2. Bölüm Hadi oyun başlasın! (Part I)

1103 Kelimeler
“Deniz, az önceki çifti gördün mü? Nil’e benzettim kızı.” Mert sormuştu bu soruyu. “Hayır, dikkat etmedim. Nil miymiş?” Aslında görmüştü Deniz kapıdaki çifti. Hatta kız gerçekten Nil’e de benziyordu. Sadece öyle bir adamın yanında Nil’in olma ihtimali olamazdı. Adam yakışıklı, kadınların bebek yüzlü diye tarif ettiği cinstendi. Nil’i uzun süredir tanıyordu. Böyle bir adamla arkadaş olsa illa bilirdi. “Ben de kızın yüzünü tam göremediğim için sana sormuştum.” Mert tam başka bir şey daha söyleyecekti ki Emre araya girdi. “Oğlum senin işin gücün yok mu? Yaşlı teyzeler gibi çiftleri mi süzüyorsun?” Mert, Emre’ye yalandan vurdu. “Laflıyoruz şurada. Sen de ne abarttın. Sadece ben Nil’in Deniz’den hoşlandığını düşündüğüm için kızı görünce dikkat ettim.” Deniz, Mert’in söylediklerine cevap vermedi. Aslında Deniz de durumun farkındaydı ama haftalardır farkında değilmiş gibi davranıyordu. Düşününce suç kendisindeydi. Sadece kabul etmesi gururuna dokunuyordu. Eğer o olay olmasaydı... “Deniz sen de mi Mert gibi düşünüyorsun? Sustun kaldın, bakıyorum.” Arkadaşları Deniz’den bir cevap bekliyordu. “Hayır, tabii ki. Olur mu öyle şey...” elbette gerçek düşüncesini paylaşacak değildi “biz Nil’le çok iyi arkadaşız. Aramızda başka bir şey olamaz.” “Niye sırıtıyorsun şimdi Mert? Adam yok öyle bir şey dedi.” Mert, Emre’nin duruma uyanmamasına hasta oldu. “Oğlum adamın dediği ile benim söylediğim aynı şey mi?” Mert bir an konuşmaya devam etmesem mi acaba diye düşünse de söylemek istediklerini içinde tutamadı. “Ben Deniz’le çift olurlar mı, demedim ki. Nil Deniz’den hoşlanıyor dedim.” Deniz Mert’e sinirlenmeye başlamıştı artık. Ama belli edemezdi. “Neyse kapayalım bu konuyu arkadaşlar. Benim gitmem lazım.” Deniz apar topar yerinden kalktı. Arkadaşları bir şey diyemedi. “Gördün mü, adamı sinirlendirdin işte. Nil’le arkadaşlar niye hoşlanma mevzusu açıyorsun durduk yere?” Mert, Deniz’in yakın arkadaşıydı. O da Nil’le ilişkilerine aylardır şahit oluyordu. Onun Melis’ten hoşlandığını duyana kadar Deniz’in de Nil’den hoşlandığını sanıyordu. Arkadaşı da olsa Deniz’in bu ikiyüzlülüğüne içten içe sinir oluyordu. “Boş ver Emre. Deniz’in kızacağını düşünemedim. Muhabbet olsun istedim ama alınganlık yapacağı tuttu beyefendinin.” Emre’nin aksine Deniz’in kalkıp gitmesi Mert’in hoşuna gitti. Kendisine bir Türk kahvesi söyledi. “Hayret bir şeysin Mert. Adam gitti diyorum sen kahve diyorsun,” ben bir şey kaçırıyorum galiba, Mert kasıtlı olarak mı sordu o soruyu? Adam bir şey olmamış gibi kahvesini içiyor. Aman ya bana ne? * Suay ile Nil’in buluşmasının üzerinden bir hafta geçmişti. Suay için en zor kısım oyunun başlangıcıydı. Aklında bir şey yokmuş gibi ailesinin evine geldi. En son evden bir sinir harbiyle çıkmıştı. Gazetede restoranıyla ilgili çıkan köşe yazısı yüzünden babasıyla kavga etmişti. Ama nereden bilebilirdi ki takıldığı kadının gurme olduğunu? Sırf onu bir daha aramadı diye yemeklerini yerden yere vurmuştu. Oysa bu konuda mütevazi olamayacak kadar başarılıydı. Suay mutfağa girdiğinde her şeyi unutup yalnızca yemeğine odaklanan tanınmış bir şefti. Babası bunu nasıl bilmezdi de uyduruk bir yazıya göre onu yargılardı. O gün o kadar sinirlenmişti ki nereye gittiğine bakmadan yürümüştü. Önüne çıkan bir kafeye yorulduğu için girmişti. Şimdi düşünüyordu da Nil’in orada ne işi vardı? Masasına birden gelip bir teklifim var demişti. Kızın aniden karşısında olmasına mı yoksa tanımadığı bir kadının anlaşma teklif etmesine mi şaşırsındı? Ona ertesi gün için randevu verip geldiği gibi gitmişti. “Oğlum, geldiğinden beri ağzını bıçak açmıyor. Ne düşünüyorsun öyle?” Annesinin konuşmasıyla düşüncelerinden sıyrıldı. “Bir şeyim yok anne, sadece biraz yorgunum,” tekrar düşünmeye başladı. Eğer Nil de bu apartmanda yaşıyorsa o gün nasıl karşısına çıkabilmişti? Hiç de buraya yakın bir yer değildi o kafe. “Ne yorgunluğundan bahsediyorsun, sanki işlerin bozulduğunu bilmiyorum ben.” Eğer babası can alıcı yerden konuşmasaydı Nil’in orada ne işi olduğuna dair daha fazla kafa yorar, kızı gördüğünde de sorardı. Lakin babası yine onu sinirlendirmeye başlamıştı. Ama bu sefer kendine hakim olması gerekiyordu. “Baba, yine başlamayalım,” nasıl devam edip de konuyu Nil’e daha doğrusu babasının peri kızı diye anlattığı kadına getirmeliydi? İş konusu açılırsa bu ihtimal bile olmazdı. Neyse ki annesi yemeğe çağırdı da konu işe gelmedi. * “Biliyor musun Suay aslında biz birbirimizi tanıyoruz,” diye anlatmaya başlamıştı Nil planını. “Sana bu söylediğim de garip geliyor tabii. Ama hikayemi bitirince sen de nasıl tanışık olduğumuzu anlayacaksın. Senin ailenle benim ailem aynı apartmanda oturuyor. Annemle Sevim teyze çok iyi arkadaş. Onların samimiyeti iki aileyi dost yaptı. Bu samimiyet zamanla beni de kapsadı. Sadece annen değil baban Sami Bey de beni çok sever. Belki de baban daha çok seviyor olabilir.” Aklına ne geldiyse Nil’i gülümsetti. Suay da yavaş yavaş anlamaya başladı. “Ne diyordum, baban beni ayrı sever. Bana hep keşke sen benim kızım olsan deyip durur. Bir zaman sonra bu takılması, keşke sen benim gelinim olsana dönüştü. Beni bu kadar sevmesi hoşuma gidiyordu tabii. Ama gülüp geçiyordum. Şimdi bir şeyler geçiyor mu aklından?” Suay kızı dinlerken tam da söylediği gibi her ev ziyaretinde babasının aynı yakınmalarını hatırladı. ‘Oğlum bak bu apartmanda bir peri kızı var. Ailesi de düzgün kendisi de öyle. Onunla baş gözetsek ya seni,’ babasından duyardı bu cümleleri ama onu hep geçiştirirdi. Demek bahsettiği peri kızı Nil’di. “Bakışlarından bir şeyleri anladığını varsayıyorum. İşte babanın böyle konuştuğu bir gün aklıma bu plan geldi.” Nil’in planında o, üç yıl evli kalarak babasının yakınmasından kurtulacak ve bozulan imajını düzeltecekti. Nil ilk konuşmasında sadece onun nasıl kazançlı olacağını anlatmıştı. Ama kendisi neden böyle bir evlilik istiyordu? “Her şeyi anlıyorum da sen neden böyle bir evlilik istiyorsun?” Nil’in bir an yüzü düştü. O kadar kısacık bir andı ki Suay yanlış gördüğünü düşündü. “Benim de çıkarım var elbet. İlk olarak ailemin evlen baskısından kurtulmak istiyorum. Sürekli yaşın geldi geçiyor muhabbetinden bıktım.” “Sadece bu baskıdan dolayı mı?” Suay az çok tahmin edebiliyordu ama Nil hâlâ gençti. Pekâla, seveceği birini bekleyebilirdi. Ayrıca evliliğin yaşı mı olurdu? “Tabii ki de sadece bu değil...” Nil gözlerini kaçırdı. “Ben, özgür olmak istiyorum,” dedi. “Nasıl yani? Pek anlamadım, kusura bakma.” Suay gerçekten anlamamıştı Nil’i. “Önemli değil, anlaman için bu toplumda kadın olman gerekir. Hemen yanlış anlama. Söylemek istediğim muhafazakar ailelerde bir kadının tek başına yaşıyor düşüncesinin dahi kabul edilemiyor oluşu. Ben ekonomik özgürlüğüme kavuşunca ailemden bağımsız yaşayabileceğimi sanıyordum. Ama ailem bunun lafını bile ettirmedi. Bilseydim şimdi çalıştığım okulu tercih etmezdim. Üç yıl sonra yeniden tercih hakkım olacak. Boşanmamızın ardından sanki hayata tekrar başlıyormuşum gibi yapacağım. Yeni okul, yeni ev.” Konuşmasını bitirince Suay’ın nasıl tepki vereceğine baktı. Söylediklerini yeterli bulmamış mıydı? “Tamam, anladım. Üç yıl evli kalmak da bu yüzden mi?” Suay bu detaylı açıklamadan tatmin olmamıştı. Ama ne diyebilirdi ki? Hakkı da yoktu. O yüzden kurcalamadı. Eğer Suay, Nil’in bu planı gerçekte niye istediğini bilseydi bu anlaşmayı asla kabul etmezdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE