1. BÖLÜM / MEHİR’İN DÖNÜŞÜ
Kitabımıza Hoşgeldiniz ?
Kitaba başladığınız saati buraya bırakın lütfen. ?
Keyifli okumalar...?
SOYSALAN malikanesi uzun bir günün akşamında yemek masasındaki yerlerini almış , hizmetli kadınların tabaklara servis yapmasını büyük bir sessizlikle bekliyorlardı. Evin büyüğü Nebibe Hanım karşısında oturan torununa şefkatle gülümsedi.
"Bir sorun mu var Acar , iyi görünmüyorsun." Acar yorgun mavilerini masanın üzerinde hafif bir dalgalanmayla isteksiz yanan şamdanın alevinden büyükannesinin kahve gözlerine indirdi.
"Bir şey düşünüyordum sadece." Acar'ın aklı öğleden sonra yanına gelen Asaf’ın yeraltında bilinen ismiyle Han’dan getirdiği teklifteydi. Yer altında asırlardır süregelen düzeni bozan adama yoldaşlık etmek , hele de İstanbul’u bir çırpıcı gibi karıştırdıktan sonra ona arka çıkmak ne denli akıl kârıydı ?
Amerika'da tanıştığı Asaf’la eskiden gelen yakın bir dostluğu olmuştu ancak hiçbir zaman Asaf Çağhan’ın adını geçirmemişti. Ona bu denli sadık ve bağlı olduğunu bilmiyordu , şimdi daha iyi anlıyordu Asaf’a sunduğu teklifi Asaf’ın kabul etmeyip Amerika’da kalmaya devam edişini.
Han onunla bir anlaşma yapmış olmalıydı , Han’ın tarzı buydu , herkesle anlaşma yapardı. Yalnızca kendisinin sınırlarını belirlediği gizli bir anlaşma. Demek tanışmalarının zamanı gelmişti. Acar'ın Han’ın düşmanı olmak gibi bir derdi yoktu , nihayetinde Han da yarattığı kaosun ortasında hesapta olmayan bir düşman istemezdi.
"Abi ?" Acar kız kardeşinin ona seslenmesiyle dikkatini ona verdi.
"Acaba diyorum yarın şirkete gelmesem olur mu ?"
Genç adam tabağını dolduran Zahide Hanım'a kısa bir teşekkür ederek kardeşine yeniden döndü.
"Sebep ?"
Yıldız oturduğu yerde kıpırdanarak abisine tatlı tatlı gülümsedi.
"Şahsi birkaç işim var."
Acar mavilerini kardeşinden çekerek tabağındaki yemeğe indirdi.
"İkna olmadım Yıldız , daha ikna edici bir açıklaman yoksa yemeğine devam et." Yıldız düşen suratıyla kaşlarını çattı.
"Abi staj yapıyorum ya staj ! Millet haftada bir gidiyor ben haftanın altı günü köpeğin gibi tin tin peşinden şirkete geliyorum. Özel hayatım diye bir şeyim kalmadı zaten , hiç mi işim olmasın benim ?"
Nebibe Hanım körpecik kızın sitemine karşın anlayışla gülümsedi. Fikret Hanım, Acar'ın ve Yıldız'ın annesi , kızına dönerek gözlerini tehditvari bir şekilde kocaman açarak bıçakla tabağına vura vura bonfilesini kesmeye çalışan kızını göz hapsine aldı.
"Kızım yarınki işinin ne olduğunu açıkça dile getirirsen abinin anlayışla karşılayacağını düşünüyorum, değil mi Acar ?"
Son cümlesini oğluna bakarak kuran kadın Acar'ın kesin bir dille ret edişine karşın kabuğuna çekildi.
"Hayır. Herkes sorumluluklarını bilmek zorunda. Ben herkese keyfi izin verirsem şirkette kim çalışacak ?"
Yıldız elindeki çatalı tabağının kenarına bırakarak kollarını göğsünün altında bağladı.
"Pes ! Canını mı istedim sanki , alt tarafı vereceğin bir güncük izin." Acar şarabından bir yudum alarak boğazını ıslattı.
"Kızım , tamam artık uzatma , yemeğini ye."
Yıldız ellerini çözerek büyükannesinden tarafa döndü.
"Ama babaanne benim hayatım ne olacak ? Oldu olacak şirketin kolonlarından birine yerleştirin beni. Kalan ömrümü orada tamamlayayım."
"Şirkete gelmek zorunda değilsin , gün sonu raporunda bildiririm. Bir günlük izin hakkını kullanmış olursun." Yıldız göz devirerek umursamaz abisinden tarafa döndü. Katır inadı tutmuştu yine !
"Hakkımı kullanacak olsam neden senden izin isteyeyim abi ?"
Acar , kardeşini umursamadan tabağına odaklandığında varlığıyla ruhunu sızlatan kahve gözlerin yoğunluğunu hissetti sırtında. Çatalı tabağın üzerindeki büyük lokmaya batmış halde durdu. Yıldız'ın çemkirmek için aralanan dudakları salonun geniş kapısından girip salona açılan merdivenlerin başında duran kadınla aralık kaldı.
Mehir AKUSTA.
Acar SOYSALAN'IN kalbini işgal eden , dizlerini titreten , mavi gözlerine yaşam belirtisi eken kadın.
Acar'ın hezimetle biten büyük aşkı siyah deri çizmelerinin üzerine giydiği , siyah , kumaş , mini tulumunun içinde karşısında duruyordu. Üzerine giydiği siyah kabanla onu ilk tanıştıkları ânâ sürüklüyorken o günle şimdi arasında iki fark vardı. Biri Mehir'in o gün ne denli korkulu ve derdini anlatamadığı için kızgın olduğu , ikincisiyse o gece salık olan uzun saçlarının bu akşam tepeden sıkı bir at kuyruğu yapılmış oluşuydu. Yüzündeki kendinden emin gülüşü bu akşam malikanenin duvarları arasında şimşek gibi çakacaktı.
Fikret Hanım yan döndüğünde Yıldız'ın düştüğü şok havuzuna yuvarlandı. Nebibe Hanım önce sessizleşen torununa ardından kızının kireç kesilmiş yüzüne bakarak omzunun üzerinden arkasına döndüğünde gözleri siyah , kemikli çerçevesinin ardında büyüdü. Acar elindeki çatalı serbest bıraktığında çatalın metal omurgası porselen tabağa gürültüyle çarptı. Çıkan şangırtı şok içindeki hanımların oturdukları yerlerinde sıçramalarına neden oldu.
Acar , başını yavaşça kaldırdığında yalnızca ona kilitlenmiş , kalbi gümbürtüyle çarpan kadının kahve gözleriyle kesişti. Mehir'in dudakları yukarı kıvrıldığında alay eder gibi başını hafifçe aşağı eğerek eski eşine baş selamı verdi.
Acar kalbinin etrafını boylu boyunca saran dikenli telin iki ucundan tutup sıkıştırıldığını hissetti. Paslı dikenleri kalbine batarken solunda derin bir acı duydu. Ondan ayrı kaldığı bu bir senede kalbinin etrafındaki lanetli telin yok olduğunu sanmıştı. Ne zaman aklına düşse kalbine batan bu lanet onu terk etmemişti. Acar masasından kalktığında diğerleri de sandalyelerinden kalktılar.
"Buraya ne cüretle gelirsin !"
Karşısına geçmiş alaycı gülüşüyle onu seyreden kadına öfkeyle bağırdı adam. Göğüs kafesi hiddetle inip kalkarken gözbebeklerinden fırlayan bir akrep iğnesini aklarına batırıyordu. Canı yanıyordu , yaşlar göz kapakları arasına dolmak için an kolluyordu. Dişlerini kırarcasına sıkarak buna izin vermedi. Bu kadın dökeceği bir damla yaşı dahi hak etmiyordu.
Onu görmeye tahammülü yoktu. Bir hafta önce tamı tamına bir yıl olmuştu görmeyeli. Son defa gözlerine baktığı yer adliye koridoru olmuştu. Ona hayal kırıklığı ve nefretle bakan kadın şimdi karşısına dikilmiş, sanki hiçbir şey olmamış gibi gülümsüyordu.
"Bu kadını eve kim aldı !"
Daha geleli henüz iki ay bile olmayan hizmetli kız başını yere eğmiş Acar Soysalan'ın önünde tir tir titriyordu. Evin kıdemli hizmetlisi Zahide Hanım genç kızın önüne geçip Acar Bey'e açıklama yapacağı sıra genç kadın duvarın köşesine , yemek takımlarının bulunduğu dolabın yanına dönerek başını yere eğen kıza baktı. Küçük yüzünde kocaman parıldayan kahve gözlerini Acar'ın karşısında yavru bir kuş gibi titreyen genç hizmetliye diken kadın konuştu.
"Evdeki her duvara resmimi asıp altına içeri almayınız yazsaydın almazlardı."
Omuz silkerek Acar'ın gök mavisi gözlerine döndü. Neyse ki konu şu an hizmetli kız değildi , Acar'la bu yüzden tartışmaya gelmemişti , onların meselesi çok daha mühimdi.
"Evimi terk et !"
Acar'ın ev halkını birer adım geriye sıçratan sert sesi kadının umrunda olmamıştı. Acar'ın yüzüne hücum eden kanın beyaz tenine bıraktığı kızarıklık adım adım onu istediği kıvama getiriyordu. Sinirden kudurmasını istiyordu , onu delirtmekten keyif alıyordu. Gözlerinden mavi alevler çıkaran adamı büyük bir sakinlikle karşıladı Mehir.
"Sana duyduğunda bayılacağın bir haber vermeye geldim."
Acar kadının yüzüne öfkeli bir bakış atarak büyükannesinden tarafa döndü. Ona bakmaya daha fazla takati kalmamıştı. Zira gözleri öfke saçsa da zihninin karanlık odalarında unutulmuş boş tuvalin üzerinde kadının kara kalem çalışması yapılmaya başlanmıştı. Kalbi dikkat kesilmiş telaşla boşlukta atılan sırça darbelerini seyrediyor, ona dair unuttuğu bir ayrıntı var mı diye kontrol ediyordu. Hayır , önsüz geçen 375 gün hafızasından tek bir çizgi silmemişti.
"Şu kadını atın evimden, elimi değdirip kirlenmek istemiyorum."
Acar arkasına döndüğünde derin bir nefes aldı. Büyük adımlarla ondan kaçmak için taba rengindeki deri koltuklara doğru yürüyorken kadına doğru hızlı hızlı gelen hizmetliler kadının arkasına seslenmesiyle durdular.
"Galip abi !"
Mutfaktan çıkan bahçıvan , kadının arkasında durmuş kucağında tuttuğu kundakla bembeyaz kesilmiş ifadesiyle Nebibe Hanım'a bakıyordu. Hizmetliler ve evin geriye kalan halkı şaşkınca bakakaldılar. Hiç kimse hareket edemezken genç kadının dudakları yukarı doğru kıvrıldı.
"Sürpriz babası ! Oğlumuza merhaba de !"
Ayakları zemine çivilenen Acar'ın mavi gözlerindeki şaşkınlık bahçıvanın kucağında duran kundağa gittiğinde Acar'ın büyükannesi Nebibe Hanım yere yığıldı. Ev halkı telaşla Nebibe Hanım'a doğru koştururken genç kadın bahçıvana doğru dönerek oğlunu kucağına aldı ve kundağının içinde mışıl mışıl uyuyan oğlunun kulağına eğilerek mırıldandı.
"En azından birinin bayılacağını tutturduk oğlum."
Uyumakta olan çocuğun etli , kırmızı dudakları hafifçe kıvrıldı. Mehir çenesini dikleştirip donakalan adama baktı.
"Seni göremeden uyuyakaldı , umarım bize kızmazsın babası."
BÖLÜM SONU…
YENİ HİKAYEMLE KARŞINIZDAYIM :) DESTEĞİNİZİ BEKLİYORUM…