha aldı. Aydın, kızı süzerken kafası giderek daha kıyak olduğundan mı, yoksa kızı ön yargısız bir şekilde incelemeye başladığından mı emin olamayarak gözüne güzel geldiğini fark etti. Gözleri bayağı iyiydi. Fazla iri, fazla masum, fazla derin bakıyordu. Saçlarındaki dalgalardan yansıyan ışığı da beğenmişti. Dudaklarının yüzünü ekşittiğinde ortaya çıkan kıvrımını da… “Kimseyi öpmedin yani o zaman?” diye sordu. Efsun, kirpiklerini indirdi. Hafifçe başını salladı. Aydın, “Sen evli değil misin? Bader seni öpmedi mi?” diye sorunca gözlerini irice açıp adama baktı. Başaranlardan olduğunu söylerken adamların kızı ya da akrabası olduğunu ima ettiğini, evli olduğunu bilmediğini farz etmişti. Adam evli, özellikle kiminle evli olduğunu bilmesine rağmen onun yanındaydı… “Biliyor muydun?” diye sordu. Aydın, alaycı bir ses çıkarttı. “Biliyordum tabi kızım,” deyip özüne döndü. Nezaket kılıfına bir türlü sığamıyordu, daha fazla üzerinde taşıyamayacaktı. Efsun, “Bader’den korkmuyor musun?” diye sordu. Kendi babası, annesi, abileri bile kayınbabasının adını duyunda geriliyor, Etidal başaran böyle istedi denilince emrini kuzu kuzu yerine getiriyordu. Bir koruma, alelade bir adam, korkmuyor muydu yani? Aydın, alayla dudağını kıvırıp “Bader kim amına koyim, onun neyinden korkacağım!” deyince mümkün değilmiş gibi görünse de gözlerini daha da açtı. Kocaman olmuş gözleriyle adama bakarken şişeden bir yudum daha aldı. “Duyarsa seni öldürür ki…” dedi. Aydın, bir daha gülüp “Oradan bakınca ölümden korkuyor gibi falan mı görünüyorum?” diyerek kıza yanaştı. Şişeyi elinden alıp koltuğun yanına bıraktı. Kız ne olduğunu anlamadan üzerine doğru eğildi. “Bader, seni öpmedi mi?” diye sordu. Efsun, bunun neden bu kadar önemli olduğunu anlamasa da başını hafifçe aşağı yukarı salladı. Adamın inanmadığını fark edince alışkanlıkla “Valla!” dedi. Aydın, “Neden?” diye sordu. Kızın dudağını baş parmağı ile okşarken gözleri de parmağını takip ediyordu. Kafası kıyakken, kızın da kafası güzelleşince daha da güzelleştiğini düşünüyordu. İçelim güzelleşelim dedikleri buymuş demek diye düşünerek “Siktir et,” deyip kıza eğildi. Dudaklarına yapışıp yavaşça öpmeye başladı. Efsun, yine küfrü yemekten korkarak geri çekilirken kızın sırtını yakalayıp elinden kaçmasını engelleyerek giderek artan bir hevesle dudaklarını talan etti, emdi, çekiştirdi, dudaklarını aralayıp inleyerek teslim olduğunda tüm ağırlığını kıza emanet ederek bacağının tekini koltuktan aşağı itti. Bacaklarının arasına yerleşip boynuna kayarken elini çoktan pantolonunu sıkıca tutan deri kemerine götürmüştü. Kız sere serpe uzanmak dışında bir şey yapmıyor, karşı çıkmıyor, her temastan memnun olduğunu belli eden küçük mırıltılar çıkartıyordu sadece… Başından beri istediği de buydu. Efsun, Aydın’ın şiddetli işgaline nasıl karşılık vermesi gerektiğini bilmiyordu ama mantıken işin nereye gittiğini anlayacak kadar da bir şeyler biliyordu. Öperken ya da okşarken heyecanlıydı, onu istiyordu, çirkinliğini umursamıyordu. İstediği de buydu… Yine de kendini çok çok az kötü hissediyordu. Kafası karışıktı. Başı dönüyordu. Bir şeyler talep edecek oluyor, ne isteyecek olduğunu bilemiyor; itiraz etmek de istiyor, neye itiraz edeceğini hatırlayamıyordu. Düşünceleri zihninde oluştuğundan daha hızlı bir şekilde dağılarak yitip gidiyordu. Kapı çaldığında kemerinden yeni kurtulmuş olan, kızın eteğini yukarı doğru iterek iç çamaşırını ortaya çıkartmıştı. Israrla çalmaya başladığında başladığı gibi aniden durdu. Duraksayıp kapının ardında birisi olduğundan emin olunca kızın üzerinden kalktı. “Bekle!” dedi