bc

MAFYANIN BEBEĞİNE SÜTANNE

book_age18+
10
TAKİP ET
1K
OKU
dark
love-triangle
contract marriage
family
mafia
gangster
heir/heiress
drama
bxg
kicking
single daddy
campus
cheating
musclebear
assistant
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Bazı günahlar sadece kanla yıkanmaz; bazıları süt kokulu bir merhamete muhtaçtır."Kendi bebeğini toprağa vereli yirmi bir gün olmuştu. Burcu’nun göğüslerindeki sızıyı dindirecek hiçbir ilaç, ruhundaki boşluğu dolduracak hiçbir teselli yoktu. Ta ki o ilanı görene kadar: "Süt anne aranıyor. Acil."O kapıdan içeri girdiğinde, sadece bir bebeği doyuracağını sanıyordu. Oysa o, yeraltı dünyasının korkulu rüyası, bakışları barut, ruhu zindan karası Korhan’ın krallığına adım atmıştı."Sen sadece bir süt anne değilsin sarışın," diye fısıldadı adam, genç kadını kendiyle duvar arasına sıkıştırırken. "Sen benim en zayıf noktamı besleyen, ama benim en vahşi yanımı uyandıran o yasaklı meyvesin."Biri evlat acısıyla kavrulan yaralı bir ceylan, diğeri o ceylanı pençesinde tutmaya çalışan karanlık bir adam...“Attığım her tokat aramızdaki mesafeyi kapatıyor, ona her karşı koyuşum beni onun altın kafesine biraz daha mühürlüyordu. O, celladım olmaya yeminliydi; bense onun kucağında ölmeye mahkûm.”

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1.BÖLÜM-GÖMÜLEMEYEN YAS
İstanbul’un üzerine çöken gri bulutlar, sanki Burcu’nun ruhunun bir yansımasıydı. Genç kadın, elindeki buruşmuş kağıdı titreyen parmaklarıyla düzeltti. Haftalardır devam eden o dilsiz ağrı, göğüs kafesinin altında bir mühür gibi çakılı duruyordu. Kendi bebeğinin -doğmadan toprağa giden o minicik mucizenin- ardından geçen yirmi bir gün, yirmi bir asır gibi geçmişti. Aldatılmışlık, ihanet ve kucağındaki o boşluk hissi... Bir de üzerine kalan borçlar. Burcu, hayata tutunacak tek bir dalı kalmamışken o ilanı görmüştü. "Sütanne aranıyor. Acil." İlanın verildiği adres, şehrin dışındaki devasa koruların ardına gizlenmiş, yüksek duvarlı bir malikaneydi. Kapıdaki siyah giyimli, suratları mermer kadar soğuk adamlara bakarken bir an geri dönmeyi düşündü. Burası sıradan bir zengin evi değildi. Havada, insanın genzini yakan metalik bir koku, sanki görünmez bir elektrik akımı vardı. "Ben... İlan için gelmiştim," diyebildi Burcu. Mavi gözleri, uykusuzluktan ve ağlamaktan kızarmıştı ama bakışlarındaki o deli dolu, inatçı parıltı hala oradaydı. Korumalar onu tepeden tırnağa süzdüler. Bir kadından ziyade, bir tehdit analizi yapıyor gibiydiler. Telsizlerinden gelen cızırtılı onay sonrası, o ağır demir kapılar bir hapishane kapısı gibi arkasından kapandı. Burcu, içeri adım attığında hayatının bir daha asla eskisi gibi olmayacağını henüz bilmiyordu. Evin içi, dışarıdaki soğuktan daha buz gibiydi. Lüks mobilyalar, ağır tablolar ve paha biçilmez antika vazolar... Her şey o kadar kusursuzdu ki, bu evde yaşayanların insan olduğundan şüphe edebilirdi. Ta ki o sesi duyana kadar. Üst kattan gelen bebek çığlığı, modern bir evin duvarlarına çarpan sıradan bir ses değildi. Bu, nefesi kesilen, açlıktan ziyade acıyla ve terk edilmişlikle kıvranan bir ruhun feryadıydı. Burcu’nun göğüsleri o an sızladı. Süt, bir yasın nişanesi gibi kazağının altından akmaya başlarken, mantığını bir kenara bıraktı. "Kimse yok mu?" diye bağırdı salona doğru. "Bebek ölüyor, duymuyor musunuz?" Cevap gelmeyince, koridorun sonundaki merdivenlere atıldı. O an önüne çıkan iki koruma onu durdurmaya çalıştı ama Burcu, yetimhanede büyümenin verdiği o hırçınlıkla aralarından sıyrıldı. "Çekilin önümden! Bebeğin nefesi kesildi ağlamaktan!" Kapısı yarı açık olan odaya daldığında, gördüğü manzara nefesini kesti onun da. Oda loştu. İçeride ağır bir tütün ve barut kokusu vardı. Odanın ortasında, devasa cüssesiyle sırtı kapıya dönük bir adam duruyordu. Kucağındaki minicik bebeği sakinleştirmeye çalışıyor, ama elleri o kadar büyük ve tutuşu o kadar gergindi ki, bebek sanki bir yırtıcının pençesindeymiş gibi daha çok feryat ediyordu. "Ver onu bana!" Adam yavaşça döndü. Burcu, hayatında hiç bu kadar karanlık, bu kadar keskin gözlerle karşılaşmamıştı. Korhan. Yüzünde sanki bin yıllık bir savaşın yorgunluğu ve hiç sönmeyen bir nefretin izi vardı. Çenesi o kadar sıkılmıştı ki, kemikleri derisini delecekmiş gibi duruyordu. "Sen de kimsin?" dedi Korhan. Sesi, yerin yedi kat altından gelen bir gürültü gibi odayı titretti. "İsimleri sonra sorarsın," dedi Burcu, korkusunu öfkesinin ardına gizleyerek. Adamın yanına ulaştı ve kollarını uzattı. "Beceremiyorsun işte. O bir oyuncak değil, bir can. Bırak onu." Korhan, karşısındaki bu minyon, sarışın ama bir o kadar da gözü pek kadının cüretine şaşırmıştı. Normalde onun yanına izinsiz girenlerin sonu iyi bitmezdi. Ama kucağındaki bebeğin -oğlunun- moraran yüzü ona başka seçenek bırakmadı. Bebeği, Burcu’nun kollarına bıraktı. O an, mucize gerçekleşti. Burcu’nun bebeği göğsüne yasladığı, o tanıdık süt kokusunun bebeğin burnuna ulaştığı an, o kulak tırmalayan feryat bir anda kesildi. Bebek, hıçkırıklarla sarsılarak Burcu’nun sıcaklığına sokuldu. Burcu, bir köşedeki koltuğa çöktü. Etrafındaki o tehlikeli adamı, odayı saran silahlı sessizliği, kendi acısını... Hepsini unuttu. Korhan, odanın ortasında bir heykel gibi dikilmiş, hayatında ilk defa kontrol edemediği bir güce şahit oluyordu. Bu kadın, sadece birkaç saniye içinde, orduların yapamadığını yapmış; Korhan’ın dünyasındaki tek saf şeyi, oğlunu sakinleştirmişti. "Adın ne?" diye sordu Korhan, bu sefer sesi biraz daha alçak ama yine de emrediciydi. Burcu, bebeğin saçsız kafasını okşarken başını kaldırdı. Mavi gözleri, Korhan’ın karanlığına meydan okudu. "Burcu. Senin adın ne, ey büyük komutan? Yoksa sen de bu evin demirbaşı mısın?" Korhan’ın dudaklarında çok hafif, neredeyse fark edilmeyen, tehlikeli bir gülümseme belirdi. "Ben Korhan. Ve bu evde hiçbir şey sebepsiz yere bulunmaz, Burcu." Burcu duyduğu cümleyi o an için umursamadı. Kendini yapacağı şeye hazırlamak istedi birkaç saniye. Gözlerinden sessiz yaşlar dökülmeye başlamışken hafif yan döndü ve üzerindeki elbisenin göğsünü sıyırdı. Anne yanı için için yanarken tenine değen küçük dudaklar derin bir rahatlama bahşetti bedenine. Günlerdir içinde bir kor vardı ve durmadan yanıyordu. Göğsüne yapışan minik ağız ve parmaklar o yangına su serpmişti. Gözlerini kapadı ve öylece bu anın içinde, kendi iç hesaplaşmasını bir kenara bırakarak dinen acısının keyfini çıkardı. Sonra yine suçluluk pençesine düşebilirdi. Odanın loşluğu, sadece bebeğin ritmik emme sesleriyle bölünen ağır bir sessizliğe büründü. Korhan, olduğu yerde çakılı kalmıştı. Hayatında binlerce pazarlığa, savaşa ve ölüme tanıklık etmiş bu adam, şimdi karşısındaki kadının -hiç tanımadığı, odasına pervasızca dalan bu yabancının- oğluna hayat verişini izliyordu. Gözleri, Burcu’nun yüzündeki o acı dolu huzura takıldı. Sessizce süzülen yaşlar, kadının yanaklarında parlıyordu. Korhan, içinde daha önce hiç hissetmediği bir karmaşanın uyandığını hissetti. Bu, sadece bir süt anne değildi; bu, oğlunun hayattaki tek zayıf noktasını, o durdurulamaz çığlığı susturan tek güçtü. Ve bu güç, Korhan’ın kontrolü dışındaydı. Yavaşça koltuğa doğru bir adım attı. Adımları, zemindeki pahalı halının üzerinde bile tehditkâr bir yankı bırakıyordu. "Daha önce..." dedi Korhan, sesi odadaki barut kokusuna karışan bir feryat gibiydi. "...hiç susmadı. Aylardır. Çoğu zaman kimse onu susturamadı, yorgunluktan uyuyakalana kadar." Burcu, gözlerini açmadan hafifçe başını salladı. Parmakları, Aras’ın minik, saçsız kafasında gezinirken sesi buğulu çıktı. "Çünkü kimse ona nefes vermedi. Sadece susturmaya çalıştılar." Korhan, kadının sözlerindeki o ince ama keskin eleştiriyi hissetti. Çenesi tekrar kasıldı. "Nefes mi? Ben onun için dünyayı yakarım. Her şeyi veriyorum." Burcu, o an gözlerini açtı. Mavi gözleri, uykusuzluğun kızıllığına rağmen Korhan’ın karanlığına dikildi. Bakışlarında, az önce onu azarlayan hırçın kızdan ziyade, evladını kaybetmiş bir annenin bilgeliği ve acısı vardı. "Dünyayı yakmak yetmez," dedi Burcu, sesi fısıltıdan biraz daha gür, ama bebeği ürkütmeyecek kadar yumuşaktı. "Bazen sadece..." Duraksadı, boğazındaki düğüm izin vermedi devam etmesine. Kendi bebeğinin adını anmak istedi o an, ama dudakları mühürlendi. "...sadece tenine değen teninin sıcaklığı gerekir. Savaşçı ruhunla onu koruyabilirsin, ama böyle yaşatamazsın." Korhan, kadının bu cüretkar sözleri karşısında ne yapacağını bilemedi. Normalde onun sözünü kesen, onu eleştiren herkes bedelini ağır öderdi. Ama bu kadın... bu kadın oğlunun nefesiydi artık. "Sen..." dedi Korhan, kadına doğru biraz daha eğilerek. Aramızdaki mesafe azaldığında, barut kokusu süt kokusunu bastırdı. "Sen nereden biliyorsun yaşatmayı, Burcu? Gözlerindeki bu acı... bu hangi savaşın izi?" Burcu’nun gözleri tekrar doldu. Aras, emmeyi bırakıp derin bir nefes aldı ve tekrar meme ucuna yapıştı. Burcu, o an kendi içindeki o kor yangınının, Aras’ın küçük ağzında şifaya dönüştüğünü hissetti. Suçluluk hissi, bir anlığına yerini bu minik cana duyulan şefkate bıraktı. "Bu savaşı kimse kazanmadı, Korhan," dedi Burcu, sesi titreyerek. "Ama şimdi... şimdi bu küçük yüreğin atması, benim tek barışım." Korhan, kadının bu cevabıyla daha da karmaşık duygulara sürüklendi. Bu kadını araştırmalıydı, kim olduğunu, neden bu ilana başvurduğunu öğrenmeliydi. Ama o an, sadece oğlunun huzurlu yüzünü izlemek ve bu kadının getirdiği o garip, yabancı huzura teslim olmak istedi. "İşini bitir," dedi Korhan, sesi tekrar sertleşerek ama bu sefer içinde bir parça yorgunluk barındırarak. "Sonra aşağıya gel. Konuşacaklarımız var." Dönüp odadan çıkarken, Burcu’nun arkasından fısıldadığı o son cümleyi duyup duymadığını bilmiyordu: "Konuşacak bir şey yok, Korhan. Ben sadece süt veririm. Ruhumu değil." Adamın gözlerinde gördüğü yangın onu bu düşünceye sevk etmişti. Karşısında üryan kalmış bir ruhtan ibaret gibi hissetmişti. O adam ise ruhunu avuçlarına hapsetmek isteyen bir canavar. O canavarın oğluna yaşam bahşediyordu şu an.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

ATEŞLİ DADI

read
28.0K
bc

KÜÇÜK AĞA [HALEF +21][KUMA]

read
19.2K
bc

CEHENNEM MAZGALI+18

read
8.6K
bc

Kahpenin Kızı +18

read
6.2K
bc

YIRTICI EVLİLİK |+18|

read
174.8K
bc

Ayrılan YOLLAR +21

read
195.4K
bc

Sahte Karım

read
394.6K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook