15 Kasım 2022
Ambulans, siren sesleri eşliğinde aldıkları ihbar sonucu vakaya ulaştılar. Bu vakaya gelme saatleri öğle saatiyle bir buçuktu. Merkezden isimsiz bir ihbar almışlardı: Genç bir kız, kanlar içinde yerde yatıyordu. İhbarı yapan kişi yalnızca bunları söylemişti ve ardından telefonu kapatmıştı. 112 Acil Servis hattına ulaşan bu ihbar sonucu, ekipler hemen olay yerine ulaşmışlardı.
Ambulanstan indiler ve vakaya yaklaştılar.
Maalesef gelen ihbar doğruydu. Yerde genç bir kız kanlar içinde yatıyordu.
“Nabzını kontrol edeceğim.” dedi Att adam. Bu işteki beşinci senesiydi. Diğer adam ise geç kaldıklarını düşünmüştü, ihbar geç yapılmıştı.
Siyah saçlı olan eğildi ve Aslı’nın nabzına baktı. Nabız yoktu, kızın bu kan kaybına dayanabilmesi mümkün değildi. Karnından aldığı bıçak darbesi ile genç kız kan kaybından dolayı can vermişti. İhbar daha önce yapılsaydı ve ekipler gelseydi eğer kızın hayatta kalma ihtimali vardı ama mukadderatı böyleymiş.
“Nabız var mı?” diye sordu.
Üzgün bir şekilde arkadaşına baktı siyah saçlı att ve dudaklarını birbirine bastırarak, başını olumsuz anlamda iki yana salladı.
“Ex.” dedi ve kıza son kez baktıktan sonra ayağa kalktı.
“Bıçakla öldürülmüş.” dedi arkadaşına eliyle cesedi gösterirken. “Baksana, bıçak karnında saplı halen.” dedi. Kim, neden gencecik bir canı hayattan koparmıştı ki?
“Allah rahmet eylesin.” dedi diğer adam üzgünce. “Yazık, daha çok da gençmiş.” Diğer adam da üzgünce başını salladı.
Ardından polis sirenleri sesi duyunca, kendilerine yaklaşmakta olan polis ekiplerine baktılar.
Polis arabasından ilk önce orta yaşlı bir adam indi, sonra ise yeni mezun polis indi.
“Bir ihbar aldık.” dedi yaşlı olan, kemerini düzeltti ve sağlıkçılara baktı.
“Bıçakla yaralama olmuş.” diye ekledi amir. Siyah saçlı olan başını salladı olumlu anlamda ve üzgünce cesede baktıktan sonra amir ile konuştu.
“Evet, ihbar doğru. Biz de ihbarı alınca geldik hemen. Bıçakla yaralanma sonucu kan kaybından dolayı ölmüş.” dedi. Amir başını olumlu anlamda salladı. "Elimizden gelen bir şey yok. Biz geldiğimizde çoktan ölmüş."
“Artık vaka bizde!” dedi sağlık ekiplerine. Sağlık ekiplerinin yapabileceği hiçbir şey yoktu.
“Oğlum, bak buraya.” dedi amir. Genç polis memuru, amirine baktı. “Olay yeri inceleme ekibine haber ver.” dedi. Genç memur, telefonuyla merkezi aradı ve olay yeri incele için ekip gönderilmesini istedi.
“Gasp mı acaba?” dedi genç memur. Amir etrafa göz attı, meraklı birkaç kişi olay yerine gelmişti, “Uzaklaştır insanları.” dedi canı sıkkın bir şekilde. Meraklı gözlerden bazıları, ellerindeki telefon ile olay yerinden görüntü almaya çalışıyordu. Az sonra olay yeri inceleme ekibi geldi. Anında etraftaki insanlara “Uzak durun.” “Lütfen fotoğraf ve video çekmeyin.” uyarısı yapıldı. Bazı insanlar, cesede yaklaşmak isterken “Ne yapıyorsun kardeşim, git buradan!” diye sert bir şekilde uyarıldı. İtiş kakış yaşandı, meraklılar biraz kızdı.
Polis memuru elini silahına uzatarak konuştu, “Derhal terk edin burayı, alırım sizi gözaltına!” İnsanlar polis memurundan çekindiler ve söylenerek uzaklaşmaya başladılar.
Olay yerini incelemek içim gelen ekip, etrafı olay yeri inceleme, girilemez yazısı ile çevreledi. İnsanlar merakla izliyordu. Amir ve yeni gelen ekipteki kişi tokalaştı. “Bıçakla yaralanmış, kan kaybından ölmüş.” dedi. Yeni gelen memur başını salladı.
“Nasıl olmuş olay?” dedi etrafa bir bakış atarak. “Görgü şahidi var mı?”
Başını olumsuz anlamda salladı amir. “Biz geldiğimizde yalnızca sağlık ekipleri vardı.” Diğer adam da başını olumlu anlamda salladı. Ardından etrafa memnuniyetsiz bir bakış attı. “Peki cesedin kimliği tespit edildi mi?” Amir ile birlikte cesedin yanına geldiler. “Karnından, bıçakla darbe almış ve yoğun bir kan kaybı sonucunda ölmüş.” dedi adam. “Bıçak hala karnında saplı.” Eline eldiven giymişti. Ekip, fotoğraf çekti; yerde genç bir kız yatıyordu. Maktul, son anlarını bıçağa tutunurken geçirmişti.
“Amirim, çantasını bulduk.” Amir başını kaşıdı, genç memurun elinde tuttuğu çantaya göz attı. “İçinden kimlik çıktı mı?” Genç memur, çantanın içinden cüzdanı buldu ve kısa bir göz attı. “Cüzdanında kimliği ve bir miktar para var.” Polis memuru kaşlarını çattı ve elini uzattı.
"Kimliğini ver bakayım?" dedi amir. Ardından kimliği inceledi ve sesli bir şekilde okudu. "Aslı Şenay Akıncı. 14 Haziran 2000 doğumlu. Henüz yirmi iki yaşında genç bir kız." Sıkıntıyla gözlerini kapatıp açtı.
"Çok gençmiş." dedi amir. Diğerleri ile birlikte ah çekti.
Diğer memur yanına geldi ve amire baktı. “Cüzdanı duruyor, bunu yapan her kimse neden cüzdanı ve paraları almadan gitmiş ki?” Amir bir iç çekerek tekrar etrafa baktı.
"Etrafta görgü tanığı, kamera var mı? Bir araştırın çocuklar" dedi.
"Zzzz. Zzzzz."
"Bu ses nereden geliyor böyle?" dedi amir. Bir telefona ait zil sesine benziyordu. Sese dikkat kesildi herkes. Çağrı devam ederken, genç memur çöp kutusunun yanına gitti. Ses bu telefondan geliyordu, etrafa göz attı ve telefonu eline alarak, komisere doğru yürümeye başladı. Telefonu amire uzattı.
"Kızın telefonu mu bu?" dedi amir. "Alo?" dedi telefonu açarak. "Kimsiniz?" dedi. Karşı taraftan bir ses gelmeyince telefona bakıp tekrar "Alo?" dedi. Arayan her kimse, telefonu kapatmıştı. "Kapattı arayan her kimse." Anlamsızca baktı. "Alın bu telefonu da inceleyin" dedi. Sonra ambulansa baktı, "Az önce çantasından telefon çıkmış mıydı?"
"Hayır amirim"dedi genç memur. Amir başını tamam anlamında salladı. “Bunu yapanın derdi neydi acaba?” diye mırıldandı amir. Cıkcıkladı.
Olay yeri inceleme ekibinin işi bitmişti.
Sağlık ekipleri, Aslı’nın cansız bedenini siyah, ceset torbasının içine yerleştirdikten sonra sedyeyle birlikte ambulansın arkasına yerleştirdiler. Attler de ambulansa bindiler ve hastaneye doğru yola çıktılar.
***
Semra, bez bebeği ile oynuyordu. Annesi ise, ablasının eve gelmesini bekliyordu. Kızının nöbeti bitmiş, çoktan evde olması gerekiyordu ama hala ortada yoktu.
Bir kez daha camdan baktı, elindeki danteli kenara bıraktı. Kızı hiç böyle yapmazdı. Gecikeceği zaman annesini arayıp mutlaka haber verirdi. Beyza Hanım daha fazla dayanamadı ve telefonunu eline aldı. Aslı’nın adını rehberden bulduktan sonra aradı. Telefonu çalıyordu.
Telefon açılmıştı.
“Alo?” dedi hemen Beyza Hanım. “Kızım neredesin sen kaç saattir?”
“Alo?” diye bir ses duydu Beyza Hanım. Karşı taraftan gelen ses sonucunda kaşlarını çattı ve telefonunun ekranına baktı. Hayır, yanlış numarayı aramamıştı.
“Siz kimsiniz?” diye sordu. “Kızım nerede?” diye ekledi merakla. Semra, bebeği ile oynamayı bıraktı ve annesinin yanına geldi. Annesinin dizinin dibinde duruyordu, bir elini annesinin dizinin üstüne koymuştu.
“Öncelikle sakin olun.” dedi telefondaki kişi. “Aslı’nın telefonu neden sizde?” diye sordu annesi. “Hanımefendi, kızınızı şuan x hastanesine götürülüyor...” Beyza Hanım önce çok şaşırdı, vücudu buz kesti. “Kızıma bir şey mi oldu?” diye sordu. Elleri titremeye başlamıştı, göğsünde bir acı vardı. Boştaki elini, kalbinin üstüne yasladı. “Kızım iyi mi?” diye sordu. Hastanenin adını tekrar sordu, telefonu kapattı ve eşini aradı.
Erdem Bey, inşatta duvar ustası olarak çalışıyordu. Telefonunun çaldığını duyunca durdu ve baretini düzeltti, arkadaşına “Evden arıyorlar...” dedi ve telefonunu yanıtladı.
“Alo?” dedi. Karısı iş çıkış saatine yakın arardı genelde.
“Hayırdır Beyza?” diye sordu.
“Erdem...” dedi Beyza endişeli bir şekilde. Erdem kaşlarını çattı, “Ne oluyor hanım?” dedi meraklı bir şekilde. Erdem’in arkadaşları Erdem’e baktı merakla.
“Erdem... Aslı eve gelmedi!” dedi karısı.
“Aslı eve gelmedi mi?” dedi kaşlarını çatarak. “Gelir yahu... Takılmıştır arkadaşlarıyla... Aradın mı sen kızı?” diye sordu. Diğer ustalar işe devam ediyor, bir yanda da merakla Erdem’i izliyorlardı. “Abi bir sorun mu var?” diye sordu Hasan. Erdem ona eliyle bir dakika işareti yaptı ve Beyza ile konuşmaya devam etti.
“Erdem ben aradım Aslı’yı... Telefonunu başkası açtı. Kızı x hastanesine götürüyoruz dedi...” Erdem alnını silerken dondu, kaldı. “Ne? Ne olmuş Aslı’ya?” dedi irkilerek. “Kızı niye hastaneye götürüyorlar?” Beyza ağlamaktan konuşamıyordu. “Erdem eve gel, çabuk, biz de gidelim.” Erdem başını salladı. “Tamam, ben izin alıp geliyorum hemen. Sen hazırlan...” dedi ve telefonunu kapattı. Şantiyedeki ustalar da durmuş, Erdem’i izliyorlardı.
“Hayır ola abi?” dedi Hasan usta elindeki işi bırakarak. Erdem elini yüzüne götürdü ve başını tuttu. Telaşlıydı, “Yav...” dedi. Sağa sola baktı, herkes merakla ona bakıyordu. “Hanım aradı, bizim kızı hastaneye götürüyorlarmış!” Şantiyedeki işçilerden bir şaşkınlık nidası yükseldi. “Kaza mı geçirmiş?” diye sordu birisi. Öbür işçi eline aldığı baretle Erdem’in yanına geldi, “Kızın iyi mi?” diye sordu.. Erdem omzunu silkti, “Bilmiyorum, eve gidip hanımı alacağım... biz de hastaneye gideceğiz...” İşçilerden biri şefi görünce seslendi. Şef gelince Erdem hızlıca konuştu ve izin alarak şantiyeden ayrıldı.
Eve gelince kornaya bastı. Karısı; kızını, komşuya emanet ediyordu. Komşuları endişeli bir şekilde Beyza ve Erdem’in arkasından baktı. Semra ile birlikte içeriye girdiler... Beyza ise aceleci adımlarıyla arabaya bindi; kocası emniyet kemerini takmasını beklemeden gaza bastı.
“Ne olmuş kıza?” diye sordu.
“Bilmiyorum... Gelmeyince merak ettim, aradım... Telefonu başkası açtı, kızını hastaneye götürüyoruz dediler...” dedi gözyaşını tülbentine silerken. Aceleyle evden çıkarken ne bulduysa geçirdiği ayağının birinde terlik, ötekisinde ayakkabı vardı. Erdem arabayı hastaneye sürdü.
Ambulans hastanenin önüne gelince sedyeyi indirdiler ve cesedi morga götürdüler.
Morgun önüne geldiklerinde inanılmaz bir şey oldu ve ceset torbası hareket etti. Personel korkarak geriye çekildi, birbirlerine baktılar. Gerekli kişilere haber verildi, ardından doktor geldi. Muayene etti ve getirilen kişinin ölmemiş olabileceğini söyledi. Gerekli müdahaleyi yaptılar ve hastayı morgdan çıkararak, yoğun bakıma götürdüler. Doktorlar ve hemşireler tarafından hasta entübe edildi; gerekli kontroller ve işlemler yapıldı.
Beyza ve Erdem nihayet hastaneye ulaştılar. Apar topar arabadan indiler ve koşar adımlarla acil servis kapısından giriş yaptılar, danışmaya sorular sordular ve danışmanın yönlendirmesiyle yoğun bakım kapısının önüne geldiler.
Bir an önce kızlarını görmek istiyorlardı ama içeriye kimse alınmıyordu. Bir doktoru görünce onlara kızlarının durumunu sordular. Doktor, kızlarının bilincinin kapalı olduğunu, hastaneye getirildiğinde çoktan komaya girdiğini ve bitkisel hayata geçiş yaptığı için yoğun bakımda olması gerektiğini anlattı. Acılı aileyi teselli etti. Az sonra yanlarına polis memurları geldi. Aile ile konuşmak için biraz beklediler, anne fenalaşmıştı. Babanın ise tansiyonu düştüğü için bayılmıştı.
Hengame biraz durulduktan sonra polisler, doktorla konuştular. Doktor, böyle bir şeyin nadir olduğundan bahsetti. Öldüğü düşünülen hastanın, hastaneye getirildiğinde çoktan komaya girdiğini ve bitkisel hayata geçiş yaptığı için yoğun bakımda olması gerektiğini anlattı. Polis memuru, hastanın uyanıp, uyanmayacağını sordu. Doktor,hasta bitkisel hayatta olduğu için net bir şey söylemeyeceğini, hastanın yaşayıp yaşamayacağını, Yaratıcı’nın takdirine kaldığını söyledi. Polis notlar aldı, aileye bir bakış attı ve daha sonra tekrar gelmek üzere hastaneden ayrıldılar.
Birkaç saat geçti. Daha sonra polisler, tekrar aile ile iletişime geçti. Kızları ile ilgili sorular sordular. Bir düşmanı var mıydı? Son günlerde nasıldı?Herhangi birinden tehditler alıyor muydu? Onu rahatsız eden biri ya da birileri var mıydı? Anne üzgünce otururken; acılı baba ise boğazındaki yumru ile bütün bildiklerini polise anlattılar. Polisleri gerekli bilgileri aldıktan sonra aileye herhangi bir yere gitmemelerini, gerekli durumlarda tekrar iletişime geçeceklerini söylediler. Eğer bir şey hatırlarlarsa ya da bir şey olursa diye iletişime geçmeleri için bir polis memuru, aileye cep telefon numarası verdiler.
Aile, kızlarını yoğun bakım önündeki banka oturarak bekliyordu. Bir ara küçük kızlarını bıraktıkları komşuyu aradılar, kızlarını bu gece onlara bırakmaları gerektiğinden bahsettiler. Komşu, kabul etmişti. Aslı iyileşene kadar, Semra’ya bakmanın zor olmayacağından bahsetti; her zaman onu arayabileceklerinden söz etti. Telefon etmeleri yeterliydi, yardım etmek için hazırdı.
Saatler biraz daha ilerledi. Hava karardı, akşam haberleri tüm ülkede yayınlandı.
Haber bültenleri, anons geçtiler.
“Sayın seyirciler, bugün öğle saatlerinde, genç bir hemşire bıçaklanarak yaralandı... 112 acil servis hattına gelen şüpheli bir ihbar üzerine, ekipler olay yerine gittiklerinde genç hemşireyi yerde, kanlar içinde bulundular...” Ekranda kalabalık grubun içinde insanları engellemeye çalışan polisler görüldü. Sarı, Olay yeri inceleme, girilemez yazısı yer aldı. “Sağlık ekipleri, yaralı genç hemşireye gerekli müdahaleyi yaptıktan sonra genç hemşire, hastaneye kaldırıldı.” Ekranda ambulans görüntülendi. “Ailesi, genç hemşirenin nöbet çıkışı eve gelmemesi üzerine kızlarına ulaşmak için aradıklarında, kızlarının telefonunu açan bir görevli tarafından, Aslı Şenay Akıncı’nın hastaneye kaldırıldığını öğrendi.”
Ekranda Aslı Şenay Akıncı’nın fotoğrafı getirildi. Kumral, tepeden bağlanılmış saçları; mavi güzleri ve gülümseyen dudakları ile karşıya bakıyor. Üstünde, beyaz hemşire forması var.
“Olay yerine intikal eden polisler, genç hemşireye kim ya da kimlerin saldırdığını öğrenmek için soruşturma başlattı.”
Ekrandan fotoğraf kaldırıldı ve spiker tam kadraja alındı. “Genç hemşireyi ağır yaralayan saldırgan, polis ekipleri tarafından her yerde aranıyor.”
Gün bitti ve dünya yeni bir güne uyandı.
***
Süslü, Aslı’ya bedenine dönene kadar, dünyada bir süre bedensiz dolaşacağını söylememişti.
“Gerçekten kendim olarak mı var olacağım?” diye sordum. Dünyaya katilimi bulmak için dönmüştüm. Önce farklı bir kimlikle otuz gün geçireceğim söylenmişti ama sonrasında bunda bir değişikliğe gidilmişti. Bu sabah Süslü Hanım, tekrar Aslı Şenay Akıncı olacağımı söylemişti. Bu haber beni sevindirmişti ama içimde endişe kol geziyordu.
“Evet, şimdi yat şu sedyeye ve bedenine gir.” dedi. Hastaneye gelmiştik, koridordan geçerken perişan haldeki anne ve babamı görmüştüm ama onlara sarılmama ve konuşmaya çalışmama rağmen ne beni hissettiler ne de beni duydular. Eğer şimdi tekrar bedenime girersem, yeniden onlara sarıldığımda beni kollarının arasına alabileceklerdi. Yüzümdeki meraklı ifade ile Süslü Hanım’a baktım.
Kablolar arasında, sedyede cansız bir şekilde yatan bedenime baktıktan sonra tekrar Süslü Hanım’a baktım.
Ondan onay almak istiyordum.
“Hadi, bedenine dön.” Yutkundum ve derin bir nefes aldıktan sonra yavaşça sedyeye yaklaştım. Bedenimi incitmemeye çalışarak önce sedyeye oturdum ve sonrasında yavaşça ayaklarımı ileriye doğru uzattım. Sonrasında bu pozisyonumu hiç bozmadan sırtüstü, geriye doğru yattım. Bedenim gibi uzanmıştım ve bedenime dönmek için hazırdım.