buyurgan sesiyle. Üzerini çekiştirme gereği duymadan kapıya gittiğini gören Efsun, aceleyle kalktı. Eteğini indirirken korkuyla kapıdaki kimse onu göremesin diye koltuktaki yerini değiştirdi. Aydın, kapı aralığında dikiliyordu. Bedeni yüzünden içerinin görünmesine imkan bırakacak boşluk kalmamıştı. Adamı, “Abi, aşağısı karıştı, bize de sıkacak adam çıkar gibi, mesele çıkarsa haberdar et demiştin. Etidal altın takacağım deyip ortalık karıştırmaya çalışıyor,” deyince iç geçirdi. Kararsızca arkasına baktı. “Sen karışıklıktan faydalanarak araya kaynat, ben de geliyorum,” dedi. Adam onaylayınca ayaklanmış olan kıza baktı. Kızın yenge kelimesini duyduğunu yüzünden anlayabiliyordu. Bilinçli olarak seçtiği lafın kızın üzerindeki etkisini de… “Şimdi git, canını sıkmasınlar,” dedi. “Yarın alırım, konuşmamıza devam ederiz!” Efsun, “Yarın mı?” diye sordu. Hafifçe sendeleyip ayağından düşmüş olan ayakkabısını ayağına geçirdi. Başı dönüp duruyordu. “Nasıl?” diye sorunca Aydın, “Nasılını bana bırak, git şimdi, üzmesinler seni…” deyip kızın yanına gitti. Eli yanağını buldu. Okşayıp kızın dudaklarına eğildi. Önceki gibi yakıp yıkan cinsten olmasa da yine sağlam bir öpücükle esir alıp elinin altında eriyip gitmesine neden oldu. Düşünmeyince iş kolaydı. Efsun, hayal aleminde gibi odadan çıkıp gittiğinde telefonuna gitti. Kamerayı durdurup koltuğa geçti. Videoyu inceleyecek zamanı olmadığı için ilk baştaki öpüşmede durdu. Ekran görüntüsü aldı. Videoyu sardırıp kendi yüzünün görünmediği ama Efsun’un kim olduğunun net bir şekilde göründüğü kareleri seçti. Birkaç ekran görüntüsü daha aldı. Odadan çıkmak için hareketlendiğinde kızın saçından söküp aldığı örtüyü fark etti. Onu da alıp cebine sokuşturduktan sonra “Keşke donunu da çıkartsaydım,” diye mırıldandı. Eşarp karımın değil diyerek olayın içinden çıkmaya çalışacak olan Bader’in karısının donunu elinde görünce ne diyeceğini hayal ederek sırıttı. Aralarında geçenler yine unutup gitmişti. Bir amacı vardı. Ona odaklanmıştı. Yetmezse sikerim amına koyim diyerek kıza ertesi güne bir de randevu vermişti. Epeydir kimseyi siktiği de heves ettiği de yoktu. Ölü gibi dolanıp duruyordu. Buna niyeti vardı. Biraz da hevesi… Merakı… Bader’in kızı öpmediğine bir an bile inanmamıştı. Yine de öpmüştü. Düşündüğü gibi tiksinmemişti. Öpüşme işini de sevmişti. Kızın dudaklarını, inleyişini, teslimiyetini düşünürken olay kendi kendine baş sallayarak koridora çıktı. Resimleri adamına atıp “Ne yapacağını biliyorsun,” dedi. Adam gittiğinde sırıttı. Adımları fazla hevesli ve enerjikti. Bastığı yeri kırmaya çalışıyor gibi de sert… Aşağı inip laga lugaya devam ettiklerini kimsenin sıkmadığını görünce boş bakışlarını etrafta dolaştırdı. Sonra içmeye devam etmek için mekandan çıktı. Aracına geçip peşine takılan korumaları umursamadan gaza yüklendi. Kendini kimsenin rahatsız etmeyeceği bir yer bulduğunda arka koltuğa uzandı. Bir şişe kapıp galerisinde dolanmaya başladı. Hayatını siken kızın resimlerine geldi alışkanlıkla… Kıza bakarken kaşlarını çatmıştı. İçiyordu ama her zamanki gibi öfkelenemiyor, geberip gitsem de kurtulsam dedirten o acıyı her zamanki yerinde bulamıyordu. Resimleri kaydırıp Efsun’la olan fotoğraflarına geldi… Kızı süzerken “Amına kodumun kızı,” diye söylendi. “Güzelsin demedi diye adamı boynuzla, bir de kimse güzelsin demedi de… İçin lağım gibi olduktan sonra gözün güzel olsa ne yazar!” diye söylendi. Logar kapağı olarak düşündüğü dudaklarını neden bu kadar beğenmiş yalayıp yutmuş ve tiksinmiyordu, bunu da anlamıyordu. 1507
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE