Esaret

1039 Kelimeler
Minibüsün kapıları yüzüme kapandığında, dünyam zifiri karanlığa büründü. Kamyonetin kirli, nemli arka koltuğuna sertçe fırlatıldım ve araç, hızla ara yollara saparak izini kaybettirmeye başladı. Bileklerime kaba bir ipi sertçe bağladılar. Acı, fizikseldi ama asıl acı, Korhan'ı bir daha görememe ihtimalim olmasıydı. Saatler geçti, zaman kavramımı yitirdim. Benzin ve nem kokan bir yere vardık. Beni kolumdan sertçe çekerek loş bir odaya sürüklediler. Tek bir çıplak ampul, kirli, beton zemini aydınlatıyordu. Maskeli adamların lideri, kalın, boğuk bir sesle konuşmaya başladı: "Sen Albay Gökhan'ın kızısın. Onun en zayıf noktası. Çok işimize yarayacaksın." Başımı kaldırdım. Gözlerimde o ralli pistindeki inatçı kıvılcım vardı, ama hızla sönüyordu. "Beni şimdi öldürseniz iyi edersiniz yoksa öldürmediğinize çok pişman olacaksınız." "Öyle mi?" Lider, beni sandalyeye itti. Ardından, cebinden parlayan, keskin bir bıçak çıkardı ve bileklerimden başlayıp omzuma doğru bıçakla tenime çizgi çekti. Bıçak, korkutmak için değildi. Tıpkı Korhan'ın öfkesi gibi, bu acı da keskin ve yakıcıydı. Vücudumdaki her lif, direnmek istiyordu ama yorgunluk ve şok, irademi tüketiyordu. Yaralandığımı biliyordum. Artık sadece dayanmaya çalışıyordum. Ama karşımda pis pis sırıtan iğrenç adam duracak gibi görünmüyordu. Diğer koluma da çizik attıktan sonra birden bıçağı omzuma sapladı. Ben acıyla çığlık atarken içimde ağlama isteği oluşmuştu. Hayatımı adamak istediğim hayalim elimden kayıp gitmişti. Bu kesiklerle dolu bedenimle araba falan kullanamazdım ki ben. İşkence bittiğinde, bileklerimdeki ip çözüldü ama hareket edecek gücüm yoktu. Lider, kirli bir cep telefonu çıkardı ve kaydı başlattı. Kamera, bitkin, yaralı yüzüme odaklanmıştı. Gözlerimde ne bir meydan okuma ne de bir umut vardı; sadece tükenmişlik vardı. Beni öldüren hayalimi kaybetmek olacaktı. Lider, kameraya döndü. "Türk askeri! Bu kız, Albayınızın kanından. O bize istediklerimizi vermezse, bu kızın canı bize hediyedir. Size son süreniz tanındı. Bu mesaj, Komutanınızın eline geçecek." Kayıt bittiğinde odadan çıktılar. Kendimi beton zemine bıraktım. Vücudum titriyordu, nefes almakta zorlanıyordum. Ralli tutkum, Korhan’la yaşadığımız o tutkulu gerilim, meydan okumalarım... hepsi bu soğuk, pis odada anlamsızlaşmıştı. Korkum, yavaş yavaş yerini mutlak bir çaresizliğe bıraktı. Korhan’ın bana olan öfkesi ve en son söylediği o soğuk sözler, şimdi gerçeğe dönüşmüştü. Onun gözünde bir "sorun"dum ve şimdi bu sorun, tüm timi, tüm karargâhı tehlikeye atmıştı. Üstelik Albay’ın kızının yerine kaçırılmıştım. "Sana bir şey olsa ne yaparım ben Reyna!" Korhan'ın son sözleri kulaklarımda yankılandı. Yarım kalan aşk korkusundan Korhan hep benden uzak durmaya çalışmıştı. Yapamayınca bir cesaretle ilişkimiz için adım atmıştı ama sonunda korktuğu başına gelecekti. Bizim aşkımız yarım kalacaktı ve Korhan belki de öldürülmem için kendisini suçlayacaktı. Onu seviyordum, son nefesimde bile onun adı çıkacaktı ağzımdan. Gözlerimi kapattım. Kaçış yoktu. Bu karanlık, soğuk odada, sessiz bir sona doğru sürükleniyordum. Kimsenin bilmediği bir ralli pilotu olarak başlayıp, yanlış hedef olarak bitmek... Bu, asi ruhumun en acı sonuydu. Gürültü sesleriyle gözlerimi araladığımda odaya bir grup teröristin akın ettiğini görmüştüm. Ben korku ve şaşkınlıkla onlara bakarlarken bir tanesi bileklerimi birbirine kelepçeledi. İki tanesi de ellerinde sopalarla yanıma gelmişlerdi. Ben soğuk bir şekilde onlara bakarken adamlardan biri yüzüme tokat attı. Başım yana savrulurken eli boynuma gitti ve kurt pençesi kolyemi kopardı. Anında bağırdım. "Hayır!" Adam gülerek kolyeyi cebine atarken benim boynum yanıyordu. Nefretle onlara baktığım sırada adamlar sopayla bana vurmaya başladıklarında, yere düşmüştüm. Kafamı çevirdiğimde, arkada duran kişiyi gördüğümde şaşkınlıkla donakaldım. Tuğçe buradaydı... - Tuğçe istihbarat çalışanı olarak en önemli görevlerinden birine çıkmıştı. Milli bayramda haince saldırılar planlayan terör örgütlerinin durmaya niyeti yoktu ve Tuğçe, en iyi ajanlardan biri olarak bu teröristlerin arasına sızmakla görevlendirilmişti. İşini hakkıyla yapıp hepsini etkisiz hale getirmeyi istiyordu. Lider ve yandaşları yanlarında duranlara güvenmediği için planlarını gizlice tasarlıyorlardı. Ama Tuğçe her şeyi öğrenmeye çok yakındı. Siyah minibüs geldiğinde içinden Reyna'yı çıkarttıklarında Tuğçe şok yaşamıştı ama sesini çıkarmayıp onlara yardım etti. Uygun bir fırsatta birimdekilere haber vermesi gerekiyordu. Fırsat kolluyordu. Ölmemesi için de elinden geleni yapacaktı. Gerekirse kendisi onu vuracaktı. Reyna'ya vurulan her sopada Tuğçe'nin içindeki ajanlık zırhı çatlıyordu. Reyna'nın boynundan kopardıkları kolyeyi cebine atan adamı sakin bir şekilde izledi. Tuğçe'nin planı basitti: Reyna'nın yaşadığı bu sığınağın yerini, birimin kolayca bulabileceği bir sinyal bırakarak ifşa etmekti. Defne ve Merve köydeki hırsızlık olayı için devriye aracıyla olay yerine intikal edip gerekli tutanakları tuttuktan sonra kendi birimlerine dönmek üzereyken anayolun kenarında terk edilmiş bir araç gördüklerinde durdular. Merve, araca yaklaşırken plakasını kontrol etti. Gözleri şaşkınlıkla açıldı. "Defne, bu... bu Reyna'nın arabası!" Aracın kapısı hafif aralıktı ve içeride belirgin bir zorlama ya da kan izi yoktu. Ancak, Defne hemen çevreyi incelemeye başladı. Eğitimli gözleri, asfaltın kenarındaki ince tekerlek izlerine takıldı. "Merve, gel buraya," dedi Defne, bir eli silahında. "Bu, normal bir durma değil. Lastik izleri, aracın aniden durdurulduğunu gösteriyor. Ve... bak!" Defne, asfaltın hemen kenarındaki ince, sıradan bir ayakkabı izinin hemen yanında, kalın dişli yarış lastiği izleri olduğunu gösterdi. Bu izler, aniden kesilmişti. "Reyna buradaydı," diye fısıldadı Merve, sesi titriyordu. "Ama neden bir yarış pistinin yakınında?" Defne, etrafına bakındı. "Merve, hemen Komutan Korhan'ı arıyoruz." Korhan, timine talimatlar yağdırırken, yoğun işleri bitirmek için elinden geleni yapıyordu. Görevlerini halledip Reyna'yı kollarının arasına alıp dinlenmek istiyordu. Telefonu çaldığında elindeki evrakları bırakıp cevapladı. Ses, Defne'ye aitti. "Komutan Korhan! Jandarma Merve ile birlikteyiz. Eski ralli pisti yakınında Reyna'nın aracı terk edilmiş durumda." Korhan'ın zihninde bir şimşek çaktı. Reyna'nın başına gelebilecek milyon ihtimal gözlerinin önünden geçerken ilk defa kalbi acımıştı. Bu ona büyük bir öfke verdi. Korhan'ın yüzündeki acı, yerini soğuk, demirden bir kararlılığa bıraktı. Gözleri, artık sadece avcı gibi bakıyordu. " Bana o bölgenin koordinatlarını gönderin." Korhan öfkeli bir şekilde harekat odasına giderken Mert, onda bir haller olduğunu fark edip yanına gitti. "Ne oldu?" "Reyna'nın aracı terk edilmiş halde bulunmuş. Lastik izleri var kaçırılmış olmasından korkuyorum Mert," dediğinde Mert de öfkelenmişti. "Sakin ol buluruz onu." "Hiçbir iz yok. Geç kalıp onun cesedini bulmak istemiyorum Mert." Mert onun omzunu sıvazlarken Albay birden odaya daldı. İkisinin de gözleri yüzü kireç gibi beyazlayan albayı bulmuştu. "Bunu görmeniz gerek." Albay, telefonu Korhan'a uzattı. Ekranda Reyna’nın yaralı, bitkin yüzü, çıplak ampulün loş ışığında görünüyordu. Bedeni kesikler ve morluklar içindeydi. Birkaç video göndermişlerdi ve birinde kızın kolunu boydan keserlerken diğerinde sopayla dövüyorlardı. Boynunda da kesik vardı ve kolyesi de yoktu. Korhan, Reyna'nın acısını tüm hücrelerinde hissetti. Bu görüntü, onun içinde bir şeyleri koparmıştı. Yumruğunu sıktı, tırnakları avucuna battı. Öfkesi tüm bedenini ele geçirmişti. Bakışları öyle karanlıktı ki Albay ve Mert onun ilk defa bu yüzünü gördüklerini fark etmişlerdi. Terörist liderin tehditkâr sesi yankılandı: "Türk askeri! Bu kız, Albayınızın kanından. O bize istediklerimizi vermezse, bu kızın canı bize hediyedir. Size son süreniz tanındı. Bu mesaj, Komutanınızın eline geçecek."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE