3:Defol git

1414 Kelimeler
Aydın, kapıda ağamaya başlayan kızı süzerken kıza beli etmeden hafifçe tebessüm etti. Başından beri kiminle muhatap olduğunun farkındaydı. Efsun, dikkatini çekecek bir kız değildi. Öyle abartılı bir boyu posu, büyük göğüsleri ya da gösterişli bir kalçası falan yoktu. Aldatıldığından beri kızlarda aradığı özellikler bunlarla sınırlıydı, ciddi bir ilişki içine girmeye yeminliydi… Kimseye güvenmiyordu. Ciddi ilişki düşünmeyince de kafasının içinde neler döndüğünü umursamaması normaldi. Tipi iyiyse, kız da isterse önce kısa süreli bir rahatlama amacıyla keyfine, sonra da yoluna, işine bakardı. Şimdi bir de ağlıyordu… Yanına gitmeye gram hevesi yoktu ama uzun zamandır hiçbir şey yapmaya hevesi yoktu. Kendini değil ama ailesini mutlu etmek için her işe girip çıkmaya başlamıştı, düşmanının karısını sikip rezil etmek iş bile değildi. Zerre empati yapamıyor, kızın başına gelebilecekleri düşünmüyor, o an için umursamıyordu. Kız, halasının kocasını öldüren, kuzenlerine sürekli mermi yağdıran, ailesine tehdit oluşturan, Etidal Başaran’ın geliniydi. Yengesine, bacılarına alenen elime geçerse sikerim diye hakaret eden lavuğun da karısı… Öyle sikilmez böyle sikilir demek de boynunun borcuydu. Kız sarsılarak ağlamaya devam ederken Bader denen itin evlerinin avlusunda sarf ettiği lafları kafasında evirip çeviriyordu. Kararlı adımlarla kıza ilerlemişti ama başında dikilirken de kendini bir rahatsız hissetmişti. Duraksayıp kızın ağlayışını süzerken geriye doğru hafifçe kayan ayakları, vazgeçmek üzere olduğunun tek göstergesiydi. Kız başını kaldırıp yüzünü silerek ona bakmaya başladığında yüzü hala ifadesizdi. Onu süzüp, son yaşları silerken gözlerine odaklandığında kızın gözlerinde gördüğü şeyin ne olduğundan da emindi. Bu ben teklif etmek istemiyorum ama aranıyorum, beni becersene bakışıydı. Kaç kere gördüğünü bile bilmiyordu. Bakışları, kızın istediğini yapmasına neden olmasa da yanına oturup “Yardım edebileceğim bir şey var mı?” diye sormasıyla sonuçlanmıştı. Kız, ağladığı için boğuklaşmış sesiyle yüzünü, burnunu silecek bir peçete aranırken hemen cevap vermemiş olsa da “Elimden gelen bir şey varsa, yaparım!” diyen adamın kendinden emin sesiyle ona döndü. Yakasından çekip uzattığı, pahalıyım diye bağıran işlemeli mendilini parmağının ucuyla çekinerek aldı. Gözlerini sildi. Burnunu çekip adamın ona bakan bakışlarını görünce dayanamayıp yeniden ağlamaya başladı. Aklından geçenleri nasıl söyleyebilirdi ki? Tamamını yitirdiğini sandığı gururu kendini göstermek için tam zamanını seçmişti. Asıl istediğini söylemek yerine adam koluna teselli edercesine dokunduğunda “Saçma gelecek ama, sana bir şey sorabilir miyim?” diye sordu. Adam belli belirsiz başını sallarken tüm dikkatiyle gözlerine bakınca gözlerine bakmaya dayanamayıp başını eğdi. “Sence… Sence ben güzel miyim?” Aydın, kızın sorduğu şeyle hafifçe göğsünü şişirirken sesinde zerre tonlama olmadan “Güzelsin,” dedi. Kız umutla, büyükçe de şaşkınlıkla başını kaldırıp ona baktığında başını belli belirsiz salladı. “Güzelsin,” dedi. Kızın ismini öğrenmişti. “Efsun,” derken ismin ağzında bıraktığı tattan memnun olmasından bir rahatsız olarak yüzünü, yine neredeyse belli olmayacak şekilde ekşitip toparlandı. Kız “Gerçekten mi?” diye sorunca kolundaki elini kızın çenesine taşıdı. Yüzünü kendine kaldırdı. Kızın gözleri endişe ile sağa sola kayıp gören olmasından endişe edince “Buraya kimse gelemez, ben varken gelemezler,” dedi. Efsun, alakasızca “İsmimi nereden biliyorsun?” deyince yalan söylediğine dair tek bir emare göstermeden “Sordum, öğrendim, geldiğinden beri seninle konuşabilmek için peşindeydim,” diye cevap verdi. Efsun, onun kimin karısı olduğunu bilip bilmediğini merak ederken elinden sıyrılmak için hiçbir hamlede bulunmadan burnunu bir kez daha sildi. Avucundaki mendili dertop etmiş, kalkmamak, kaçıp gitmemek için sıktıkça sıkarak, minicik bez parçasından destek almaya çalışıyordu. Dışarıdan belli etmese de bedeni korkudan tir tir titriyordu. Kasları gerginlikten feryat ediyordu. Aydın’ın elinden kaçıp koşarak gitmemesinin nedeni taş kesecek kadar korkmuş olmasıydı. Far tutulmuş tavşan gibi, hipnotize olmuşçasına Aydın’ın kımıldanan dolgun dudaklarına bakıyordu. Adamın gözleri kenardaki ledlerle azıcık aydınlanmış loş bahçede avına atılmaya hazırlanan bir hayvanın gözleri gibi parlıyordu, gözlerinden de kopamıyordu. “Benim mi?” diye sorarken titreyen dudakları hafif aralıktı. Vücut dilinin adama gel beni öp diye bağırdığından habersizdi. Tek tecrübesi dayak yiyerek hakarete uğramak olan bir kız olarak, ona vurmak haricinde bu kadar yakınına sokulan ilk kişi de Aydın’dı. “Senin peşindeydim, güzelliğini görür görmez tanışmak için fırsat kollamaya başladım,” dedi. Efsun, “İsmimi öğrenmişsin ama… Kim olduğumu biliyor musun? Korumalardan birisin değil mi? Avan ailesinden?” diye sordu. Aydın, kızın onun kim olduğuna ayıkmadığını fark edince kızı yine onayladı. Çenesini parmak ucuyla okşarken “Sen de Başaranlardansın sanırım,” dedi. Bu dokunuştan tiksinmesi gerekiyordu, zihninin bir kısmını da bu meşgul ediyordu. Kız ‘hayır ben Bader Başaran’ın karısıyım’ demeyince aklındaki genelleme bir kez daha kendini güncelledi. Tüm kadınlar aynıydı. Tek tük iyi kadın vardı. Ama kendine denk gelenine henüz rast gitmemişti. Onda o şans yoktu. İlk vurulduğunu alan Avanlar olayının ilk istisnası kendisiydi. İlk vurulduğu kız, onu, adını, parasını, imkanlarını bir güzel kullanmış, sonra da sırtından vurmuştu. Kızı vurmaya bile kıyamamış, aşığım dediği itle yol almasına izin vermişti. Hala ara ara vurmayı, adamı da sikmeyi düşünüyordu ama kendine de yediremiyordu. Onu istemeyen, başkasına aşık olmuş bir kıza gönüllü olarak sağladığı imkanlar yüzünden satın almış gibi davranacak kadar adileşememiş olduğu için de günce on kere kendine küfrediyordu. Ailenin eniğinden cücüğüne hepsinin derdi, alay konusu olmuştu, bir on tur da bunun için sövüyordu. Canı yanıyordu. Kız sormadan “Aydın ben,” dedi. “Tanıştığıma çok memnun oldum,” deyip kızın çenesindeki elini yanağına götürdü. Sonra saçlarına… Saçından kayıp düşecekmiş görünen örtüyü tutan tokalardan kurtarıp yavaşça çekip aldı. “Gören olacağından endişe ediyorsan, kapalı bir yere geçebiliriz…” diye önerdi. Kızın yüzünü süzüyor, hala bu kadar incelemesine neden olan şeyi anlamaya çalışıyordu. Parsel parsel yaptığı incelemede ayrı ayrı hiçbir yerini beğenmemişti. Ama parçalar birleştiğinde hoş görünüyordu. Dudağında belli belirsiz ruj kalıntısı, gözlerinin altına yayılmış sürmesi, uzun kirpikleri, açık kumral saçları, kahvenin neredeyse bal renginde iri gözleri… Kabul etmek istemese ilk bakışta beğenmediği kız onu tahrik etmeye başlamıştı. Efsun, “Görürlerse…” deyip itiraz etmeyince yavaşça ayaklandı. “Göremezler, gel sen,” deyip kızın elini tutarak buzlarının çözülmesini sağladı. Zarifçe ayaklandığında saçından çekip aldığı şifonun karaltısında kalan gerdanını fark etti. Kızın teni gün görmemiş gibi bembeyazdı. Elini sımsıkı kavrasa da sağa sola endişeyle bakmayı ihmal etmeyince kızı kendine çekti. “Gel, korkma…” diyerek içeri yönlendirdi. Az önce geçmesine izin vermediği kapılardan birinden geçirerek kızı servis asansörünün olduğu kısma soktu. Asansörde endişeden kıpıp kıpır kıvranırken aynadaki yansımasına bakıp durduğunu fark etti. Bader’in karıyı aldattığını tasavvur ederek kızda bir özgüvensizlik meydana geldiğini, belki de birazdan ne bok yedim diye ağlayacak olmasına rağmen sırf herifin inadına, intikam için ona vermeye meylettiğini düşünerek kendi çıkarımına evet dercesine gözlerini kapayıp açtı. Kız yine yansımasını süzerken “Çok güzelsin,” diye tekrar etti. Kızı araklamak için fazlasını söyleyecek tipte biri değildi. Kandırası da yoktu. Zaten vermeye dünden de hazırdı hani… Kız, çenesini hafifçe kaldırıp kızararak “Teşekkür ederim,” dediğinde ince sesi ve duruşu yüzünden aniden kaşlarını çattı. Niyetlendiği Efsun kaç yaşında bilmiyordu ama şimdi gözlerine biraz küçük gelmeye başlamıştı. Reşit olmayan bir kızı sikmeye çalışıyorsa kendinden biraz daha tiksinebilirdi hani… Kafasındaki intikam planı da yatardı. Etidal gibi sübyancı bir sapığın oğlu olan Bader, küçük bir kızı karı diye almış olabilirdi hani… Kıza resmi nikah kıymadığını biliyordu, yaşını sormak ancak aklına gelmişti. “Efsun, yaşın kaç?” diye sordu. Kendisi yirmi altı olmuştu. Kız, yutkunup “Yirmi iki,” dediğinde gözlerini kıstı. Kızı süzerek asansörün açılan kapısını kapatıp servis dışı kalmasına neden olan kırmızı tuşa avucunu bastırdı. Bu yaptığı ile kızı kafesleyivermişti. “Efsun, yaşın kaç senin?” diye sorarken kızın üzerine biraz daha eğilip renginin atmasına neden oldu. Kız korkuyla sırtını metal duvara yaslarken “On, on dokuz…” deyince aralarındaki mesafeyi iyiden iyiye kapattı. “Doğru mu?” diye sordu. “Daha küçük gösteriyorsun! Küçük bir kıza dokunamam!” Efsun, adamın kendine dokunmaya meylettiğini anladığı için hem ümit hem de delice bir korkuyla yutkunup başını salladı. “Valla,” dedi safça. Aydın kızın saçına istemsizce bir daha dokunup tellerin elinden kaymasına neden oldu. “Tamam, o zaman,” deyip elini tuşun üzerinden çekti. Kapı açılınca kızın elini yakalayıp fikrini değiştirmeden işi bitirmek için en yakındaki odaya ilerledi. Odaya girdiklerinde daha da gerilince kapıyı kilitleyip kenardaki içki dolabına ilerledi. Bir yandan da cebinden telefonunu çıkarttı. Kızı götürmeyi kafaya koymuştu ama kuzeninin düğünün gerçekleştiği aile otelinde değil. Bu kadar çabuk değil… Kamera kuracak vakti olmamıştı… Koridorda sikerek götünü millete göstermeye de karşıydı. Telefonunu kenara bırakırken kendine bir bardak aldı. Hızla tepesine dikerken kızın endişeyle bir kapıya bir elindeki içkiye bakıp durmasıyla bardağı indirdi. Bırakırken telefonunun kamerasını açtı. Uzun gövdesi, atletik bedeni işini kıza göstermeden yapmasında yardımcı olmuştu. İşini hallettiğinde kıza doğru ilerledi. Kızı yatağa atmak için ilerlerken kız nereden geldiğini kendisinin de bilmediği bir cesaretle onu yarı yolda karşılayıp kollarına tutunarak dudaklarına yapışınca kaskatı kaldı. Nazikçe, ne yaptığından bile haberi olmadan öperken kızın belini zorlukla tuttu. Kendinden koparıp itti. Elinin tersiyle ağzını istemsizce sildi. “Defol git,” dedi. “Siktir git!”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE